"DJ'in çaldığı dub lounge müziği eşliğinde Rodríguez Castro, El Antojo'nun üçüncü katındaki puro odasında deri bir kanepeye yerleşti. Bu restoranda Küba yemeği 'ropa vieja' 4.200 pesoya satılıyor; bu da çoğu Kübalının bir ayda kazandığının yaklaşık üçte ikisine denk geliyor.
Rodríguez Castro, bir Aperol Spritz yudumladı, ardından menüde olmayan bir Kaliforniya kırmızı şarabına geçti. Limon suyuyla tatlandırılmış kızarmış domuz eti parçaları (chicharrones) yerken, Fidel Castro'nun ona şarap içmeyi öğrettiğini söyledi.
Küba için vizyonunun, 'hayal etmesi zor, çok büyük bir refah' olduğunu söyledi.
'Birçok insanın benim gibi yaşayamaması beni üzüyor. İnsanların çektiği acılar beni derinden etkiliyor. Ve bu durumu değiştirmek için her gün çalışıyorum' dedi.
'Yakında, Küba halkı diğer ülkelerde olan her şeyi bulacak.'
Daha fazla ayrıntı vermedi.
Gecenin sonunda Rodríguez Castro, bir Nicky Jam şarkısını söylüyordu…"
(USA TODAY röportajı, 2026 Temmuz 06)
Raúl Guillermo Rodríguez Castro, Raúl Castro'nun torunu ve koruması olarak tanınıyor.
6 parmaklı doğduğu için halk arasında "El Cangrejo", yani "Yengeç" olarak anılıyor.
"El Cangrejo", üçüncü kuşak Castro'lardan. Raúl Castro'ya yakınlığı, onun profilini adadaki gece kulüplerine ve lüks yabancı otel partilerine odaklı bir hayat süren, influencer olan kuzeni Sandro Castro'dan biraz farklı kılıyor.
Kendi ifadesine göre yıllarca dedesinin yanında olduğu için "en gizli istihbarat raporlarını okuyarak" büyümüş.
Gerçi bu biraz sorunlu bir ifade; çünkü aslında böyle bir yetkisi ya da resmî bir görevi hiçbir zaman olmadı.
Galiba "El Cangrejo", USA TODAY röportajında gayriresmî biçimde, "Ben iktidarın kendisiyim" demek istiyor.
Kanıt olarak da Fidel ve Raúl'un isimlerinin baş harflerinin basılı olduğu boynundaki künyeyi gösteriyor.
Bugün ortalama 40 yaş civarındaki üçüncü kuşak Castro'lar, çoğu Sovyet akademilerinden mezun babalarından farklı olarak başarılı bir eğitim hayatına sahip değil.
Önceki kuşaklar gibi Angola ya da Nikaragua gibi devrimci cephelere gitmek zorunda da kalmadılar.
Bu kuşak, liberal bir atmosferde ve ekonomik kriz döneminde, bulundukları ortamın ayrıcalıklarından faydalanarak büyüdü.
Lüks bir diskoteğe sahip olduğu bilinen Sandro Castro'nun bu parayı nereden bulduğu ya da "El Cangrejo"nun Batı basınına da yansıyan yat tatilleri için ayırdığı bütçenin kaynağı bilinmiyor.
El Cangrejo, son 1 yıl içinde 28 defa Panama'ya özel uçakla gidip gelmiş. Miami basını pasaportuna kadar yayımlayınca, "Küba adına ticari girişimlerde bulunduğu" cevabını verdi. Ama alışveriş fişleri ve manken eşinin tüp bebek tedavisi dışında buna ilişkin bir kanıtı yok.
Adadaki şeffaflık eksikliği, generallerin ve bakanların kaç çocuğunun ve akrabasının bugün sıradan Kübalıların erişemeyeceği küçük ve orta ölçekli özel işletmeleri yönettiğine dair net bir fikir edinmemizi engelliyor.
Şimdi ise tuhaf bir şekilde, Raúl Castro'nun torunu El Cangrejo, hiçbir resmî temsil yetkisi olmaksızın ve halka en ufak bir açıklama yapmadan, büyükbabasının korumalığından ABD hükümeti ile "müzakereci" konumuna geçtiğini ilan ediyor.
Sanki iki ülke arasındaki bu uzun süren çatışmanın çözümü, kurumsallaşmış bir ulusun meselesi değil de bir aile meselesiymiş gibi.
Raúl Castro, adeta soyunun geleceğini güvence altına alan bir nepotizm düzeni inşa etmiş. Oğlu General Alejandro Castro istihbaratın şefi.
Damadı General Luis Alberto Rodríguez, 2022'deki ölümüne kadar devlet holdingi GAESA'nın başındaydı.
Torunu Raúl Guillermo (El Cangrejo) ise Küba'nın sahibi gibi davranıyor. Ayrıca CENESEX adlı ulusal eğitim kurumunu yöneten kızı Mariela da var.
"El Cangrejo"nun Panama ziyaretlerinde yanında bulunan ve rejimin en üst düzey isimlerinden biri olan GAESA Başkanı General Ania Guillermina Lastres Morera'nın kız kardeşi Adys Lastres Morera'nın Florida'da yaşadığı ortaya çıktı.
Bizim bundan haberimiz, Florida'da emlak şirketleri sahibi olduğu söylenen Adys'in oturum izni iptal edilip tutuklanınca oldu.
GAESA Başkanının, daha önce Havana'daki Mariel Serbest Bölgesi liman işletmesinde çalışan kızı Any Rodríguez Lastres ise şimdi Panama'da yaşıyor.
Başka bir örnek ise Devrim'in tarihî komutanlarından Guillermo García Fría'nın torunu Jorge Alejandro de Cárdenas García'yı Küba Binicilik Federasyonu başkanlığı görevine getirmesidir. Bu pozisyon, torununun dünyanın dört bir yanını dolaşarak en iyi at çiftliklerini ziyaret etmesine olanak tanıyor.
"El Cangrejo" düpedüz zeka ve yetenek garibi olduğu için resmî bir göreve getirilmedi. Fakat Raúl Castro'nun kızı Mariela ve oğlu Alejandro gerçekten liyakat sahibi kişilerdir. Yine de soyadlarının avantajını kullanmadıkları söylenemez.
Kuşkusuz herkes çocuklarına yardım eder ve güvenli yerlere gelmesini ister. Ancak bunu aşırı biçimde, her zaman ve hiçbir sınırlama olmaksızın yapmak kabul edilemez. Sıra torunlarına geldiğinde ise kendi klanlarına yönelik bu aşırı hoşgörü sistemi her şeyi ahlaki olarak çökertti.
"Balık baştan kokar" misali, ulusal ekonomiyi kötü işleten, kaynakları kötü yöneten Küba'daki iktidarın varislerine fayda sağlayan bu kayırmacılık, ülkenin her sokağında hissedilen bir sosyal çürümeye yol açtı.
Sloganı "yoksulların, yoksullarla ve yoksullar için" (de los humildes, con los humildes y para los humildes) olan 1959 Devrimi'nden geriye artık çok az şey kaldı. ("Humildes" kelimesini "boynu bükükler" olarak tercüme etmekten yanayım.)
Son yıllarda Kübalılar arasında önemli farklılıklar yaratan yeni bir sınıf ortaya çıkmaya başladı.
Küba'da bürokrasinin ve iktidarın oğulları ve torunları yeni zenginler hâline geldiler. Bu durum, Küba Devrimi'nin amacını ve sosyalist sistemin eşitlik ilkesini hiçe sayıyor.
Daha adil bir toplum kurmayı hedefleyen devrimcilerin çocukları ve torunlarının birçoğu, devrilip sürgüne zorlanan eski burjuvaların konaklarında yaşıyor. Devrimi yapanların karşı çıktığı burjuvazinin sahip olduğu kadar kârlı özel ticari girişimlere de sahipler…
Küba'da her sabah çocukların "Che gibi olalım" okul andında adını tekrar ettiği Ernesto Guevara, sosyalizmin en büyük ütopyasının, hiçbir şahsi çıkar gözetmeksizin insanlığın geleceği için çalışan birey olduğunu söylüyordu.
Che, 1965'te emperyalizme karşı özgürlük ateşini yaymak için gittiği Kongo'da şunu yazıyordu:
Eğer hayatını devrime adamış bir adam, (örneğin) bir evladının bir şeyden yoksun olması, çocuklarının ayakkabılarının yırtılmış olması ya da ailesinin ihtiyaç duyduğu belli bir şeyden mahrum olması gibi endişelerle zihnini meşgul ederse, bu mantıkla gelecekteki yozlaşmanın tohumlarını atmış olur.
(El socialismo y el hombre en Cuba, 1965)
Henüz 10 yaşındaki kızı Hilda'ya yazdığı mektupta ise şu satırları miras bırakıyordu:
Bizim durumumuzda, çocuklarımızın sıradan insanların çocuklarının sahip olduğu şeylere sahip olması ve onların sahip olmadığı şeylere sahip olmaması gerektiğini savunduk. Ailemiz bunu anlamalı ve bunun için mücadele etmelidir.
Ve bir Latin Amerika devrimini başlatmak için Küba'dan ayrılırken Fidel Castro'ya şöyle veda ediyordu:
Çocuklarıma ve eşime maddi hiçbir şey bırakmıyorum ve bundan dolayı üzgün değilim. Aksine, böyle olmasından memnunum. Onlar için hiçbir şey istemiyorum…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish