Zihinsel tasfiye ve çözülüşün mimarı: Bir nüfuz ajanı olarak Goltz Paşa ve Osmanlı coğrafyasının terki

Ömer Kayır Independent Türkçe için yazdı

Mayıs 1909 tarihli Resimli Kitab dergisinde Harbiye'de Goltz Paşa onuruna verilen yemek / Fotoğraf: Wikipedia 

Giriş: Daracık Anadolu'ya çekilmenin zihnî kodları ve coğrafi idrak kaybı

Üç kıtaya kök salmış cihanşümul bir medeniyetin vârisi olan Türk milleti, nihayetinde dar bir Anadolu havzasına nasıl çekilmiştir?

Bu tarihî ricat, yalnızca cephelerde uğranılan felaketlerin ve düşman süngüsünün eseri değildir. Asıl mağlubiyet, ordunun ve aydınlar zümresinin dimağlarında bu tasfiyeye zemin hazırlayan zihnî kabullenişle başlamıştır. Mekteb-i Harbiye amfilerine bir ıslahat projesi kisvesiyle giren Colmar Freiherr von der Goltz'un (Goltz Paşa) aşıladığı teslimiyetçi telkinlerin tortusu, aradan geçen bir asra rağmen maalesef bütünüyle temizlenebilmiş değildir.

Kendi tabii jeopolitiğine, tarihî mesuliyet sahalarına ve kıtasal derinliğine bakan her vatan evladına "hayalperest" yahut "maceracı" yaftası vuran çekingen refleks, doğrudan doğruya o yıllarda Harbiye kürsülerinden ekilen tohumların mahsulüdür.

Bir milletin asırlarca adalet dağıttığı mülküyle, can damarlarıyla ve asli vatan parçalarıyla meşgul olması kadar tabii, meşru ve zaruri bir vazife tasavvur edilemez. Tarihin kaydettiği en acı tezatlardan biri şudur: Osmanlı idaresindeyken imarsız ve iktisadi açıdan çorak görüldüğü için kurmay heyetince elde tutulması fuzuli bir masraf ve "devlete yük" sayılan topraklar, Türk idaresi çekildikten hemen sonra küresel servetin merkez üssü hâline gelmiştir.
 

Colmar Freiherr von der Goltz (Goltz Paşa) / Fotoğraf: Wikipedia
Colmar Freiherr von der Goltz (Goltz Paşa) / Fotoğraf: Wikipedia

 

Goltz Paşa'nın on dokuzuncu asrın sonunda Harbiye kürsülerinden "Osmanlı'ya gelir getirmeyen, Türk kanını ve servetini tüketen verimsiz çöller, savunulamaz safralar" diyerek feda edilmesini vazettiği vilayetlerin, bugün dünya iktisadiyatını ve siyasetini tayin eden devasa enerji havzaları olduğu meydandadır. Goltz mektebinin "feda edilebilir çevre vilayetler" addettiği Irak veya Libya Türk nüfuz havzasında kalabilmiş olsaydı; Türkiye bugün muazzam enerji kaynaklarını tasarruf eder, iktisadi istiklalini tahkim ederek topyekûn sanayileşme hamlesini çoktan tamamlardı.

Bu tarihî tecrübe, bugünün meseleleri karşısında da hayati bir mihenk taşıdır. Dün Rumeli'ye, Irak'a, Suriye'ye ve Mağrip'e yöneltilen sinsi küçülme mantığı; bugün benzer bir idrak zafiyetiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerimiz için fısıldanmaktadır. Türk mülkünden koparıldığı takdirde yer altı zenginlikleri, stratejik su havzaları ve kıtalararası ticaret koridorlarıyla derhal küresel güçlerin gözdesi hâline gelecek olan bu aziz vatan parçalarını, modern bir Goltzcu yaklaşımla "geri kalmış, bütçeyi yutan külfet alanları" diyerek zihnen gözden çıkarmak, tarihin hiçbir döneminde affedilemeyecek büyük bir gaflettir.

Yaşanan facia, yalnızca cephede kaybedilen toprakların kederi değil; bir milletin istikbalinin, stratejik derinliğinin ve kıtasal refah idrakinin bir nüfuz ajanı marifetiyle ordu aklından silinmesi ve bu zihnî felcin nesiller boyu devam ettirilmesi trajedisidir.


1. Modernleşme perdesi altında stratejik yönlendirme

93 Harbi'nin (1877-1878) yıkıcı neticelerinin ardından Osmanlı Devleti, ordusunu ıslah etmek amacıyla Alman askerî heyetlerini davet etmiştir. Bu heyetin fiilî reisi sıfatıyla 1883 yılında İstanbul'a gelen Goltz Paşa, 1895 yılına kadar Askerî Mektepler Müfettişliği vazifesini yürütmüştür.

Goltz, 1883'te Berlin'de neşrettiği ve Mehmed Tahir tercümesiyle 1884'te Mekteb-i Fünûn-ı Harbiye-i Şâhâne Matbaası'nda basılan meşhur ders kitabı Millet-i Müselleha (Das Volk in Waffen) vasıtasıyla orduya topyekûn harp anlayışını tanıtırken, binlerce sayfalık ders müfredatıyla genç kurmay zihnini yoğurmuştur.

Goltz, teknik bir askerî müşavir sınırları içinde kalmamıştır. Diplomatik vesikaların ve akademik araştırmaların ortaya koyduğu üzere Goltz; Osmanlı ordusunu içeriden en iyi tanıyan, zaaflarını tespit eden, Alman Genelkurmayı ve Hariciyesine stratejik istihbarat akıtan üst seviyeli bir nüfuz ajanı hüviyetindeydi. Osmanlı envanterini yüz binlerce Mauser tüfeği ve binlerce Krupp topuna bağlayarak Alman harp sanayisine muazzam pazarlar açmakla kalmamış; 1883'ten itibaren Erkân-ı Harbiye Umum Müfettişi sıfatıyla ataşemiliterler için tanzim ettiği talimatnameyle Osmanlı dış askerî istihbarat çarkını Alman denetimine açmıştır.

1909'da yeniden İstanbul'a çağrıldığında Şansölye von Bülow kendisine açık bir direktif vermiştir: "Askerî vazifelerinin yanı sıra Osmanlıları iktisadi ve siyasi sahalarda Almanya lehine sevk etmek için elinden gelen her gayreti sarf et." Bağdat Demiryolu imtiyazı ve Alman istikrazları için açıktan lobi faaliyeti yürüten Goltz'un asıl tahripkâr operasyonu, Harbiye sıralarında geleceğin kumandanlarının "vatan" tasavvurunu daraltması olmuştur.


2. "Küçülerek güçlenme" doktrini ve Goltz'un teori çerçevesi

Goltz Paşa, 1883-1895 yılları arasında Harbiye kürsülerinde aşıladığı teorik çerçeveyi, görevinden ayrıldıktan hemen sonra Almanya'da neşrettiği "Stärke und Schwäche des Osmanischen Reiches" (Deutsche Rundschau, Cilt 93, 1897, ss. 95–119; Internet Archive Açık Erişim Kaydı) başlıklı makalesinde kamuoyuna açıkça ilan etmiştir.

Mekteb-i Harbiye sıralarında Osmanlı kurmay aklına zerk edilen temel tezler şunlardı:

1. Geniş coğrafyanın bir zaaf ilan edilmesi: "Das osmanische Reich ist zu groß geworden, es hat sich über Gebiete ausgedehnt, die es nicht mehr halten kann." (Osmanlı İmparatorluğu haddinden fazla genişlemiştir; artık elinde tutamayacağı sahalara yayılmıştır.)

2. Rumeli ve Balkanların bir maliyet kapısı sayılması: "Die europäischen Provinzen, besonders die Balkanländer, sind für das Reich eine ständige Quelle von Unruhen und Schwäche. Sie kosten mehr als sie einbringen und binden Truppen, die anderswo dringender gebraucht werden." (Balkan vilayetleri devlet için daimi bir buhran ve zafiyet membaıdır. Getirdiklerinden fazla masraf açmakta ve başka cephelerde ihtiyaç duyulan birlikleri bağlamaktadır. Bu sahalardan vazgeçmek iktiza eder.)

3. Afrika ve Arap vilayetlerinin tasfiyesi: "Die heiligen Stätten (Jerusalem und Palästina) mit dem Hedschas, das übrige Arabien und die afrikanischen Provinzen bringen dem Reiche keinen oder doch nur einen verschwindend geringen Ertrag." (Kudüs, Filistin, Hicaz ve mukaddes beldeler ile sair Arabistan ve Afrika eyaletleri devlete hiçbir gelir temin etmez yahut ihmal edilebilir seviyededir. Bunlar orduya sadece yüktür.)

4. Devleti Anadolu sınırlarına hapsetme tezi: "Die eigentliche Kraft des Reiches liegt in Anatolien. Nur wenn das Reich sich auf Kleinasien beschränkt, kann es stark und lebensfähig bleiben." (Devletin hakiki kuvveti Anadolu'dadır. İmparatorluk ancak Küçük Asya çekirdeğine rücu ederse kudretli ve payidar kalabilir.)

Goltz bu iddialarını, Balkan Harbi akabinde kaleme aldığı Genç Türkiye'nin Hezimeti ve İmkân-ı İtilafı (Dersaadet, 1913) risalesinde pervasızlaştırarak, asırlık Türk vatanı Rumeli'nin elden çıkışını "devleti asıl Türk memleketi olan Anadolu ile buluşturan hayırlı bir küçülme ve kazanç" olarak takdim etmiştir.


3. Harbiye sıralarında yetişen nesil: Vatan algısının daralması

Mareşal Liman von Sanders'in "Yüksek rütbeli Türk zabitlerinin kâffesi onun talebesiydi" dediği kadrolar (Mahmud Şevket Paşa, Ahmet İzzet Paşa ve İttihatçı erkân, Cumhuriyetin kurucu kadrosu), Goltz'un kurduğu Alman tabiye nizamı ve strateji anlayışıyla yetişmiştir. Bu nesil, imparatorluğun mülkünü canla başla müdafaa etmek yerine, onu terk edilmesi gereken safralar gibi mütalaa etmeye başlamıştır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Subayların mektup ve evrakına yansıyan, imparatorluk sathını "Türk köylüsünün kanını emen çöller" olarak görme refleksi, Goltz'un aşıladığı mantık örgüsünün tabii bir neticesidir. Yüzyıllardır imar ve ihya edilen Rumeli terk edilirken dahi kurmay tabakasında varoluşsal bir direnç yerine, kaçınılmaz bir tasfiyenin kabulü ve adeta yüklerden arınma rehaveti galebe çalmıştır. Zabitler, doğup büyüdükleri Selanik, Manastır yahut Üsküp gibi mâmur şehirlere dahi dönüp bakmayacak bir zihnî kopuş yaşamışlardır.

Nitekim Goltz'un payitahtın İstanbul'dan Konya, Kayseri yahut Şam-Halep hattına taşınması teklifi Balkan Savaşları esnasında matbuatta tartışılmıştır. Alman Büyükelçisi Hans Freiherr von Wangenheim 1912-1915 diplomatik raporlarında Goltz'un teşhisine arka çıkarak padişahın yılın bir kısmını Anadolu'da geçirmesini teklif ederken; Osmanlı aydını A. Ziver Bey 1913 tarihli En Can Alacak Nokta: Payitahtın Nakli Meselesi adlı müstakil eseriyle bu teslimiyetçi zihniyete ve payitahtın Anadolu içlerine kaçırılması fikrine şiddetle karşı çıkmıştır.


4. Doktriner zihin inşasının kudreti: Rumsfeld-Cebrowski dönüşümünün dersi

Bir ordunun muharip kabiliyeti yalnızca cephaneliğindeki teknik teçhizatla değil; en üst kademedeki başkumandandan cephedeki teğmene kadar paylaşılan müşterek doktriner zihin inşasıyla tayin edilir. Bu hakikatin modern çağdaki en bariz numunesi, 2000'li yılların başında ABD ordusunda hayata geçirilen "Rumsfeld-Cebrowski Doktrini" uygulamasıdır.

Dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile Pentagon bünyesindeki Güç Dönüşüm Ofisi'nin (Office of Force Transformation) başına getirilen Amiral Arthur Cebrowski, Amerikan askerî kuvvetini topyekûn bir zihnî ve operasyonel dönüşüme tabi tutmuştur. Ağ merkezli harp (network-centric warfare), asimetrik vuruş kudreti ve hepsinden mühimi küresel sisteme entegre olmamış coğrafyaların çözülerek denetlenmesi gayesi, kâğıt üzerinde kalmış bir tasarı olarak bırakılmamıştır.

Amiral Arthur Cebrowski'nin vazettiği bu doktrin, dünyayı küreselleşmenin hâkimi olan "Entegre Merkez" (Functioning Core) ile sistem dışı bırakılarak müdahaleye açık hâle getirilen "Entegre Olmamış Boşluk/Çeper" (Non-Integrating Gap) şeklinde ikiye ayıran kapsamlı bir jeopolitik nizam tasarısıdır.

Rumsfeld ve Cebrowski, dünyayı bu ikili ayrımla dizayn eden doktrini tatbik edebilmek gayesiyle, Pentagon karargâhından askerî akademilere (West Point, Deniz Harp Okulu, Hava Harp Okulu ve Harp Kolejleri) kadar uzanan geniş bir eğitim faaliyeti yürütmüştür. Subay kadrosu kesintisiz bir doktrin tedrisatından geçirilmiş; bu vizyonu paylaşmayan Soğuk Savaş bakiyesi generaller (Orgeneral Eric Shinseki örneğinde olduğu gibi) tasfiye yahut tekaüt edilmiştir. Teğmenden generale kadar bütün kurmay heyet; dünyayı aynı kavramlarla okuyan, harekât sahasını tek bir entegre ağ olarak gören homojen bir zihnî yapıya kavuşturulmuştur.

Bu misal şu ilmî gerçeği teyit eder: Bir doktrin, ordunun bütün kademelerine maarif yoluyla nakşedilmedikçe ve subayların idraki müşterek bir mefkûreye bağlanmadıkça sahada kalıcı bir kudret inşa edilemez. Dün Goltz Paşa'nın Harbiye kürsülerinde yürüttüğü ve cihan devletinin kurmay aklını sınırlandıran sinsi maarif ameliyesi, modern çağda kurumsal bir doktrin inşası şeklinde tatbik edilmiştir. Dolayısıyla Türk askerî aklı da kendi doktrinini tepeden tırnağa bütün zabitan heyetine aşılayacak bir iradeyi tesis etmek mecburiyetindedir.


5. Vatan mefhumunun ihyası: Namık Kemal'den Dündar Taşer'e ufuk ve "Anti-Goltz" doktrini

Vatan tasavvurunda zihnî arınma zarureti

Bugün Türk aydınının, kurmay aklının ve siyaset ehlinin önündeki en mühim vazife, vatan mefhumu üzerindeki zihnî daralmayı bertaraf etmektir. Türk milleti, son bir asırdır kendisine telkin edilen, sınırları harici başkentlerde çizilmiş ve zihinlere Goltz gibi nüfuz mümessilleri eliyle işlenmiş olan çekingen vatan telakkisini tashih etmek mecburiyetindedir.

Yüz yılı aşkın bir müddettir Türk dimağına; "Anadolu bizim yegâne sığınağımızdır, çevremiz bataklıktır, komşu havzalar ise devlete yüktür" fikri aşılanmıştır. Bu telkin rasyonel bir muhakemenin değil; bir milletin jeopolitik hafızasını budama, onu tabii muhitinden tecrit etme teşebbüsünün mahsulüdür. Vatan anlayışında yapılacak köklü bir zihnî arınma; "çekilme psikolojisini", "küçülerek selamete erme vehmini" ve "hudutların ötesine bigâne kalma hastalığını" tasfiye etmekle başlar. Vatan, yalnızca son bir müdafaa siperi değil; köklü bir medeniyet havzası, ahlaki bir mesuliyet ve tabii bir jeopolitik adalet sahasıdır.


Bir asırlık kuşatmayı kırmak: Anti-Goltz vatan doktrini

Milletimiz, varlığına yönelen bu zihnî ablukayı parçalamak için müstakil bir "Anti-Goltz Vatan Doktrini" inşa etmek vazifesiyle mükelleftir.

Hadiselerin üzerindeki perde kaldırıldığında görülür ki; Türkler, salt birkaç muharebede mağlup düştükleri için Anadolu'ya çekilmiş değildir. Milletimiz, Batı emperyalizminin İslam coğrafyasını kolay yutulur, yönetilebilir ve sömürülebilir mikro devletçiklere bölme planı muvacehesinde sistemli şekilde Anadolu'ya doğru itilmiştir.

Goltz Paşa bu tasfiyenin masum bir müşaviri değil; Türklerin Rumeli ve Balkanlar'dan, Akdeniz havzasından, Mağrip'ten, Hicaz'dan, Filistin'den, Mezopotamya'dan ve Basra Körfezi'nden tasfiye edilmesini hedefleyen nüfuz mühendisliğinin nazariyatçısıdır. İngiltere ve Fransa bu ihracı cephede topla tüfekle icra ederken, Goltz Paşa Alman menfaatleri dairesinde bu tasfiyenin zihnî meşruiyetini kurmay heyetine benimsetmiştir.


Namık Kemal'in mukaddes vatanından Dündar Taşer'in ufkuna

Bu zihnî prangaya karşı, vatan mefhumunun asıl kaynaklarına dönmek şarttır:

• Namık Kemal'in mukaddes vatanı: Bizde modern vatan idraki, Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre feryatlarıyla yoğrulmuştur. Namık Kemal için vatan; harita üzerinde masa başında çizilen kuru bir toprak parçası yahut Goltz'un vazettiği gibi kâr-zarar cetvelleriyle tartılan bir maliyet kapısı değildir; ecdadın kanıyla, vakıflarıyla ve aziz hatıralarıyla mayalanmış mukaddes bir varoluş davasıdır. Tuna boylarından Basra'ya uzanan organik vatan vahdeti, materyalist bir muhasebeyle parçalanamaz.

• Dündar Taşer'in kıtasal ufku: Cumhuriyet devrinde bu çekilme ataletine karşı en esaslı tefekkürü ortaya koyan mütefekkir Dündar Taşer olmuştur. Taşer, "Türk için bayrağın dalgalandığı her yer vatandır" diyerek Goltz'un kurduğu zihnî sınırları aşmıştır. Türk milleti nizam kurucu bir fıtrata sahiptir; asırlarca adaletle hükmettiği, ezan sesiyle yoğurduğu her karış toprak hafızasında vatan olarak bakidir.

• Anti-Goltz jeopolitiği: Türk subayının ve münevverinin rehber edineceği yeni vatan şuuru; emniyeti Ankara veya Toroslar hattında değil, Balkanlar'ın dağlarında, Basra Körfezi'nin sahillerinde, Hazar'ın kıyılarında ve Trablusgarp çöllerinde başlatan bir derinlik idrakidir. Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Mezopotamya'dan Kuzey Afrika'ya kadar uzanan coğrafi hinterland, milletimizin meşru ilgi, mesuliyet ve nüfuz sahasıdır.


6. Emperyalist ve millî menfaatlerin kesişme noktasında Goltz doktrini ve Misak-ı Millî

Goltz Paşa'nın 1883'ten itibaren Mekteb-i Harbiye kürsülerinden sistemleştirdiği "küçülerek tahkim olma" nazariyesi; Osmanlı kurmay aklında bir varoluş zarureti gibi kabul görürken, dönemin beş büyük emperyalist devletinin Yakındoğu, Akdeniz ve Kafkasya politikalarıyla örtüşen müşterek bir tasfiye zemini teşkil etmiştir.

Bu durum, 5 büyük gücün siyasetinde şu neticeleri doğurmuştur:


I. İngiltere: Hint ticaret yolu ve petrol kuşağının emniyeti

İngiliz imparatorluk siyasetinin Yakındoğu'daki iki gayesi; Süveyş Kanalı ile Basra Körfezi üzerinden geçen Hindistan yolunu teminat altına almak ve yeni devrin serveti olan Ortadoğu petrol sahalarını kontrol etmekti. Goltz'un talebelerine Arap vilayetlerini "gelirsiz çöl ve mali sıfır nokta" olarak belletmesi, hilafet üzerinden İngiliz sömürgelerini ayağa kaldırma kudretini zihnen budamıştır. Türk ordusunun Musul, Bağdat ve Basra'yı külfet sayarak çekilmesi, Londra'nın Irak ve Körfez mandasını rakipsiz kurmasını temin etmiştir.


II. Çarlık ve Sovyet Rusya: Turan seddi ve Kafkasya tahakkümü

Rus jeopolitiğinin tarih boyunca en dehşetli endişesi; güneyinden yükselebilecek cihanşümul bir İslam intifadası ile Türkistan bozkırlarını alevlendirecek bir Turan mefkûresiydi. Goltz Paşa'nın "Devletin yegâne istinatgâhı Küçük Asya'dır" tezi, Türk aklının Hazar ötesine bakışını "maceracılık" olarak mühürlemiştir. Ankara'nın doğuda Anadolu sınırlarına ikna olması, Petersburg ve Bolşevik Moskova için güney cephesini emniyete almış; Rusya'ya esareti altındaki Türkistan ve Kafkasya Türklerini hiçbir dış müdahale riski olmadan Sovyetleştirmesi ve asimile etmesi serbestiyetini vermiştir.


III. Almanya: "Şarka doğru" hayat alanı (Drang nach Osten) ve sermaye tekeli

Alman aklı, Osmanlı zabitine "buradan çekil" derken, açılan boşluğa kendi nüfuzunu yerleştirmeyi planlamıştır. Berlin; Osmanlı'nın idari varlığını Bağdat Demiryolu imtiyazı, Deutsche Bank ve maden hakları gibi Alman yatırımları önünde hantal bir engel olarak görmüştür. Osmanlı zabitanı Anadolu'ya çekildikçe ordu Alman mavzerine ve Krupp topuna bağımlı kılınmış; Anadolu bir hammadde deposuna, güney havzaları ise Alman sermayesinin tasarruf alanına tahvil edilmek istenmiştir.


IV. Fransa: Mağrip sömürgelerinin tahkimi ve Levant mandası

Fransa'nın Şark siyaseti, Cezayir ve Tunus'taki işgallerini daimî kılmak ve Suriye-Lübnan sahiline yerleşmek esasına dayanıyordu. Goltz'un Kuzey Afrika eyaletlerini "faydasız safra" ilan etmesi, Mağrip ahalisinin Osmanlı'ya olan bağlarını koparmıştır. Türk kurmay aklının Toroslar'ın güneyini gözden çıkarması, Fransa'nın Sykes-Picot ile tasarladığı Suriye mandasını hiçbir meşru Türk mukavemetiyle karşılaşmadan kurmasına kapı aralamıştır.


V. İtalya: "Mare Nostrum" ve Libya istilası

Akdeniz'de yayılmayı varoluş davası sayan İtalyan emperyalizmi için Goltz doktrini en zahmetsiz zemini hazırlamıştır. Deniz aşırı vilayetlerin savunulamaz ilan edilmesi, İtalya'nın 1911'de Trablusgarp ve Oniki Ada'ya yerleşmesini ve nihayetinde Lozan'da buraları tescil ettirmesini kolaylaştırmıştır. Kendi kabuğuna çekilmiş bir Anadolu devleti, Roma'nın Doğu Akdeniz emelleri önünde tehlikesiz bir komşu sayılmıştır.


VI. İç ve dış dinamiklerin trajik örtüşmesi

Bu tarihî tablo, sebep-sonuç rabıtasıyla tahlil edildiğinde sarsıcı bir çelişkiyi gözler önüne serer:

İç dinamikte Türk kurmay aklı; imparatorluğun kendisini tükettiğini, Arap çöllerinin ve uzak vilayetlerin taşınamaz bir yük hâline geldiğini düşünerek, gövdeyi feda edip kalbi (Anadolu kalesini) kurtarmak amacıyla safraları atmayı rasyonel bir çare addetmiştir.

Buna mukabil dış dinamikte emperyalist akıl; Türkleri Ortadoğu, Balkanlar, Akdeniz ve Türkistan havzasından tamamen söküp Anadolu bozkırına hapsetmeyi ve cihanşümul iddialarını nihayete erdirmeyi asırlık bir gaye edinmiştir.

İşte bu iki farklı niyet, Lozan sınırlarında ve Misak-ı Millî hudutlarında örtüşmüştür. Türk aklının "bize bu kadarı yeter, canımızı kurtaralım" diyerek razı olduğu asgari savunma hattı ile düvel-i muazzamanın "buradan öteye geçemezsin" diyerek çizdiği çember aynı noktada düğümlenmiştir. Türk milleti canını ve istiklalini şehit kanıyla kurtarmıştır; lakin bu zaferin coğrafi ufku, hasımların çizdiği sınırlarla mahdut kalmıştır.


VII. Literatür ve tarihî şahitlikler

Goltz Paşa'nın zihnî ve stratejik tesirlerini vukufla tetkik etmek için müracaat edilecek başlıca kaynaklar ve vesikalar şunlardır:

• Colmar Freiherr von der Goltz, "Stärke und Schwäche des Osmanischen Reiches", Deutsche Rundschau, Cilt 93 (Ekim-Aralık 1897), ss. 95–119: İmparatorluğun genişliğinin bir zaaf sayıldığı, Balkanlar ve çöl vilayetlerinin devlete maliyet ürettiği, hakiki istinatgâhın ise Küçük Asya (Anadolu) olduğu fikrinin sistemleştirildiği temel makaledir. Makalenin tam metnine Internet Archive Deutsche Rundschau Band 93 üzerinden doğrudan erişilebilir.

• Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk: Okul ve Gençlik Hatıraları, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul: Harbiye amfilerindeki tedrisat nizamını, Goltz Paşa'nın eserleriyle yürütülen tabiye müzakerelerini ve genç kurmayların imparatorluk sınırlarına bakışını nakleder.

• Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: Trablusgarp ve Balkan hezimetlerinin ardından askerî gücün tükenişini, Doğu Harekâtı'nda sınırların Misak-ı Millî hudutlarında durdurulmasını ve savunulabilir vatan anlayışının zabitandaki tatbikatını kaydeder.

• Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul: 4. Ordu Karargâhı penceresinden Suriye, Filistin ve Hicaz vilayetlerindeki çözülüşü; kurmay zihninde çöl coğrafyasının yabancılaşmasını ve Anadolu'ya sığınma arzusunun psikolojik akislerini tasvir eder.

• Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, Cilt 1-2, Nehir Yayınları, İstanbul: Goltz Paşa'nın Harbiye'deki doğrudan talebesi olan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'nın, hocasının stratejik muhakemesine duyduğu hürmeti ve Yemen gibi uzak sahalara asker sevk etmenin devlete maliyetine dair tahlillerini ihtiva eder.

• Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Devlet Matbaası, Ankara, 1927: Panislamizm ve Pantürkizm siyasetlerinin cihanşümul hedeflerinin reddini; devletin bekası için sınırları muayyen, Anadolu merkezli bir varoluşa çekilme zaruretini sergileyen ana vesikadır. Metne Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu E-Nutuk Portalı üzerinden ulaşılabilir.

• A. Ziver, En Can Alacak Nokta: Payitahtın Nakli Meselesi, Dersaadet, 1329/1913: Goltz Paşa'nın Balkan Harbi sonrası payitahtın Anadolu içlerine (Konya, Kayseri) nakledilmesi gerektiği yönündeki telkinine karşı dönemin münevverlerince kaleme alınmış en hacimli reddiyedir. Eser, Millî Kütüphane Dijital Koleksiyonlar arşivinde mevcuttur.


Netice ve mefkûre: Anadolu kalesinden kıtasal ufka

Meseleyi ilmî ciddiyet, sebep-sonuç rabıtası ve soğukkanlı devlet aklıyla tahlil ettiğimizde hakikat bütün berraklığıyla ortaya çıkar:

Türkiye Cumhuriyeti, hasım devletlerin lütfuyla yahut projesiyle kurulmuş bir yapı değildir. Sakarya'da, Dumlupınar'da ve Maraş'ta dökülen aziz şehit kanıyla, süngü hakkıyla kazanılmış bir istiklal kalesidir.

Lakin bu kalenin razı olduğu coğrafi hudutlar ve vazgeçtiği iddialar; Goltz Paşa tedrisatının zabitan zihninde meşrulaştırdığı "küçülerek selamete erme" rasyonalizmi ile emperyalizmin "Türk'ü Anadolu'ya hapsetme" gayesinin trajik bir kesişme noktasıdır. Dünün yangınında kolu ve bacağı keserek kalbi kurtarmak belki askerî bir mecburiyetti; lakin bu mecburiyeti bir asır boyunca ebedi bir zihnî pranga olarak muhafaza etmek mazur görülemez.

Bir asır evvel düşmanın bizi itmek istediği, bizim de can havliyle sığındığımız o kale kapılarını artık fikren açmak mecburiyetindeyiz. Anadolu kalesini ahlakla, maarifle, iktisadi terakkiyle ve millî savunma sanayiinin dirayetiyle muhafaza edeceğiz; fakat dimağımızı Goltz mektebinin daraltıcı tortularından temizleyeceğiz.

Türk ordusunun strateji kürsüleri, subay yetiştirme nizamı ve maarif sistemi bir daha asla harici doktrinlerin ve nüfuz mümessillerinin tasallutuna bırakılamaz. Zira coğrafyayı müdafaa edecek olan çelik süngüden evvel, o coğrafyayı "vatan" olarak idrak eden millî şuur ve irfandır.

Vazifemiz; bu mübarek Anadolu kalesini sarsılmaz bir kale olarak korurken, Kırım'dan Kaşgar'a, Balkanlar'dan Basra'ya kadar uzanan medeniyet ufkumuza yeniden sahip çıkmaktır. Dünün cerrahi zaruretleriyle hayatta kaldık; fakat bugünün mesuliyeti, o daraltılmış hudut karakolu psikolojisini yıkarak milletimizin kıtasal tefekkür ve adalet mefkûresini yeniden ayağa kaldırmaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU