Zamanımızın nelerle dolu olduğunu, yeni anlayışları ve stratejik gelişmeleri güçlükle tarif ediyoruz. Konforizmin ve klasik "Ortadoğu aklının" ötesinde düşünmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Ancak sistem öyle tasarlanmıştır ki aktörler, kendi handikaplarının içinde sıkışıp kalırlar. Yazmak, çizmek ya da sağda solda konuşmak tek başına yetmez.
Kendini ikna edebilenlerin (alıcıların) var olması ve çoğalması gerekir. Söylenenlerin dünya çapında alıcısını bulması, stratejik anlatının en kritik aşamasıdır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu, yalnızca entelektüel bir egzersiz değil, aynı zamanda polemolojik bir görevdir.
Küresel düzen, 2026 itibarıyla klasik zafer kavramından uzaklaşmış, "durum değişikliği" ekseninde yeniden şekillenmektedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan İran-ABD-İsrail çatışmasına, enerji koridorlarından Kuzey Kutbu'na kadar uzanan bu süreç, kontrollü kaos stratejisinin farklı varyasyonlarını ortaya koymaktadır.
Yapay zeka, veri depoları, kuantum, mıknatıslar, kritik mineraller, nadir toprak elementleri, enerji, bilişim… Bunların her biri başlı başına birer bilinmezlik konusudur.
Demokrasi-otokrasi
Bireyin veya belli bir yapının tanrılaşması alegorisi burada anlam kazanır. Alegorik olarak demokrasilerde bireylerin kendisi birer tanrıdır; hedef budur. Güçlü Zeus'lar diğer tanrıların üstünde yaşar ama bütün bu yapı, sistemin kendini yenilemesini sağlar. Otokrasilerde ise tek tanrı veya kendini tanrı gören (ya da gösterilen) yapı (devlet, parti, rejim veya krallık), halk tarafından pohpohlanır ve konformistler bu tür bir tanrıya hizmet eder. Al gülüm ver gülüm!..
Modern dünyada demokrasi ve otokrasi savaşı bitmez; her ne kadar tanrılar birbirlerine göre pozisyon alabilseler de. Bireyi güçlendiren ve bu yolla gelişmenin ne olduğunu gayet iyi bilen demokrasi; paranın da kendisinde olması nedeniyle, sırtını devlet düzenine, krala, partiye veya otokratik rejime yaslayanlara nazaran daima daha fazla "insana yakışır" hâldedir. Sonuçta her ikisinde de devlet vardır ama yapılar ve amaçlar farklıdır.
Rusya: Tarihsel süreklilik ve iç tasfiye mekanizması
Rus jeopolitiği, Çarlık döneminden Sovyet sistemine, oradan 2000'li yılların Putin oligarşisine ve otokrasisine kadar kesintisiz bir çizgi izler. Kuzey Kutbu, nükleer kapasite, yeni metaller ve enerji kaynakları, bu sürekliliğin maddi temelini oluşturur. İçeride ise çarların çarları katlettiği bir tasfiye kültürü hâkimdir. Generallerin, Politbüro üyelerinin ve yakın çevrenin birbirini tasfiye etmesi, sistemin kendini yenileme değil, kendini koruma mekanizmasıdır.
Bu yapı, Putin'in "miyadı doldu" denilebilecek bir noktaya evrilebilir mi?
Tarihsel paterne bakılırsa, oligarşinin "Haydi artık işe dönelim" dediği andayız.
Bugünlerde Putin'in kendi kontrolündeki televizyon kanallarında eleştirilmesini başka nasıl açıklayabiliriz?
Ukrayna Savaşı, fikrimce (ki savaşın en başında bunu ifade etmiştim), Avrupa'nın "3. 30 Yıllık Savaşı"na dönüştü. Sermaye gücünün sahibi Batı nezdinde düşünülürse, Rusya'nın Kuzey Buz Denizi'ndeki nadir elementler, petrol ve gaz potansiyeliyle ilgili hesaplar çözüme kavuşmadıkça bu çatışma uzayacaktır.
İşlerini görene kadar! Putin gider ama savaşın kontrollü uzaması, Rusya'yı belirli bir baskı altında tutmaya devam eder.
Olur mu? Olur!
Çin: Konum muhafazası stratejisi
Çin, otokratik Komünist Parti yapısı ve planlı kalkınma modeliyle teknoloji, ekonomi ve jeopolitikte çok katmanlı bir oyuncu konumundadır. Belirsizlik dönemlerinde 2 temel yol öne çıkar: İhtiyatlı duruş ya da risk alma. Çin, risk almayı değil, ihtiyatlı olmayı seçer. Tarihsel ve felsefi analiz, Çin'in iç entrikalarını ustalıkla yönetirken konumunu muhafaza etmeyi tercih ettiğini ortaya koyar. Agresif sıçrama yerine, sistemin kendi iç dengelerini koruyarak uzun vadeli avantaj sağlama eğilimi baskındır.
Avrupa: Sermaye merkezli pozisyon alma
Avrupa, (klasik) Batı sisteminden kopmaz. Batı dünyası olarak ifade ediyorum; G7'yi genişleterek G9 (Güney Kore ve Avustralya dâhil) hâline getiren küresel çaplı "güçlü sermaye" düzeni, "Para bende, patron benim; siz ancak üretir ve tüketirsiniz" mantığını işletir. Avrupa'nın itirazı ne sermaye dışı aktörlere ne de sermayenin kendisine yönelir. Başta ABD ve Avrupa olmak üzere Batı kültürüne dâhil olanlar yapışık kardeşlerdir. Bunlar için adaptif pozisyon alma söz konusudur. Silahlanma, yeni endüstriyel ortaklıklar ve enerji çeşitlendirmesi yapılır; ancak ana damar olan küresel sermaye yapıları sorgulanmaz. Avrupa, bu "sermayenin tarihini" herkesten daha iyi bilir ve kullanır.
ABD ve Trump: Kontrollü kaosun yürütücüsü
Öyle görünüyor ki Trump, büyük sermaye ve güçlü yapıların kendisine verdiği ödevleri yerine getiren bir lider konumundadır. Dünyayı karıştırır, yeni bir tablo oluşturur ve kendince o tabloyu yönetilebilir kılmaya gayret eder. Trump'lı veya değil; ama sonuçta "durum değişikliği"ni sistemleştirir. 2025 başından itibaren yaşanan gelişmeler, Trump'ın bu "kaos" yaratıcı rolü başarıyla üstlendiğini göstermektedir. Sanki bugünlerde Trump'a "Yanlış yaptın, hadi git" demek mümkün değildir. Sistem onu (çıkarı için) taşımaktadır.
Kaos yaratma ve yönetme kapasitesi, büyük güçlerin stratejik tercihidir.
İran ve Ortadoğu: Planlı durum değişikliği
İki sayfalık mutabakat metnine bağlı olarak ABD, istediği gün İran'a karşı operasyon yapabilmekte, yaptırımları konuşabilmektedir. Bununla beraber ABD, İran'ın nükleer sistemlere ulaşmasının önünü kapamaktadır.
Bu hibrit savaş ve devamındaki hibrit anlaşma durumu yalnızca İran'la sınırlı değildir. Birlikte düşünün; Körfez bölgesi de bu etkileşime dâhildir. Petrol ve gazın kimin elinde olduğu, fiyatları kimin belirlediği, alıcıyı kimin bulduğu bellidir: Amerika.
Örnek: Katar, gaz için dahi ABD'nin emriyle hareket etmek durumundadır. 5-10 yıl içinde Katar'ın ne duruma düşeceğini bilen var mı?
Radikal, ılımlı, mezhepler vb. konular var. Şii yayılmacılığı, İran Savaşı bağlamında çokça tartışıldı. Sonuca bakın; bugün Sünni Müslüman Kardeşler'in gücü, Hamas ofisleri gibi yapılar tasfiye edilmiş gibi görünüyor. Neredeler? Gazze'de "Egemenlik, toprak ve deniz benim; size oturacağınız yeni inşa edilen süslü apartman dairelerinin anahtarını veriyorum" tarzı senaryolar masadadır. Bunlar planlı adımlardır.
Başka bir bakış açısı: Trump, Körfez ülkeleri ve İran arasına tarihî bir sorun daha inşa etti. Bütüncül strateji budur. Ortadoğu'nun sürüncemeli yapısı artık kimseyi şaşırtmamalıdır.
Kaos stratejisi ve alıcı yaratma
Küresel düzen, "kaos stratejisi" ile nikâhlıdır. Belirsizlik derinleşecektir. Buna göre yeni stratejiyi kurmak, yani kaosu yönetmek gerekmektedir. Aceleci "Her şey bir anda çözülür" beklentisi yanıltıcıdır.
Bütün bu karmaşık ve yeni durumlar içeren gelişmeleri kamuoylarını ikna etmek için yazmak yetmez. Alıcının, okuyucunun, düşünenin olması gerekir. Bu nedir? Rusya'yı çıkmaz sokak ilişkisi üzerinden anlatmak, Çin'in konum muhafazası felsefesini açmak, Batı'nın sermaye bağımlılığını deşifre etmek, Trump'ın ödevini çözmek ve örnek lokasyon olarak Ortadoğu'daki planlı değişimi göstermek demektir. Polemoloji burada devreye girer: Savaş bilimini, 5. nesil harp unsurlarını (ekonomik, bilişsel, vekâlet, enerji), hibrit savaş ve anlaşma durumunu, klasik strateji mirasını birleştirerek çok boyutlu kesit almak.
Sonuç
2026'da geldiğimiz nokta, basit yaklaşımların ötesindedir. Tezim: "Zafer yok, durum değişikliği var." Aktörler kendi handikapları içinde kalırken, yeni alıcılar yaratmak ve stratejik uyanışı beslemek, bir polemoloğun asli görevidir. Konformizmin ötesinde düşünenler, bu kaosu yönetenlerin elindeki en güçlü araçtır: Anlaşılır, tutarlı ve alıcı bulan anlatı.
Mevcut savaşlar uzadı bile: Ukrayna-Rusya, İran-ABD-İsrail…
Bu savaşların uzaması kimlerin işine geliyor?
Durum değişikliğinden çıkar elde edenlerin.
Kim bunlar?
Bakın, bugün için durum değişti: ABD, Avrupa… İsrail zaten hep bunu istiyor, küresel Yahudi sermayesi de…
Bu değişen durum direnenlere nasıl anlatılır? Kim bu direnenler?
Krallar, otokrasiye bel bağlayanlar, konformistler, gerçek dışıcılar, hayalciler…
İkisinin arasında transaction (fırsatçı, kazan-kazan odaklı, işlemci…) politikacılar var.
Olup biteni anlamak için paranın izini sürmeye devam! Retorik başka söyler…
b*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish