Dünya başkentlerinin gözü tamamen Tahran ve Hürmüz Boğazı'ndayken Sudan, kasıtlı bir sessizliğin gölgesinde çağımızın en ağır insanlık krizlerinden birini yaşıyor. Ukrayna’daki cephe hatları yakından takip edilirken, Gazze’deki trajedi haklı olarak gündemden düşmezken; Sudan’da her gün bir kasabanın haritadan silinmesi medyada yalnızca istatistiki bir veri kaybı olarak kaydediliyor.
15 Nisan 2023’te Sudan ordusu ile paralel askeri yapı Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan savaşta üç yıl geride kaldı. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarcası topraklarından koparıldı. Bir gün içinde katledilip toplu hâlde yakılan insanlar, çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğrayan kadınlar, açlıktan ölen bebekler…
Bir insanlık dramı daha gözlerimizin önünde normalleşti.
Çöken bir ülke, terk edilen bir halk
Bugün Sudan’da hayat, kelimenin tam anlamıyla askıya alınmış durumda. Bilhassa sağlık sistemi ve tıbbi malzemelerin hedef alındığı çatışmaların sonucunda açlık, salgın hastalıklar ve ilaçsızlık nedeniyle hayatta kalmak artık bir mucize. 25 milyon insan şiddetli açlıkla karşı karşıya, 4 milyon çocuk akut yetersiz beslenme yaşıyor.
Ülke içinde yerinden edilenler kadar, komşu ülkelere sığınanlar da umutsuzluk içinde. Mülteci kampları artık barınak değil; hastalık, yoksulluk ve çaresizliğin merkezi.
Sudan yoksul bir ülke değil. Nil Nehri’nin suladığı verimli topraklara, altın ve petrol rezervlerine sahip. Ancak bu zenginlik hiçbir zaman halkın refahına dönüşmedi. Ülke, bağımsızlığını kazandığı günden bu yana darbeler, iç savaşlar ve dış müdahalelerle sarsıldı.
Bitmeyen savaşların gölgesi
Kuzey-Güney savaşları on yıllarca sürdü. Darfur’da 2003’ten bu yana yaşanan çatışmalar yüz binlerce can aldı, milyonlarca insanı yerinden etti. Arap asıllı nüfus ile Afrika kökenli topluluklar arasındaki gerilim, dış müdahalelerle daha da derinleşti.
Ömer el-Beşir döneminde “Cancavid” milislerinin yürüttüğü etnik temizlik, Birleşmiş Milletler tarafından soykırım olarak tanımlandı.
2005’te yapılan barış anlaşması, 2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasının önünü açtı. İsrail Güney Sudan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu, Amerika ise bu bölünmenin bir an önce gerçekleşmesi için elinden geleni yaptı. Bu bölünme, ülkenin hem ekonomik hem de siyasi kırılganlığını derinleştirdi. Sudan’ın gelir kaynakları daralırken yeni güç savaşları için zemin daha kaygan bir hâle geldi.
İki general ve bir ülkenin çöküşü
2013’te Cancavid milislerinden türetilen HDK, orduya alternatif olarak büyütülen kontrolsüz bir güç olarak ortaya çıktı. 2019’da Beşir’in devrilmesinin ardından Abdülfettah el-Burhan ve Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) Egemenlik Konseyi’ni oluşturarak birlikte yönetime geldi.
Ancak bu ortaklık kısa sürdü. HDK’nın düzenli orduya ne zaman katılacağı ve emir-komuta zincirinin nasıl işleyeceği sorusuyla başlayan mesele 15 Nisan 2023 sabahı bir varoluş savaşına dönüştü.
Bugün Sudan’da yaşanan savaş uluslararası basında ısrarla basitleştiriliyor. Bu savaş iki generalin iktidar mücadelesinden ibaret değil. Altın, toprak ve nüfuz için yarışan küresel güçlerin sahaya yansıyan mücadelesi. HDK’nın elindeki altın madenleri, ABD ve İsrail ile stratejik bir eksen oluşturan Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden küresel piyasalara akarken, bu ticaretin karşılığı Sudan çöllerine modern mühimmat ve lojistik destek olarak geri dönüyor.
Savaş ekonomisini besleyen tek kaynak altın değil. Suriye'deki rejimin devrilmesiyle rotasını Afrika'ya çeviren uyuşturucu kartelleri, Sudan'daki otorite boşluğunu bir üretim üssüne dönüştürdü. 2026 başında Port Sudan'da ele geçirilen yarım ton kristal metamfetamin ve Hartum yakınlarındaki El-Ceyli'de bulunan saatte 100 bin Captagon hapı üretme kapasiteli laboratuvar, çatışmaların karanlık finansman kaynaklarına dair ürkütücü bir tablo çiziyor.
Finansman hatları bu denli çeşitlenirken, sahadaki cepheler de hızla katılaşıyor.
Sahadaki gerçek: Fiili bölünme
Ocak 2026'da hükümet, neredeyse üç yıl aradan sonra Hartum'a döndüğünde karşılaştığı manzara bir şehirden ziyade devasa bir mezarlık oldu. Sokaklardan ve enkaz altından çıkarılan 15 binden fazla ceset, Sudan'ın kalbindeki yıkımın boyutunu özetliyordu. Bugün gelinen noktada ülke, fiilen iki otoriteli bir yapıya doğru sürükleniyor: Bir yanda meşruiyetini korumaya çalışan ordu, diğer yanda ise Darfur’da etnik temizliği adeta kurumsallaştıran HDK.
Bu bölünmeyi derinleştiren asıl unsur ise sınırların birer “silah ve lojistik koridoru” hâline gelmiş olması. Fransız Le Monde gazetesinin verilerine göre Etiyopya üzerinden yapılan 36 gizli uçuş, Çad ve Libya hattındaki kaçakçılık damarları ve Güney Sudan’dan gelen paralı asker trafiği, HDK’nın sahadaki direncini canlı tutuyor. Nitekim strateji sadece lojistikle sınırlı değil; Sudan ordusu ne zaman Hartum’da bir zafer kazansa, HDK ve müttefikleri tarafından Mavi Nil Eyaleti'ndeki Kurmuk gibi kritik noktalarda yeni cepheler açılıyor. Amaç ordunun dikkatini dağıtmak ve Darfur üzerindeki baskıyı hafifleterek savaşı ülkenin her hücresine yaymak.
Ancak 2026 itibarıyla savaşın asıl karakterini değiştiren unsur, birer imha silahına dönüşen İHA’ların meydanlara inmesi oldu. Teknolojik üstünlük arayışıyla başlayan bu yeni dönem, cephe hatlarından ziyade pazar yerlerini ve fırın kuyruklarını hedef alıyor; insani yıkım daha sıradan bir hâl alıyor.
İran gerilimi Sudan’ı daha da zayıflatıyor
Dünya, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını konuşurken bu gerilimin etkileri Sudan’da dolaylı ama derin bir şekilde hissedilmeye başladı. Savaşın Sudan’a yansıması en çok gıda krizinde kendini gösteriyor.
Dünya Gıda Programı (WFP), Sudan için ayrılan gıda stoklarının Mart 2026 sonu itibarıyla tükenebileceği uyarısında bulunmuştu. Yine Mart itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği durma noktasına gelmişken, Sudan'ın %54 oranında bağımlı olduğu Körfez gübresinin hükümetin geçici merkezi olan Port Sudan'a ulaşması artık lojistik bir mucizeye bağlı.
İran-İsrail gerilimi Sudan’ı sadece bir gıda kriziyle vurmuyor; Port Sudan’ın Kızıldeniz’deki stratejik konumu, bu gerilimi Sudan topraklarına “ikinci bir cephe” olarak ihraç etme riskini taşıyor.
Öte yandan İran’ın Körfez’deki hedeflere yönelik misillemeleri sonrasında, Birleşik Arap Emirlikleri bağlantılı uçuş ve lojistik hatlarda yaşanan aksama sahadaki dengeleri kısmen etkiledi. Bu durumun, HDK’nın dış tedarik zincirinde geçici bir zayıflama yarattığı düşünülüyor. Ancak aynı hatların alternatif güzergâhlarla yeniden kurulma çabası, savaşın dış bağlantılarının tamamen kesilmesinin uzun vadede zor olduğunu gösteriyor.
Tüm bu gelişmeler, Sudan’daki çatışmanın yalnızca sahadaki askerî dengelerle değil, bölgesel krizlerle de doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Mevcut tablo, savaşın kısa vadede sona ermesinden çok, cephe hatlarının katılaşarak ülkenin fiilî bir bölünmeye doğru sürüklendiğine işaret ediyor.
Bu süreçte sahada insani destek sağlayan aktörlerin sayısı sınırlı kalırken, Türkiye’nin yürüttüğü yardım faaliyetleri ve tarım projeleri, kriz ortamındaki nadir istikrar unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Sudan’da yaşananlar yalnızca bir iç savaş değil. Savaş çoktan bölgesel kırılmaların derinleştirdiği, uzun süreli bir insani yıkım sürecine dönüşmüş durumda. Ve bu yıkımın en ağır bedelini, her zamanki gibi siviller ödüyor.
Kaynaklar:
Al Jazeera. (2026, Mart). Drone attack on market in Sudan kills 11 as air war civilian toll mounts.
Mirgani, Osman. (2026, Mart) AAWSAT Türkçe. Sudan savaşı ve sınırları genişletme planı.
Devecioğlu, Kaan. (2026, Şubat) ORSAM. Sudan Savaşının Seyri.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR). (2026, Mart). Sudan: Sharp increase in civilian deaths as a result of growing drone warfare.
Et Tayyib, Emced Ferid. (2026, Nisan) Independent Türkçe. İran'daki savaşın Sudan'daki duruma üç düzeydeki etkisi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish