İran operasyonu, Ukrayna paraleli ve Ankara zirvesi
İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik ortak operasyonu ve NATO’nun bu süreçteki rolü, Transatlantik ittifakın yapısal sorunlarını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’ın “memnuniyetsizliğini” açıkça dile getirmesi, bu gerilimin göstergelerinden biri oldu. Bu makale, İran krizi, Ukrayna süreci ve yaklaşan Ankara Zirvesi üzerinden konuyu bütüncül olarak ele alıyor.
İran operasyonu ve NATO’nun dışta bırakılması
Trump yönetimi, Şubat 2026’da İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerine ve komuta yapısına yönelik geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyon öncesi Netanyahu ile Beyaz Saray’da en az 7 kez bir araya gelen Trump, karar sürecini büyük ölçüde ikili istihbarat ve koordinasyona dayandırdı. NATO ile operasyon öncesi ciddi bir istişare yapılmadı.
ABD’nin NATO’dan beklediği faydalar şunlardı:
- Lojistik destek (üs kullanımı, hava sahası izni)
- Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için deniz katkısı
- Yük paylaşımı ve diplomatik meşruiyet
Ancak birçok Avrupa ülkesi (özellikle İspanya, Almanya) destek vermekte çekingen davrandı. Operasyon başladıktan sonra lojistik zorluklar ve Hürmüz’ün kısmen kapanması üzerine “gelin yardım edin” çağrısı yapıldı. Bu zamanlama, Avrupa’da “sizi uyardık, şimdi mi çağırıyorsunuz?” tepkisine yol açtı.
Sonuçta Hürmüz Boğazı’nda kısmi İran kontrolü devam ediyor, nükleer kapasite tam olarak etkisizleştirilemedi. NATO tam katılımı olsaydı Boğaz’ın açılması ve diplomatik baskı daha etkili olabilirdi; fakat Avrupa’nın gönülsüzlüğü nedeniyle fark muhtemelen marjinal kalacaktı.
Ukrayna süreciyle paralellik
Benzer patern Ukrayna’da da görüldü. Ağustos 2025’te Trump’ın Putin ile Alaska’da yaptığı doğrudan görüşme sonrası Avrupa liderleri Washington’a davet edildi. Trump bir tarafa, Avrupa liderleri ve Zelenski diğer tarafa oturdu. Avrupa, “bizi dışarıda bırakmayın” mesajı verirken, Trump hızlı barış ve yük paylaşımı istedi.
Her iki krizde de Trump’ın “kişisel ve hızlı karar alma tarzı” ile NATO’nun “kurumsal, istişareci ve riskten kaçınan yapısı” çatıştı. Trump, Avrupa’yı “bedavacı” olarak görmeye devam ediyor; Avrupa ise kendi önceliklerini (Rusya tehdidi, iç siyaset, enerji güvenliği) öne çıkarıyor.
Yapısal çelişki: Trump tarzına karşı NATO kurumsallığı
Trump’ın yaklaşımı “transactional” yani işlem bazlı. “Destek verirseniz biz de kalırız.” NATO ise kolektif savunma (Madde 5) üzerine kurulu ama saldırı operasyonlarında otomatik katılım zorunluluğu yok. Bu çelişki her krizde patlıyor.
Rubio-Rutte görüşmesindeki “hayal kırıklığı” ifadesi, birikmiş anlaşmazlıkların dışa vurumu. Trump, Ukrayna’daki Alaska sürecinden beri Avrupa’nın gönülsüzlüğünü not ediyordu. İran’da ise bu memnuniyetsizlik daha somut hale geldi.
Önemli ayrım ne? Bu büyük ölçüde: Trump’ın kişisel ve partizan tavrı. Amerika genelinde NATO desteği hâlâ yüksek (%59-70 civarı). Cumhuriyetçiler arasında bile Trump tabanı dışında destek daha dengeli. Yani Trump’ın sertliği, Amerikan dış politikasının tamamını yansıtmıyor.
Ankara Zirvesi (Temmuz 2026): Gerilim zirvesi mi, fırsat mı?
NATO Ankara Zirvesi, bu tartışmaların en önemli platformu olacak. Beklentiler şöyle:
- Trump tarafı: Savunma harcamalarında ciddi artış, Hürmüz için somut katkı, “yeter artık bedava güvenlik” mesajı.
- Avrupa/NATO tarafı: Dayanışma vurgusu, Rusya tehdidine odak, sınırlı yeni taahhütler.
- Türkiye’nin rolü: Ev sahibi olarak birlik mesajı verecek.
Çoğu analist, zirveden “büyük kırılma” veya “büyük zafer” beklemiyor. Muhtemelen sembolik taahhütler, diplomatik dil ve gerilim yönetimi olacak. Yapısal sorunlar (Trump tarzı ile NATO’nun yavaşlığı) çözülmeden kalacak.
Zirve hazırlığı için ön toplantı yapıldı. 22 Mayıs 2026 tarihinde İsveç’in Helsingborg şehrinde düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’ndan çıkan ana sonuçlar şöyle:
- Savunma harcamalarının artırılması: Müttefikler, savunma harcamalarını artırma ve The Hague Zirvesi’nde alınan %5 GDP hedefine (2035’e kadar) yönelik somut adımlar atma konusunda ilerleme kaydetti. Rutte, “güvenilir bir yol haritası” çizildiğini belirtti.
- Savunma sanayi üretiminin güçlendirilmesi: Transatlantik savunma üretiminin artırılması ve endüstriyel kapasitenin yükseltilmesi vurgulandı. Türkiye’nin savunma sanayii burada model olarak gösterildi.
- Ukrayna’ya destek: Ukrayna’ya askeri ve mali desteğin sürdürülebilir, öngörülebilir ve artırılması kararlaştırıldı. Ukrayna Dışişleri Bakanı da toplantıya katıldı.
- Daha güçlü ve adil bir NATO: ABD’nin Avrupa’daki asker varlığında olası azaltmalar bağlamında Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması (yük pylaşımı) konusu işlendi.
- Rusya’nın dezenformasyon kampanyalarına karşı (özellikle Baltık ve Kuzey ülkeleri), Ortadoğu gelişmeleri (İran ve Hürmüz Boğazı) ve genel güvenlik tehditleri ele alındı.
Sonuç: Geleceğe dair
Trump dönemi, NATO’yu “Avrupa’nın kendi ayağı üzerinde durması” tartışmasına doğru itiyor. Kısa vadede ABD’nin tam çekilmesi düşük ihtimal; ancak ittifak daha transactional bir yapıya evrilebilir. İran’daki Hürmüz ve nükleer sorunlar, Ukrayna’daki ateşkes arayışları ve savunma harcamaları gibi konular, önümüzdeki yıllarda transatlantik ilişkilerin ana gündemi olmaya devam edecek.
Bu gerilim, aslında uzun süredir var olan bir rahatsızlığın güncel tezahürü. Trump, müttefikleri test etmeye devam ediyor; Avrupa ise kendi stratejik özerkliğini güçlendirmeye çalışıyor. Ankara Zirvesi, bu iki yaklaşımın ne kadar uzlaşabileceğini gösterecek kritik bir turnusol kâğıdı olacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish