Putin, Rusya üzerindeki hakimiyetini kaybediyor

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Sarah Grillo/Axios

Yazının başlığını oluşturan cümle bana ait değil. Halen Carnegie Rusya-Avrasya Merkezi'nde araştırmacı olarak görev yapan Alexandra Prokopenko’nun yeni kitabı "Egemenlerden Hizmetkârlara: Ukrayna'ya Karşı Savaş Rusya'nın Seçkinlerini Nasıl Dönüştürdü" için yayımlanan podcastin başlığı. 

Alexandra Prokopenko, Moskova Devlet Üniversitesi ve Manchester Üniversitesi'nde eğitim görmüş. 2008'den 2017'ye kadar Kremlin basın havuzunda muhabirlik, Vedomosti gazetesinde köşe yazarlığı yapmış.

Medvedev ve Putin'in resmi ziyaretlerine eşlik etmiş bir isim. 2017'den 2022'ye kadar ise Rusya Merkez Bankası'nda ve Yüksek Ekonomi Okulu'nda çalışmış. Ukrayna'daki savaşa karşı olduğu için görevinden istifa edip ülkeden ayrılmış. 

Prokopenko’nun temel tezi şu: Putin hâlâ iktidarda görünse de artık sistemi eskisi gibi yönetemiyor.

Ukrayna savaşı ve jeopolitik mücadelelere aşırı odaklanması nedeniyle Rusya’nın günlük yönetimi büyük ölçüde güvenlik bürokrasisinin, oligarkların, teknokratların ve farklı kliklerin çatışma alanına dönüşmüş durumda.

Sistem dışarıdan otoriter ve güçlü görünse de içeride ciddi bir koordinasyon ve yön kaybı yaşanıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu tabloyu anlamak için son dönemde Rusya’da yaşanan bazı gelişmelere bakmak yeterli. Moskova’da günlerce süren mobil internet kesintileri bunların en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Ödeme sistemleri çalışmadı, navigasyon uygulamaları devre dışı kaldı, dijital altyapıya bağlı ofisler ve apartman sistemleri aksadı.

Daha çarpıcı olan ise tüm bunların ardından devletin net bir açıklama yapmamasıydı. Kararın kim tarafından alındığı belirsizdi; sorumluluk üstlenen de olmadı.
Bu durum ilk bakışta klasik bir güvenlik tedbiri gibi görülebilir.

Ancak aslında daha derin bir soruna işaret ediyor: Rus devlet mekanizmasının merkezî koordinasyon kapasitesi zayıflıyor.

Güvenlik bürokrasisi kendi önceliklerine göre hareket ediyor, fakat bu müdahalelerin ekonomi, propaganda ya da gündelik hayat üzerindeki etkisini dengeleyecek siyasi merkez giderek daha görünmez hale geliyor.

Putin’in uzun yıllar boyunca inşa ettiği sistem "dikey iktidar" modeli üzerine kuruluydu. Kremlin’den çıkan kararların devletin bütün katmanlarına eksiksiz şekilde iletildiği, farklı güç odaklarının merkez tarafından dengelendiği bir yapıdan söz ediliyordu.

Bugün ise aynı sistem daha parçalı bir görüntü veriyor. Güvenlik aygıtları, oligarklar, bölgesel elitler ve teknokratlar arasında görünmez bir rekabet yaşanıyor.

Bu nedenle mesele Putin’in otoritesini tamamen kaybetmiş olması değil; otoritenin artık eski biçimde işlememesi.

Sistem hâlâ baskıcı, hâlâ sert ve muhalefet üzerinde ciddi bir kontrol kapasitesine sahip.

Fakat aynı zamanda içeride giderek büyüyen bir belirsizlik üretiyor.


Bu belirsizlik özellikle Rus elitleri açısından dikkat çekici.

Çünkü Kremlin sistemi uzun yıllar boyunca sert ama öngörülebilir kurallarla işledi.

İş insanları, bürokratlar ve teknokratlar hangi çizgilerin aşılmaması gerektiğini biliyordu.

Şimdi ise kurallar sürekli değişiyor. Daha önemlisi, bu kuralları kimin belirlediği de net değil.

Son yıllarda çok sayıda Rus iş insanının mal varlığına el konulması, bazı şirketlerin kamulaştırılması ve oligarkların sistem içindeki konumlarının zayıflaması bunun önemli göstergeleri arasında.

Ukrayna savaşı öncesinde ekonomik elitlerle Kremlin arasında kurulan denge büyük ölçüde bozulmuş durumda.

İş dünyası artık siyasi merkezin korumasından çok, güvenlik aygıtının keyfi müdahaleleriyle karşı karşıya kalıyor.

Bu dönüşüm ekonomik alanda da hissediliyor. Rus ekonomisi savaşın ilk döneminde beklenenden daha dirençli görünse de uzun vadeli baskılar giderek belirginleşiyor.

Savunma harcamaları rekor seviyelere çıkmış durumda. Bütçe açığı büyüyor. Enerji gelirleri kısa vadede sistemi ayakta tutsa da sürdürülebilir bir denge üretmiyor.

Daha önemlisi, devlet bazı temel yükümlülüklerini özel sektöre devretmeye başladı. Özellikle enerji şirketleri kendi tesislerini korumak için ek güvenlik yatırımları yapmak zorunda kalıyor.

Yani Kremlin savaşı yürütüyor; güvenliğin maliyetini ise şirketler üstleniyor. Bu durum Rusya’daki geleneksel sosyal sözleşmenin aşınmaya başladığını gösteriyor.

Çünkü otoriter sistemlerin en temel meşruiyet kaynağı istikrar ve güvenlik üretme kapasitesidir. Devlet bu kapasiteyi kaybetmeye başladığında sistemin iç dengeleri de bozulmaya başlar.

Prigojin’in 2023’teki yürüyüşü de bu açıdan önemliydi. O dönem Batı’da birçok yorumcu bunu doğrudan bir darbe girişimi olarak değerlendirdi. Fakat Rusya içindeki psikoloji daha farklıydı.

İnsanlar gelişmeleri korkuyla izledi, ancak aynı zamanda yıllardır değişmez görünen sistemin ilk kez sarsıldığını hissetti. Bu nedenle olay, "alternatif mümkün mü?" sorusunun ortaya çıktığı bir kırılma anıydı.


Burada dikkat çekici olan nokta şu: Rus toplumunda büyük bir demokratik dönüşüm beklentisi oluşmuş değil.

Hatta sistemin içinden çıkabilecek alternatiflerin daha sert, daha milliyetçi ve daha militarist olma ihtimali de yüksek. Bu nedenle Putin’in zayıflaması otomatik olarak Batı tipi liberal bir dönüşüm anlamına gelmiyor.

Asıl mesele, Kremlin’in artık geleceğe dair güçlü ve ikna edici bir vizyon üretmekte zorlanması. Ukrayna savaşı başlangıçta rejim açısından toplumu mobilize eden bir araçtı.

Ancak savaş uzadıkça toplumun önemli kısmı neden savaşıldığı sorusuna net cevap verememeye başladı. Cepheden gelen kayıplar büyüyor, ekonomik baskılar artıyor ve savaşın gündelik hayat üzerindeki etkisi derinleşiyor.

Putin savaş sona erdiğinde zafer ilan edecektir. Devlet medyası da bunu tarihsel bir başarı hikâyesi olarak sunacaktır.

Fakat asıl soru, Rus toplumunun bu anlatıya ne ölçüde inanacağıdır. Çünkü savaşın başındaki milliyetçi mobilizasyon ile bugünkü toplumsal ruh hali arasında belirgin bir fark oluşmuş durumda.

Bugünkü Rusya’yı anlamanın en doğru yolu onu çökmekte olan bir rejim olarak görmek değil. Daha çok, merkezî kontrol kapasitesi aşınan, farklı güç odaklarının giderek daha görünür hale geldiği ve geleceğe dair ortak yön duygusunu kaybetmeye başlayan bir sistemden söz etmek gerekiyor.

Bu nedenle Putin hâlâ iktidarda olsa da artık eski Rusya’yı yönetmiyor olabilir. Belki de bugün yaşanan en büyük değişim tam olarak budur.

İlgilenenler için kitap Aralık 2025’te Rusça olarak yayımlanmış, İngilizce baskısı ise Temmuz 2026'da çıkacakmış. İnternetten temin etmek mümkün. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU