Sahel coğrafyasının tam kalbinde; Mali, Burkina Faso ve Nijer’in el ele vererek kurduğu Sahel Devletleri İttifakı (AES), aslında yıllardır biriken bir öfkenin ve "artık yeter" çığlığının somut bir sonucudur. Fransızca ismiyle Alliance des États du Sahel, kâğıt üzerinde 16 Eylül 2023’te atılan imzalarla kurulmuş gibi görünse de arka planında sömürge geçmişinin prangalarını kırmaya kararlı üç komşu ülkenin ortak kader ortaklığı yatıyor.
Meseleye biraz yakından baktığımızda, konunun sadece birkaç askerî yönetimin bir araya gelmesinden ibaret olmadığını çok net görüyoruz. Yıllarca terörle mücadele ve istikrar vaadiyle bölgeye yerleşen, ancak zengin uranyum ve altın yataklarının üzerinde nöbet tutmaktan öteye geçmeyen Batılı güçler, yerel halklar nezdindeki inandırıcılığını tamamen kaybetti.
Fransız birliklerinin varlığına rağmen terörün bitmek bilmemesi, aksine tırmanması, Sahel halklarının zihninde haklı bir şüphe yarattı. İşte AES, tam da bu güven krizinin ortasında, "Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz" iradesiyle doğdu.
Peki bu ittifak sahada ne anlama geliyor? Öncelikli olarak müthiş bir ortak savunma ve kriz yönetimi mekanizması sunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İttifakın mantığı son derece net: Üye ülkelerden birine yapılan bir müdahale, bir örtülü kışkırtma ya da terör saldırısı, doğrudan diğer ikisine de yapılmış sayılıyor.
Tam da bu noktada, 29 Ağustos gecesi Niamey’de yaşananlar AES’in varlık sebebini ve sahadaki karşılığını gözler önüne seren en somut sınav oldu. Başkentteki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Niamey Havaalanı, kilit askerî üsler ve devlet televizyonu gibi devleti ayakta tutan sinir merkezlerini hedef alan o kalkışma, sıradan bir iç huzursuzluk değildi.
Nijer yetkililerinin de açıkça dile getirdiği üzere, operasyonun arkasında Fransa ve Emmanuel Macron yönetimiyle bağlantılı geniş bir kışkırtma ağının izleri vardı. Amaç; komuta-kontrol mekanizmalarını aniden felç etmek, halkta panik dalgası yaratmak ve ülkeyi yeniden dış müdahaleye açık hâle getirmekti.
İşte tam burada AES dayanışması ve Nijer güvenlik güçlerinin kararlılığı devreye girdi. 29 Ağustos’taki bu tehlikeli hamle son derece hızlı bir şekilde boşa çıkarıldı ve stratejik tesislerde kontrol kısa sürede yeniden sağlandı. Dışarıdan kurgulanan bu tarz örtülü operasyonlar, karşılarında artık kolayca devrilecek tekil bir yapıyı değil, bölgesel bir direnç blokunu buldu.
Tabii işin bir de ekonomik ayağı var. Yıllarca uranyumu, altını sembolik rakamlara elinden alınan, finansal olarak Fransa kontrolündeki CFA frangına mahkûm edilen bu ülkeler; artık kaynaklarını kendi kontrolüne alma peşinde. Türkiye ve Rusya gibi egemenlik haklarına saygı duyan, üstenci yaklaşmayan ve "kazan-kazan" ilkesiyle hareket eden aktörlerle kurulan yeni ortaklıklar da bu sürecin en büyük yakıtı hâline geldi.
Uzun lafın kısası; Sahel Devletleri İttifakı, Afrika’nın kendi kaderini kendi eline alma kararlılığının en canlı örneğidir. Fransa’nın ve Batı’nın "biz olmazsak batarsınız" illüzyonu, 29 Ağustos’taki gibi başarısız müdahale arayışlarıyla birlikte Niamey, Bamako ve Ouagadougou hattında artık tamamen çökmüş durumda. Afrika, kendi çizgisini kendi çiziyor ve bu durum küresel siyasetin yönünü ezber bozan bir şekilde değiştirmeye devam ediyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish