Günümüzde uluslararası ilişkiler, klasik savaş ve barış ikiliğinden çıkmış durumda. Özellikle 2026 Şubat’ında başlayan İran-ABD/İsrail çatışması, tam anlamıyla beşinci nesil hibrit savaşın bir örneği olarak tarihe geçiyor. Ateşli çatışmaların bir bölümü geride kalırken, diplomasi ile savaş iç içe geçmiş halde devam ediyor. Ateşkes uzatılıyor, mutabakat metinleri (MOU) üzerinde pazarlıklar sürerken, “kim kazandı” sorusu yerine stratejik kazanım ve yeni denge arayışı ön plana çıkıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu süreç, geleneksel zafer-mağlubiyet paradigmasından uzak. Savaşın hızlı ve yıkıcı evresi (Şubat-Mart 2026) İran’ın kritik noktalarını vurdu, rejim kadrolarında önemli değişikliklere yol açtı. Ali Hamaney’in öldürülmesi sonrası oğlu Mücteba Hamaney’nin yeni dini lider olarak öne çıkması, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) ve rejim içi dengelerin yeniden şekillenmesiyle sonuçlandı. İran, iç bütünlüğünü koruma ve rejimi sürdürme mücadelesi verirken, dış politikada da “küçük şeytan-büyük şeytan” retoriğiyle vekil aktörler üzerinden bölgesel etkiyi koruma çabası sürüyor.
Ana düğümler: Hürmüz, nükleer ve bölgesel tehdit
Anlaşmanın zorluğu, 3 temel başlıkta yoğunlaşıyor:
- Hürmüz Boğazı: Dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği bu kritik su yolu, savaş sırasında mayınlar, blokajlar ve saldırılarla fiilen kapanmıştı. Trump’ın “etraflıca görüşülen” dediği mutabakat taslağına göre, 60 günlük ateşkes uzatması sırasında boğazın ücretsiz ve serbest geçişe açılması, mayınların temizlenmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kalkması öngörülüyor. İran petrol satışlarına yeniden başlayabilecek. Bu, küresel ekonomiyi (özellikle Çin, Japonya, Hindistan ve Avrupa’yı) doğrudan ilgilendiriyor.
- Nükleer program ve uzun menzilli füzeler: İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları ve nükleer silah kapasitesi, en çetrefilli konu. Taslaklarda İran “nükleer silah peşinde koşmayacağına” dair taahhütte bulunurken, detaylı zenginleştirme sınırlaması ve stokların bertarafı sonraki 30-60 günlük turlara bırakılıyor. Tam söküm yerine aşamalı denetim ve yaptırımların kısmi kalkması formülü gündemde.
- Bölgesel vekil politikası ve rejim modeli: Devrim Muhafızları’nın kurguladığı vekil ağı (Hizbullah, Husiler vb.) üzerinden bölgeyi tehdit etme stratejisi. Bu, ideolojik bir mesele; rejimin DNA’sına dokunuyor. Tam vazgeçiş, rejim değişimi anlamına gelebileceği için en dirençli alan burası.
Hibrit savaşın hibrit barışı: Çok aktörlü diplomasi
Bu süreç klasik “teslimiyet anlaşması” değil. Pakistan arabuluculuğu, Körfez ülkelerinin (Suudi Arabistan, BAE, Katar vb.) katılımı, Türkiye, Mısır gibi dış halka aktörlerin dolaylı rolleri ve İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi çabası dikkat çekici. Trump, anlaşmayı bölgesel bir barış mimarisine bağlama eğiliminde; Körfez ülkelerinin İbrahim Anlaşmaları’na dahil olması ve vekil tehditlerinin azaltılması isteniyor.
Savaşın maliyeti yüksek: Küresel enerji şokları, milyarlarca dolarlık kayıplar, binlerce ölüm ve milyonlarca yerinden edilmiş insan. ABD daha fazla vurabilirdi ama ekonomik ve stratejik maliyetler nedeniyle uzatmalı, gri bir sürece yöneldi. İran ise vurulmasına rağmen rejimi ayakta tuttu ve pazarlık masasında kaldı.
Stratejik kazanım perspektifi
Anlaşmak bu kadar zor çünkü taraflar hâlâ “net zafer” arıyor. Oysa beşinci nesil savaşta galibiyet, gri bölgede yeni dengeler kurmakla ölçülüyor. İran güç kaybetti, liderlik kadrosu yenilendi ama tamamen teslim olmadı. ABD/İsrail askeri üstünlük sağladı ama tam rejim değişikliği veya nükleer sıfırlama gerçekleşmedi.
Sonuçta ortaya çıkan, aşamalı, koşullu ve kırılgan bir mutabakat çerçevesi: Hürmüz açılacak, yaptırımlar kısmen kalkacak, nükleer ve vekil konuları izlenecek ve yeni turlar gelecek. Bu, savaş ve diplomasinin iç içeliğini yansıtıyor. Klasik savaş mantığıyla “kim kazandı” diye soranlar, hibrit savaşın kendine özgü “yönetilebilir gerilim” modelini anlamakta zorlanıyor.
Bu analiz, uzun süredir savunduğum çerçeve ile örtüşüyor: Hibrit savaşın sonu da hibrit barış oluyor. Net zafer yok, sürekli yönetim var. Mayıs 2026 itibarıyla süreç tam da bu gri alanda ilerliyor. Zaman, mutabakatın kalıcılığını ve derinliğini gösterecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish