Özdemir Bayraktar’ın mirası: Dron çağında savaş, diplomasi ve güç

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Geçtiğimiz Cumartesi (7 Şubat 2026) günü, Özdemir Bayraktar Belgeseli’nin tanıtım faaliyeti vardı. Kendisiyle bir dönem abi kardeş seviyesinde dost olmuş, mücadelesini gözlemlemiş, küçük de olsa gayretine destek vermiş biri olarak film gösterimine davetli idim. Maalesef o gün yurtdışında olduğum için katılamadım ama ertesi gün sosyal medyadan seyrettim. Belgesel içinde bana ait çok kısa birkaç bölüm de var. Belgeselde Özdemir Bayraktar'ın hayat hikayesi güzel toparlanmış, onun şahsında Türkiye'nin İHA serüveni yakın tarihe ışık tutacak şekilde sergilenmiş. Hazırlayanların emeğine sağlık. Sosyal medya kanallarından bulup seyretmenizi tavsiye ederim.

Başlangıçta açık ve net şunu söyleyeyim. Bugün gururla söz ettiğimiz İHA ve SİHA'lar, hem Özdemir abi ve evlatları gibi mühendislerimizin (TUSAŞ ve diğer savunma sanayii şirketleri dahil) hem de muharebe sahasında terini ve kanını döken her seviyedeki yiğit askerlerimizin ürünüdür. Bu ikili dayanışma olmasıydı bu destan yazılamazdı.

Özdemir Bayraktar’ın mücadelesinin bana göre stratejik ayrıcalığı şuydu: O, savunma sanayiinde gelişmiş ülkelerin izinden gitmeyi değil, onların önüne geçebileceği bir alana odaklanmayı tercih etmişti; çünkü takibin kaçınılmaz olarak taklidi doğuracağını düşünüyordu. Aslı var iken kimsenin taklidine yönelmeyeceğini söylerdi.

Türkiye’nin İHA serüveni, PKK terörüne karşı teknolojinin gücünü sahaya taşıma arzusuyla başladı. İHA ve SİHA’ların devreye girmesiyle birlikte terör örgütünün gerilla taktikleri büyük ölçüde işlevsiz hale geldi; PKK, kırsalda hareket kabiliyetini yitirerek Kandil’e sıkışmış bir yapı görünümüne büründü. Ancak terörle mücadele ihtiyacıyla başlayan bu serüven, kısa sürede bambaşka bir mecraya evrildi. Bugün İHA ve SİHA’ları konuşurken, artık yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesini değil, küresel güç mücadelesini etkileyen bir dönüşümü ele alıyoruz. Dronlar, savaş meydanlarından diplomatik masalara, savunma bütçelerinden uluslararası ittifaklara kadar oyunun kurallarını değiştiren bir güç haline geldi.

İşte Özdemir Bayraktar’ın mirası tam da bu noktada büyüyor ve Türkiye’nin stratejik kapasitesine kalıcı bir boyut kazandırıyor.

Savaşın Yeni Kuralları

1990’lı yıllarda Balkanlar’da yalnızca keşif amacıyla kullanılan Predator dronları, bugün Ukrayna’da muharebe sahasının belirleyici unsurlarından biri haline geldi. Sahadan gelen veriler, zayiatın önemli bir bölümünün insansız sistemler kaynaklı olduğunu gösteriyor. Bu dönüşüm, askeri karar alma süreçlerini temelden sarstı. Pilot kaybı riskinin ortadan kalkması, devletlerin askeri müdahale eşiğini dramatik biçimde düşürdü. Artık bir ülke, kendi askerlerini riske atmadan binlerce kilometre ötedeki hedeflere saldırabilir durumda.

Maliyet faktörü ise bu dönüşümün belki de en devrimci boyutu. İran yapımı Shahed-136 dronunun birim maliyeti yaklaşık 20 bin dolar seviyesinde. Bu, milyonlarca dolarlık savaş uçaklarının yarattığı etkiye, son derece düşük bir maliyetle ulaşılabildiği anlamına geliyor. Ukrayna cephesinde yüzlerce dolarlık FPV dronlar, en gelişmiş zırhlı araçları dahi etkisiz hale getirebiliyor. Ortaya çıkan bu asimetrik maliyet dengesi, küçük ve orta ölçekli ülkelere büyük güçlerle rekabet edebilme imkânı sunuyor.

Diplomatik Silah Olarak Dronlar

İnsansız hava araçları artık yalnızca askeri değil, aynı zamanda güçlü birer diplomatik araç. Türkiye’nin Bayraktar TB2 ile 24 ülkeye (belki de daha fazla) uzanan kullanıcı ağı, bunun en somut örneklerinden biri. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’daki askeri başarısı ve Ukrayna’nın Rus işgaline karşı direnişinde Türk dronlarının oynadığı rol, bu sistemleri yalnızca bir silah değil, aynı zamanda ittifak ilişkilerinin yapıtaşı haline getirdi.

Afrika’daki tablo ise daha da dikkat çekici. Mali, Burkina Faso ve Nijer gibi ülkeler açısından Türk dronları, Batılı müdahalelere karşı bir tür “egemenlik sigortası” işlevi görüyor. Bu ülkeler, yüksek teknolojiye Batılı ya da Rus siyasi şartlara bağlı kalmadan erişerek dış politika manevra alanlarını genişletiyor. Dron diplomasisi, klasik silah satışının ötesine geçerek jeopolitik nüfuz üretmenin yeni bir yolu olarak öne çıkıyor.

Savaş Meydanının Felci

Ukrayna örneği, dronların konvansiyonel savaşı nasıl felç edebildiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Ukrayna’da “ölüm bölgesi” olarak tanımlanan alan, yaklaşık 100 kilometrelik bir derinliğe ulaşmış durumda. Bu bölgede hareket eden her unsur sürekli gözetim altında. Zırhlı birliklerin manevra kabiliyeti, sürpriz ve hız faktörü büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. Tankların üzerine eklenen kafes yapılar ise tehdidi sınırlı ölçüde azaltabiliyor.

Yeni Saldırı Doktrini

1 Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Örümcek Ağı Operasyonu”, operasyonel derinlik kavramını yeniden tanımladı. Modifiye edilmiş kamyonlar ve yerel 4G bağlantıları kullanan 100’ü aşkın küçük dron, Rusya’nın derinliklerindeki dört stratejik üsse eş zamanlı saldırı düzenledi. Açık kaynak analizlerine göre operasyon sonucunda çok sayıda Rus hava unsuru imha edildi. Operasyonun toplam maliyeti, kaybedilen tek bir savaş uçağının değerinin dahi altındaydı.

Sivil iletişim altyapısının kullanılması, bu operasyonu stratejik yaratıcılığın çarpıcı bir örneği haline getirdi. Sivil ağlar üzerinden haberleşen dronlar, gelişmiş elektronik harp sistemlerini işlevsiz bıraktı. Bu durum, milyarlarca dolarlık savunma altyapılarının, düşük maliyetli sivil teknolojiler karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koydu.

Avrupa’nın Güvenlik Krizi

Eylül 2025’te Polonya’da yaşanan olay, modern hava savunma sistemlerinin sınırlarını gözler önüne serdi. Sınırlı sayıda Rus dronuna karşı NATO, F-16 ve F-35 savaş uçakları ile AWACS unsurlarını içeren geniş çaplı bir hava gücü konuşlandırdı. Buna rağmen dronların büyük bölümü engellenemedi. Düşük maliyetli bir dronu durdurmak için milyonlarca dolarlık önleme maliyetleri ortaya çıktı. Bu tablo, mevcut savunma denklemindeki sürdürülemezliği açıkça gösterdi.

Bu nedenle Avrupa, Ukrayna’dan ders çıkarmak zorunda kaldı. AB ülkeleri, “Avrupa Dron Savunma Girişimi” kapsamında düşük maliyetli kinetik ve lazer önleyiciler, dağıtık tespit ağları ve sivil erken uyarı sistemleri geliştirmeye yöneldi. Savaşın başında “öğrenci” konumunda olan Ukrayna’nın, bugün Avrupa’ya modern tehditlerle nasıl mücadele edileceğini öğreten bir aktöre dönüşmesi dikkat çekici.

Gücün Demokratikleşmesi

Dronların yarattığı en derin dönüşüm, askeri gücün demokratikleşmesi oldu. Tarihin hiçbir döneminde hava gücü bu denli erişilebilir olmamıştı. Küçük ülkeler, silahlı gruplar ve bazı durumlarda devlet dışı aktörler dahi, sınırlı kaynaklarla hava üstünlüğü sağlayabilir hale geldi. Bu gelişme, küresel güvenlik dengelerini köklü biçimde değiştiriyor.

Sonuç olarak dronlar, yalnızca yeni bir silah platformu değil; diplomasinin, savaşın, savunma ekonomisinin ve güç dengelerinin yeniden tanımlanmasına yol açan bir katalizör. Artık zafer, en fazla tank veya uçağa sahip olana değil, inovasyon döngüsünü ve asimetrik maliyet dengesini en iyi yöneten aktöre gidiyor. Bu yeni çağda ayakta kalabilmek için orduların, ekonomilerin ve diplomatik stratejilerin “dronizasyon” sürecine uyum sağlaması bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Türkiye’nin İHA ve SİHA serüveni bu dönüşümün özgün örneklerinden biri. Terörle mücadele ihtiyacıyla başlayan yolculuk, kısa sürede bölgesel güvenliğin ötesine taşarak küresel güç rekabetinin parçası haline geldi. Bugün Türk dronları, savaş meydanlarında olduğu kadar diplomatik masalarda, savunma bütçelerinde ve ittifak ilişkilerinde de etkili bir araç olarak yer alıyor.

Özdemir Bayraktar’ın mirası tam da burada anlam kazanıyor. O, savunma sanayiini yalnızca teknolojik bir yarış olarak değil, stratejik bir sıçrama alanı olarak okudu. Takip ederek yetişmenin değil, asimetrik bir hamleyle öne geçmenin mümkün olduğu bir alana odaklandı. Bugün Türkiye’nin ulaştığı nokta, bu zihinsel tercihin sahadaki karşılığıdır.

Bu nedenle dron çağında Türkiye’nin hikâyesi; teknolojik bir başarıdan çok, stratejik zamanlama ve zihinsel cesaretin kalıcı güce nasıl dönüştürülebileceğinin somut bir örneğidir.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU