Sevgili Mario,
Sen ardından önemli bir külliyat bıraktığından, edebiyata gönül vermiş insanların gönlünde ve kütüphanesinde hep yaşayacaksın. Edebi ölümsüzlük mertebesine ulaşmış yazarlar arasındaki yerini aldığın için sana hitaben bir mektup yazmak çok da tuhaf kaçmayacaktır.
Kendi zamanının, kendi kültürünün ürünüydün mahkumu olmadın. Onların ötesine geçmeyi başardın. Üç farklı dil öğrenerek yeryüzündeki diğer kültürlerden, edebiyatlardan ve sanatlardan beslendin, bakış açını, ufkunu genişlettin. Bu, bilgiye açlığınla ilgiliydi. “Ansiklopedik bilginin yazarlığa hiçbir faydası yok. Yazarın işine içselleştirilmiş bilgi yarar.”
Avrupa değerlerini benimsemiş, yaklaşık 530 yıllık İstanbul mazisi olan aileye mensup olmanın yanında son derece mütevazi, şeffaf ve usta bir kalemdin. 66 yıllık yaşamında seni zihnen ve kalben atalarının İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç ettiği1400’lü yıllara gitmekte yetkinleştiren çalışkan ve sadakatli yanını hep mükemmelleştirdin. “İnsanlar kendisini hatıralarından koparmaya pek kolay yanaşamıyor…”
Size Pandispanya Yaptım’da unutamadığın atalarının izini sürdün. 15. yüzyılda Osmanlı topraklarına gelen Sefarad Yahudilerin günümüze taşıdıkları yemek kültürünü tanıttın. Esrarengiz olaylar, aşk hikayeleri, eski notlar, mektuplar ve efsanelerle ördüğün romanında, göç eden bir ailenin yolculuğu var. “Evlerimiz nasıl da cehennemimiz, geçmişimizdeki izler nasıl da yaralarımız olabiliyordu.”(s, 168)
Başka insanlardan farklı bir zaman anlayışın oldu. Muhayyilende geçmiş ve şimdiki zaman vardı, gelecek zamana pek yer vermezdin. Lunapark Kapandı’ da “İlişkiler gibi, yazılar da zamanlarını bekler.”(s, 449) diye yazdın. Yazıların şimdiye değil, geçmişe aitti. Geçmişin her anını, yemek kokularını, sofra adabını, insan ilişkilerini yazardın. Bu elbette senin aile geçmişinin parçasıydı:Atalarının bıraktığı mirası romanlarınla, öykülerinle, yarattığın karakterlerle maziyi hep güncel tutma çabanın.
Duyarlılığın, kendi duruşunun ve kendine saygının işaretiydi, bencilce değil, evrenseldi. Yanı başımızda insanların öldüğünü, bombalandığını görürken, bunlara tanıklık ederken mutlu olmanın mümkün olmadığını söylerdin. Bu nedenle “mutlu insan” ifadesini hiç kullanmak istemezdin. Her şeyin kötüye gittiği konusunda karamsar bir fikir birliği olsa da insanların kendisini mutsuz hissetmesinin şart olmadığını, hayattaki bir tebessüm, bir yemeği tatma zevki benzeri küçük mutlu anları kaçırmaması gerektiğini söylerdin. Tüm bunlar yeni sevinçlerin kaşifi olduğun ve ne kadar yaratıcı olduğunu mimliyor. İnşa ettiğin benliğinin dinginliği benim için iyi bir örnekti.
Röportajinda; yalnızlık içersinde çocukluğunu geçirdiğini, uyumsuz ve çekingen olduğunu, iletişim kurmaktan zorlandığını söylüyorsun. Tüm bunları yazınının harcı yaptın. Mutsuz geçen çocukluğun sayesinde yazar olduğunu, insanın başına gelen şeylerin boşuna yaşanmağını ekliyorsun. “Edebiyatın kaynağında acılar var.”
Şair Haldun Taner’den, üniversitede dersler aldın, ondan etkilendin ve yazarlık ustam diye bahsederdin. Aranızda geçen sohbette ustam yazacak bir şey yoksa ne yapmak gerek? diye sorduğunda:“Yazacak hiçbir şey yoksa da masa başına geçip yazmak gerek. Aklında yazacak bir şey gelmiyorsa da uçan kuşu yaz.” cevabı, aldığın en büyük “yazarlık dersi”olmuş.
Genç yazarlara yol gösterici oldun. Susan Sontag, 1982’de Borges’e şöyle yazar“…çoğu insan onun yaşayan en büyük yazar olduğunu söyleyecektir… Günümüzde ondan bir şeyler öğrenmeyen veya onu taklit etmeyen çok az yazar vardır.”Bu senin içinde geçerli. yazarlar/yazar adayları hala senden bir şeyler öğreniyor, senin yolunu takip ediyor.
Sen, edebiyatı miras olarak görüyor, herkesi bu mirası korumak ve aktarmakla sorumlu tutuyorsun. Herkesten önce kendini sorumlu tuttun, 21 yıl boyunca sürdürdüğün yazarlık atölyesinde insanlara yazmayı sevdirdin, edebiyatçı olma yolunu gösterdin. Yaşadığımız çağın handikaplarından sıradanlaşma, herkese benzeme, yüzeysel anlayışlarla yetinerek anlama yetimizin atrofiye uğraması tehlikelerine karşı edebiyatın elimizdeki son direniş kalesi olduğunu haykırdın.
Edebiyat meşhur olma aracı; şarlatanlık da yazarlık değil. Çok haklısın. Yazmayı sevmek, hayallerimizi kağıda geçirmek, yayınevi etiketiyle kitap basmak edebiyatçılık yapmak anlamına gelmiyor. Bazı insanlar hafızalarındaki özetleri somut kitaba dönüştürmeyi, yazarlık olarak düşünür. Yazarlık bundan çok daha fazlasıdır. İyi okur olduktan sonra kendini tamamıyla yazıya vermektir. Yazar adaylarına tavsiyeleriniz çok önemli:“çok kitap okuyun, belli yazarlara mahkum olmadan, sevmediğiniz yazarları da okuyun.”
E-kitap, sesli kitap yöntemleri kitaplara ulaşma yollarını çoğaltması beni sevindiriyor. Öte yandan, kalite kontrolü yapılmadan her kitabın basılması, dijital baskıların hızla artması ve yapay zekâ araçlarıyla yazılan kitapların adeta mantar gibi çoğalması canımı sıkıyor. Bu durum, nitelikli kitapların giderek azalması, neslinin tükenmeye başlaması anlamına geliyor.
Fahrenheit 451 filmini izledin mi bilmiyorum. Orada kitaplar, tehlike olarak görüldüğü için ortadan kaldırılması gerekiyor; görevlendirilen itfaiye ekibi kütüphaneleri ve kitapları yakıyor. Oysa bugün aynı sonuca ulaşmak için ne kitapları yakacak hafiyelere ne de büyük bir yangına ihtiyaç var. Vahşiler, kitapları ateşe atmak zorunda kalmayacak; çünkü tehlike oluşturacak kadar nitelikli kitaplar artık o kadar az ki, onlar da niteliksizlerin arasında kolayca kayboluyor.
Sitem etmenin tatmin edici ya da iyileştirici yanının olmadığını ikimiz de biliyoruz. Ancak edebiyattaki şarlatanlıktan söz ettiğinde, kitaplar, üzerine düşüncelerimi en iyi senin anlayacağına inandım. İçinde olduğumuz yeni çağ bizleri yeni yöntemlerle sınayacak; nasıl bir sınav vereceğimizi ise zaman gösterecek. Şundan emin olabilirsin:Tüm bu karmaşaya, gösteriş meraklısı kalemlere ve düşüncenin yerine konan yüzeysel içeriklere rağmen edebiyatı da, kitabı da, öğrenmeyi de terk etmeyeceğiz.
Mario Levi’ye selam olsun.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish