Bir devrin sonu: 27 Mayıs 1960

Prof. Dr. Zehra Aslan Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Kurgusunu 27 Mayıs 1960 ekseninde oluşturduğum "Türkiye'nin Siyasi Tarihi: Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960'a" adlı eserim için belirlediğim ilk isim, "Bir Devrin Sonu 27 Mayıs 1960"tı.

Bu eserde kronolojik bir tarih anlatımı yoktu; onun yerine, 27 Mayıs 1960'a doğrudan ya da dolaylı etki eden gelişmelerin ve sonrasında bir devri kapatan adımların izini sürmeyi tercih etmiştim.
 

 

Demokrat Parti dönemi ile onu sonlandıran 27 Mayıs'la ilgili bugüne kadar birçok çalışma yaptım. 2020'de Independent Türkçe için 4 bölümlük bir yazı dizisi hazırladım ve sonraki yıllarda da çalışmalarım devam etti.

Bu yazıda ise son kitabımda bir devri sona erdirdiğini değerlendirdiğim gelişmeler üzerinden kısa-analitik bir çerçeve çizmek istedim.


Bir devri sonlandıran ilk adım: "27 Mayıs 1960"

27 Mayıs 1960 tarihi ve süreci, Demokrat Parti dönemini sona erdirecek dönüşümün ilk büyük adımıydı. 

Darbe, devletin askerî ve bürokratik yapısı içinde yavaş yavaş gelişen bir çözülmenin sonucunda gerçekleşti.

Kritik görevlere örgüt mensuplarının yerleştirilmesi, ordunun artık mevcut siyasî iktidardan bağımsız hareket etmeye başladığını göstermiş ve bu durum, Demokrat Partinin devlet üzerindeki otoritesinin zayıfladığının işareti olmuştu.

Müdahaleyi planlayan subaylar, hükûmeti devirmenin yanında Türkiye'nin gelecekte nasıl yönetileceğini de tartışmışlardı. 

Bu noktadan bakıldığında 27 Mayıs, iktidar değişiminden öte 1950 sonrası siyasî düzeni sorgulayan bir anlam taşıyordu.

Öğrenci olayları, sıkıyönetim ilanı ve hükûmetin kontrolü artırmaya yönelik girişimleri ise bu sorgulamayı hızlandırmıştı. 

Bir bakıma Demokrat Parti iktidarının sonunu hazırlayan sürecin, muhalefetle ve devletin kendi kurumlarıyla yaşadığı çatışmayla başladığını söylemek mümkündü. 
 

Akşam, 28 Mayıs 1960
Akşam, 28 Mayıs 1960

 

Örgüt, bir noktadan sonra geri dönüşün mümkün olmadığına inanarak harekete geçti. 

Böylece bir dönemi bitiren askerî müdahalenin ön aşaması tamamlanarak, hükûmetle birlikte 1950'den itibaren oluşan siyasî düzen, iktidar anlayışı ve sivil-asker dengesi hedef haline geldi. 

Darbe, Demokrat Parti dönemini sona erdirirken aynı zamanda Türkiye'de ordunun siyasete doğrudan müdahale ettiği yeni bir dönemin kapısını açtı.

Bir başka ifadeyle 27 Mayıs 1960, yalnızca bir hükûmet değişikliği olmadı, aynı zamanda Demokrat Parti dönemini bütün aktörleriyle tasfiye etmeyi hedefleyen siyasi bir müdahaleye dönüştü. 

Sürecin ilk halkasını askerî darbe oluşturduktan sonra, arkasından Demokrat Parti'nin kapatılması, Yassıada yargılamaları ve idamlar geldi. Son aşamada ise 1961 Anayasası ile şekillenen yeni düzen kuruldu ve dönemin siyasal mirasının üzerine "İkinci Cumhuriyet" olarak tanımlanan yeni bir sistem inşa edildi.
 

Akşam, 29 Mayıs 1960
Akşam, 29 Mayıs 1960

 

Demokrat Parti kapatılıyor

Siyasi bir anlam taşıyan Demokrat Partinin kapatılması davası, partinin tüzüğe aykırı biçimde kongresini toplamaması gerekçesine dayandırıldı. 

Mahkeme süreci ise tanıkların Demokrat Partinin demokrasi ilkelerinden uzaklaştığı ve parti yönetiminin giderek merkezileştiği söylemleriyle, 27 Mayıs'ın siyasal meşruiyetini güçlendiren bir araç işlevi gördü.

Özellikle Adnan Menderes'in partisinin kapatılmasının karşısında olmayacağını söylemesi, döneminin ve iktidarının artık geri dönüşü olmayacak bir şekilde sona erdiğinin göstergesiydi.


Bir devir yargılandı

Yassıada'daki yargılamaların merkezini oluşturan ve on yedi davayı bünyesinde toplayan Anayasa davası, 14 Ekim 1960'ta başladı. 

Sanık sandalyesinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan Başbakan Adnan Menderes'e kadar Demokrat Parti iktidarının en üst düzey isimlerinin yanında; bakanlar, milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere partizan olarak nitelendirilen polis şefleri ve yöneticiler bulunuyordu. 
 

Cumhuriyet, 15 Ekim 1960
Cumhuriyet, 15 Ekim 1960

 

10 yıllık Demokrat Parti iktidarının siyasî muhasebesine dönüştürülen davalarda suçlamaların temelinde, "Anayasayı ihlal" iddiası yer aldı. Demokrat Partinin çıkardığı kanunlar ve uygulamalar, Yüksek Adalet Divanı tarafından otoriterleşmenin ve demokratik düzeni aşındırmanın delili olarak gösterildi. 

CHP mallarının hazineye devri, Kırşehir'in ilçe yapılması, seçim kanunundaki değişiklikler ve Tahkikat Komisyonu gibi düzenlemeler, iktidarın "dikta rejimine yöneldiği" tezinin dayanakları hâline getirildi.

Savunma avukatlarının dosyalara erişimlerinin sınırlandırılması, sanıkların avukatlarıyla görüşmelerine getirilen engeller gibi uygulamalar yargılamaların tarafsızlığını sorgulattı. 

Yassıada'nın atmosferi, 27 Mayıs'ın siyasal meşruiyetini tahkim etmeye yönelik olağanüstü bir hesaplaşmadan farksızdı. Davalar süresince siyasi kararlarla birlikte, dönem de yargılandı. 

Son mahkeme günü yaklaşırken, referandum sonuçlarının veya mahkeme disiplinindeki gevşemenin cezaları hafifleteceğine inananlar olsa da çoğunluk, kararların önceden belirlendiğini düşünüyordu. 

14 Ekim 1960 Cuma günü başlayan ve 15 Eylül 1961 Cuma günü açıklanan kararlar, Cumhuriyet tarihinin en geniş kapsamlı siyasî davaları olarak tarihteki yerini aldı.

Adnan Menderes, Celal Bayar, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan hakkında oybirliğiyle idam kararı verilirken, onlarla birlikte toplamda 15 kişi idama mahkûm edildi. 

Millî Birlik Komitesi, Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkındaki cezaları onayladı, Celal Bayar'ın cezası yaş haddinden, diğerleri ise çoğunluk oyuyla alındıkları gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çevrildi. 

31kişiye müebbet, geriye kalan 418'ine de altı aydan yirmi yıla kadar çeşitli hapis cezaları verildi. 

Sadece 123 kişi beraat edebilmişti.

Yassıada'da kararları açıklayan Yüksek Adalet Divanı'nın kurulduğu o mahkeme salonu, bir dönemin sembolik tasfiye mekânı olarak artık hafızalara kazınmıştı.
 

Cumhuriyet, 12 Mayıs 1961
Cumhuriyet, 12 Mayıs 1961

 

Demokrat Parti kadroları cezaevlerine sevk edilirken, 27 Mayıs yönetimi ise eski siyasî düzeni cezalandırarak o devri bitirecek önemli bir adım daha attı.


Türk siyasi tarihinde onarılamayan yara: "İdam"

Dördüncü adım, davalar sonunda verilen kararların uygulanması ve idamların gerçekleştirilmesiydi. 

Bu süreç, belki de Yassıada yargılamalarının ve sonraki sürece de etki ettiği düşünüldüğünde, Türk siyasi tarihinin onarılamayan yarasının başlangıcını oluşturuyordu.

İdam sözcüğü tehlikeli bir ifadeydi. Çünkü uygulandığında, onarılamaz yaralar açabilen geri dönüşü olmayan bir seçenekti. Oysa henüz asker kışlasındayken siyasiler, bu sözcüğü bir tehdit unsuru olarak fütursuzca kullanabilmişlerdi. 

"Türkiye'nin Siyasi Tarihi: Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960'a" sayfa: 313'ten bir aktarım: 

Adnan Menderes, Balıkesir İl Kongresinde çok dillendirilen ihtilali, iktidarların da yapabileceğini ve böyle bir girişime teşebbüs edilmesi halinde derhal bastırılarak 'idam sehpalarının' kurulacağını söyledi. Bu sözleri gazetelerde okuyan İnönü, 'Bir memlekette idam sehpaları kurulunca, nasıl işleyeceğini kimse bilemez' diyerek aynı sertlikte cevap verdi. 

Böylece Irak'taki ihtilalin etkisi üzerinde olan Başbakan, bu korkuyla, ilk defa açık bir toplantıda idam sehpalarından söz etmiş, İnönü de cevabını aynı tondan vermişti...


O gün siyasiler, bunun gerçekleşme ihtimalini belki de düşünmemişlerdi. Zira 15 Eylül 1961 günü geldiğinde, bir zamanlar tehdit ve üstünlük sağlamak için dillendirilmekte bir sakınca görülmeyen "idam" sözcüğünün ürkütücü gerçekliğiyle Türk siyasi tarihinin yüzleşeceği nereden bilinebilirdi?
 

Hürriyet, 5 Haziran 1960
Hürriyet, 5 Haziran 1960

 

Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun infazlarının ardından gözler Adnan Menderes'e çevrilmiş ve içeriden ve dışarıdan gelen af taleplerine rağmen Millî Birlik Komitesi geri adım atmamıştı. 

Bu aşamada Cemal Gürsel'in "Yapılacak bir şey yok" sözü, Demokrat Parti döneminin tamamen kapatılması yönündeki iradenin de dile getirilmesiydi. 
 

Cumhuriyet, 5 Temmuz 1960
Cumhuriyet, 5 Temmuz 1960

 

17 Eylül 1961'de Adnan Menderes'in idamının gerçekleştirilmesi ve bunun kamuoyuna resmî tebliğle duyurulmasıyla bir devrin sona erdiği de ilan edilmişti.


Son adım: "İkinci Cumhuriyet" 

Bir devri bitiren son adım, "İkinci Cumhuriyet" olarak adlandırılan yeni bir düzen ve sistemin hayata geçirilmesiydi. 

Çünkü sadece geçmişin tasfiyesiyle yetinilmemiş, yeni bir siyasî düzen kurulması da hedeflenmişti. 

Demokrat Parti'nin bulunmadığı bir Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası'nın kabulü, yeni dönemin kurumsal temelini oluşturdu. 

Ardından Anayasa Mahkemesinin kurulması ve Yassıada sürecinin hukuki mekanizmalarının tasfiye edilmesiyle, 27 Mayıs kendi siyasal düzenini kalıcı hale getirmek istedi. 

Türk demokrasisinin krizlerini çözme iddiasıyla kurgulanan bu yeni siyasi düzenin getirdiği ise bundan sonraki süreçte askerî müdahalelerin siyaseti yönlendirdiği daha sancılı bir dönemin kapısını aralamak olmuştu.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU