Modern savaşta dönüşüm: Algoritmik muharebe

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Annelise Capossela/Axios

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in birlikte İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, modern muharebe sahasının nasıl değiştiğini anlamak açısından önemli bir örnek sunuyor. Bu savaşın tüm boyutlarını bugün itibarıyla net biçimde ortaya koymak mümkün değil.

Devletler, kullandıkları teknolojiler ve operasyonel yöntemler konusunda sınırlı açıklama yapmayı tercih ediyor. Buna rağmen sahaya yansıyan sonuçlar, savaşın işleyiş mantığında köklü bir dönüşüm yaşandığını gösteriyor. Bu nedenle meseleyi belirli aktörlerin başarısı üzerinden değil, muharebenin geçirdiği yapısal değişim çerçevesinde ele almak daha anlamlı.

Bu değişimi anlamanın en sağlıklı yolu, en temel soruya dönmekten geçiyor: Bir savaşta hedef nasıl bulunur ve nasıl vurulur?

Bir hedefin vurulması, dışarıdan bakıldığında tek bir eylem gibi görünür. Oysa bu, birbiriyle bağlantılı aşamalardan oluşan karmaşık bir sürecin sonucudur. Önce sensörler sahayı tarar. Radarlar, uydular, insansız hava araçları ve elektronik dinleme sistemleri sürekli veri üretir. 

Bu sistemler bir hareket, bir sinyal ya da bir nesne tespit eder. Ardından bu verinin ne olduğu anlaşılmaya çalışılır. Tespit edilen şey bir askeri araç mı, sivil bir unsur mu, yoksa aldatma amaçlı bir hedef mi? Bu aşama kritik önemdedir, çünkü yanlış tanımlama doğrudan yanlış angajmana yol açabilir.

Bir sonraki adımda hedefin kime ait olduğu ve ne derece tehdit oluşturduğu değerlendirilir. Her tespit edilen unsur vurulmaz. Savaş alanında yüzlerce potansiyel hedef olabilir ve bunların önceliklendirilmesi gerekir. Komuta merkezleri, hava savunma sistemleri, lojistik hatlar ya da mobil füze rampaları farklı önceliklere sahiptir. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu noktada karar verilir: Hedef vurulacak mı, ertelenecek mi, yoksa gözlem altında mı tutulacak?

Kararın ardından hangi silahın kullanılacağı belirlenir. Her hedef için aynı yöntem uygun değildir. Son aşamada ise angajman gerçekleşir ve hedef vurulur. Bu zincir, askeri terminolojide “hedefleme zinciri (kill chain)” olarak adlandırılır ve aslında karar döngüsünün sahadaki karşılığıdır.

Geleneksel savaşlarda bu sürecin büyük bölümü insanlar tarafından yürütülürdü. İstihbarat analistleri farklı kaynaklardan gelen verileri inceler, karşılaştırır ve yorumlardı. Komuta kademesi bu bilgileri değerlendirir ve karar alırdı. Süreç kontrollüydü, ancak yavaştı. Verilerin toplanması, doğrulanması ve karar aşamasına gelmesi zaman alırdı. 

Bugün değişen şey, bu sürecin büyük ölçüde yazılımlar tarafından yürütülmeye başlanmasıdır. Burada sıkça kullanılan “algoritma” kavramını somutlaştırmak gerekir. Algoritma, en basit haliyle veriyi işleyen ve belirli kurallara göre sonuç üreten bir yazılımdır. Modern muharebe ortamında bu yazılımlar, sensörlerden gelen büyük veri akışını anlık olarak analiz edebilir.

Bu sistemler, görüntüleri tanıyabilir, nesneleri sınıflandırabilir ve daha önce öğrenilmiş örüntülerle karşılaştırarak bir hedefin ne olduğunu belirleyebilir. Bununla da sınırlı kalmaz. Hedefin önem derecesini hesaplayabilir, diğer hedeflerle ilişkisini kurabilir ve hangi hedefin önce vurulması gerektiğine dair önerilerde bulunabilir. Daha ileri aşamada ise hangi silahın kullanılmasının daha uygun olacağını belirleyebilir ve operatöre hazır bir hedef listesi sunabilir.

Buradaki asıl fark hız ve ölçekle ilgilidir. İnsanların saatler içinde yaptığı analizler, yazılımlar tarafından saniyeler içinde tamamlanabilir. Ancak daha önemli olan, aynı anda çok sayıda hedefin işlenebilmesidir. Modern savaş alanı, tekil hedeflerin bulunduğu bir ortam değil; birbirine bağlı, dinamik ve yoğun veri üreten bir sistemdir. Bu sistemi anlamak, insan kapasitesinin ötesine geçmeye başlamıştır.

Bu noktada askeri literatürde önemli bir yer tutan “karar (OODA)” döngüsü yeniden anlam kazanır. Gözlem, yönelim, karar ve eylem aşamalarından oluşan bu model, bir tarafın rakibine karşı nasıl üstünlük kurduğunu açıklar. Geleneksel anlayışta bu döngüyü daha hızlı işleten taraf avantaj elde eder. Ancak karar süreçleri makine hızına çıktığında, bu model farklı bir boyuta taşınır.

Artık mesele daha hızlı düşünmek değil, daha hızlı hesaplamaktır. Bir taraf hedefi tespit edip analiz ederken, kararını oluşturup uygulamaya geçebilir. Diğer taraf ise hâlâ durumu anlamlandırma aşamasında kalabilir. Bu durum, savaşın karşılıklı hamleler üzerine kurulu doğasını zayıflatır. Süreç, giderek tek tarafın hız üstünlüğü kurduğu bir yapıya dönüşür.

28 Şubat 2026’da başlayan savaşta ortaya çıkan tablo, bu dönüşümün sahadaki yansımasını gösterdi. Çok sayıda hedefin kısa sürede vurulabilmesi, karar zincirinin büyük ölçüde hızlandığını ve kısaldığını ortaya koydu. Özellikle komuta ve kontrol unsurlarının erken aşamada hedef alınması, karşı tarafın tepki üretme kapasitesini sınırladı.

Bu durum, modern savaşta önceliğin değiştiğini gösteriyor. Artık hedef yalnızca fiziksel unsurlar değil; karar verme mekanizmalarıdır. Bir ordunun sahip olduğu silah sistemleri, bu sistemleri ne kadar hızlı ve koordineli kullanabildiğiyle anlam kazanır. Eğer karar süreçleri aksarsa, mevcut kapasite sahaya yansıtılamaz.

Bu dönüşüm, insanın rolünü de yeniden tartışmaya açıyor. Resmî söylemde insanın karar döngüsünde kaldığı ifade edilse de pratikte bu rolün niteliği değişiyor. Operatörlerin önüne saniyeler içinde oluşturulmuş hedef listeleri geldiğinde, bu listelerin bağımsız biçimde değerlendirilmesi zorlaşıyor. Bu durum, insanı karar verici konumdan otomatik onaylayıcı konuma yaklaştırıyor. Konunun etik boyutu da burada başlıyor. 

İnsanın kararı, gerçekten insanî değerler dikkate alınarak mı veriliyor yoksa zaman baskısıyla otomatik bir onaya mı dönüşüyor? 

Sonuç olarak 28 Şubat 2026’da başlayan savaş, modern muharebe sahasında yeni bir dönemin işaretlerini veriyor. Bu dönüşümü belirli ülkelerin başarıları üzerinden okumak yerine, daha geniş bir eğilimin parçası olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü savaş artık daha hızlı hareket edenlerin değil, daha hızlı karar döngüsü kurabilenlerin alanı haline gelmektedir. Ve bu döngü giderek insanın değil, algoritmaların hızında işlemektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU