Rusya'da kamuoyu uzun süredir savaşın gidişatından çok savaşın gündelik hayata etkileri üzerinden şekilleniyor. Kremlin, 2022'den bu yana Ukrayna savaşını toplumun büyük bölümü için "uzaktaki bir operasyon" olarak tutmayı başardı.
Cephede yaşanan kayıplar, sıkı bilgi kontrolü ve yoğun propaganda sayesinde geniş kitlelerin günlük yaşamına doğrudan yansımadı. Ancak son aylarda bu tablo değişmeye başladı.
Ukrayna'nın petrol rafinerilerine, enerji altyapısına ve ulaştırma merkezlerine düzenlediği uzun menzilli saldırılar savaşın maliyetini Rus vatandaşının gündelik hayatına taşımaya başladı.
Yakıt sıkıntısı, fiyat artışları ve ulaşım aksaklıkları artık soyut askeri gelişmeler değil, doğrudan hissedilen ekonomik sorunlar haline geliyor.
CSIS araştırmacıları Maria Snegovaya ve Jade McGlynn'in kapsamlı analizine göre bu değişim, Rus kamuoyunda son 4 yılın en önemli kırılmalarından birini oluşturabilir.
Peki bu değişim gerçekten Kremlin açısından siyasi bir risk oluşturuyor mu?
Bunu anlamak için önce Rus toplumunun savaşa bakışındaki farklı eğilimleri görmek gerekiyor.
Araştırmalar, savaş yanlısı kesimin homojen olmadığını gösteriyor.
Yaklaşık yüzde 15'lik ideolojik bir grup daha sert askeri adımlar isteyen "şahinlerden" oluşuyor. Buna karşılık toplumun yaklaşık yüzde 35 ila 40'ını oluşturan daha geniş bir kesim ise siyasetten uzak durmayı tercih ediyor.
Bu grup devlete sadık olmakla birlikte ideolojik motivasyon taşımıyor. Hayatın normal akmasını istiyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü askeri saldırılar arttığında şahinler daha sert karşılık verilmesini talep ederken, sadık fakat ideolojik olmayan kesim savaşın ekonomik yükünü daha fazla sorgulamaya başlıyor.
Bu durum aslında Rusya'nın son 4 yıldaki deneyimiyle de örtüşüyor.
2022'de uygulanan yaptırımlar, kısmi seferberlik ilanı, Prigojin isyanı ve Ukrayna'nın Kursk bölgesine girişi gibi büyük şokların her biri toplumda benzer sonuçlar doğurdu.
Kaygılar arttı, Putin'in onay oranları geriledi ve müzakere talepleri güç kazandı. Ancak bu düşüşler kalıcı olmadı. Devlet aygıtı zaman içinde kamuoyunu yeniden dengelemeyi başardı.
Bugünkü gelişmeleri farklı kılan ise ekonomik etkinin doğrudan hissedilmesi.
Askeri saldırılar tek başına kamuoyu üzerinde sınırlı etki yaratabiliyor. Hatta kısa vadede "bayrak etrafında kenetlenme" eğilimini bile güçlendirebiliyor.
Buna karşılık ekonomik bozulma çok daha kalıcı sonuçlar doğuruyor.
CSIS analizinde aktarılan verilere göre 2024 başında mali durumunun iyileştiğini söyleyen Rusların oranı yüzde 20 iken 2026 Mart ayında bu oran yüzde 13'e geriledi.
Aynı dönemde mali durumunun kötüleştiğini söyleyenlerin oranı yüzde 20'den yüzde 41'e çıktı. Gallup araştırmaları da ilk kez Rusların çoğunluğunun ekonominin kötüye gittiğini düşündüğünü ortaya koyuyor.
Ekonomik beklentiler bozuldukça savaş desteğinde de aşınma görülüyor.
IKAR araştırmasına göre Rusların en önemli iki önceliği artık savaşın sona ermesi ve ekonomik refahın artırılması. Katılımcıların yüzde 81'i savaşın hemen sona ermesini desteklediğini belirtiyor.
Bu oran savaşın başlamasından bu yana kaydedilen en yüksek seviye olarak öne çıkıyor.
Bu tablo Putin'in kişisel popülaritesine de yansıyor.
Resmi kamuoyu araştırma kuruluşu VTsIOM'un son verilerine göre Putin'in onay oranı iki hafta üst üste geriledi.
Başkanlık performansına verilen destek yüzde 66'ya inerken güven oranı yüzde 72,3 seviyesine düştü.
Aynı araştırmada, toplumun en fazla konuştuğu konunun yakıt sıkıntısı ve artan akaryakıt fiyatları olduğu belirtiliyor.
Yüzde 66 birçok ülke için son derece yüksek bir destek anlamına gelir. Fakat Rus siyasetinde önemli olan mutlak oran değil, eğilimdir.
Kremlin uzun yıllardır istikrarlı ve yüksek destek görüntüsünü rejimin temel meşruiyet araçlarından biri olarak kullanıyor. Küçük görünen gerilemeler bile dikkatle izleniyor.
Burada tarihsel bir benzetme yapmak mümkün.
Sovyetler Birliği'nin son döneminde ideolojik tartışmalardan çok gündelik hayatın aksaması sistemi aşındırmıştı.
Mağaza raflarının boşalması, kuyrukların uzaması ve temel ihtiyaç maddelerine erişimin zorlaşması vatandaşların devlet algısını değiştirmişti.
Bugün Rusya'nın karşı karşıya olduğu tablo o dönemle aynı değil. Ancak yakıt kuyruklarının yeniden gündelik hayatın parçası haline gelmesi Rus kamuoyunda benzer psikolojik çağrışımlar oluşturabilir.
Yakıt sıkıntısının Kremlin açısından en zorlayıcı yönü de burada ortaya çıkıyor.
Bir füze saldırısı propaganda yoluyla dış düşman söylemi içine yerleştirilebilir. Buna karşılık benzin istasyonundaki uzun kuyrukların açıklanması çok daha güçtür.
İnsanlar kendi gözleriyle gördükleri sorunu devlet televizyonundan öğrenmeye ihtiyaç duymaz. Benzin bulunan istasyonları gösteren uygulamalar ve sürücülerin oluşturduğu bilgi ağları resmi söylemin dışında alternatif bir gerçeklik üretiyor.
Fiziksel olarak görülen bir sorunun propaganda ile tamamen ortadan kaldırılması kolay görünmüyor.
Yine de bu gelişmeleri Kremlin'in kısa vadede ciddi bir siyasi kriz yaşayacağı şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Rusya'da güvenlik aygıtı güçlü, muhalefet büyük ölçüde etkisiz ve medya üzerindeki denetim devam ediyor.
Kamuoyundaki memnuniyetsizlik doğrudan kitlesel protestolara dönüşmeyebilir. Daha olası senaryo, rejimin toplumsal hoşnutsuzluğu yönetmek için giderek daha fazla kaynak harcamak zorunda kalmasıdır.
Bana göre asıl önemli değişim de burada yatıyor.
Ukrayna'nın enerji altyapısını hedef alan saldırıları savaşın maliyetini görünür hale getiriyor.
Yakıt sıkıntısı, enflasyon ve ekonomik durgunluk birbirini besledikçe Kremlin'in toplumsal desteği koruma maliyeti artacaktır.
Bu durum tek başına savaşın sonunu getirmeyebilir. Ancak Rus ekonomisinin yavaşladığı ve bütçe kaynaklarının giderek daha fazla askeri harcamalara ayrıldığı bir dönemde siyasi dayanıklılığı aşındıran yeni bir baskı unsuru oluşturabilir.
Savaşların sonucu çoğu zaman cephedeki gelişmeler kadar toplumların dayanma kapasitesiyle de belirlenir.
Rusya'da bugün gözlenen değişim, bu kapasitenin ilk kez belirgin biçimde sınanmaya başladığını düşündürüyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish