Madagaskar'da Rusya-Fransa rekabeti: Hint Okyanusu, Afrika'nın yeni jeopolitik sahnesi mi?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Görsel: honourocean.com

Afrika haritasına baktığınızda sağ altta, kıtanın dışında kalan, küçük görünen ama aslında büyük olan o ada var ya; işte orası Madagaskar. Haritada sanki kenara iliştirilmiş bir ayrıntı gibi dursa da dünyanın dördüncü büyük adasından bahsediyoruz. Mozambik Kanalı’nın doğusunda, Doğu Afrika kıyılarından yaklaşık 400 kilometre açıkta. Yani Afrika kıtasına hem yakın hem de ayrı.

Bu bile tek başına jeopolitik açıdan merak uyandırmaya yetiyor, çünkü Güney Afrika açıklarını dönerek Asya’ya uzanan enerji tankerleri tam bu hattın yanından geçiyor. Bu rota daraldığında, aksadığında ya da yeni aktörlerle tanıştığında bunun yankısı haritalarda kalmayıp küresel ekonomide, sigorta piyasalarında ve enerji güvenliği tartışmalarında da kendini hissettiriyor.

Ne var ki, bu adanın önemi sadece konumundan ibaret değil. Madagaskar, dünyanın en büyük nikel ve kobalt rezervlerinden bazılarının üzerinde yer alıyor. Elektrikli araç bataryalarından savunma sanayisine, havacılıktan yenilenebilir enerji depolama teknolojilerine kadar uzanan uzun bir zincirde bu iki maden öne çıkıyor.

Buna grafit, krom ve ilmeniti de ekleyin; o zaman durum daha da netleşiyor. Yani bu ada, küresel enerji dönüşümünün ve stratejik sanayilerin hammadde deposu konumunda. Bugünle beraber önümüzdeki 20-30 yılın da kritik dosyalarından biri olacağı ortada.

Buraya kadar anlattıklarımız daha çok coğrafya ve ekonomiyle ilgili. Şimdi bir de iç manzaraya bakalım. 30 milyonu aşan nüfusun büyük kısmı günlük 2 doların altında geçiniyor. Elektriğe erişim sınırlı, altyapı sorunlu, siyasi kırılganlık kronikleşmiş durumda. Yani bir tarafta stratejik madenler ve deniz yolları, öte tarafta ise derinleşen yoksulluk ve kırılgan bir devlet.

Bu çelişki, dış aktörlerin sahaya girmesini hem kolaylaştırıyor hem de "yardım", "istikrar", "kalkınma" söylemleriyle meşrulaştırıyor. Burası dış politika ile iç politikanın birbirine en fazla karıştığı laboratuvarlardan biri olmaya aday.

11 Mayıs’ta uluslararası gündemin yoğun trafiği içinde neredeyse fark edilmeyen bir haber bu açıdan önemli bir işaret fişeğiydi. Madagaskar’da Rusya’nın yeni bir Afrika ayağı kurmaya çalıştığını anlatan haber, Moskova’nın medya, kültür, güvenlik ve siyaset kanalları üzerinden adada ciddi bir etki alanı oluşturduğunu ortaya koydu.

Aslında tek bir dosyadan çok daha fazlasını işaret eden bir gelişmeydi bu. Zira burada yaşanan yalnızca bir ada ülkesindeki nüfuz mücadelesi değil. Daha geniş bir çerçeveden bakarsak şu soruyu sormamız gerekiyor:

Sahel’de karada süren Rusya-Fransa gerilimi, şimdi Hint Okyanusu’nda yeni bir boyut mu kazanıyor?


Antananarivo’da değişen rüzgâr

Madagaskar’da 2025 sonbaharında bir şeyler değişti. Su ve elektrik kesintileriyle başlayan protestolar (GenZ hareketi), kısa sürede yalnızca teknik bir hizmet krizinden çıkıp yönetime duyulan genel bir öfkenin ifadesine dönüştü. Sokakta ses yükseldikçe siyasi alan daraldı. Bu gerilimin ortasında CAPSAT adlı askeri birim devreye girerek Cumhurbaşkanı Andry Rajoelina’yı iktidardan uzaklaştırdı. Ardından Albay Michaël Randrianirina geçiş sürecinin merkezine yerleşti ve birkaç gün içinde yemin ederek devlet başkanı koltuğuna oturdu.

Bu sırada dolaşıma giren bir iddia, meselenin sembolik boyutunu daha da derinleştirdi. Rajoelina’nın ülkeyi terk ederken bir Fransız askeri uçağını kullandığı öne sürüldü. Her ayrıntısı teyit edilmiş olmasa da bu tür iddiaların siyasi hafızaya etkisi teknik doğruluk tartışmalarının önüne geçiyor.
Sokakta şu cümle hızla yayılıyor:

Bak yine Fransız uçağı devreye girmiş.

Bu algı bir kere yerleşti mi, birkaç yıl sonra bile hafızadan silinmiyor. Bunun örneklerini Sahel ülkelerinden hatırlıyoruz.

Devlet kurumları sarsılmışken güvenlik desteği, medya görünürlüğü ve diplomatik hamleler bir anda çarpan etkisi yaratıyor. İşte, Rusya tam da bu boşlukta sahne aldı. 2026’nın ilk 4 ayında Antananarivo’ya gönderilen Mi-8 helikopterleri, KamAZ kamyonları, zırhlı araçlar ve hafif silahlar Moskova’nın yeni yönelimini daha somut hale getirdi.

Resmî söylemde bunların bir kısmı tropikal fırtınaların yol açtığı felaketlerin ardından "insani yardım" ve "afet desteği" olarak sunuldu. Lakin gönderilen ekipmanların iç güvenlik ve rejimin dayanıklılığı için işlevsel olduğu da açıkça görülüyor.

Rusya’nın yöntemi kaba bir askerî konuşlanmadan ibaret değil. Medya ortaklıkları, kültürel etkinlikler, Rusça dil kursları, güvenlik eğitimi ve siyasi çevrelerle kurulan temaslar eşzamanlı olarak yürütülüyor.

Böylece Rus varlığı, halkın zihninde "uzaktaki bir büyük güç" kategorisinden çıkıp günlük haber akışında, televizyon ekranında, sınıfta öğrenilen dilde ve güvenlik bürokrasisinin eğitim aldığı isimlerde somut bir gerçekliğe dönüşüyor. Bir ülkenin iç güvenlik eliti kimle çalışıyorsa, kriz anında ilk telefonu da çoğu zaman ona açıyor. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


Fransa neden rahatsız?

Burada Fransa’nın hikâyeye nasıl girdiğine de bakmamız gerekiyor. Madagaskar Paris için herhangi bir Afrika dosyası değil. La Réunion ve Mayotte gibi adalar üzerinden Fransa, Hint Okyanusu’nda zaten askeri, siyasi ve idari bir zemine sahip. Bu adalar Paris’in Avrupa dışındaki deniz kimliğinin en önemli dayanakları. Bu sayede Fransa, Hint Okyanusu’nda kıyı devleti gibi davranabiliyor; bölgesel güvenlik toplantılarında "dışarıdan gelen" bir aktör olmaktan kısmen sıyrılabiliyor.

Fransa’nın Hint-Pasifik stratejisi de bu geniş varlık iddiası üzerine oturmuş durumda. Pasifik’ten Hint Okyanusu’na uzanan bir hattı kapsayan bu vizyonun güney ayağında Madagaskar’ın komşuluğu özel bir yer tutuyor. Yani haritaya Fransa’nın gözünden baktığınızda, Madagaskar sadece kıyıda duran bir ada değil. Réunion ve Mayotte’u, Doğu Afrika kıyılarını ve deniz hatlarını birbirine bağlayan bir çevre kuşağın parçası.

Sahadaki algı ise bu stratejik belgeler kadar steril değil. Afrika kamuoyunda Fransa hâlâ eski rejimlerle kurduğu yakınlık, güvenlikçi refleksleri ve darbeler, krizler, protestolar karşısında seçtiği taraflar üzerinden değerlendiriliyor. Sahel’deki itibar kaybı, bu algının en güncel örneklerinden biri. Sokaktaki yargı, diplomatik açıklamalardan daha hızlı yayılıyor. Özellikle gençlerin sürüklediği protesto dalgalarından sonra bu yargı kendine kalıcı bir yer açıyor.

Paris’in Madagaskar’da yaşadığı sıkıntı da tam burada. Fransa bugün Madagaskar’a yatırım, kalkınma ve iklim dayanıklılığı gibi başlıklarla yaklaşmaya çalışıyor. "Geçmişteki hataları tekrarlamıyoruz" demek istiyor. Ama sahaya aynı anda Rusya da giriyor ve kendisini "Batı müdahaleciliğine karşı egemenlik dostu, alternatif ortak" olarak sunuyor. Ekonomik sıkıntı yaşayan, siyasi elitlere güvenin sarsıldığı ve dış müdahale hafızasının güçlü olduğu bir toplumda bu söylem için zemin hazır. Moskova da tam bu zemini kullanıyor.

Bu noktada Madagaskar’daki sıradan bir gencin gözünden bakmayı deneyebiliriz. Bir tarafta kolonyal geçmiş, Fransızca eğitim sistemi, bürokrasi ve eski elitlerle iç içe geçmiş bir Fransa var. Öte tarafta ise "Biz darbe sonrası gelen yeni yönetime destek verdik, helikopter gönderdik, gıda yardımı yaptık" diyen Rusya. Kimin daha cazip göründüğü, askeri ekipman listesiyle birlikte bu anlatının duygusal etkisiyle de ilişkili.


Moskova’nın ada jeopolitiği

Rusya’nın Madagaskar’a ilgisini yalnızca Fransa’yı rahatsız etmekle açıklamak yetersiz kalır. Moskova Afrika’da askeri ve güvenlik ortaklıkları üzerinden limanlara, maden sahalarına, medya ağlarına ve diplomatik destek kanallarına erişim arıyor. Sahel’de karada kurulan ağın Hint Okyanusu’na taşınması bu çerçevede görülmeli.

Bu yüzden adanın kuzeyindeki Antsiranana, eski adıyla Diego Suarez, giderek daha fazla konuşuluyor. Mozambik Kanalı’na, Hint Okyanusu rotalarına ve Doğu Afrika kıyılarına yakınlığı nedeniyle tarih boyunca stratejik bir noktaydı. Antsiranana hattında kalıcı bir lojistik erişim ya da "her an kullanılmaya hazır" bir imkân elde edilmesi, Kızıldeniz’den Güney Afrika açıklarına uzanan deniz hesaplarını doğrudan etkileyebilir.

Bunu hemen "yeni bir büyük Rus deniz üssü" senaryosuna çevirmek de acelecilik olur. Rusya’nın ekonomik kapasitesi sınırlı, Ukrayna savaşı kaynak tüketmeye devam ediyor ve Afrika’daki her yeni açılım ciddi bakım, personel, para ve siyasi sabır gerektiriyor. Ancak Moskova çoğu zaman tam ölçekli bir üs kurmadan da etki yaratabiliyor. Güvenlik eğitmenleri, askeri danışmanlar, medya ağları, ekipman sevkiyatı ve yerel elitlerle kurulan ilişkiler sahada bazen bir üs kadar önemli bir işlev görebiliyor.

Madagaskar’ın cazibesi de burada. Ada, Afrika kıtasına çok yakın ama kıtanın iç savaş ve isyan coğrafyasının dışında. Kıyı güvenliği, deniz haydutluğu, kaçakçılık, balıkçılık, maden ihracatı ve afet diplomasisi gibi pek çok başlık burada kesişiyor.

Rusya bu başlıkların her birinde küçük ama ısrarlı adımlarla kendine yer açmaya çalışıyor. Bir yandan helikopter ve kamyon gönderip "afetle mücadele" diyor, öte yandan da silah ve zırhlı araç sevkiyatıyla iç güvenlik kapasitesini şekillendiriyor.

Sahel’de Rusya’nın güvenlik ortaklıkları çoğu zaman çatışma, darbe meşruiyeti ve radikal gruplar çerçevesinde tartışılıyor. Madagaskar ise Moskova’ya çok daha yumuşak bir giriş imkânı sunuyor. Kültür, medya, afet desteği, liman ilgisi ve askerî eğitim bir araya geldiğinde sert güç ile kamu diplomasisi arasında esnek bir alan açılıyor. Rusya’nın bu esnek alanı bilinçli bir şekilde kullandığını söylemek abartı olmaz.


Yeni rekabetin sınırları ve olası senaryolar

Bu noktada Madagaskar’ı dış aktörlerin hamle yaptığı pasif bir alan olarak görmek yanlış olur. Antananarivo yönetimi Fransa, Rusya, ABD, Hindistan, BAE ve Çin gibi önemli aktörler arasında bir denge arıyor. Bu durum, küçük devletlerin klasik bir savunma refleksi. Farklı partnerlerle çalışarak manevra alanını genişletmeye çalışıyor. Fakat kurumlar zayıfsa bu denge kısa sürede bağımlılığa dönüşebiliyor.

Hindistan bu bağlamda ayrıca izlenmesi gereken önemli bir oyuncu. Yeni Delhi, Doğu Afrika kıyıları ve Hint Okyanusu adalarında donanma varlığı, liman bağlantıları ve savunma diplomasisiyle etkisini artırıyor. Fransa ile Hindistan arasındaki bölgesel yakınlaşma, teorik olarak bakıldığında, Rusya’nın Madagaskar’daki ilerleyişini sınırlayabilecek bir karşı hat oluşturma potansiyeli taşıyor.

"Fransa-Hindistan ekseni" deniz güvenliği, ortak tatbikatlar, liman modernizasyonu ve iklim dayanıklılığı projeleri üzerinden somutlaşırsa, Moskova’nın önüne yeni hesaplar koyabilir. Şimdilik bu daha çok bir ihtimal düzeyinde. Somut ve sürekli bir işbirliğine dönüşmesi zaman alacak gibi görünüyor.

Rekabetin kazananı kısa vadede belli olmayacak. Sahada askerî işbirliği kadar ekonomi de önemli bir belirleyici. Çünkü halkın suya, elektriğe, gıdaya ve adalete erişiminde kayda değer bir iyileşme yaşanmazsa, uzun vadede hangi dış aktörün daha görünür olduğu meşruiyet üretmiyor. İnsanlar bayraklardan önce musluktan akan suya, evde yanan ışığa, çocuklarının okula gidip gidemediğine bakıyor. Dış politikayı da buradan süzüp değerlendiriyor.

Fransa’nın önümüzdeki dönemde doğrudan sertleşmek yerine yatırım, eğitim ve iklim dayanıklılığı başlıklarına ağırlık vermesi bekleniyor. Bu yaklaşım, Sahel’de yaşanan itibar kaybını telafi etmek için de bir test niteliği taşıyacak. Rusya ise güvenlik elitleriyle ilişkisini derinleştirmeye, medyadaki görünürlüğünü artırmaya ve Antsiranana gibi stratejik noktalarda nabız tutmaya devam edecek gibi görünüyor.

Bu yarış görünürde sessiz ilerleyebilir. Ancak etkisi Mozambik Kanalı’ndan Mayotte’a, Réunion’dan Doğu Afrika limanlarına kadar hissedilecek. Madagaskar bu bakımdan küçük bir ada dosyasından ziyade Afrika’nın denizlere açılan jeopolitik hesabının sınandığı yeni bir sahne. Eğer Antananarivo dış desteği iç reformla birleştirebilir ve yolsuzlukla mücadele, temel hizmetler ve kurumsal kapasite alanlarında somut ilerleme sağlayabilirse, bu rekabeti kendi lehine çevirebilir. Aksi halde ülke Sahel’de karada süren nüfuz savaşının denizdeki uzantılarından birine dönüşür.

Bu noktada en gerçekçi tahminim, Rusya’nın kısa vadede Madagaskar’da Fransa’yı tümüyle yerinden edemeyeceği yönünde. Fakat Paris’in kendini görece güvende hissettiği Hint Okyanusu alanına kalıcı bir huzursuzluk taşıyacak. Bu huzursuzluk da Sahel’deki sessiz çöküşün deniz versiyonu olarak Afrika jeopolitiğinin yeni satırlarına kaydedilecek.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU