Bazen kendi kendime, "Zeki bırak şu siyasete dokunan konuları. Sen eğitim, tarih, sosyal konularda yaz" diyorum.
Böyle düşünen bir hayli yazar vardır. Nedeni, siyasetten uzak durarak toplumun bir kesimini karşılarına almamaktır.
Bu aynı zamanda eğilimlerini doğrudan değil, dolaylı yollardan ortaya koyan memur alışkanlığıdır.
Ne var ki, siyasetle doğrudan ilgilenmek, her yurttaşın hakkı olduğu kadar görevidir de.
Bir ülkenin insanları ülkenin yönetimiyle, yani siyasetle ne kadar yakından ilgilenirlerse ülkenin işleri o kadar düzgün gider.
Diktatörlük rejimleri halkın siyasetle ilgilenmesini çeşitli yollarla engellerler. Siyaset dar bir çevrenin av alanı hâlinde tutulur.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), zor günler geçiriyor.
Bu durum, yalnız partinin değil, milletin de geleceğini yakından ilgilendiriyor.
Varılacak sonuca göre Türkiye, ya anayasal, çok partili bir rejimde karar kılacak ya da başında şimdilik Tayyip Erdoğan'ın bulunduğu, ileride de onun devredeceği tek adam rejimi hâlinde kalacak.
Takrir-i Sükûn'un öcü mü alınıyor?
Tam da AKP'nin tek parti ve tek adam rejimini kurma sürecinde CHP'ye karşı giriştiği operasyonlar, bunun 1925'te CHP iktidarı döneminde bütün partilerin yasaklanması, basırna sansü konulması eylemini hatırlatıyor.
Takrir-i Sükûn (Sessizlik kararları) anlamına gelen uygulama, şimdiki AKP'lilerin kendilerine en yakın hissettikleri Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması ve yöneticilerinin 1926'da İzmir Suikastı nedeniyle yargılama altına alınmalarını da doğurdu.
Türkiye artık siyaseten çok sesli değil, tek sesliydi. O ses, CHP'nin sesiydi. Aradan 100 yıla yakın bir zaman geçmiş, devran dönmüş, Terakkiperver Partisi'ni kapatan CHP'yi kapatmaya sıra gelmişti!
Şu, imam hatip okullarını kapatan, başörtülü kadınları Meclise sokmayan, tarikat ehline sıcak bakmayan CHP kapatılmalı ve artık "dindar ve kindar" Türkiye'ye askıntı olmaktan çıkarılmalıydı.
CHP hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden başlamak üzere yürütülen soruşturmanın tek nedeninin bu olduğu çok açıktır.
Hükümetin niyeti, siyasetin çeşitli yollarla kirlenmesine karşı çıkmak, seçimlere bulaşan yolsuzlukları önlemek olsaydı, buna herhâlde önce kendi partisinden başlardı.
Bu yolsuzlukların iktidar partisinde fazlasıyla bulunduğu yolunda çok fazla iddia ve gözlem var. İktidar partisi, CHP üzerine abanmakla niyetinin temiz toplum olduğuna kamuoyunu inandırmak için, iktidar partisinin elindeki belediyeler için de kıytırık bir iki dava açabilir.
CHP'nin temizlenme ihtiyacı
CHP'li belediyeler hakkında yapılan soruşturma ve yargılamalardan ortaya saçılan bilgilere göre, bu partinin içindeki ilişkilerin bir kısmının temiz olmadığını, işin içine ihalelerden partiye para aktarıldığını, bazı delegelerin oylarının satın alınması yoluna gidildiğini gösteriyor.
Kesin bilgiler, yargılama sonunda ortaya çıkacak olmakla birlikte kamuoyu vicdanı şimdiden bu konuda ikna olmuş gibidir.
Fanatik CHP'liler ise, aynen AKP'li seçmenin kendi parti hakkında gösterdiği tutum gibi bu konuda kulaklarını tıkamıştır.
CHP yönetimi ve fanatik particilerinden CHP'yi arındırmak gibi bir hareket beklenemez. Vazgeçmediğini göstermek istiyor.
Parti topluluğu, iktidar yürüyüşünün önünün kesilmek istenmesi üzerine soğuk sıcak demeden miting meydanlarını doldurarak yılmadığını, mücadeleden vazgeçmediğini göstermek istiyor.
Ancak CHP hakkında olumsuz yayınlardan etkilenen bir ara kitlenin olduğu da inkâr edilemez.
Seçim anketleri uzun süre CHP'yi ileride gösterirken son aylarda yapılan anketler, AKP'nin birinci parti olduğunu gösteriyor.
Nerede hata yapıldı?
İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni üst üste kazanması ve bu seçime karşı hükümetin yaptığı haksızlık, CHP için önemli bir avantaj yaratmıştı.
Büyük kentlerin seçmenleri laikleşiyor ve CHP'ye oy veriyor, CHP, Kürtlerle seçim ittifakı yapabiliyordu.
Bu gelişmeler, iktidarı fena hâlde ürkütmüş olmalı ki, CHP'yi, CHP'li belediyeleri kanun dışı işlere bulaşmış göstermek ve kent ittifakını da bölücülük olarak gösterip "terör" kıskacına alma yoluna gitti.
CHP iyice itibarsızlaştırılır, güçsüzleştirilir ve AKP-MHP iktidar bloğunun yanına Kürtler de alınırsa İslamcı-milliyetçi bir burjuva iktidarı sürdürülebilirdi.
Muhalefetin bu yolla ezilmesinin örnekleri yok değildi. İttihat ve Terakki'nin 1909'da bütün muhalefeti yasaklaması ve sopalı seçim, 1926'daki İzmir İstiklal Mahkemesi'nin Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticilerini yargılayıp mahkûm etmesi (Kâzım Karabekir, İsmet Paşa'nın iltiması ile ölümden dönmüştür) gibi bir örnekten başka Demokrat Parti'nin 1960 öncesi CHP hakkında tahkikat komisyonu kurup onu kapatmaya niyetlenmesi gibi örnekler vardı.
Son örnekte de görüldüğü gibi Demokrat Parti, bu gibi hareketlerinin bedelini kendisi yasaklanarak ödemiştir.
Ekrem İmamoğlu, belediye başkanlığını üst üste kazanmanın verdiği özgüvenle seçimlere daha bir hayli vakit varken cumhurbaşkanı olmak istedi.
Bunun için CHP'yi ele geçirmesi ve adaylık işlerinin parti tarafından kotarılması gerekiyordu.
CHP Kongresi'nde bazı kişilerin oylarının para ve iş karşılığı satın alındığı iddiaları ileri sürüldü.
İstanbul'da Akın Gürlek'in savcı olarak görevlendirildiği soruşturmalarda da belediyelerde çok sayıda rüşvet olayı ortalığa saçıldı.
Bunların büyük çoğunluğu rüşvet alan ve verenlerin pişmanlık ifadelerinde ortaya çıkıyordu.
Parti topluluğu bu konuda bir şaşkınlık yaşadıysa da iddialara gözlerini kapatmayı tercih etti.
İddiaların birer iftira olduğu savunması yapıldı fakat ortaya çıkan gerçekler reddedilemez bir boyuta ulaşınca parti ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı.
Şimdi bu konuda bir yol ayrımına gelinmiş bulunuyor. Parti, ya iddiaları toptan reddetmeye devam edecek ya da bunlardan kanıtlanma aşamasına gelmiş veya kamuoyu nezdinde gerçeklik kazanmış olanlar için partiden ihraç kararları vererek partinin yolsuzluk yapanları içinde barındırmayacağını göstererek psikolojik olarak rahatlayacaktır.
Moral tazeleyecektir. Uşak Belediye Başkanı hakkında alınan ihraç kararıyla bu adım atılmıştır fakat bu konuda atılacak daha bir hayli adım vardır.
Neden bu kadar pervasız davranabildiler?
CHP belediyeleri ve parti kongresi hakkında davalar, birtakım partililerin çıkar sağlamada, rüşvet vermede ve almada nasıl bu kadar rahat davrandığını sorduruyor.
Bunun yanıtı açıktır. Türkiye'de ihale ve işe adam almalar ancak bu sistemle yürür. Müteahhitler de bunu bildikleri için hemen bütün işlerini rüşvetle görmüşlerdir.
Cezadan kurtulmak için etkin pişmanlık yasasından yararlanmak için dökülmüşlerdir. Bunun yanında belediye çalışanları da bu ilişkileri doğal karşılamışlardır.
Belediye başkanının güya işe aldığı bir bankamatik memurunun bu durumundan başkan yardımcılarının, muhasebecinin veya çalıştığı gösterilen dairedeki görevlilerin haberi yok mudur? Neden hiçbiri böyle bir duruma itiraz etmemiştir?
Türkiye'de herkes bir işe girmek için adamını bulmak gerektiğini bilir.
CHP belediyelerindeki usulsüzlükler hakkında soruşturma başlatan AKP iktidarı, bunun kendi belediyelerinin de soruşturulması için örnek oluşturacağını, dolayısıyla kaldırdığı taşın kendi ayağına düşeceğini düşünmemiş midir?
Bunu düşünmemesi mümkün değildir.
AKP'lilerin iş ve işlemleri ancak bir iktidar değişikliğinde ve o da eski iktidarın iş ve işlemleri üzerine bir sünger çekilmesine karar verilmediği durumlarda söz konusu olabilir.
AKP'nin ise acilen iktidar değişikliği ihtimalini yok etmesi gerekmektedir; o da başta ifade ettiğimiz gibi CHP'nin iktidar alternatifi olmaktan çıkarılmasıdır.
Böyle bir durum sağlanırsa AKP'lilerin iş ve işlemlerinden hesap sormak zaten mümkün olmayacaktır.
Bizde iktidarı devralabilmek için eski iktidarın iş ve işlemlerinden hesap sorulmayacağı sözünü vermek bir gelenektir.
Demokrat Parti "Devri sabık yaratmayacağız" diye söz vermesiyle 1950'de iktidarı alabilmişti.
Ecevit, darbecilerin işkencelerine bir "sünger çekileceğine" söz vermesiyle 1973'te iktidar olmasına izin verilmişti.
Bu seferki iktidar değişikliğinin hangi koşullarda gerçekleşeceğini de bilmiyoruz.
Sonuç olarak: CHP, İmamoğlu'nun erken bir cumhurbaşkanlığı hevesinden yasal meşruiyetini ve örgütsel bütünlüğünü tehlikeye atmıştır.
CHP, Dimyad'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Parti, bütün olumsuzlukları bertaraf ederek kendini yenilemeli ve kamuoyunun önüne imajını yenilemiş olarak çıkmalıdır.
Bundan kendisi ile birlikte bütün devrimci ve demokrat kesimler yarar görür.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish