Trump’ın “kişiselleşen diplomasisi” artık küresel bir tehdit

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Münih Güvenlik Konferansı’nın 2026 ön raporu yayınlandı. Bu rapor, toplantıdan önce açıklanan ve küresel güvenlik tartışmalarının hangi kavramlar ve öncelikler etrafında şekilleneceğini belirlemeyi amaçlayan bir referans metindir. Devletlerin üzerinde uzlaştığı bağlayıcı hükümler içermez; ancak dünya genelinde siyaset yapıcıların, diplomatların ve güvenlik bürokrasilerinin gündemini doğrudan etkiler. Bu nedenle raporda kullanılan dil, küresel güvenlik düzenine ilişkin geçici bir yorumdan çok, mevcut sistemin yapısal sorunlarına dair bilinçli bir teşhis niteliği taşır.

Geçtiğimiz aylarda Independent Türkçe’de yayımlanan “Kişiselleşen Diplomasi ve Devlet Güvenliği” başlıklı makalemde, ABD Başkanı Donald Trump döneminde diplomatik süreçlerin kurumsal kanallar yerine liderler arası kişisel ilişkilere indirgenmesinin yaratabileceği riskleri ele almıştım. O yazıda meseleye Türkiye perspektifinden ve bölgesel güvenlik konularını önceleyerek yaklaşmıştım. Bugün ise Münih Güvenlik Konferansı’nın 2026 raporu, aynı eğilimi bu kez küresel güvenlik sistemini tehdit eden başlıca unsurlardan biri olarak ortaya koyuyor.

“Yıkım Topu” Siyaseti

2026 raporunun başlığı dikkat çekici: “Under Destruction” (Yıkım Altında). Rapora göre uluslararası sistem, kademeli reformlar ve politika düzeltmeleri yerine mevcut düzeni sarsan, hatta bilinçli biçimde aşındıran bir siyaset anlayışının etkisi altına girmiş durumda. Bu yaklaşım raporda “wrecking-ball politics” (yıkım topu siyaseti) olarak adlandırılıyor. Kuralları onarmak yerine zorlayan, kurumları güçlendirmek yerine işlevsizleştiren bir eğilimden söz ediliyor.

Rapordaki en önemli tespitlerden biri, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geleneksel rolünün belirgin biçimde gerilemesi. Profesyonel diplomatların, uzun yıllara dayanan kurumsal hafızanın ve yerleşik diplomatik süreçlerin yerini, başkana doğrudan bağlı özel temsilciler alıyor. Üst düzey müzakerelerin, Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki uzman kadroların yeterince sürece dahil edilmeden yürütülmesi, ABD diplomasisinin kurumsal niteliğini zedeliyor.

Diplomasiden Pazarlık Mantığına

Rapora göre Trump döneminde uluslararası ilişkiler, “anlaşma temelli düzen” (deals-based order) olarak tanımlanabilecek bir yapıya evrildi. Uzun vadeli antlaşmaların ve öngörülebilir taahhütlerin yerini, kısa vadeli pazarlıklar aldı. Devletler arası ilişkilerde kurumsal çerçeveler zayıflarken, liderler arası kişisel temaslar belirleyici hale geldi. Hukuki normlar ve ortak ilkeler geri plana itilirken, güç dengeleri ve anlık çıkar hesapları öne çıktı.

Rapor, bu dönüşümü 1940’lı ve 1950’li yıllarda ABD’nin öncülük ettiği kurum inşa süreciyle karşılaştırıyor. O dönemde amaç, barışı ve refahı kalıcı kılacak yapılar kurmaktı. Bugün ise aynı yapılar, siyasi pazarlıkların önünde engel olarak görülüyor.

“Yeni Krallık Düzeni” Uyarısı

Raporda akademisyenler Stacie Goddard ve Abraham Newman’ın ortaya koyduğu “neo-royalist order” (yeni krallık düzeni) kavramına da yer veriliyor. Bu düzende dış politika, devlet kurumlarının uzun vadeli çıkarları doğrultusunda şekillenmiyor. Liderlerin ve dar çevrelerinin kişisel öncelikleri, karar alma süreçlerinde belirleyici hale geliyor. Venezuela örneği, enerji anlaşmaları ve siyasi müdahalelerin pazarlık konusu yapılmasını gösteren çarpıcı bir vaka olarak sunuluyor.

Kurallardan Güç Siyasetine

Raporun en kaygı verici değerlendirmelerinden biri, kurallara dayalı uluslararası düzen fikrinin aşınması. Ortak normlara dayalı bir sistemin yerini, güçlü aktörlerin pazarlık kapasitesine dayanan bir anlayış alıyor. Ukrayna savaşı bu eğilimin somut bir örneği olarak ele alınıyor. Toprak, güvenlik garantileri ve doğal kaynaklar, güçlü liderler arasında müzakere edilebilir unsurlar haline geliyor.

Türkiye Açısından Anlamı

Bu tablo, bölgesel bir güç olan Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Kişiselleşen diplomasi ortamında kurumsal süreklilik zayıflıyor, lider değişimleriyle birlikte ilişkiler daha kırılgan hale geliyor. Uzun vadeli strateji üretmek zorlaşıyor ve ani yön değişikliklerine karşı hazırlıklı olmak zorunlu hale geliyor. Diplomatik süreçlerin öngörülebilirliği azalırken, belirsizlik yönetimi dış politikanın temel unsurlarından biri haline geliyor.

Sonuç

Türkiye özelinde ele aldığım kişiselleşme sorunu, Münih Güvenlik Konferansı raporunda küresel sistem için yapısal bir risk olarak tanımlanıyor. Raporda yer alan uyarı açık: Yıkım siyasetine karşı durmak isteyen aktörlerin, işleyen kurumların ve gerçekçi reformların mümkün olduğunu gösterebilmesi gerekiyor.

Bu yeni dönemde ayakta kalmak, güçlü söylemlerden çok sağlam kurumlar ve sürdürülebilir stratejiler gerektiriyor. Kişiselleşen diplomasinin kısa vadede sağladığı esneklik, uzun vadede küresel istikrarsızlık riskini artırıyor. Türkiye gibi orta ölçekli güçler açısından mesaj net: Kurumlara dayalı dış politika, bu belirsizlik çağında stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU