Şam'da patlatılan bombaların mesajları kimlereydi?

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

Macron'un Şam ziyareti sırasında Fransa-Suriye ekonomik iş birliği öne çıkarken, peş peşe yaşanan patlamalar ziyaretin güvenlik boyutunu gölgeled / İllüstrasyon: Axel Rangel Garcia - Al Majalla

Suriye'nin başkenti Şam'da bulunan Adliye Sarayı'ndaki patlamadan kısa bir süre sonra, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ziyareti sırasında konakladığı The Four Seasons Oteli yakınında da peş peşe 2 patlama yaşandı.

Bu sırada Macron, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rüyası ve temennisinin simgesi hâline gelmiş olan Emevi Camisi'ni ziyaret ediyordu.
 

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaret ederken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yanında, 6 Temmuz 2026 / Fotoğraf: AFP
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaret ederken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yanında, 6 Temmuz 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Suriye Geçici Devlet Başkanı Ahmed Şara, Macron'un ziyaretinden son derece memnundu. Üstelik bu hoşnutluk, Fransız cumhurbaşkanına eşlik eden birçok iş insanının Suriye hükümetiyle çeşitli ticari sözleşmeler imzaladığına ilişkin haberlerin medyaya yansımasıyla iyice katmerlenmişti.

Gerek ziyaret gerekse ticaret, iç savaştan yeni çıkan Suriye'nin yeniden inşası için gerekli olan kredi ve yatırımların da ön adımı sayılmaktaydı. Bombalar ise işleri bozabilirdi.
 

Suriye'nin başkenti Şam’da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınlarında bir patlayıcı cihazın patladığı olay yerinde duman ve alevler, 7 Temmuz 2026 / Fotoğraf: Reuters
Suriye'nin başkenti Şam'da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınlarında bir patlayıcı cihazın patladığı olay yerinde duman ve alevler, 7 Temmuz 2026 / Fotoğraf: Reuters

 

Suriye İçişleri Bakanı Nureddin El Baba konu hakkında, "Patlamanın maksadı Macron'un ziyaretini sabote etmeye ve ikili ilişkileri bozmaya yönelikti; soruşturma sürmektedir" demekle yetindi.

Henüz istikrara kavuşmamış ülkenin şiddetle ihtiyaç duyduğu huzur ve güven ortamını sarsacak olan patlama, sabotaj ve silahlı eylemler hakkında konuşan Ahmed Şara ise şunları söyledi:

Suriye'nin şimdiki başarısına zarar veren bazı kesimler, ülkemizi tahrip etme çabasındalar. Ancak devletimiz ile onu sevenlerin yurdumuzu yeniden inşa edip geliştirme kararlılığını bozamayacaklar. Suriye'yi kalkındırıp ayağa kaldırdıkça, vatanı yıkmaya çalışan tahripkârların cirit attıkları alanı daraltmış olacağız. Bu münasebetle, patlamadan sonra ziyaretini iptal etmeyeceğini açıklayarak bize destek vermiş olan Sayın Cumhurbaşkanı Macron'un cesaretini ve metanetini kutlarım.


The Four Seasons Oteli'nin 150-200 metre uzağında gerçekleşen patlamanın zamanlaması da ilginçti.

Öyle ki Suriye-Fransa heyetlerinin resmî görüşmesinden dakikalar öncesine denk gelmişti.

Buluşma, "tarihi ziyaret" olarak nitelendiriliyordu. Zira Macron, eski Esad rejiminin devrilmesinin ardından Şam'ı ziyaret eden ilk "Batılı devlet başkanı" idi.

Patlamanın bu ziyarete denk düşürülmesi farklı yorum ve değerlendirmelerin konusu oldu.
 

Şam’daki bombalı saldırının ardından olay yerine intikal eden emniyet ve ilk yardım ekipleri / Fotoğraf: AA
Şam'daki bombalı saldırının ardından olay yerine intikal eden emniyet ve ilk yardım ekipleri / Fotoğraf: AA

 

Ahmed Şara, Fransız BFM TV kanalına verdiği demeçte aklındakileri paylaştı:

Suriye, şu anda muazzam yatırımlar için büyük bir fırsattır. Fransa da ülkemizin inşasına katkı bağlamında altyapı, tarım, sanayi ve turizm alanları için hazırladığı projeleri sunmaktadır. Bu arada 8 adet Airbus uçağı satın alınması hususunda görüşmeler sürmektedir. Büyük Fransız şirketleriyle stratejik ölçekte sözleşmeler imzalanacaktır.


Anlaşılan Fransa, Suriye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün yeniden inşasına yoğunlaşmaktaydı.


Bombalı mesajın özü: Şam güvenli bir başkent değildir!

Görünenler bir yana, bahsi geçen patlamaların mesajı esas olarak kime veya kimlereydi?

Ürdün'ün başkentinden konuyu Londra merkezli Ray El Yom gazetesine yorumlayan muhabir Halid El Ceyusi (7 Haziran 2026), Suriye ile ilgilenen birçok ülkeye "bombalı mesaj" gönderildiği kanaatini taşıyor.

Ayrıntılarını ise aynı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atwan'ın 7 Haziran 2026 tarihli değerlendirmesinde buluyoruz.

"Şam'ın göbeğinde tırmanan patlama eylemlerindeki ürkütücü ve yeni olan nedir?" başlıklı yazı özetle şöyle:

Başkentteki bir arkadaşım, hem Adliye Sarayı hem de Suudi Prensi Velid bin Talal'a ait The Four Seasons Oteli önündeki patlamayı vesile ederek bana telefon etti. Ekim 2024'ten bu yana kendisiyle irtibatım kesilmişti. Anlattıkları dehşet vericiydi.

Aktardığına bakılırsa Batılı bir devlet, Şam'ın sosyoekonomik durumu hakkında bir rapor hazırlamıştı ve buna göre durum şöyleydi: 1- Hayat şartları giderek kötüleşiyor ve Suriyeliler geçim ve benzeri sıkıntılara tahammül edecek durumda değiller. 2- Her şey bir yana; emniyet, asayiş ve huzur yok. 3- Eski rejimin devrilmesinden sonra biraz umutlananlar şimdi tam bir hayal kırıklığı içinde.

Adliye Sarayı yakınına yerleştirilen bombanın patlaması neticesinde 10 kişi öldü, 22 kişi yaralandı. İzleyen günlerde patlayan, Macron'un kaldığı otelin 125-200 metre uzağına konulan 2 ayrı bomba ise el yapımı olup can kaybına yol açmamıştı. Dikkat çeken nokta, Adliye Sarayı çevresindeki patlayıcı maddenin son 2 bombadan farklı bir özelliğe sahip olmasıydı.

Her 2 patlamanın ortak paydası ise hiçbir tarafın bu eylemin sorumluluğunu üstlenmemesi oldu.

Bölgesel ve küresel istihbarat örgütlerinin cirit attığı Şam'da rakipler birbirlerine gül alıp vermezler; çünkü kendi aralarında amansız bir rekabet ve mücadele söz konusudur. Patlamalarla verilmek istenen mesaj ise şudur: "Başkent Şam kesinlikle güvenli bir mekân değildir.

Eski rejimin gitmesinin ardından birçok sarsıntı, sürtüşme, çatışma ve çalkantıyı da beraberinde getiren yeni rejim (Ahmed Şara yönetimi), aynı zamanda istihbarat faaliyet ve oyunlarına, silahlı terör örgütlerinin (IŞİD gibi) eylemlerine, mezhepçi ve etnik çatışmalara verimli bir ortam ve zemin hazırlamıştır.
 

Şam'da meydana gelen patlamanın ardından güvenlik güçleri tarafından kordon altına alınan saldırı bölgesi / Fotoğraf: SANA
Şam'da meydana gelen patlamanın ardından güvenlik güçleri tarafından kordon altına alınan saldırı bölgesi / Fotoğraf: SANA

 

Mesajı veren taraflar

Bu tür patlama ve sabotajlar kimler tarafından yapılabilir? Bize göre İsrail ve uzantıları, birinci derecede zan altındadır.

Çünkü bu devlet, Suriye'nin barış ve huzura kavuşmasından yana değildir. İkinci ihtimal ise ABD-İsrail ortaklığının ürünü olmasıdır.

Şara, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisine yönelik, "Lübnan'a askerî müdahalede bulun ve Hizbullah ile savaş!" dayatmasını şimdilik kabul etmemiştir. Aslında müdahaleye ve Hizbullah ile hesaplaşmaya da karşı değildir.

Ancak kaos ve karmaşanın egemen olduğu, asayişin bir türlü sağlanamadığı bir ortamda Suriye yönetimi ve cihatçıları Lübnan'da Hizbullah ile çatışırlarsa, Suriye'nin ekonomik, siyasi ve güvenlik ortamı büyük darbe yiyecektir.

İlaveten, cihatçıların belkemiğini oluşturduğu Suriye ordusunun, Lübnan ve İsrail ordularıyla birlikte Hizbullah'ı silahsızlandırma ve sindirme operasyonlarına katılması, İslam dünyasında; mesela İran, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin yetkilileri ve halkları tarafından hoş karşılanmayacaktır.

Hal böyleyken, Trump'ın "Lübnan'a müdahale" teklifini reddeden Şara'nın ikna edilebilmesi için belki de her iki ülkenin istihbarat (CIA veya Mossad) elemanları bu tür patlamalara zemin hazırlamış olabilir.

Bir başka muhtemel zanlı ise Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) mensupları olabilir. Nitekim bir süredir Suriye'deki kargaşa sonucunda (SDG-Suriye ordusu, Dürzi-Suriye kolluk kuvvetleri çatışmaları gibi) fırsatını bulup Hol Kampı gibi yerlerden kaçan veya kaçırılan IŞİD cihatçıları, rakip görüp "kâfir" belledikleri Şam yönetimine karşı eylemler yapmaktadır.

Özellikle Rakka ve Deyrizor gibi Arap aşiretlerinin yoğun olduğu mıntıkalarda üslenip örgütlenen IŞİD militanları, muhtemelen kırsal alanlar ve taşradaki faaliyetlerini siyasetin merkezine, başkent Şam'ın kalbine kadar taşıma girişiminde bulunmuş olabilir.

Her ne olursa olsun, hayal kırıklığına uğramış, bir türlü rahat ve huzur yüzü göremeyen, sürekli hayatın sıkıntı ve acılarıyla cebelleşen Suriye toplumunda, özellikle eski rejimin kadroları, memurları ve görevlileri; canlarına tak eden gelişmeler yüzünden ortaya çıkıp kendilerini gösterme gereği duymuş olabilir.

Unutulmasın ki eski rejimin ordu içindeki görevlilerinin sayısı yaklaşık 500 bin kadardı. Buna sivil devlet görevlilerini de eklersek sayı hayli kabarık çıkar. Bu kesimin sabrını taşıran şey sadece eski görevlerinden azledilmeleri değildir.

Aynı zamanda oturdukları lojmanlar ellerinden alınmıştır, herhangi bir işe alınmamaktadırlar; çalışanlar ise keyfî biçimde oradan oraya sürgün edilmektedir.

Emeklilik haklarından da mahrum edilen ve bir çeşit damgalı mahkûm konumuna düşürülen bu kişilerin çocukları ile ailelerinin toplumdaki itibarları ve konumları da en alt düzeye indirgenmiştir.
 

Şam'daki kilise saldırısının ardından yıkılan ikonostasis ve enkaz arasında çalışan bir görevli / Fotoğraf: AA
Şam'daki kilise saldırısının ardından yıkılan ikonostasis ve enkaz arasında çalışan bir görevli / Fotoğraf: AA

 

Mesajın muhatabı taraflar

Jeopolitik ve istihbarat oyunlarının egemen olduğu Suriye gibi bir ülkede, patlama mesajları hangi yerli ve yabancı kesimlere yöneliktir?

Kesin tespitler yapmak pek de isabetli olmayacaktır. Ancak gelişmeler ışığında, öncelikle Suriye ile yakından ilgilenen komşu devletler (İsrail, Türkiye, Ürdün, Irak ve Lübnan) arasında 2'si ön plana çıkmaktadır: Türkiye ve İsrail.

Her ikisinin de Suriye'de nüfuz elde etmek için rekabet ettikleri ve bu hususta kavgalı oldukları ayan beyan ortadadır. O kadar ki Türk ve İsrailli yetkililer, kimi zaman çatışma ihtimalinden bahsederek birbirlerine gözdağı vermektedir.

Burada saldırgan ve hamle yapmakta aktif olan taraf İsrail'dir. ABD'nin ve bilhassa Trump'ın tam desteğine sahip olmanın verdiği güven ve kibirle İsrail hükümeti ve medyasında ara sıra Türkiye'ye karşı savaş naraları atılmaktadır.

Buna karşılık İsrail'e saldırdığı takdirde devreye girecek olan ABD yönetiminin olası gazabından çekinen Türkiye ise daha çok, "Varmayın üstüme, yoksa fena olur" havasındadır.

Kaldı ki Türkiye, Trump'ın dayatmaya çalıştığı Lübnan'a müdahaleye karşı çıkan Suriye Devlet Başkanı'nın bu tutumunu desteklemektedir.

Suriye'nin Lübnan sınırındaki asayişi temin etmesini ve kaçakçılığı önlemesini teşvik eden Türkiye, bir yandan Hizbullah ile İran'ın çökmemesi için taktik bir uğraş verirken, diğer yandan savaş sonrası İran ile Hizbullah'ı, bölgede yayılmacılık emelleri güden İsrail'in önünü kesmek için bir denge ve caydırıcı unsur olarak kullanmanın yol ve yöntemine bakacaktır.
 

Şam’daki bombalı saldırı sonrası olay yerinde kanıt toplayan Suriye adli inceleme görevlisi / Fotoğraf: SANA
Şam’daki bombalı saldırı sonrası olay yerinde kanıt toplayan Suriye adli inceleme görevlisi / Fotoğraf: SANA

 

Atwan'ın yorumu buraya kadar; bize gelince, 3 ihtimalden daha söz edilebilir:

  1. Hal böyleyken, Şam'da patlatılan bombalar vasıtasıyla Türkiye'ye, "Geri dur, fazla ileri gitme." mesajı verilmiş olabilir.
  2. Benzer bir mesaj da Recep Tayyip Erdoğan ile Hakan Fidan'ın has adamı sayılan Colani'yedir ve şöyle denilmektedir: "Ayağını denk al! Batı ile fazla içli dışlı olma! Türkiye'ye de sırtını dayama ve cihatçıları ortalığa salma!"
  3. Daha az ihtimalle, Lübnan'a müdahale etmesi sıkça gündeme getirilen Suriye hükümetine bombalı bir uyarı da Lübnanlı Şii kesimlerden, bilhassa Hizbullah ve İran tarafından gelmiş olabilir.

Böyle bir müdahale, Hizbullah ve Emel ortaklığını bitirmek, her ikisini de siyasi ve askerî bakımdan ezmek ve ister istemez bu ülkede uzun sürecek bir iç savaşın ilk adımını atmak anlamına gelecektir. Neticede bu da ABD, Fransa ve İsrail'in çıkarlarına yarayacaktır.
 

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib şehrinde bulunan tarihi saat kulesi ve şehir meydanı / Fotoğraf: Omar Haj Kadour-AFP
Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib şehrinde bulunan tarihi saat kulesi ve şehir meydanı / Fotoğraf: Omar Haj Kadour-AFP

 

Lübnanlı gazeteci Elie el-Kasifi, gelişmenin jeopolitik boyutunu da ortaya koyuyor. Paylaşalım:

Bu çerçevede Macron'un ziyareti yalnızca Fransa'nın en üst düzeyde Şam'a diplomatik ve siyasi dönüşünün değil, aynı zamanda Suriye'nin oluşmakta olan bölgesel denklemdeki önemine ve uluslararası ve bölgesel nüfuz mücadelesinin yeni sahnesi hâline gelişine de işaret ediyordu.

Bu süreç, yıllarca süren savaş dönemindeki gibi değil. Zira Suriye'de çakışan uluslararası ve bölgesel çıkarlar, bu rekabeti; başta ABD ve Fransa olmak üzere rakipler ve müttefikler arasında belirli angajman kurallarıyla çerçevelenmiş ve denetim altında tutulan bir rekabete dönüştürüyor.

ABD ve Fransa'nın Suriye, Lübnan ve bölge geneline ilişkin aynı tutumu paylaşmadıkları açıkça görülüyor. Bu da iki ülke arasında bölgeye ilişkin dosyalarda tarihin derinliklerine kadar uzanan bir görüş ayrılığının uzantısıdır.

Dolayısıyla Suriye'de ve özellikle Şam'da güvenlik gerilimi yaratmaya yönelik strateji, bölgesel ve uluslararası akışa karşı ilerlediği için de başarısızlığa mahkûmdur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU