Hürmüz'de mayın çıkmazı: ABD donanması neden zorlanıyor?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Wion-AI

Hürmüz Boğazı’nda son dönemde tırmanan gerilim, modern deniz savaşlarının en eski ama en etkili araçlarından birini yeniden küresel güvenlik gündeminin merkezine taşıdı: deniz mayınları.

Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin geçtiği bu dar su yolu, İran’ın mayın tehdidi nedeniyle küresel ekonomiyi doğrudan etkileyen stratejik bir kırılma noktasına dönüştü.  

Kriz, klasik bir deniz ablukasından çok daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü Hürmüz’de mesele yalnızca fiziksel mayın varlığı değil; mayın ihtimalinin yarattığı psikolojik ve ekonomik etki.

Uluslararası sigorta şirketlerinin risk primlerini yükseltmesi, tanker şirketlerinin rotalarını askıya alması ve ticari deniz trafiğinin yavaşlaması, birkaç mayının bile küresel enerji piyasalarını sarsmaya yetebildiğini gösteriyor.

Bir mayın uzmanının ifadesiyle, "etkili bir mayın tarlası oluşturmak için gereken mayın sayısı sıfır bile olabilir; insanların tehdit algısı yeterlidir."  

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu durum, İran’ın uzun yıllardır geliştirdiği asimetrik deniz doktrininin temelini oluşturuyor.

İran donanması, ABD gibi büyük güçlerle konvansiyonel deniz üstünlüğü yarışına girmek yerine, düşük maliyetli ama yüksek etkili sistemlerle dar deniz geçitlerini riskli hale getirmeyi hedefliyor.

Deniz mayınları da bu stratejinin merkezinde yer alıyor. Ortalama maliyeti on bin dolardan otuz-kırk bin dolara kadar değişen bir mayın, milyarlarca dolarlık savaş gemilerini ya da dev petrol tankerlerini hareketsiz bırakabiliyor.  

Ancak Hürmüz’deki asıl dikkat çekici unsur, mayın temizleme faaliyetlerinin tahmin edilenden çok daha zor olması. Kamuoyunda çoğu zaman teknik bir işlem gibi görülen mayın temizleme operasyonları, askerî açıdan en karmaşık görevlerden biridir.

Bunun temel nedeni, mayın avlama gemilerinin son derece düşük hızda ve öngörülebilir rotalarda hareket etmek zorunda olması. Bu da onları kıyıdan ateşlenen gemisavar füzeler, insansız hava araçları ve sürat tekneleri için kolay hedeflere dönüştürüyor.  

Üstelik Hürmüz Boğazı’nın coğrafi yapısı bu zorluğu daha da artırıyor. Bölgenin sığ ve bulanık suları, sonar sistemlerinin etkinliğini azaltıyor. Dip akıntıları ve yoğun tortu hareketi, mayınların deniz tabanında doğal oluşumlarla karışmasına neden oluyor.

Özellikle İran’ın kullandığı gelişmiş dip tesir mayınları, sonar sistemlerinden saklanabilecek şekilde tasarlanmış durumda.  

İran’ın mayın kapasitesinin asıl tehlikeli boyutu ise teknolojik çeşitlilikte yatıyor. Envanterde yalnızca klasik temas mayınları bulunmuyor.

Akustik, manyetik ve basınç sensörleriyle çalışan "akıllı" tesir mayınları, hedef geminin büyüklüğünü ve akustik imzasını analiz ederek patlama zamanını seçebiliyor.

Bazı sistemler ilk birkaç gemiyi bilinçli şekilde pas geçip daha büyük bir hedefi vuracak şekilde programlanabiliyor.  

Özellikle Çin tasarımlarından türetilen EM-52 roket mayınları, Batılı donanmalar açısından en ciddi tehditlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Bu sistemler deniz tabanında bekliyor, hedef gemiyi algıladığında ise roket destekli harp başlığını dikey şekilde fırlatarak geminin omurgasını hedef alıyor.

Klasik mayın temizleme yöntemleri bu tür sistemlere karşı büyük ölçüde etkisiz kalıyor.  

Krizin dikkat çekici yönlerinden biri de ABD Donanması’nın yaşadığı operasyonel sıkıntılar.

Soğuk Savaş sonrasında mayın harbi kapasitesini ikinci plana atan Washington, bugün ciddi bir yetenek boşluğuyla karşı karşıya.

Özellikle Bahreyn’de konuşlu Avenger sınıfı mayın avlama gemilerinin emekliye ayrılması, ABD’nin bölgedeki doğrudan mayın temizleme kapasitesini önemli ölçüde azalttı.  

Yerlerine geçirilmesi planlanan Littoral Combat Ship (LCS) platformları ise beklenen performansı sağlayamadı.

Teknik arızalar, insansız sistemlerde yaşanan koordinasyon sorunları ve düşük savunma kapasitesi, bu platformların yoğun çatışma ortamlarında kırılgan hale gelmesine neden oldu.  

Bu tablo, ABD’nin onlarca yıldır NATO müttefiklerinin mayın harbi kapasitesine güvenmesinin de bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Özellikle Belçika, Hollanda ve İngiltere gibi ülkeler mayın temizleme konusunda daha deneyimli filolar bulundururken, Washington yüksek teknolojiye dayalı büyük deniz platformlarına öncelik verdi.

Ancak Hürmüz’de ortaya çıkan kriz, düşük yoğunluklu görülen mayın savaşının büyük güç rekabetinde yeniden merkezi hale geldiğini gösterdi.  

İran açısından bakıldığında ise paradoksal bir durum söz konusu. Tahran, boğazı riskli hale getirecek kadar büyük bir mayın kapasitesine sahip olsa da döktüğü mayınları güvenli şekilde temizleyebilecek gelişmiş bir mayın karşı tedbir filosuna sahip değil.

Bu durum, İran’ın bıraktığı mayınların yalnızca Batılı gemiler için değil, Çin dahil dost veya tarafsız ticari gemiler için de tehdit oluşturmasına yol açıyor.  

Bunun sonucu olarak Hürmüz’deki kriz, kontrollü bir askeri baskı aracından çıkıp uzun vadeli bir güvenlik sorununa dönüşme riski taşıyor.

Çünkü mayınların tam konumunun bilinmemesi ve sürüklenen mayın ihtimali, ticari trafiğin tamamen normale dönmesini zorlaştırıyor.

Bu durum enerji fiyatlarında dalgalanmaya, sigorta maliyetlerinde artışa ve alternatif enerji güzergahlarının yeniden tartışılmasına neden oluyor.

Aynı zamanda kriz, modern deniz savaşlarının dönüşümünü de ortaya koyuyor. Dev uçak gemileri, güdümlü füze destroyerleri ve ileri hava savunma sistemleri, birkaç küçük mayın karşısında hareket kabiliyetini kaybedebiliyor.

Bu nedenle birçok donanma, insanlı mayın temizleme operasyonlarından uzaklaşıp yapay zekâ destekli insansız su üstü ve su altı araçlarına daha fazla yatırım yapacaktır.  

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU