Şubat ayı başlarında, Türkiye’nin milli petrol şirketi Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), dünya genelinde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinde ortaklaşa çalışmak üzere Amerikan petrol devi Chevron ile bir mutabakat zaptı imzaladı.
Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor: Türkiye, petrol üreten bir ülke olmadığı, dahası Rusya ve Hazar Denizi bölgesinden Avrupa Birliği'ne uzanan petrol ve doğalgaz boru hatları için hayati önemde bir transit ülke konumunda olduğu halde neden küresel petrol arama ve üretim faaliyetleriyle ilgileniyor?
Türkiye, yaklaşık 88 milyonluk nüfusuyla Mısır'dan sonra Doğu Akdeniz'in en kalabalık ikinci ülkesi olan gelişmiş bir sanayi ülkesi. Dolayısıyla gelişmiş sanayi kapasitesi ve büyük nüfusu göz önüne alındığında, küresel pazarlardan veya komşu ülkelerden (Rusya, İran, Irak ve Hazar Denizi bölgesi) sürekli ve artan bir petrol ve doğalgaz ithalatı ihtiyacı duyuyor. Ülkenin ilerlemesi nedeniyle petrol ithalat hacmi her yıl artıyor. Son yirmi yılda, TPAO, Doğu Akdeniz'de gaz arama konusunda yoğun çaba sarf etti, ancak olumlu bir sonuç elde edemedi.
Bunun yerine, TPAO 2020 yılında Karadeniz'de, Türkiye'nin kuzeybatı kıyılarında Sakarya gaz sahasını keşfetti. İlk üretim 2023 yılında başladı ve ticari üretimin 2025 yılında başlaması planlanıyor. TPAO daha sonra Karadeniz'de ikinci bir gaz sahası keşfetti.
Türk planları, devletin temel amacının enerji endüstrisini Doğu'dan Batı'ya petrol akışı için önemli bir transit merkezi haline getirmek ve böylece Türk ekonomisinin Avrupa ve Asya arasında stratejik enerji konumundan faydalanmasını sağlamak olduğunu gösteriyor.
Aynı zamanda Türkiye, bölgede henüz bir saha keşfetmemiş olmasına rağmen, 21. yüzyılın başından beri Doğu Akdeniz'deki petrol faaliyetlerine önemli ölçüde ilgi göstermeye devam ediyor.
Türkiye'nin ilgisi, Kıbrıs sularında keşfedilen gaz sahaları etrafında yoğunlaşıyor. Doğalgaz ihracatından elde edilen gelirden pay almayı ve bunun bir kısmının, 1974'ten beri Türk ordusu tarafından bulunduğu ve hiçbir ülke tarafından tanınmayan adanın kuzey kesimindeki Kıbrıslı Türklere ödenmesini sağlamayı amaçlıyor. Ankara, yakın zamanda “hakimiyeti altındaki” kuzey kesiminin “devlet” olarak tanınması çağrısında bulunarak, Kıbrıs sorununun çözümü önüne yeni bir engel koydu. Bu arada, başkenti Lefkoşa olan Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler üyesidir. Lefkoşa, hiçbir ülkeden destek görmeyen son Türk önerisine itiraz etti.
Chevron'un Doğu Akdeniz'deki rolü ve faaliyetleri, Türkiye'nin Chevron ile ortaklığı ve bunun kendisine bu sektörde daha büyük bir rol oynamanın önünü açması olasılığına gelince; Chevron, İsrail'in en büyük doğalgaz sahası olan Leviathan'da hisselerin çoğuna sahip. Bu saha, Mısır’ın LNG terminallerinde sıvılaştırılması için önemli miktarda doğalgaz ihraç ediyor. Bu gaz daha sonra sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olarak Avrupa pazarına ihraç ediliyor; bu pazar, özellikle Rus petrolüne uygulanan Avrupa yaptırımları ışığında, LNG'ye son derece ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle, Chevron ile Türk ulusal petrol şirketi arasındaki ortaklık, Türkiye'nin bunun için çalışması ve iki ülke arasındaki dalgalı ve değişken ilişkiler göz önüne alındığında İsrail'in de buna izin vermesi durumunda, İsrail enerji sektörünün önemli bir bölümüne Türkiye’nin katılımının önünü açıyor.
Türkiye'nin Chevron ile yaptığı anlaşma, Türkiye'nin Amerikan şirketiyle doğrudan petrol ve doğalgaz araması yapmasına ve keşfedilen sahalardan doğrudan pay almasına imkan tanıyor. Bu durumda, Türkiye’nin milli şirketi keşfedilen petrol veya doğalgazda bir paya sahip oluyor ve bu da Ankara'nın bu petrol veya doğalgazı piyasa fiyatından daha düşük bir fiyata ithal etmesine ve böylece ticaret dengesini desteklemesine olanak tanıyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat
© The Independentturkish