Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüne ilişkin içtihatları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel hak ve özgürlükler rejimiyle birlikte değerlendirildiğinde, sosyal medya hesaplarının bütünüyle erişime kapatılması meselesinin yalnızca internet hukuku veya idari tedbir sorunu olmadığı açıkça görülmektedir.
Bu tür müdahaleler doğrudan doğruya anayasal hakların kullanım alanına yönelmekte ve demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olan ifade özgürlüğünü etkilemektedir. Bu nedenle inceleme konusu kararların anayasal değerlendirmesi yapılırken yalnızca erişim engeli kararının varlığına değil, müdahalenin kapsamına, yöntemine ve sonuçlarına da bakılması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26'ncı maddesi herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu hüküm altına almaktadır. Maddenin dikkat çekici yönü, yalnızca düşüncenin açıklanmasını değil, aynı zamanda yayılmasını da koruma altına almasıdır. Anayasal güvence yalnızca konuşma anını değil, düşüncenin muhataplarına ulaşabilmesini de kapsamaktadır. Bu nedenle ifade özgürlüğünün korunması, aynı zamanda ifade araçlarının korunmasını da gerektirmektedir.¹
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
21'inci yüzyılda düşüncelerin dolaşıma girdiği en önemli alanlardan biri sosyal medya platformlarıdır. Geçmiş dönemlerde gazete, dergi, kitap, konferans salonu veya televizyonun gördüğü işlevlerin önemli bir bölümü bugün sosyal medya platformları tarafından yerine getirilmektedir. Bireyler siyasal görüşlerini açıklamakta, kamu otoritelerini eleştirmekte, haber paylaşmakta, akademik tartışmalara katılmakta ve toplumsal meseleler hakkında görüşlerini büyük ölçüde bu platformlar aracılığıyla ifade etmektedir. Bu nedenle sosyal medya hesapları günümüzün kamusal ifade alanları olarak değerlendirilmek zorundadır.
Anayasa'nın 28'inci maddesi ise basın özgürlüğünü koruma altına almaktadır. Her ne kadar madde kaleme alınırken dijital medya henüz ortaya çıkmamış olsa da Anayasa Mahkemesi'nin gelişen içtihatları internet yayıncılığını, dijital haberciliği ve çevrimiçi ifade alanlarını bu koruma kapsamında değerlendirmektedir. Çünkü anayasal korumanın amacı belirli bir teknolojiyi değil, haber alma ve haber verme özgürlüğünü güvence altına almaktır. Teknoloji değişebilir; ancak özgürlüğün özü değişmez.
Bu noktada anayasal tartışmanın merkezinde Anayasa'nın 13'üncü maddesi yer almaktadır. Çünkü temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel rejim bu maddede düzenlenmiştir. Maddeye göre temel hak ve özgürlükler yalnızca kanunla sınırlanabilir; sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve ölçülülük ilkesine uygun olmak zorundadır.²
Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre ölçülülük ilkesi 3 unsurdan oluşmaktadır: elverişlilik, gereklilik ve orantılılık.
Bir müdahalenin meşru amaca hizmet etmesi tek başına yeterli değildir. Kullanılan araç amaca ulaşmak için gerekli olmalı ve aynı sonuca daha hafif araçlarla ulaşılabiliyorsa ağır müdahaleler tercih edilmemelidir. Ayrıca müdahalenin bireyin temel hakları üzerinde doğurduğu zarar ile elde edilmek istenen kamu yararı arasında makul bir denge bulunmalıdır.³
İnceleme konusu olay bakımından anayasal sorun tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Varsayalım ki bazı içerikler bakımından hukuki müdahaleyi gerektiren durumlar bulunmaktadır. Böyle bir durumda öncelikle ilgili içeriğin kaldırılması, URL bazlı erişim engeli uygulanması veya belirli gönderilere müdahale edilmesi gibi daha dar kapsamlı araçlar mevcuttur. Buna karşılık bireyin bütün sosyal medya hesaplarının erişime kapatılması, düşünce açıklama araçlarının tamamını etkileyen çok daha ağır bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin Twitter kararı bu açıdan son derece önemlidir. Mahkeme, Twitter platformuna erişimin engellenmesine ilişkin kararında sosyal medyanın çağdaş demokrasilerde ifade özgürlüğünün temel araçlarından biri hâline geldiğini belirtmiş ve platformun bütünüyle erişime kapatılmasını ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmiştir. Kararda özellikle bireylerin bilgiye erişme, düşünce açıklama ve kamusal tartışmalara katılma haklarının internet üzerinden kullanıldığı vurgulanmıştır.⁴
YouTube kararında mahkeme benzer şekilde internet ortamına yönelik geniş kapsamlı yasakların demokratik toplum düzeni bakımından özel bir denetime tabi tutulması gerektiğini belirtmiştir. Karara göre belirli içerikler nedeniyle bütün platformun erişime kapatılması, müdahale ile amaç arasındaki dengeyi bozmakta ve ifade özgürlüğüne ölçüsüz biçimde zarar vermektedir.⁵
Wikipedia kararında ise Anayasa Mahkemesi yalnızca ifade özgürlüğünü değil, bilgiye erişim hakkını da anayasal koruma kapsamında değerlendirmiştir. Mahkeme'ye göre demokratik toplum düzeninin sürdürülebilmesi için bireylerin farklı bilgi kaynaklarına erişebilmesi gerekir. Bilginin dolaşımını engelleyen müdahaleler yalnızca bireysel özgürlükleri değil, toplumun tamamını etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.⁶
Bu kararların ortak noktası açıktır. Mahkeme müdahalenin kapsamı büyüdükçe anayasal denetimi sıkılaştırmaktadır. Belirli içerikler nedeniyle bütün bir platformun kapatılması nasıl ölçüsüz bulunmuşsa, belirli içeriklerden hareketle bütün hesapların erişime kapatılması da aynı mantık çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır.
Burada ayrıca “dijital kimlik” kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Günümüzde sosyal medya hesapları yalnızca paylaşım yapılan teknik alanlar değildir. Bu hesaplar aynı zamanda bireyin dijital arşivini, yıllar içinde oluşturduğu takipçi ağını, mesleki ilişkilerini, akademik çalışmalarını, siyasal görüşlerini ve kamusal görünürlüğünü bünyesinde taşımaktadır. Bir hesabın ortadan kaldırılması yalnızca gelecekte yapılacak paylaşımları değil, geçmişte oluşturulmuş dijital hafızayı da etkileyebilmektedir.
Bu nedenle hesap bazlı erişim engelleri içerik bazlı müdahalelerden niteliksel olarak farklıdır. İçerik bazlı müdahalede belirli bir paylaşım hedef alınırken, hesap bazlı müdahalede bireyin kamusal varlığı hedef alınmaktadır. Anayasal açıdan bu iki durumun aynı kategoride değerlendirilmesi mümkün değildir.
Demokratik hukuk devletlerinde devletin görevi bireyleri rahatsız edici düşüncelerden korumak değildir. Devletin görevi şiddeti önlemek, kamu düzenini korumak ve temel haklar arasında adil denge kurmaktır. Bir düşüncenin sert olması, alışılmışın dışında olması, toplumsal tepki doğurması veya siyasal iktidarı rahatsız etmesi tek başına müdahale gerekçesi oluşturamaz. Anayasal korumanın gerçek anlamı tam da bu tür düşünceler söz konusu olduğunda ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle Ankara 11. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 2025/10984 D.İş sayılı kararı ile başlayan ve Ankara 12. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 2026/969 D.İş sayılı kararıyla devam eden sürecin anayasal değerlendirmesinde yalnızca belirli içeriklerin varlığına odaklanmak yeterli değildir.
Esas incelenmesi gereken husus, müdahalenin kapsamının içeriklerden çıkarak bireyin bütün dijital ifade alanına yayılıp yayılmadığıdır.
Eğer ortaya çıkan sonuç bireyin sosyal medya hesaplarının tamamının etkilenmesi ise, bu durumda müdahalenin demokratik toplum düzeninin gerekleri, ölçülülük ilkesi ve ifade özgürlüğünün özü bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Devam edecek…
Dipnotlar:
1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 26.
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 13.
3. Anayasa Mahkemesi, E.2006/142, K.2008/148, 24.09.2008; ayrıca bkz. AYM, B. No: 2013/409, 25.06.2014.
4. Anayasa Mahkemesi, Twitter Kararı, B. No: 2014/3986, 02.04.2014, s: 52.
5. Anayasa Mahkemesi, YouTube Kararı, B. No: 2014/4705, 29.05.2014, s: 46.
6. Anayasa Mahkemesi, Wikimedia Foundation Inc. ve Diğerleri, B. No: 2017/22355, 26.12.2019, s: 87.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish