Cezayir-Mali hattında barışma mı, diplomatik mola mı?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Cezayir ile Mali, karşılıklı olarak hava sahalarını yeniden açıp büyükelçilerini görev yerlerine göndererek bir yılı aşkın diplomatik krizin ardından normalleşme sürecini başlattı / Fotoğraf: Cezayir Savunma Bakanlığı 

Cezayir ile Mali, bir yılı aşan sert bir gerginliğin ardından 10 Temmuz’da hava sahalarını karşılıklı olarak yeniden açtı. Ertesi gün de iki ülkenin büyükelçilerinin görev yerlerine dönmesi kararlaştırıldı. 

Birkaç ay öncesine kadar birbirini egemenlik ihlali, düşmanca tutum ve bölgesel istikrarsızlığı büyütmekle suçlayan iki komşunun şimdi diplomatik kanalı yeniden açması, Sahel’de sıradan bir yumuşama olarak görülemez elbette.

Kamuya açık takvimde ilk somut adımı Bamako attı. Mali yönetimi, Cezayir’e giden ve bu ülkeden gelen sivil ve askeri uçuşlara hava sahasını açacağını, büyükelçisini de yeniden Cezayir’e göndereceğini duyurdu. 

Cezayir yönetimi de aynı gün uçuş kısıtlamalarını kaldırdı. Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, ülkesinin Bamako büyükelçisinin 10 Temmuz’dan itibaren görevine dönmesini istedi. Bu kadar hızlı bir karşılıklılık, kararların açıklanmadan önce sessizce hazırlanan bir diplomasi trafiğine işaret ediyor açıkçası.

Peki Cezayir ile Mali neden şimdi yeniden konuşuyor?


Ortada geçmiş dosyaları kapatan kapsamlı bir anlaşma yok, ortak bir güvenlik planı da yok. Son adımlar daha çok iki tarafın kopuşun maliyetini yeniden hesapladığını gösteriyor. 

Kuzey Mali’de çatışmalar ağırlaşırken Cezayir güney sınırında büyüyen riski izliyor. Bamako ise Rusya ve Sahel Devletleri İttifakı ile bağlarını güçlendirirken, kuzey komşusuyla sürekli kriz yaşamanın kendi hareket alanını daralttığını fark etmiş görünüyor.


Drone krizi ilişkileri nasıl kopardı?

Kopuşun görünür başlangıcı, 31 Mart’ı 1 Nisan 2025’e bağlayan gece Tin Zaouatine çevresinde yaşandı. Cezayir ordusu, Mali’ye ait silahlı bir keşif İHA’sını kendi hava sahasına girdiği gerekçesiyle vurduğunu açıkladı. 

Bamako ise aracın kendi topraklarında düştüğünü savundu. Tarafların birbirine zıt anlatıları kısa sürede tam bir diplomatik krize dönüştü.

Mali, Nijer ve Burkina Faso büyükelçilerini Cezayir’den geri çekti. Cezayir yönetimi de üç başkentteki temsilcilerini istişare için çağırdı. 

Ardından iki ülke karşılıklı uçuş yasağı getirdi. Mali yönetimi olayı uluslararası hukuka aykırı bir saldırı diye tanımlarken, Cezayir sınır güvenliğini ve hava sahası egemenliğini öne çıkardı.

Ancak İHA hadisesi ilişkinin temel sebebi değildi, birikmiş güvensizliği açık çatışmaya taşıyan kıvılcım oldu sadece. 

Bamako Ocak 2024’te 2015 Cezayir Anlaşması’nı sona erdirdi. Bu karar, Cezayir’in Mali’nin kuzeyindeki siyasi arabuluculuk rolünü büyük ölçüde devre dışı bıraktı. Mali yönetimi eski mekanizmanın ülkenin egemenlik anlayışıyla uyuşmadığını savunurken, Cezayir askeri yöntemlerin kuzeyde kalıcı istikrar üretmeyeceği görüşünü korudu.

Mahmud Dicko dosyası da kuşkuyu büyüten unsurlardan biri oldu. Mali siyasetinde geniş toplumsal karşılığı bulunan ve yönetime eleştirel yaklaşan Malili selefî din adamının Cezayir’de bulunması, Bamako tarafından içişlerine müdahale işareti olarak okundu. 

Cezayir ise kuzeydeki silahlı hareketlerle ve siyasi aktörlerle kurduğu teması arabuluculuk geleneğinin doğal bir parçası saydı. İki taraf aynı olguları tamamen farklı anlamlandırdı; Bamako bunu egemenlik sorunu olarak görürken, Cezayir ise bunu güvenlik diplomasisi diye tarif etti.

Bu yüzden 10 Temmuz’daki yumuşamayı bir yıl önceki İHA krizinin unutulması gibi okumak bizi yanıltabilir. Zira hukuki dosya henüz kapanmadı. 

Kuzey Mali’ye dair yaklaşım farkı da hâlâ yerinde duruyor. Taraflar şimdilik anlaşmazlığı çözmek yerine, anlaşmazlığın yönetilebileceği bir kanal kuruyor diyebiliriz.


Sınırdaki güvenlik baskısı iki tarafı yeniden yaklaştırırken

Cezayir ile Mali yaklaşık 1.360 kilometrelik oldukça geniş ve uzun bir sınırı paylaşıyor. Bu hattın büyük bölümü seyrek yerleşimli çöl alanlarından geçiyor. 

Devletlerin diplomatik tercihleri değişebilir, ama silahlı grupların hareketliliği, kaçakçılık ağları, topluluk bağları ve göç güzergâhları sınırın iki tarafını hep birbirine bağlı tutmaya devam ediyor.

Son günlerde Kuzey Mali’deki askeri baskının artması, normalleşmenin zamanlamasını daha da anlamlı kılıyor. Temmuz başında Anéfis, Aguelhok, Gao, Sevare ve Kenieroba çevresindeki ordu noktalarına cihatçı terör örgütü JNIM ile ayrılıkçı FLA silahlı grubu tarafından koordineli saldırılar düzenlendi. 

Mali ordusu, saldırılar sonrasında Anéfis’teki kuşatmayı kırdığını açıkladı. Ayrılıkçı kanat geri çekildiğini kabul etti, ama tarafların kayıp ve başarı iddiaları bağımsız biçimde doğrulanabilmiş değil.

Anéfis, Kidal ile Gao arasındaki hat üzerinde yer alıyor. Bu bölgedeki çatışmalar, Mali devletinin kuzeydeki hareket kabiliyetini olduğu gibi, Cezayir sınırına uzanan güvenlik alanını da etkiliyor. 

Cezayir açısından kuzeydeki istikrarsızlığın sınır ötesine taşınma ihtimali uzun süre görmezden gelinebilecek bir risk değil. Bamako açısından da Cezayir’le hiçbir temas kurmadan kuzey dosyasını yönetmek giderek daha pahalı bir hal alıyor.

Burada görülmesi gereken şu: iki ülkenin birbirine güvenmesi gerekmiyor. Ama birbirleriyle konuşmadan sınır güvenliğini sağlamaları da pek mümkün değil. 

Hava sahalarının açılması, dostluğun geri dönmesinden çok iletişimsizliğin artık işe yaramadığının kabulü sayılabilir.

Cezayir’in ihtiyacı, güney sınırında erken uyarı ve düzenli bilgi akışı sağlamak. Mali’nin ihtiyacı ise Cezayir’i kuzeydeki askeri ve siyasi gelişmelerin karşı tarafına itmemek. Bu çıkarlar tam olarak örtüşmüyor elbette. Yine de iki başkentin aynı anda gerilimi düşürmesini açıklayacak kadar güçlü bir ortak zemin sunuyor.

Bu yüzden normalleşmenin böyle bir anda başlamasının tesadüf olmadığını söyleyelim. Kuzeyde çatışmalar hızlanırken diplomatik kopuşu sürdürmek her iki hükümeti de sınırın öteki tarafındaki gelişmelere karşı daha kör hale getiriyordu. 

Yeniden açılan kanal, en azından yanlış hesapların büyümesini ve sınırdaki askeri hareketlerin yeni bir devletlerarası krize dönüşmesini bir noktaya kadar önleyebilir.


Rusya-AES yakınlaşması Cezayir’i yeniden sahaya mı çağırıyor?

Normalleşmenin zamanlaması, Rusya ile AES arasındaki hızlanan güvenlik trafiğinden ayrı düşünülemez. Sergey Lavrov, 8 Temmuz’da Niamey’de Mali, Nijer ve Burkina Faso dışişleri bakanlarıyla görüştü. 

Taraflar askerî ve askerî-teknik işbirliğini derinleştirme, AES’in Birleşik Gücü’nü destekleme ve Rus yardımını sürdürme konusunda ortak irade açıkladı.

Bu gelişme, Mali’nin Cezayir yerine Rusya’yı seçtiği anlamına gelmiyor. Bamako Moskova’dan silah, eğitim ve sahadaki askeri kapasite için yararlanıyor. Cezayir’le ilişkiyi onarması ise kuzey sınırındaki seçeneklerini yalnızca artırıyor. 

Mali yönetimi açısından en akıllıca dış politika, tek bir ortağa bağlanmak yerine farklı aktörlerden farklı ihtiyaçlar için destek almak.

Cezayir açısından da Rusya tamamen bir rakip sayılmaz. İki ülke arasında zaten yıllara dayanan savunma ilişkileri var. Buna karşılık Sahel güvenliğinin bütünüyle Moskova-AES hattında kurulması, Cezayir’in yıllardır sürdürdüğü arabuluculuk ve sınır diplomasisi rolünü daraltabilir. 

Cezayir yönetimi Mali ile yeniden temas kurarak hem güney sınırındaki riskleri yönetmek hem de bölgesel kararların dışında kalmamak istiyor.

Bu yüzden ortaya çıkan ilişkiyi Rusya ile Cezayir arasında doğrudan bir nüfuz savaşı olarak okumamak lazım. Bazı alanlarda rekabet var; bazı alanlarda ise örtük bir iş bölümü görülebilir. 

Rusya askeri kapasite sağlarken, Cezayir’in elinde yerel temaslar, sınır istihbaratı ve siyasi arabuluculuk gibi farklı araçlar bulunuyor. Bu araçların birbirini tamamlayıp tamamlamayacağını, tarafların Kuzey Mali konusunda kuracağı pratik ilişki gösterecek.

Mali’nin hesabı da benzer ölçüde pragmatik. Rusya ile güvenlik ortaklığını sürdürmek, Cezayir’le sürekli gerilim yaşamayı zorunlu kılmıyor. 

Tam tersine, kuzeyde askeri baskının arttığı bir dönemde Cezayir’i açık biçimde karşısında tutmak Bamako’nun maliyetini büyütür. Son yumuşama bu gerçeğin kabul edildiğine işaret ediyor gibi görünüyor.


Normalleşme kalıcı olabilir mi?

Hava sahalarının açılması ve büyükelçilerin dönüşü güven krizinin sona erdiğini göstermiyor. Bunlar yeni bir kriz çıkmadan önce konuşmayı mümkün kılan temel adımlar. Kalıcılık için daha zor dosyalarda ilerleme gerekiyor.

İlk sınav, İHA krizinin siyasi olarak nasıl kapatılacağı olacak. Bamako’nun Cezayir’in kuzeydeki silahlı hareketlerle ilişkisine dair kuşkuları hâlâ sürüyor. Cezayir yönetimi ise Mali’nin askeri yöntemleri öne çıkaran politikasının sınır hattındaki gerilimi artırabileceğini düşünüyor. Taraflar bu iki algıyı yönetemezse, diplomatik temsilin geri dönmesi tek başına yetmez.

İkinci sınav, 2015 anlaşmasının ardından oluşan siyasi boşluk. Bamako ulusal diyalog ve merkezi otorite üzerinden kendi modelini kurmak istiyor. Cezayir ise kuzeydeki sorunun askeri araçlarla sınırlandırılamayacağını düşünüyor. 

Eski anlaşmanın aynen canlandırılması doğrusu gerçekçi görünmüyor. Buna karşılık, sınır güvenliği, yerel aktörlerle temas ve çatışmaların yayılmasını önleme amacı taşıyan daha dar bir mekanizma kurulabilir belki de.

Mahmud Dicko’nun konumu, istihbarat paylaşımı ve Cezayir’in AES ile kuracağı ilişki de belirleyici olacak.

Bunların her biri, iki tarafın egemenlik ve güvenlik kavramlarına ne kadar farklı anlamlar yüklediğini gösteriyor.

Yeni bir ilişki, ancak bu farkları yok saymadan yönetebilirse dayanıklı hale gelir.

Son adımların sıralaması da oldukça önemli. Önce uçuş kısıtlamaları kaldırıldı, ardından büyükelçiler geri gönderildi. Bir sonraki aşamada çalışma düzeyindeki güvenlik görüşmeleri ve sınır mekanizmaları devreye girerse, yumuşama gerçek bir siyasi içerik kazanabilir. 

Bu ikinci aşama gelmezse, hava sahalarının açılması krizin özünü çözmeyen sembolik bir ara verme olarak kalır.

Ekonomik ve toplumsal bağlar da süreci destekleyebilir. Ulaşımın yeniden başlaması, sınır ticareti ve aile bağları, normalleşmenin devlet kurumlarının ötesinde bir karşılık bulmasını sağlayabilir. Sonuçta diplomasinin kalıcı hale gelmesi için sınır bölgelerinde yaşayan insanların günlük hayatlarında da bir rahatlama yaratması gerekiyor.

Cezayir ile Mali’nin yeniden konuşması bu yüzden büyük bir barışma hikâyesi sayılmaz. İki taraf da kopuşun kendi hareket alanını daralttığını gördü. 

Cezayir Sahel’deki diplomatik etkisini ve güney sınırındaki güvenliği korumaya çalışıyor. Mali ise Rusya ve AES ortaklığını sürdürürken kuzey komşusuyla yeni bir gerilim hattı taşımak istemiyor.

Şimdilik ortaya çıkan şey uzlaşmadan çok kontrollü bir temas. Belirleyici ölçüt, hava sahalarının açılması olmayacak. Diyaloğun gerçek bir normalleşmeye dönüşüp dönüşmediğini, sınırın iki tarafında yeniden kurulacak güven gösterecek.

 

 

Kaynaklar:

1.  https://www.reuters.com/world/africa/algeria-reopens-airspace-malian-flights-state-media-says-2026-07-10/
2.  https://apnews.com/article/49e525be7ce3a1f93b2c5af556697863
3.  https://apnews.com/article/f3ee1d72963b16ae72cd3e061fb56e45
4.  https://www.reuters.com/world/africa/mali-junta-ends-2015-algiers-peace-deal-with-separatist-rebels-2024-01-25/
5.  https://apnews.com/article/6eb947f7385171ae1abc637e0f1aa729 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU