Özet
New START anlaşmasının 5 Şubat 2026'da sona ermesi, Soğuk Savaş sonrası nükleer silah kontrol rejiminin fiilen çöküşünü temsil etmektedir. Bu gelişme, yalnızca ABD-Rusya ikili modelini değil, küresel nükleer ekosistemi etkilemekte; Çin'in hızlı nükleer güçlenmesiyle üçlü bir silahlanma yarışını tetiklemektedir. Trump'ın belirttiği üzere, şartlar değişmiş olup Rusya ve Çin'in teknolojik kapasite ve silahlanma ilerlemeleri (örneğin Rusya'nın Poseidon nükleer torpidosu, Burevestnik nükleer cruise füzesi, Sarmat ICBM'si ve Avangard hipersonik aracı; Çin'in DF-41 ICBM'si, JL-3 SLBM'si ve hipersonik sistemleri) dengeyi kökten etkilemektedir. Bu makalede, New START’ın şartlarının değiştiğine bağlı kalarak, diğer yandan stratejik denge ve caydırıcılık önceliğini vurgulayacağım, İran gibi demokratik olmayan rejimlerin nükleer potansiyelinin tehdit olduğunu, Almanya veya Japonya gibi ülkelerin nükleer silah elde etmeyi düşünmeye başladığını ifade edeceğim. Bu gibi nükleer silah kulübüne yeni girecek ülkeleri, yaygınlaşma riskini planlanmış bir tehlike olarak değerlendirmekteyim. Eğer dünyada nükleer silahlanma artacak ise Türkiye'nin demokratik ve dengeleyici rolü hakkında düşüncemi paylaşacak, bu yeni şartlarda bunu güvenilir caydırıcılık için olumlu bir unsur olarak konumlandıracağım. Yeni risk azaltma mekanizmaları geliştirilmemesi halinde, çok kutuplu bir Soğuk Savaş benzeri dönem kaçınılmaz görünmektedir.
Anahtar Kelimeler
Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (New START), nükleer caydırıcılık, stratejik denge, Çin nükleer yükselişi, Rusya nükleer modernizasyonu, nükleer yaygınlaşma, Türkiye nükleer rolü, nükleer etik, nükleer ittifak, Nükleer Silahların Sınırlandırılması (NPT), Kapsamlı Nükleer Test Yasağı Anlaşması (CTBT), Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW).
Giriş
New START, 2010'da ABD ve Rusya arasında imzalanan ve stratejik nükleer silahları sınırlayan son büyük anlaşmadır. Anlaşma, her iki ülkenin konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlığını 1.550 adet ile sınırlamakta, taşıyıcı sistemleri kısıtlamakta ve denetim, veri paylaşımı ile denetleme mekanizmalarını içermekteydi (Tokmakoğlu, 2026a). 5 Şubat 2026'da sona ermesiyle, 1970'lerden beri ilk kez ABD ve Rusya'nın stratejik nükleer kuvvetleri üzerinde uluslararası yasal sınırlama kalmamıştır. Bu durum, nükleer şeffaflık ve istikrar rejiminin çöküşünü işaret etmekte ve küresel güvenlik mimarisini derinden etkilemektedir.
ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın bitişi bağlamında "şartlar değişti" diyerek Rusya ve Çin'in teknolojik kapasite ve silahlanma ilerlemelerinin yeni bir denklem yarattığını vurgulamış; eski anlaşmanın "kötü müzakere edilmiş" olduğunu belirterek, Rusya ve Çin'i kapsayan yeni, modernize edilmiş bir anlaşma çağrısında bulunmuştur. Bu değişim, Rusya'nın nükleer modernizasyonunda Poseidon nükleer tahrikli süper torpido (kıyı bölgelerini radyoaktif tsunami ile yok edebilecek kapasitede, 2025 testleri sonrası öne çıkan), Burevestnik nükleer tahrikli cruise füzesi (sınırsız menzil iddiası), Sarmat ağır ICBM'si (2026'da tam hizmete girmesi beklenen) ve Avangard hipersonik süzülme aracı gibi sistemlerle; Çin'in DF-41 ICBM'si (MIRV kapasiteli, 12.000-15.000 km menzil), JL-3 SLBM'si (Type 094 denizaltılarında daha uzun menzilli) ve hipersonik glide araçları (DF-17 gibi) ile somutlaşmaktadır. Bu gelişmeler, geleneksel ikili modeli geçersiz kılmakta ve üçlü yarışın teknolojik boyutunu güçlendirmektedir (Stockholm International Peace Research Institute [SIPRI], 2025; U.S. Department of Defense raporları, 2025).
Temel Önermelerim ve Beklentilerim
5 Şubat 2026'da sona ermesi üzerine dünya tekrar düşünmeye başladı, ben de öyle. Temel düşüncelerimi vereyim:
Anlaşmanın sona ermesi tarihi bir dönüm noktası: New START'ın bitişi, Soğuk Savaş'tan beri devam eden nükleer silah kontrolü rejiminin fiilen sona ermesi anlamına geliyor. 1970'lerden beri ilk kez ABD ve Rusya'nın stratejik nükleer kuvvetleri üzerinde uluslararası yasal sınırlama kalmıyor. Bu, şeffaflık, veri paylaşımı, denetleme ve kriz-iletişim kanallarının büyük ölçüde ortadan kalkması demek; yanlış hesaplama ve kriz riskini artırıyor.
Nükleer silahlanma yarışı riski yükseliyor: Anlaşma sonrası denetimsiz ortam, Rusya'nın taktik nükleer kapasitesini (yaklaşık 1.477 başlık), ABD'nin genişletme potansiyelini ve özellikle Çin'in hızlı nükleer güçlenmesini tetikleyerek üçlü bir yarışa dönüşebilir. Çin'i asıl denge bozucu aktör olarak görüyorum; "Pandora’nın kutusunu açan Çin" ifadesini kullanıyor ve küresel dengeyi Çin'in planlı silah üretimi bozuyor tezini savunuyorum.
Gelecek senaryoları: Anlaşmanın bitişi sonrası ihtimalleri sıraladım. Şöyle:
- New START'ın tekrar canlandırılması.
- Onarılarak devamı.
- Yeni bir süreç başlatılması (mevcut şartlara göre yeni sayfa açılması).
- Anlaşma yolunun tamamen kapanması.
Trump'ın açıklamaları (2026 başı) ilk iki alternatifi ortadan kaldırdığı için, düşünceme göre START konusu tarihe gömüldü. Diplomasi devam edebilir (görüşmeler olur, ümit verilir) ama gerçekte Çin faktörü nedeniyle eski çerçeve işlemez. Yeni bir anlaşma yerine, fiili sınırlama veya tamamen yeni bir rejim gerekebilir.
Avrupa ve küresel etkiler: Anlaşmanın bitişi, Avrupa'yı (özellikle Doğu Kanat) doğrudan tehdit altında bırakıyor; nükleer boşlukta "seyirci" kalma riski var. SIPRI verileri referanstır ki bunlar Avrupa'nın stratejik körlüğü yönüyle eleştiri yapmama yetiyor ve dolayısıyla uyanış zorunluluğunu vurguluyorum (Fransa/İngiltere nükleer paylaşımı genişletme, yeni risk azaltma mekanizmaları gibi radikal adımlar).
Genel yaklaşımım: Nükleer silah kontrolünün zayıflaması küresel riskleri artırıyor (istikrarsızlık, yanlış hesaplama, NPT'nin zarar görmesi). Çin'in yükselişi, Rusya-Ukrayna savaşı ve Trump dönemi politikalarıyla birleşince, yeniden nükleer silahlanma dönemi başlıyor. ABD-Rusya arasında "daha iyi anlaşma" retoriklerine rağmen, Çin nedeniyle eski modelin sürdürülemez olduğunu düşünüyorum.
Denge ve Caydırıcılık Teorik Çerçevesi
Teorik yaklaşımımda caydırıcılık ve stratejik denge ön plandadır; nükleer güçlerin birbirini çatışmadan imtina ettiren denge modeli olarak tanımlanır (Tokmakoğlu, 2025). Hesaplar bu ikili (denge ve caydırıcılık) üzerine kurulmalıdır. New START sonrası şeffaflık kaybı ve Çin-Rusya teknolojik ilerlemeleri (hipersonik, nükleer tahrikli sistemler), dengeyi bozmakta; caydırıcılık rejimi zayıflamaktadır.
Gelecek muhakemesi: Yanlış hesaplama riski artmakta; eğer yeni mekanizmalar (fiili sınırlamalar, çok taraflı diyaloglar) geliştirilmez ise; çok kutuplu/merkezli Soğuk Savaş benzeri bir dönem kaçınılmaz görülebilir hem daha karmaşık ve tehlikeli biçimde. Denge ve caydırıcılık için: ABD-Rusya-Çin fiili sınırlamalar, Avrupa nükleer paylaşımı genişletme, NPT’yi güçlendirme ve güvenilir aktörler için seçenekler değerlendirilmelidir.
Nükleer Silahların Felsefi Boyutu: İnsanlığın Çaresiz Gidişi ve Etik Çıkmaz
Nükleer silahların kullanımı, denemeleri ve atık malzemeleri bile insanlığa ve dünyaya onarılamaz zararlar vermektedir: Hiroşima-Nagasaki'den beri bilinen radyasyon kalıntıları, ekosistem tahribatı, gelecek nesillerin genetik yükü ve potansiyel "nükleer kış" senaryoları, bu silahların varlığını etik bir paradoks haline getirmektedir. İnsanlık, bu yola bir kez girdikten sonra kendine kural koymaya çalışsa da (NPT, CTBT gibi mekanizmalarla), silahlanma devam etmekte; caydırıcılık adına üretilen teknolojik ilerlemeler (hipersonik sistemler, nükleer tahrikli araçlar) paradoksal olarak yıkım kapasitesini artırmaktadır.
Felsefi açıdan bakıldığında, nükleer silahlar insanlığın varoluşsal bir çıkmazını temsil eder: Teknolojinin yarattığı güç, etik ve politik kapasitemizi aşmakta; Günther Anders'in "Prometheusçu utanç" kavramında olduğu gibi, insan ürettiği nesnelerin sonuçlarını kavrayamaz hale gelmektedir. Nükleer silahların varlığı, mutlak yıkım paradoksu yaratır: Caydırıcılık barışı koruduğunu iddia ederken, kullanımın kabul edilemez insani sonuçları (masum siviller, gelecek nesiller ve ekosistemler üzerindeki tehdit) ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. New START'ın sona ermesi, bu tartışmayı yeniden alevlendirmiş; silahsızlanma çabaları (örneğin TPNW gibi insani odaklı girişimler) etik bir irade gösterse de, güvenlik kaygıları ve teknolojik zorunluluklar karşısında çaresiz görünmektedir. İnsanlık, bu gidişe karşı evrensel bir kural getirebilecek mi? Yoksa teknolojik zorunlu ve güç dengesi arayışı, etik sınırları sürekli erteleyerek varoluşsal riski mi kalıcılaştıracak? Bu soru, New START sonrası dönemde de tartışılmaya aday en derin felsefi mesele olarak kalmaktadır.
Nükleer Silahlanma Yarışının Yeni Boyutu: Üçlü Rekabet (ABD, Rusya ve Çin)
New START anlaşmasının bitişi, küresel nükleer ekosistemi etkilemekte olup, konuyu yalnızca ABD-Rusya ikilisi üzerinden değerlendirmek stratejik bir eksikliktir (Tokmakoğlu, 2025). Nükleer silah sahibi ülkeler (Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan, İsrail, Kuzey Kore) ve eşik ülkeler (İran, Suudi Arabistan) pozisyonlarını yeniden tanımlama fırsatı bulmaktadır. Ancak asıl belirleyici faktör Çin'dir. 2017'den itibaren çeşitli yayımlarında, nükleer dengenin asıl bozucusu olarak Çin'i işaret ettim; "Pandora’nın kutusunu açan Çin" metaforuyla planlı ve denetimsiz yükselişini vurguladım (Tokmakoğlu, 2026b).
Hatta bu yeni konjonktürde Rusya, Çin ve Kuzey Kore gibi üçlü nükleer ittifak halinin rakamsal karşılığı bile bütün dengeleri bozar mahiyettedir ki bir de buna potansiyeller, kapasiteler ve eğilimler eklenecek olur ise “yeni şartlar” hakkında daha farklı düşünülmesi gerektiği anlaşılacaktır.
SIPRI 2025 verilerine göre Çin'in nükleer cephaneliği 600 başlığa ulaşmış olup, 2035'e kadar yaklaşık 1.500 başlık hedefine doğru ilerlemektedir (SIPRI, 2025). Rusya'nın taktik nükleer kapasitesi (yaklaşık 1.477 başlık) ve ABD'nin genişletme potansiyeliyle birleşince, üçlü bir yarış oluşmakta; kısa vadede (2026-2030) istikrarsız artış, orta vadede stokların belirgin artışı öngörülmektedir. Rusya'nın Poseidon (nükleer tahrikli, sınırsız menzilli underwater drone, radyoaktif tsunami kapasitesi), Burevestnik (nükleer cruise, sınırsız menzil), Sarmat (ağır ICBM) ve Avangard (hipersonik glide vehicle) gibi sistemleri; Çin'in JL-3 SLBM'si ve hipersonik DF-17 gibi gelişmeleri, teknolojik üstünlük yarışını hızlandırmakta ve caydırıcılık dengesini bozmaktadır.
Avrupa'nın Stratejik Körlüğü
Avrupa, nükleer boşlukta seyirci kalma riskiyle karşı karşıyadır; radikal adımlar atılmazsa (Fransa/İngiltere paylaşımı genişletme, risk azaltma koalisyonları vb.) felç olur (Tokmakoğlu, 2026a).
İran'ın Nükleer Programı ve Rejim Faktörü
İran'ın nükleer silah geliştirmesinin yanlış ve büyük tehdit olduğunu belirtmekteyim; nükleer silah sahipliğinin ağır sorumluluk gerektirdiğini, siyasi iradenin hesap verebilirlik ve istikrar potansiyeli taşıması gerektiğini vurgulamaktayım (Tokmakoğlu, 2026c). İran'ın demokratik olmayan rejimi, bu sorumluluğu taşıyamaz niteliktedir; öngörülemez riskler yaratır ve bölgesel- küresel istikrara zarar verir.
Nükleer Silahlanmanın Yaygınlaşması
Nükleer silahlanmanın yaygınlaşma potansiyeline sahip olduğunu ve bunun planlanmış bir tehdit olduğunu ifade etmekteyim; Almanya, Japonya ve hatta Güney Kore gibi teknolojik-ekonomik güçlü ülkelerin potansiyelini tetikleyici olarak görmekteyim (Tokmakoğlu, 2025). Bu ülkeler, Çin ve bölgesel tehditler karşısında caydırıcılık seçeneklerini değerlendirebilir; bu da NPT rejimini zayıflatır ve çok merkezli/kutuplu çoğalmaya yol açabilir.
Türkiye'nin Dengeleyici Rolü
Türkiye'nin dengeleyici rolü ise önemlidir. Yeni tip nükleer silahların yaygınlaşmaya başlaması ve hatta bölgede İsrail’in dengeleri bozduğu da hatırlanırsa bu daha da öne çıkan bir konu olmaktadır. Eğer nükleer silahlanma artacak ise; bölgesel/küresel açıdan istikrarı temin/tesis etme sorumluluklarını ispat etmiş, demokratik yapıda ve uluslararası savunma garantilerine bağlılığını genişletmiş durumu vurgulayarak, Türkiye’nin nükleer silah sahibi olmasının dünya barışına hizmet edeceğini belirtmekteyim (Tokmakoğlu, 2026d). Türkiye’nin jeopolitik konumu ve güvenilir iradesi, bu caydırıcılığı olumlu kılar.
Sonuç
New START'ın sona ermesi, denetimsizliğin ve üçlü yarışın başlangıcıdır. Çin ve Rusya'nın teknolojik modernizasyonu (Poseidon, Burevestnik, Sarmat, Avangard; DF-41, JL-3 gibi sistemler) dengeyi değiştirmekte; bu durumda eski çerçeve işlemez haldedir. Yeni mekanizmalar acilen geliştirilmelidir, aksi takdirde yeniden nükleer silahlanma ve Soğuk Savaş benzeri kutuplaşma kaçınılmazdır. Felsefi boyutta ise, nükleer silahlar insanlığın etik sınırlarını sorgulatan bir ayna olmaya devam etmektedir.
Kaynakça
Stockholm International Peace Research Institute. (2025). SIPRI Yearbook 2025: Armaments, disarmament and international security. Oxford University Press.
Tokmakoğlu, G. (2025). Yeniden nükleer silahlanma dönemi. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com
Tokmakoğlu, G. (2026a). Jeopolitik değişim ve güç mücadelesinin yeni alanları. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/769091
Tokmakoğlu, G. (2026b). Küresel stratejik belirsizlik. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/767727
Tokmakoğlu, G. (2026c). [Habertürk TV yayını ve ilgili analizler].
Tokmakoğlu, G. (2026d). [X paylaşımları ve analizler, @GurselTokmakogl].
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish