Türkiye'nin ikinci yüzyılında sivil anayasa arayışı (1)

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son dönemde bir kez daha yüksek sesle dile getirdiği yeni ve sivil anayasa çıkışı, aslında Türk siyasetinin kurumsal kodlarını, güç dengelerini ve devletin yönünü doğrudan etkileyen, sıradan bir metin değişikliğinin çok ötesinde bir hamle.

Bu konuyu ele alırken meseleye sadece iç politika penceresinden değil, jeopolitik derinlikle, bölgesel dengelerle ve Türkiye'nin makro-stratejik vizyonuyla bakmak gerekiyor.

Zira modern devlet yapılarında anayasalar sadece birer hukuki çerçeve değildir.

O devletin dünyada kendini nereye koyduğunun, iç cephesini nasıl tahkim ettiğinin ve geleceğe nasıl bir egemenlik projeksiyonu tuttuğunun en somut ifadesidir.

1982 Anayasası, hepimizin bildiği gibi Soğuk Savaş'ın en katı, en karanlık döneminde, askeri vesayetin devlet aygıtını kendi beka algısına göre şekillendirdiği bir dönemde doğdu.

Bu metin üzerinde yıllar içinde onlarca değişiklik yapıldı, yamalar atıldı ama felsefi özündeki o devlet merkezli, bireyi ve sivil siyaseti adeta potansiyel bir tehdit olarak gören refleks bir türlü silinemedi.

Türkiye'nin 21'inci yüzyılda, hele ki çok kutuplu yeni dünya düzeninde kurucu bir aktör olma iddiasını taşıdığı bir dönemde, Soğuk Savaş mantığıyla yazılmış bu kurumsal zırhla yoluna devam etmesi, jeopolitik kapasitesini ve hareket alanını sınırlayan ciddi bir ayak bağı.

İşte bu nedenle, Erdoğan'ın sivil anayasa çağrısını, bu ayak bağından kurtulma ve devletin kurumsal yapısını küresel güç mücadelelerinin gereklerine uygun şekilde yeniden inşa etme arayışı olarak okumak gerekiyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Küresel ölçekte güç dengelerinin sarsıldığı, Atlantik merkezli nizamın gerileyip yerini Asya-Pasifik eksenli çok kutupluluğa bıraktığı tarihi bir dönemeçteyiz.

Böyle bir dönemde, Avrasya'nın tam merkezinde yer alan Türkiye gibi stratejik bir aktörün iç cephesini sağlam tutması hayati bir zorunluluk.

Hiç kuşkusuz, jeopolitikanın bize öğrettiği en temel doğrulardan biri şudur: İç istikrarınız ve kurumsal meşruiyetiniz ne kadar güçlüyse, dış politikadaki caydırıcılığınız ve bağımsız hareket kabiliyetiniz de o kadar yüksek olur.

Mevcut anayasal düzendeki tıkanıklıklar, yüksek yargı kurumları arasında şahit olduğumuz yetki tartışmaları ve yürütme ile yasama arasındaki ilişkilerin tam olarak kurumsallaşamamış olması, Türkiye'nin bölgesel ve küresel meydan okumalara karşı refleks hızını yavaşlatma riski taşıyor.

Erdoğan'ın "kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil" bir anayasa vurgusu, devletin karar alma mekanizmalarını daha dinamik hale getirme ve iç toplumsal yapıyı küresel şoklara karşı daha dirençli kılma stratejisinin bir parçası.

Burada temel amaç, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin getirdiği hızlı karar alma avantajını korurken, devletin meşruiyet zeminini tamamen sivil ve milli iradeye dayandırarak sistemik riskleri azaltmak.


Bu hamlenin zamanlaması ve iç siyasete yansımaları, basit bir gündem değiştirme taktiğinden ziyade uzun vadeli bir büyük stratejinin köşe taşlarını döşüyor.

İktidar bloğu, yeni anayasa tartışmasını meclis zeminine taşıyarak muhalefeti aslında çok zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor.

"Darbe lekesi taşıyan bir anayasadan kurtulmak" söylemi, ahlaki ve siyasi gücü o kadar yüksek bir argüman ki, buna doğrudan karşı çıkmak her siyasi parti için kendi tabanı önünde ciddi bir maliyet yaratır.

Bu durum, muhalefet partilerini ya iktidarın belirlediği oyun alanına girip masaya oturmaya zorluyor ya da masadan kaçarak statükocu, darbe mirasına sahip çıkan bir pozisyonda kalma riskiyle baş başa bırakıyor.

Ankara'daki karar alıcılar, bu hamleyle iç siyasetteki o katı kutuplaşma hatlarını biraz olsun esnetmeyi ve muhalefet bloğu içindeki farklı hassasiyetleri test etmeyi deneyebilir.

Bu süreç sadece iç politikada kartların yeniden karılması demek değil, aynı zamanda Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarını şekillendirecek yeni bir "katılımcı demokrasi uzlaşısının” zeminini yoklamak anlamına geliyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU