Bilge Karasu'nun şehirler sözlüğü

Behçet Darğın Independent Türkçe için yazdı

Bilge Karasu, mektuplarında yalnızca insanları değil, gezdiği şehirleri de kendine özgü gözlem gücüyle anlatır. Yazışmaları, yazarın Türkiye ve Avrupa şehirlerine ilişkin kişisel bir "şehirler sözlüğü" niteliği taşır

Çevirmen, yazar, tercüman, eğitimci ve şair Bilge Karasu (1930-1995); Füsun Akatlı, Müge Gürsoy Sökmen ile yurt dışındaki çevirmen ve akademisyen dostlarıyla yaptığı yazışmalarla okurlar tarafından iyi biliniyor.

Turgut Uyar ile mektuplaştığına dair bazı dolaylı kayıtlar ve göndermeler de mevcut.

Haluk Aker ve Enis Batur'a gönderdiği mektuplar kitaplaştırıldı.

Ünlü yazar hakkında elimizdeki bilgiler konusunda bu iki kaynak bizlere çok yardımcı oldu.

Karasu, eleştirmen Haluk Aker ile 1964'ten 1994'e kadar 30 yıl boyunca yazışır.

Bu mektuplar yığını, Aker tarafından gözden geçirilerek "Haluk'a Mektuplar" adıyla Metis Yayınları tarafından yayımlanır.
 

 

Karasu'nun en kapsamlı mektuplar kitabıdır. Onun yazı serüveni, çeviri çalışmaları, Hacettepe Üniversitesi'ndeki dersleri, Muş'taki saha araştırmaları, sağlık sorunları, yalnızlığı ve dönemin edebiyat ortamına ilişkin görüşleri bu mektuplarda ayrıntılı biçimde yer alır.

Enis Batur'a yazdığı mektuplar ise ölümünden sonra "Enis Batur'a Mektuplar" ve "Ankara Yazıları" adıyla yayımlanmıştır.

Batur ile 1971'de tanışır. Kısa bir görüşmeden doğan dostlukları, 1973'te Karasu'nun Paris'e gitmesiyle mektuplar üzerinden devam eder. Burada daha çok edebiyat, yayıncılık, düşünce hayatı ve Ankara yıllarına ilişkin bilgiler yer alır.
 

 

Bilge Karasu; iş, arkadaş ziyareti, araştırma yapma, kız kardeşini görme vb. nedenlerle şehir şehir gezdi.

Gittiği yerlere dair izlenimlerini ve gözlemlerini kaydetmiş; şehirlere bilgece ve ilginç tanımlamalar, yakıştırmalar yapmıştır.

Doğan Hızlan'dan alıntıyla:

Hele sık gittiğim bir kentse onun tarihini, insan değişimini, göç haritasını bilmek isterim.


Paraya ihtiyacı olduğu bir dönemde Amerikalı bir araştırma grubuyla Muş'a gelir, onlara tercümanlık yapar.

Burada "Deli Dolu Mektuplar", "Muş Çok Uzakta", "Burada, Ansızın" ve "İnsanlar" isimli 4 mektup yazar.

Muş hakkındaki değerlendirmelerine "Bilge Karasu'nun Muş Günleri" başlıklı yazımda ayrıntılı şekilde değindim. Dileyen bu yazıya başvurabilir.
 

Yazar Bilge Karasu'nun mektupları, Türkiye'nin farklı şehirlerine ve bu şehirlerin bıraktığı izlenimlere ışık tutan önemli tanıklıklar arasında yer alıyor
Yazar Bilge Karasu'nun mektupları, Türkiye'nin farklı şehirlerine ve bu şehirlerin bıraktığı izlenimlere ışık tutan önemli tanıklıklar arasında yer alıyor

 

Muş'ta kaldığı 45 gün boyunca çevre illere de uğrar. Buradan Tatvan'a geçer.

Tatvan; Ağrı, Van, Bitlis ve Muş şehirlerinin kesiştiği noktada yer alan, doyumsuz manzaralara sahip bir kenttir.

Van Gölü'nün iki yakasına doğru, gölü kucaklarcasına genişlemesi ona kıyı kenti ihtişamını kazandırmıştır.

Bitlis'in ilçesi olmasına rağmen Bitlis'ten daha büyük ve daha gelişmiştir.

Bitlis'i Tatvan'a bağlasalar hiç de fena olmaz. Bu, halkının ve yetkililerin bileceği bir iş.
 

Bilge Karasu, Van Gölü'nün en güzel yüzünün Tatvan'dan görüldüğünü düşünür; mektuplarında Tatvan kıyılarının temizliğini ve gölün mavi-yeşil tonlarını özellikle vurgular
Bilge Karasu, Van Gölü'nün en güzel yüzünün Tatvan'dan görüldüğünü düşünür; mektuplarında Tatvan kıyılarının temizliğini ve gölün mavi-yeşil tonlarını özellikle vurgular

 

Van Gölü'nün deniz mi, göl mü olduğu tartışmasını bir yana bırakırsak, Bitlis ve Van arasında son yıllarda "Van Gölü kimin?" tartışması bulunmaktadır.

Gölün üöte ikisi Bitlis sınırları (Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz kıyıları) içerisinde bulunmakta, kadastro sınırı da Bitlis'tedir.

Bu nedenle Bitlisliler, gölün adının "Bitlis Denizi" veya "Van-Bitlis Gölü" olarak değiştirilmesi gerektiğini savunurken, Vanlılar ise gölün geçmişten bugüne kadar Van Gölü olarak bilindiğini ve kendilerine ait olduğunu söylüyor.

Hatta Vanlılar çıtayı biraz daha yükselterek Bitlis'in 1843'e kadar Van'a bağlı olduğunu, bu nedenle yeniden Van'a bağlanması gerektiğini ileri sürüyor.

Bu tartışmalardan habersiz olan Karasu, Bitlislilerin hoşuna gidecek, Vanlıları ise kızdıracak bir değerlendirme yapıyor.

Gölün Van tarafına lağım sularının aktığını, suyun çok bulanık olduğunu ve kıyıların berbat koktuğunu, bu nedenle Van'a gitmek istemediğini söyler.

Van'a gitmeyeceğim.


Ona göre Tatvanlılar göle iyi bakıyor, gölün gerçek kimliği Tatvan'da daha belirgin.

Bunun için Tatvan'a gitmek, oradan gölü görmek ister.

Tatvan'a gitmek şart. Buradaki kıyı Van'daki gibi kokmuyor. O maviyi, o mavi-yeşili görür görmez sana anlatmayı, iletmeyi düşüneceğim.
 

Karasu'ya göre Bitlis, tarihî dokusuna rağmen _biraz biraz kasvetli_ bir şehirdir. Kentin dar sokakları ve taş mimarisi mektuplarında ayrıntılı biçimde yer bulur
Karasu'ya göre Bitlis, tarihî dokusuna rağmen "biraz biraz kasvetli" bir şehirdir. Kentin dar sokakları ve taş mimarisi mektuplarında ayrıntılı biçimde yer bulur 

 

Buradan Bitlis merkeze geçiyoruz. Bitlis görülmeye değer bir yerdir.

Bitlis'te Beş Minare türküsü, Zaro Axa, İdris-i Bitlisî ve Bediüzzaman Said Nursi/Kurdî gibi tarihî değerler, kenti daha da bilinir hâle getirdi.

Çok eski bir yerleşim yeri olan kentin merkezi çukur bir alandadır. Sokakları çok dar, evlerin büyük bir kısmı yüksek kayalar üzerine inşa edilmiştir ve gelişime çok açık değildir.

Muş'a dönmek ferahlattı içimi. Muş ‘aydınlık' hiç değilse. Bitlis'in en aydınlık yeri bile biraz biraz kasvetli.


Muş'taki tercümanlık işi bitince Ankara'ya döner. Elbette dönüş yolunu boş geçirmek istemez.

Güzergâh üzerindeki şehirleri gezip görerek kendisine bir rota çizer: Urfa, Antep ve Adana.

Kendisini gezdirecek bir arkadaşının Şanlıurfa'da olması nedeniyle ilk olarak oraya gider.

Ardından Gaziantep ve Adana'ya geçer; her iki şehirde de 1 gün kalır.

Mektuplaşmalardan anladığım kadarıyla Haluk Aker Adıyamanlıdır.

Karasu'nun ona mektup yazdığı sırada da Adıyaman'da bulunmaktadır. Kentlerin kültürel mirasının en önemli hazinelerinden biri olan mutfak kültürüne yakından ilgi duyan Karasu, Aker'den dönerken kendisine Adıyaman kurabiyesi getirmesini ister.

Bu isteğini de "bu tür yenilebilir şeylere" karşı meraklı olduğunu söyleyerek dile getirir.

Dönüşünde, Adıyaman'dan o bir çeşit kurabiye dediğin kurabiyeden getirir misin? Bilirsin böyle şeylere meraklıyımdır, her yerin özel kurabiyesini yemek isterim. (Tabii, yenecek değilse, o başka.)


Sivas'a gittiğinde şehirleşme üzerine de yorumlarda bulunur. Şehirlerin betonlaşma ve fabrikalaşmayla önce yapay olarak genişlediğini, ardından bu gelişmelerin etkisiyle doğal bir büyüme sürecine girdiğini söyler.

İş, eğitim ve turizm gibi nedenlerle kente gelen insanlar bu doğal büyümenin temelidir.

Karasu'nun ifadesiyle şehirler önce "şişer", ardından "büyür". Sivas'ın çok soğuk olduğu uyarısını yapmayı da ihmal etmeyen Karasu, aradan geçen zamana dikkat çeker:

Sivas'ı göreli 13 yıl olmuş…
 

Mersin, Bilge Karasu'nun kendisini en huzurlu hissettiği şehirlerden biridir. Mektuplarında burada geçirdiği günleri _inanılmaz ölçüde güzel, rahat, mutlu_ sözleriyle anlatır
Mersin, Bilge Karasu'nun kendisini en huzurlu hissettiği şehirlerden biridir. Mektuplarında burada geçirdiği günleri "inanılmaz ölçüde güzel, rahat, mutlu" sözleriyle anlatır

 

Kızkalesi ve Cennet-Cehennem Obrukları gibi önemli turistik değerlere sahip Mersin; havası, denizi ve doğal güzellikleriyle gözde tatil şehirlerinden biridir.

Karasu, Mersin'i çok sever; burada kendisini rahat ve huzurlu hisseder. Denize girmek için tercih ettiği yerlerden biri de Mersin'dir.

Kentte geçirdiği günlerin kendisinde bıraktığı mutluluğu şu sözlerle anlatır:

Dünden beri eşe dosta Mersin'de geçirdiğim 4 günün nasıl inanılmaz ölçüde güzel, rahat, mutlu geçtiğini anlata anlata bitiremedim. Gerçekten öyle ya, başka bir yere gittiğimde bu kadar yoğun 4 gün geçirebilir miyim? Daha doğrusu böyle yoğun 4 gün geçirdiğimi duyar mıyım?


Karasu'nun Mersin'e duyduğu hayranlığı anlamamak mümkün değil.

Mersin'in fevkalade bir kent olduğu konusunda ben de yazarla aynı fikirdeyim.
 

Bilge Karasu uzun yıllar Ankara'da yaşadı. Ahmet İnam ve Nezihe Meriç gibi dostlarının şehirden ayrılmasıyla Ankara'nın kendisi için anlamını yitirdiğini mektuplarında dile getirir
Bilge Karasu uzun yıllar Ankara'da yaşadı. Ahmet İnam ve Nezihe Meriç gibi dostlarının şehirden ayrılmasıyla Ankara'nın kendisi için anlamını yitirdiğini mektuplarında dile getirir

 

Yazışmalarının büyük bir bölümü Ankara künyelidir. Karasu, uzun yıllar burada yaşar ve çeşitli işlerde çalışır.

Onu Ankara'ya bağlayan en önemli nedenlerden biri, Ahmet İnam ve Nezihe Meriç gibi yakın yazar dostlarının burada yaşıyor olmasıdır.

Ancak dostları birer birer şehirden ayrılınca Karasu'nun da Ankara'da kalma isteği kaybolur. Son olarak Nezihe Meriç ile Sevgi Sanlı'nın İstanbul'a taşınması, başkenti onun gözünde iyice anlamsızlaştırır.

Ankara'ya beni bağlayan şu bir avuç insan işte.

Çok geçmeden o da İstanbul'un yolunu tutar.

Karasu, bir mektubunda kendisini "ölüm kafalı İstanbullu" olarak tanımlar.

İstanbul, onun için zihnini dinlendirdiği ve hayatın gündelik sıkıntılarından bir süreliğine uzaklaştığı bir yerdir.

Balık yemek, denizi seyretmek ve sahilde volta atmak için tercihi İstanbul'dur.

Şehirde geçirdiği zamanın kendisine iyi geldiğini, "Burada kafam cık gibi düzeliyor" sözleriyle anlatır.

İstanbul'un Karasu'nun edebî dünyasında da güçlü izdüşümleri vardır.

Yaşadığı, gözlemlediği ve hafızasında biriktirdiği şehir, özellikle de Beyoğlu, yazdığı ve anlattığı metinlerde önemli bir yer tutar.

Bir mektubunda, "Bu kâğıt Beyoğlu değil, Beyoğlu kokuyor olsa gerek! Yaşlı insanlarımı Beyoğlu metnine yerleştiriyorum…" diye yazar. Yazar, şehir ile edebiyat arasında güçlü bir bağ kurar.
 

Karasu için Beyoğlu yalnızca bir semt değil, hafızanın ve edebiyatın mekânıdır. Bir mektubunda, _Bu kâğıt Beyoğlu değil, Beyoğlu kokuyor olsa gerek_ diye yazar
Karasu için Beyoğlu yalnızca bir semt değil, hafızanın ve edebiyatın mekânıdır. Bir mektubunda, "Bu kâğıt Beyoğlu değil, Beyoğlu kokuyor olsa gerek" diye yazar

 

Bilge Karasu'nun yolu çeşitli vesilelerle farklı şehirlere düşer. Eskişehir'e kız kardeşini ziyaret etmek için gider.

Malatya söz konusu olduğunda ise şehrin ulaşım imkânlarından bahseder; uçak seferlerinin bulunduğunu ancak uçakların kalkıp kalkmayacağı konusunda kuşkulu olduğunu yazar.

Elazığ'ın yanı sıra Berlin, Paris, Amsterdam ve Frankfurt da mektuplarında adı geçen diğer şehirlerdir.

Ancak Karasu, Frankfurt'ta bulunduğu sırada ağrılarının yeniden nüksetmesi nedeniyle bu güzel şehrin tadını istediği gibi çıkaramaz.

29 Mayıs 1991 tarihli Ankara'dan yazdığı mektubuna "Frankfurt Üzerinden" başlığını verir ve mektubuna Frankfurt'ta çekilmiş 5 fotoğraf da ekler.


Keyifli okumalar…

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU