Afrika’nın arka kapısı: İsrail–Fransa–Togo üçgeni

Sare Şanlı, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: X

29 Ocak’ta İsrail Dışişleri Bakanı’nın Togolu mevkidaşını Kudüs’te ağırlaması sıradan bir diplomatik temas değil.  Görüşmede, 7 Ekim sonrası verdiği destek nedeniyle Togo’ya özellikle teşekkür edilmesi, bu küçük Batı Afrika ülkesinin İsrail için neden bu denli “güvenilir” bir ortak olarak görüldüğü sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Ekonomik ve askeri kapasitesi son derece sınırlı bir ülkenin İsrail dış politikasında bu ölçüde öne çıkması, ilişkilerin salt ikili diplomasinin ötesinde bir anlam taşıdığını düşündürüyor.

Bu ilişki yeni değil. Aksine, 1970’lerden itibaren şekillenen; güvenlik işbirliği, silah ticareti ve diplomatik sadakat üzerine kurulu bir düzenin günümüzdeki devamı niteliğinde.  İsrail-Togo ilişkisinin arka planında, Fransa’nın onlarca yıl boyunca inşa ettiği ve İsrail’in sonradan eklemlendiği bir güç mimarisi bulunuyor.

Paris’ten Tel Aviv’e açılan kapı

Togo’nun İsrail ile kurduğu yakın bağ, büyük ölçüde Fransa’nın bölgedeki tarihsel nüfuzu üzerinde yükseldi.

1884 Berlin Konferansı’nda Almanya’nın sömürgesi olan, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ise Fransa’nın kontrolüne geçen Togo, bağımsızlığını kazandıktan sonra da Paris’in etkisinden çıkamadı. 1967’de iktidara gelen Gnassingbé Eyadéma, Fransa’nın Batı Afrika’daki “güvenilir” liderlerinden biri oldu. Otuz sekiz yıl süren iktidarını, yalnızca iç baskı mekanizmalarına değil, Fransa’nın siyasi ve askerî korumasına borçluydu.

Fransa, Togo’yu Batı Afrika’da düşük profilli ama işlevsel bir müttefik olarak konumlandırırken, CFA frangı sistemi ve Bolloré, Orange, Vicat gibi şirketler üzerinden ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak Paris’e bağımlı hâle getirdi.

Togo’da uygulanan bu model, Gabon’daki Bongo, Çad’daki Déby ve Kongo’daki Nguesso rejimlerinde görüldüğü üzere, Fransa’nın Afrika’da uzun ömürlü otoriter yönetimleri ayakta tutma geleneğinin parçasıydı. Fransa’nın kurduğu bu zemin, Tel Aviv’in Lomé’de kalıcı bir ortağa dönüşmesini sağladı; böylece İsrail–Fransa–Togo hattı uzun vadeli ve karşılıklı çıkar üzerine kurulu bir düzen hâlini aldı.

İsrail’in Batı Afrika’daki En Sadık Ortağı

İsrail, Afrika’da kendisini tanıyan ilk ülkelerden biri olan Togo’yu yalnızca diplomatik muhatap olarak değil; güvenlik ve dış politika manevralarında güvenebileceği bir ortak olarak konumlandırdı. Togolu aktivist ve yazar Fareda Bemba Nabourema, bu ilişkiyi tarif ederken Togo’yu, karar alma süreçlerinde büyük ölçüde dış güvenlik ve diplomatik desteğe bağımlı, egemenliği sınırlı bir “vassal devlet” olarak nitelendiriyor. Nabourema’ya göre Eyadéma gibi liderlerin gücü, halktan aldıkları meşruiyetten değil; Batılı aktörler için ne kadar “kullanışlı” olduklarından besleniyor.

togo
Görsel: Wikipedia


Bu “kullanışlılık”, özellikle Birleşmiş Milletler oylamalarında İsrail lehine sergilenen koşulsuz sadakatle görünür hâle geldi. Gnassingbé ailesi, sunduğu diplomatik desteğin karşılığında askerî eğitim, istihbarat paylaşımı ve darbe önleme alanlarında teknik danışmanlık aldı. Eyadéma döneminde kurulan güvenlik mimarisi, bugün oğlu Faure Gnassingbé tarafından büyük ölçüde aynı çizgide sürdürülüyor.

Söz konusu dış destek, Togo içindeki askerî–bürokratik çıkar ağlarıyla birleşerek iktidarın yalnızca korunmasını değil, kurumsallaşmasını da mümkün kılıyor.

Bu yapı, Togo’da halkın 2017, 2018 ve 2025’te gerçekleştirdiği kitlesel protestolara rağmen rejimin neden ayakta kaldığını da açıklıyor. Uluslararası insan hakları raporlarına göre, rejimin güvenliğinde rol oynayan İsrail bağlantılı firmalar ve teknik altyapı, muhalefetin henüz sokaklara yansımadan denetlenmesini sağlıyor; muhalif aktörler ise uluslararası düzeyde sıklıkla “terör” söylemiyle suçlanarak bastırılıyor.

Togo’da halkın verdiği mücadele, yalnızca bir diktatöre karşı değil; aynı zamanda İsrail’in giderek küreselleşen “rejim koruma” güvenlik endüstrisine karşı da yürütülüyor.

Karanlık Lojistiğin Limanı: Lomé

İsrail–Togo ilişkilerinin en karanlık boyutu ise silah ticareti alanında ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler raporları, Togo’nun özellikle Soğuk Savaş yıllarında ve sonrasında, silah ambargosu altındaki bölgelere yönelik sevkiyatlarda bir transit ve yeniden yönlendirme merkezi olarak kullanıldığını doğruluyor.

Apartheid dönemi Güney Afrika’sına uygulanan BM silah ambargosunun delinmesinde, Togo bayraklı gemilerin bir perde olarak kullanıldığı belgelerde yer alıyor. Lomé Limanı’na “tarım ekipmanı” ya da “inşaat malzemesi” beyanıyla giren kargoların; Angola’daki UNITA güçlerine, Liberya’da Charles Taylor’a bağlı milislere ve bölgedeki diğer silahlı yapılara aktarıldığına dair çok sayıda kayıt mevcut.

1980’ler boyunca Batılı basında yer alan araştırmalar, İsrail menşeli askerî sevkiyatların Lomé üzerinden Afrika’daki farklı çatışma alanlarına aktarıldığını gösteriyor. Bu tablo, Togo’nun küresel güç mücadelelerinde düşük görünürlüklü ama işlevsel bir ara istasyon olarak konumlandırıldığını ortaya koyuyor.

Güvenlik Karşılığında Sadakat

Togo örneği, İsrail’in Afrika’daki güvenlik temelli nüfuz politikasının istisnası değil; en erken ve en berrak uygulamalarından biri. İsrail, demokratik meşruiyeti zayıf ve iç istikrarı kırılgan ülkelerde liderlerin temel kaygısını doğru okudu: iktidarda kalmak.

Ruanda’da Paul Kagame yönetimi İsrail’den gelişmiş siber gözetim teknolojileri temin ederken; Kamerun’da Paul Biya’nın uzun süredir devam eden baskıcı yönetimi İsrail bağlantılı güvenlik desteğiyle ayakta kaldı. İsrail, silah ve teknoloji sağlamakla kalmadı; bu ekipmanların uluslararası denetimden kaçmasını mümkün kılan aracı ağlar da sundu.

Halklar Değil, Rejimler Güçleniyor

İsrail’in Afrika’daki sözde “güvenlik” stratejisi asla istikrar üretmiyor, otoriter rejimlere “iktidar ömrü” satın alıyor. Karşılığında ise diplomatik sadakat ve uluslararası platformlarda destek sağlıyor. Fransa, sömürge döneminden miras kalan nüfuz ağları üzerinden bu düzene sessiz biçimde eklemlenerek, kıtanın kronik siyasal kırılganlığını derinleştiriyor.

Tel Aviv ile kurulan asimetrik ilişki, Togo rejimini yalnızca kendi halkı için değil, bölgesel istikrar açısından da potansiyel bir risk unsuruna dönüştürüyor. Togo İsrail’in bölgesel çatışmalarda doğrudan görünmeden müdahil olabildiği, silah ve güvenlik transferlerini vekâlet yoluyla yönettiği bir arka kapı durumunda.

Bu ilişkiden kazançlı çıkan taraf, İsrail’in küreselleşen askerî-güvenlik endüstrisi, Fransa’nın ekonomik ve siyasi çıkar ağları ve bu yapılar sayesinde ayakta tutulan otoriter rejimler. Togo örneği, Afrika’da “istikrar” söylemiyle pazarlanan güvenlik ortaklıklarının, gerçekte halkların değil iktidarların güvenliğini öncelediğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Kaynaklar:

Eitay, M. (2024). "The Secret Alliance: Israeli Arms Exports and the Togo Connection." The 7th Eye (HaAyin HaShevi'it).

EU Non-Proliferation and Disarmament Consortium. (2020). "Israeli Arms Transfers to Sub-Saharan Africa: Security Implications." SIPRI & EU Research Papers.

United Nations Security Council. (2000). Final Report of the Monitoring Mechanism on Sanctions against UNITA (S/2000/1225).

The Guardian. (2010). "Israel's 1975 offer to sell South Africa nuclear warheads."

https://x.com/Farida_N/status/2018650096720585202

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU