Türkiye siyasetine damgasını vurmuş bir siyasetçi, Turgut Özal; halk içindeki lakabıyla "Tonton Başbakan".
1980 sonrası yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal değişimlerin mimarı.
Nakşibendi tarikatı ile yakın duygusal bağlar içinde oldu hep.
Bunda, evin içinde dominant bir karakter olan dindar annesinin etkisi büyüktür.
Bu duygusal bağı ordu çevrelerinde kuşku ile karşılandı.
Gerçi çok da dindar sayılmazdı, Özal.
Modernizmi ve dini kendi yaşamında sentezlemiş Amerikan tarzı bir liberal dünya görüşüne sahip, demek daha doğru olur herhalde.
Küçüklüğünde en büyük arzusu pilot olmaktı.
Ancak babasının memuriyeti sebebi ile Mersin'in Silifke'sinde kaldıkları yıllarda merkep'ten düşer, kolu kırılır ve bir kolu diğerine göre daha kısa kalır.
Bu talihsizlikten dolayı pilot olma şansını kaybeder.
O an merkep'ten düşüp kolu kırılmasa belki de Türkiye siyasetinde Özal diye biri olmayacaktı ve 1980'li yıllarda ekonomi ile bağlantılı bir şekilde hem sosyal hem de siyasal yaşamda yaşanan değişimler başka bir mecrada cereyan edecekti.
İlk evliliğini Ayhan İnal ile yaptı, ancak bu evlilik uzun sürmedi.
Sonradan evleneceği Semra Hanım'a aşık oldu.
Aynı kurumda çalıştığı Semra Hanım'ın daktilosu ile gizliden oynar, daktilodan anladığı için Semra Hanım ondan yardım ister, bu şekilde Semra Hanım ile diyaloğunu geliştirmeye çalışırdı.
1980 darbesi olduğunda Süleyman Demirel'in müsteşarıydı, askerler onu ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı görevine getirdi ve ekonomiyi bütünüyle kendisine teslim etti.
1980 darbesi döneminde askerler ile çalışması liberal kimliği ile çelişkili bulunduğu için eleştirildi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
1983'te Anavatan Partisi'ni (ANAP) kurdu.
Aynı yıl yapılan genel seçimlerde başbakan oldu.
Liberalizmin birey, "sınırlı devlet" ve piyasacı değerleri ile muhafazakârlığın aile, din ve geleneksel değerlerini savundu.
ABD'de Ronald Reagan ve İngiltere'de Margaret Thatcher'den sonra Türkiye'de liberal-muhafazakâr siyasetin önemli temsilcilerinden biri kabul edildi, Özal.
4 eğilimi birleştirme iddiasındaydı: Liberalizm, sosyal adalet, muhafazakârlık ve milliyetçilik.
Bu iddiası ile 1980 öncesi sağ-sol çatışmasında kanlı bıçaklı şahsiyetleri etrafına toplayabildi.
Sosyalist Cengiz Çandar da Özal'ı sevdi, muhafazakâr Mehmet Keçeciler ve sıkı Türk milliyetçisi Namık Kemal Zeybek de.
24 Ocak Kararları'nı hayata geçirdi. Türkiye bu kararlar sonucu ekonomide ithal ikameci politikalardan vazgeçerek liberal bir ekonomiye geçiş yaptı.
Bu politikalar sonucu Türkiye köklü ekonomik, toplumsal ve siyasal dönüşümler yaşadı.
Burjuva sınıfı sahip olduğu değerlerini bütün toplumsal kesimlere kabul ettirerek egemen bir sınıf olmaktan çıkıp hegemonik bir sınıfa dönüştü.
Bu dönüşüm bazılarına göre yozlaşmaydı, bazılarına göre ise gelişmiş dünyaya açılmaktı.
Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevlerini yürüttüğü Türkiye'nin en çalkantılı yıllarında özgürlükler konusunda hep hassas davrandı.
Ona göre demokrasi, düdüklü tencereye benziyordu; içindeki buharın dışarı çıkmasına izin vermezseniz tencere patlardı.
Demokrasi de insanların kendilerini ifade etmesine olanak sağlayarak toplumda birikmiş öfkenin şiddete dönüşmesinin önüne geçmekteydi.
Devleti kutsayan, devlete baba gözü ile bakan geleneksel anlayışı reddetti.
Devleti baba olarak görürseniz "...Eline bir gün sopayı alır sizi döver, bir şey diyemezsiniz..." tespitinde bulunan Özal'a göre asıl olan devlet değil bireydir.
Çünkü devlet soyut bir varlıktır, somut ve ontolojik açıdan temel varlık ise bireydir.
Ancak demokrasi, o kadar da kolay kurulamıyordu.
Özal, "Önce ekonomi, sonra demokrasi" derken demokrasiyi küçümsemiyordu, demokrasiyi inşa etmenin en esaslı koşuluna vurgu yapıyordu.
Bir ülkede güçlü bir orta sınıf yoksa demokrasi de olmuyordu.
Devlet idaresinde merkeziyetçi Fransız modeli yerine adem-i merkeziyetçi Anglo-Sakson sistemini savundu.
Mevcut statükocu, katı resmiyetçi devlet anlayışının doğru olmadığına dikkat çekmek adına askerleri şortla selamladı, bunun için topa tutuldu.
Yine "Türkiye'de Kürt sorunu vardır" dediği için neredeyse "vatan haini" ilan edilecekti.
1988'deki parti genel kongresinde konuşma yaparken suikasta uğradı, parmağından yaralandı.
Olay yerinde yapılan hafif bir müdahaleden sonra tekrar kürsüye çıktı ve herkesin hafızasına kazınan o cümleyi kurdu:
Allah'ın verdiği ömrü O'nun isteğinden başka alacak yoktur.
3 temel özgürlüğe sıklıkla vurgu yaptı: İfade ve düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğü.
Özgürlükleri serbest pazar metaforu üzerinden açıkladı:
Bir fikri beğenmeyebiliriz... Mallar, nasıl geliyor, en iyisi nasıl bulunuyorsa, fikirler de öyle bir pazara gelecek, o fikir pazarında biz en iyisini bulacağız.
Hiçbir zaman liberal olduğunu söylememiş olmakla beraber, söylem ve demeçlerinden hareketle liberal bir çizgiye oturtulabilecekse de pratikte Özal'ın o kadar da liberal olduğu söylenemez.
Örneğin, 12 Eylül rejimi ile siyasi yasaklı hale gelen Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan gibi siyasetçiler üzerindeki siyasi yasağın kalkmasına çok sıcak bakmadı.
Yanı sıra, 12 Eylül darbesini savundu. Ona göre darbe bir ihtiyaçtan doğmuştu.
Toplumsal destekten yoksun, meşruiyetini kaybetmiş bir meclis tarafından cumhurbaşkanı seçildi.
Her şey bir yana, iyisi ve kötüsü ile Özal; sahip olduğu özgün siyasal kimliğiyle hem sağ hem sol hem de muhafazakâr çevreler tarafından sevildi.
"Çözüm süreci"nin ilk örneklerinden biri sayılabilecek bir süreci başlatmak istedi; Celal Talabani üzerinden, dolaylı yoldan Abdullah Öcalan ile temas kurdu.
Bu görüşmeler sonucu örgüt, 17 Mart 1993 tarihinde ilk defa tek taraflı ateşkes ilan etti.
Bu tarihten tam bir ay sonra yani 17 Nisan'da Özal ani bir kalp krizi ile hayatını kaybetti.
Bugün hâlâ Türkiye'de Özal'ın ölümünü şaibeli bulan bir kamuoyu algısı vardır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish