Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Ebola kaynaklı ölümler dehşet verici boyuta ulaştığında nihayet Kongo halkı dünyanın gündemine girebildi. Salgın Uganda ve Güney Sudan’ı da tehdit ediyor.
Ancak küresel kamuoyunun endişesi, her gün hayatta kalma mücadelesi veren Kongolular ve diğer Afrikalılar için değil, virüsün Batı'ya sıçrama riski için.
Bu geç kalmış "gündem", virüsü var eden yapısal dinamikleri, yani evrimsel biyolog Rob Wallace'ın deyimiyle "Neoliberal Ebola" düzenini anlamadan eksik kalıyor.
Kongo'da her yıl sıtma veya kolera gibi önlenebilir hastalıklardan binlerce insanın ölmesi manşetlere taşınmıyor. Ne zaman ki küresel merkezlerin "kıymetli hayatları" tehdit altına girdi, alarm zilleri işte o zaman çaldı. Sömürgeci zihniyetin tipik ikiyüzlülüğü…
Kongo, 30 yılı aşkın süredir küresel medyanın "iç savaş" söylemiyle basitleştirdiği sistematik bir trajediye sahne oluyor. Geçtiğimiz yıl ülkenin doğusunda güvenlik karşılığı madenlere erişim pazarlığı yapan ABD, vaat ettiği güvenliği sağlayamadı.
Zaten amacı da bu değildi. Cep telefonlarından dronlara, savunma sanayiinden yüksek teknolojiye uzanan küresel sektörler için maden akışının kesintisiz sürmesi, Kongo halkının güvenliğinden çok daha önce geliyor. Bu topraklarda kontrollü kaos, emperyalist varlığın garantisi. Ve şimdi kaos ortamı Ebola ile büyüyor.
Ancak Ebola, Batı medyasının indirgemeci perspektifiyle sunduğu gibi sadece "vahşi hayvan tüketimi" ya da "hijyen eksikliği" ile açıklanamaz.
Mesele hijyen ise 2014 Batı Afrika salgınında sağlık görevlileri arasındaki enfeksiyon neden yüksekti? Kişisel koruyucu ekipman neden yoktu?
Çünkü IMF'nin yapısal uyum programları 1980'lerden bu yana bu ülkelerin sağlık bütçelerini sistematik olarak kesiyor.
Batı, her sömürge hikayesinde yaptığı gibi burada da sonucu "neden" gibi sunarak kendi tarihsel payını gizliyor.
Evet, Ebola biyolojik olarak meyve yarasaları ve primatlardan insana, oradan vücut sıvılarıyla topluma yayılıyor.
Zayıf sağlık sistemlerinde durdurulması güç, ölümcül bir virüs.
Asıl soru bu virüsün neden ortaya çıktığı ve ormanın derinliklerinden çıkıp neden bu kadar hızlı yayılabildiği.
Ebola'yı anlamak için yalnızca viroloji yetmiyor.
Rob Wallace'ın tezi: Neoliberal Ebola ve ormansızlaşma
Evrimsel biyolog Rob Wallace, Ebola'nın bu boyuta ulaşmasının arkasında tek bir fail görüyor: Küresel güçlerin eliyle yürütülen ormansızlaşma, madencilik faaliyetleri ve endüstriyel tarım.
Kongo Havzası, dünyada orman kaybının en yüksek olduğu bölgelerin başında geliyor. Yalnızca 2023'te bir milyon hektardan fazla orman yok edildi. Bu yıkım, uluslararası şirketlerin ve yerel elitlerin rüşvet çarklarıyla dönüyor.
Ruanda destekli M23'ün Doğu Kongo'da kontrolü ele geçirmesiyle yasa dışı kereste ticareti hızla tırmandı. BM raporlarının doğruladığı üzere M23, yağmaladığı keresteyi Ruanda ve Uganda üzerinden küresel pazarlara (başta Çin'e) satarak silahlanmasını finanse ediyor.
Ormanlar, virüsün önündeki en büyük kalkan. Wallace'ın vurguladığı gibi sağlıklı bir ormanın ekolojik çeşitliliği, virüsün zincirini kırıyor ve insana ulaşmasını engelliyor. Orman yok olduğunda bu zincir kopuyor.
Endüstriyel tarım da aynı yıkımı başka bir yoldan işliyor. Kahve, kakao, tütün, palm yağı gibi çabuk kâr getiren ürünler için devasa plantasyonlar açılıyor, geniş ormanlık alanlar tahrip ediliyor, ekosistem bozuluyor.
Ebola'nın doğal taşıyıcısı olan meyve yarasaları orman yerine artık bu plantasyonlara yerleşiyor. Yarasaların idrar ve tükürüğüyle kontamine olan meyveler, palmiye işçileri ve yerel halk aracılığıyla virüsü topluma taşıyor.
2014 Batı Afrika salgınının sıfır noktası Guéckédou, tesadüfen değil, tam da bu tür endüstriyel palm yağı plantasyonlarıyla kuşatılmış bir bölgeydi.
Madencilik toprağın ve bedenleri tahrip ediyor
Ormanları tahrip eden bir diğer faaliyet madencilik.
Maden sahalarında tüm orman yok ediliyor, devasa çukurlar açılıyor, toprak uzun yıllar verimliliğini kaybediyor.
Tarım çöküyor, insanlara maden işçiliğinden başka hayatta kalma seçeneği bırakılmıyor. Kronik yetersiz beslenme her geçen yıl daha da derinleşiyor.
Madencilik bedenleri de tüketiyor. Akıllı telefonlardan dronlara, savunma sanayiinden yeşil enerji teknolojilerine uzanan küresel piyasaların kalbi koltan gibi madenler, yüzeye yakınlığı nedeniyle "artisanal" adı verilen ilkel yöntemlerle, çıplak ellerle çıkarılıyor.
Ağır metallere maruziyet kalıcı sağlık hasarı bırakıyor. Yaşlılar, hamile kadınlar, çocuklar dahi bu kaderden kaçamıyor. Doğu Kongo'daki madenlerde bugün 40 binden fazla çocuk kazıcı, yıkamacı ya da kaçakçı olarak çalıştırılıyor.
Salgın düzeni
İşte tam bu noktada, ekolojik yıkım ile salgın hastalıklar arasındaki bağ kusursuz bir şekilde kuruluyor.
Kereste, maden ve endüstriyel tarım uğruna tahrip edilen ormanlar, yaban hayvanlarının habitatını altüst ederken başta Ebola olmak üzere Mpox (Maymun Çiçeği) ve Lassa ateşi gibi diğer hastalıkları da tetikliyor.
Maden yolları ormanlara doğru ilerledikçe, bağışıklık sistemi açlık ve ağır metallerle çökmüş olan insan kitlesi, yerinden edilmiş yaban hayatıyla doğrudan temas etmek zorunda kalıyor.
Bilim dünyasının artık açıkça kabul ettiği üzere, habitat bozulması ile yeni salgınların ortaya çıkış sıklığı arasında doğrudan bir ilişki var. Her yeni maden sahası ve her yasa dışı kereste sevkiyatı, aslında bir sonraki küresel salgının tohumlarını ekiyor.
Hayvanlardan insana geçen hastalıkların hepsi tehlikeli. Ama Ebola'dan ölmek iki kez ölmek demek. Önce virüs bedeni içten eritiyor.
Sonra aile, annesine kardeşine çocuğuna son kez dokunamadan onu toprağa vermek zorunda kalıyor, çünkü dokunmak bulaştırıyor. Ekipman yok, sağlık çalışanı yok, bariyer yok.
Ebolayı var eden sistem sorgulanmalı
Savaşın başladığı 1996 yılından bu yana yaklaşık altı milyon Kongolu hayatını kaybetti, milyonlarcası yerinden edildi ve Doğu Kongo, Batı destekli milislerin ve küresel şirketlerin açık yağma alanı haline geldi.
Bugün karşımızdaki tablo salt tıbbi bir acziyet değil siyasi bir tercih.
Hatırlayalım, Kovid 19 pandemisinde aşı tedarik zincirinde Afrika en sona bırakılmıştı.
Kongo’ya insani yardımın yüzde 70'ini sağlayan en büyük donör USAID, Trump’ın kararıyla yardımları durdurdu.
Sağlık verisi toplamaya para var, salgınla savaşmaya bütçe yok!
Beyaz bir sağlık çalışanı enfekte olduğunda Batı'nın tüm tıbbi kapasitesi seferber oluyor.
Tahliye uçakları, deneysel ilaçlar, basın toplantıları… Kongolular için temel ekipman bile yok.
Ormanlar metalaştırılıyor, bedenler tüketiliyor, salgınlar kaçınılmaz hale geliyor.
Sonra dünya şaşırıyor ve salgının sebebini ilkel pratiklerde arıyor.
Oysa asıl ilkellik, 6 milyon ölüyü "iç savaş" başlığına sığdıran, ormanları kâr hırsıyla talan eden ve sonra da virüsten korkup sınırlarını kapatan o medeni(!) dünyanın ta kendisi.
Kaynaklar:
https://theecologist.org/2015/jul/27/neoliberal-ebola-palm-oil-logging-land-grabs-ecological-havoc-and-disease
https://www.wri.org/insights/how-mining-impacts-forests
https://www.fokusplus.com/dosya/kuresel-somurunun-yeni-hedefi-kongo-ormanlari-yok-ediliyor
https://www.forbes.com/sites/johndrake/2025/03/31/cdc-study-finds-deforestation-is-a-leading-indicator-of-ebola-outbreaks/
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0277953622003720
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish