ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

"İsrail genelinde acil savaş durumu hali ay sonuna kadar uzattı"

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi / Fotoğraf: AFP

İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte İsrail, kendisini de olası bir İran saldırısının hedeflerinden biri olarak değerlendiriyor.

İran'ın Hayfa Limanı ve Hayfa Körfezi'ni bombalamakla tehdit ettiğine dair haberler basında yer alırken İsrailli yetkililer, Tel Aviv'in, İran saldırısına maruz kalması durumunda anında karşılık verebilmek için Washington'dan yeşil ışık talep ettiğini açıkladı.

Yetkililer, güvenlik değerlendirme toplantılarında İran ile Lübnan dosyalarını birbirine bağlayarak, İsrail ile İran arasında yaşanacak herhangi bir tırmanışın Lübnan cephesini yeniden alevlendirebileceğini öne sürdü.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde İsrail hükümeti dün düzenlediği toplantıda İran ve Lübnan dosyalarındaki gelişmeleri ele aldı ve bakanların çoğunluğunun desteğiyle, İsrail genelindeki savaş acil durum halinin bu ayın 28'ine kadar ve gelişmelerin netleşmesine değin uzatılmasını onayladı.

Karar, süresinin sona ermesinden kısa bir süre önce, güvenlik durumundaki gelişmelere göre yeniden değerlendirilmek üzere Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi'ne sunulacak.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hükümet kararında yer alan ifadeye göre İran ve Lübnan cephelerindeki durumun belirsizliği ve gelişmelerin öngörülememesi, güvenlik birimlerini, İsrail'in nüfusu ve iç cepheyi hedef alan bir saldırıya maruz kalabileceği ani bir tırmanma ihtimaline karşı bu ilanı sürdürmeye itiyor.

İsrail hükümeti, iç cepheye geniş yetkiler tanıdı. Bu yetkiler arasında halka yönelik talimatlar verilmesi, korunaklı alanlarda kalınmasının zorunlu kılınması, önleyici tedbirlerin alınması ve acil durum birimlerine yönergeler verilmesi yer alıyor.

Bu yetkiler, tehdidin niteliğine ve güncellenen güvenlik değerlendirmelerine göre, iç cephe komutanlığının halkın ve mülklerin korunması açısından gerekli gördüğü ek talimatların uygulanmasına da imkân tanıyor.


ABD seçimleri ve karar alma sürecindeki rolü

Aksa Tufanı Operasyonu ile başlayan savaş sırasında birçok görevde bulunan eski Deniz Kuvvetleri komutanı yedek Albay Eliezer Marom, İsrail'de tartışılan senaryoları olası görmüyor.

Marom, İranlıların "İsrail'e saldırmanın, İsrail'i savunma amaçlı bir karşılık vermeye zorlayacağının farkında olduklarını, dolayısıyla saldırıya geçmelerinin mantıklı olmadığını" belirtiyor.

Marom'a göre İranlılar, İsrail'in İran'a düzenleyeceği bir saldırının ABD çıkarlarıyla çelişeceğini ve İsrail ile ABD arasında bir çatlak oluşmasına yol açabileceğini de biliyor.

Marom aynı zamanda İsrail'in İran tarafındaki mantığa güvenemeyeceğini, aksine "İran ile güçlü bir çatışmaya geri dönmeye hazır olması gerektiğini" söylüyor.

Marom'a göre İsrail'deki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı, İran'daki altyapı ve enerji hedeflerine yönelik güçlü bir İsrail karşı saldırısına yol açabilir.

Bu da İran ekonomisine büyük zarar ve ağır hasar verecek, hatta rejimin istikrarını tehdit edip düşmesine kadar varabilecek boyutta olabilir.

Marom, İsrail'in İran'da bu tür güçlü bir saldırı gerçekleştirebilecek araç ve kapasiteye sahip olduğunu belirtiyor.

Marom, İran ile ABD arasındaki durumun bir yandan, İsrail ile İran arasındaki karşılıklı tehditlerin de öte yandan, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere ABD seçimlerinin ardına kadar mevcut haliyle devam edeceğini öngörüyor.

Marom’un değerlendirmesine göre, ABD çıkarları, ara seçimlerde kazanma şansını artırmak amacıyla petrol fiyatlarının düşürülmesini gerektiriyor.

Marom'a göre "bu durum, petrodoların (petrol ihraç eden ülkelerin ham petrol satışından kazandığı ABD doları gelirleri) İran'ın hazinesine akmasıyla birlikte, ateşkesi destekleyen iki temel neden arasında" yer alıyor.

Bunun yanında, günümüzde genellikle Katar aracılığıyla yürütülen nükleer müzakerelerin devam etmesi de bir diğer etken.

Dolayısıyla taraflar arasındaki her karşılıklı darbe alışverişi dengeli seyrediyor ve ateşkesin çöküşüne ya da yoğun bir çatışmaya işaret etmiyor. Bu nedenle Amerikalılar, gelecek Kasım ayına kadar bu durumun sürmesini umuyor.

Marom, en azından o zamana kadar tarafların, ordularını yeniden toparlayıp bir sonraki tura hazırlanabilmeleri için hazinelerine daha fazla dolar girmesini engellemekle ilgilendiklerini belirtiyor.


Çekilme mi, kalıcılık mı?

Tel Aviv ile Beyrut arasında Roma'da gerçekleştirilecek müzakere oturumu yaklaşırken, Lübnan dosyası İsrail'in gündeminin başında yer almaya devam ediyor.

Bu oturuma hazır olunduğunun açıklanmasına ve ordunun güvenlik kuşağı bölgesi ile Lübnan'ın güneyindeki diğer bölgelerde konuşlu kalmasını öngören İsrail önerilerine rağmen, bazı siyasetçilerin değerlendirmesine göre, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyaretiyle çakışması nedeniyle oturumun ertelenmesi ihtimali bulunuyor.

Görüşmelerin seyrini ve Tel Aviv ile Washington arasındaki koordinasyonu yakından gözlemleyen İsrailli bir yetkiliye göre ABD, Başkan Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında üçlü bir görüşme düzenlenmesi için çabalarını sürdürüyor.

Ancak Lübnan ve Cumhurbaşkanı Avn’ın, Netanyahu'nun da katılacağı böyle bir görüşmeyi reddetmesinin ardından, bu çabanın başarı şansının düşük olduğu belirtiliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun Washington'da Başkan Trump ile görüşeceği tarih henüz belirlenmemişken, Netanyahu'ya yakın bir kaynak, Netanyahu'nun, İsrail'i destekleyen bir Amerikan siyasi figürü olarak nitelendirip taziyelerini ilettiği ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılma ihtimalini değerlendirdiğini ve bu vesileyle Trump ile görüşmeye çalışacağını aktardı.

Öte yandan İsrail, Lübnan ordusunun İsrail ordusunun çekileceği bölgelerde konuşlanmaya hazır olduğuna dair ABD'ye ilettiği bildirimin ciddiyetten uzak olduğunu değerlendirdi ve Lübnan ordusunun ABD ordusu tarafından eğitilmesi ile bir askeri yetkilinin "Hizbullah'tan arındırılmış liste" olarak nitelendirdiği listenin hazırlanması, yani Lübnan ordusu içinde Hizbullah'a yakın unsurların bulunmadığının garanti altına alınması yönündeki ısrarcı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Bu süreçte, İsrail ordusunun Lübnan'daki "istisnai ve hassas" operasyonlarının, "Tel Aviv'in İran ile mevcut çatışma ve tırmanışa sürüklenmesi endişesiyle" dondurulması yönündeki bir ABD talebine ilişkin İsrail açıklamaları birbiriyle çelişti.
 


Güvenlik yetkilileri, siyasi kanadın, ABD'nin talebi üzerine Lübnan'ın güneyinde operasyon hedef bankasında "hassas ve istisnai" olarak sınıflandırılan tüm operasyonların dondurulmasını orduya emrettiğini belirtti.

Ancak Washington ile Tel Aviv arasındaki koordinasyona vakıf kaynaklar bu haberler karşısında şaşkınlıklarını dile getirerek, ordunun böyle bir talep almadığını ve Hizbullah unsurlarını takip etme ile örgütün yer üstü ve yer altındaki altyapılarını tahrip etme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti.

Aynı kaynaklar, İsrail ordusunun, Litani Nehri'nden "Sarı Hat" olarak adlandırılan sınıra kadar uzanan Ali Tahir Tepeleri’nde geniş ve uzun bir yeraltı bölgesi tespit ettiğini iddia etti.

Güvenlik birimlerine ait bir rapor, İsrail ordusunun hakim noktalardaki varlığının sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesinin, İsrail’in farklı bölgeler üzerinde kontrol sağlanması açısından gerekli olduğunu vurguladı.

Rapor özellikle, Hizbullah için önemli bir ağırlık merkezi olarak değerlendirdiği ve en önemli hedefleri arasında saydığı Nebatiye bölgesine dikkati çekti.

Öte yandan birden fazla İsrailli yetkili, açıklamalardaki çelişkilere rağmen, ordunun Lübnan ile yapılan çerçeve anlaşması uyarınca önümüzdeki hafta, Roma müzakerelerinin yapılmasıyla eş zamanlı olarak deneme niteliğinde tek bir bölgeden çekilmeye başlayabileceğini teyit etti.

ABD'li bir yetkili, İsrailli yetkililerin açıklamalarının aksine, çekilecek bölgeye Lübnan Ordusu'nun derhal gireceğini belirterek, Washington'ın bu cephede sükûneti sağlamanın bir yolu olarak başka deneme bölgelerini de kapsayan haritalar hazırlamak için yoğun çaba sarf ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail Büyükelçisi Michael Mann, ‘Herzliya Konferansı’ sırasında, AB’nin, Lübnan ordusunun bölgelerin sorumluluğunu devralması ve durumu kalıcı hale getirmesi için yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı.

Mann, Lübnan dosyası hakkındaki açıklamaları arasında, AB'nin gerek insani destek alanında önemli bir katkı sunduğunu belirtirken "AB’nin Lübnan'daki yerinden edilmiş kişilere insani yardım olarak 100 milyon avro tahsis ettiğini" kaydetti.

Mann, sözlerine şöyle devam etti:

“Daha da önemlisi, şu anda Lübnan ordusunun eğitimi ve gerekli teçhizatlarla donatılmasına yardımcı olmak için 200 milyon euronun üzerinde bir rakama ulaştık. Bunların tamamı, Hizbullah'ı denklemin dışına çıkarmaya yönelik genel çabanın bir parçası; böylece Lübnan Ordusu fiilen sorumluluğu üstlenebilecek ve Lübnan'da silah taşıma tekelini elinde bulundurabilecek. Ayrıca Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) adını verdiğimiz misyonlarımızdan birinden de söz ediyoruz. Önümüzdeki aylarda -ki bu konu hâlâ Brüksel'de tartışılıyor- Avrupa Birliği'nin bir tür polis operasyonu ve askeri operasyon yürütmesini umuyoruz.


Mann, askeri veya polis operasyonunu açıklarken, "bunun doğrudan sahada konuşlu güçler anlamına gelmediğini, aksine Lübnan ordusunun ve aynı zamanda Lübnan'daki sivil polis güçlerinin donatılması, eğitilmesi ve izlenmesine yardımcı olmayı amaçladığını" belirtti.

Mann, bunun Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) yerini almayacağını, aksine UNIFIL sonrası döneme tamamlayıcı nitelikte olacağını, yani Avrupa Birliği'ne bağlı bir izleme ve eğitim misyonu olacağını vurguladı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.

Independent Arabia

DAHA FAZLA HABER OKU