Afrika'da müfredat üzerinden yürütülen zihinsel sömürgecilik

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı

Kenyalı düşünür Ngũgĩ wa Thiong'o, "Kendi dili olmayan bir halk, ruhu olmayan bir halk demektir" der.

Afrika ülkeleri bugün resmiyette bağımsız olsa da okul sıralarında durum çok başka seyrediyor. Çocuklar kendi tarihlerini ve coğrafyalarını hâlâ sömürgecinin dilinde, sömürgeci bir perspektiften öğreniyor.

Mesele yalnızca sömürgecinin dilinde eğitim görmek de değil. Eğitim süreci boyunca bir öğrenci kendi geçmişine ve kimliğine yabancılaştırılırken, öğrencinin zihni de adım adım işgal ediliyor.

Kendi sesini, kimliğini ve geçmişini kaybeden bir çocuk, "beyaz adamın" ona anlattığı üstünlük masallarına inanmaya başlıyor. Afrika dersliklerinde hala aynı masallar anlatıldığı için zihinsel bağımsızlık bir türlü gerçekleşmiyor.

Thiong’o, dile dair tespitlerinin yer aldığı Zihni Sömürgeden Azâd (Decolonising the Mind) adlı eserinde ana dilde eğitimin önemini açıklarken, Frantz Fanon sömürgecinin eğitim yoluyla nasıl bir "yerli aydın" sınıfı ürettiğini Yeryüzünün Lanetlileri'nde ortaya koydu. Günümüzde Afrika sınıflarında bu öngörüler doğrulanmaya devam ediliyor. 

Afrika’da sömürge dönemi boyunca açılan okullar sömürülenin zihnini yönlendirmeyi, yani onu kendi kimliğinden ve tarihinden uzaklaştırmayı; efendi köle ilişkisini pekiştirmeyi ve "kolayca yönetilebilir kitleler" oluşturmayı hedefledi.

Durum bağımsızlık sonrasında da pek değişmedi. Afrika ülkelerinin katı politikalarla ekonomik ve siyasi anlamda eski sömürgelerine bağlı kalmaları sağlanırken, eğitim alanında da benzer bir bağımlılığın devamı garanti altına alındı.

Bugün "zihinsel sömürü" kıtanın dört bir yanında "müfredat" aracılığıyla her sabah çocukların zihninde yeniden oluşturuluyor.

Afrika devletleri milyonlarca dolar para karşılığında eski sömürgecilerinden, öğrencilerin kendilerini köleleştirenlerin "kurtarıcı" olduğuna ve sömürgeciliğin ülkelerini "geliştirdiğine" inanmaları gerektiğini öğreten ders kitapları satın alıyor.


Beyaz adamın mürekkebiyle yazılan müfredat

Afrika’da ders kitaplarının çok büyük bir kısmı İngiltere, Fransa ya da Portekiz’den satın alınıyor. Bazı Afrika ülkelerinde yerel basım sağlanıyor lakin içeriği belirleyen büyük oranda yine sömürgeci devletler. 

Örneğin, Fransa tarafından sömürülen ülkelerin ders kitaplarının çoğu Fransa’da basılıyor ve ağırlıklı olarak Fransa müfredatını içeriyor.

Fransa krallarının muhteşem başarılarını, Fransız düşünürlerin öncü fikirlerini, Fransız bilim adamlarının icatlarını öğrenen çocuk, dünyada başka bir milletin bilim, sanat ve edebiyat üretebileceğini hayal dahi edemiyor.

Aynı durum Anglofon ülkelerde İngiliz'in, Lusofon ülkelerde Portekizlinin üstünlüğü olarak ortaya çıkıyor. Bir Afrikalı öğrenci, eğitim hayatı boyunca Avrupalılar dışındaki milletlerin bilime, sanata ve insanlığa faydalı bir üretimde bulunabileceğine ihtimal dahi vermiyor. 

Ders kitaplarının içerikleri genellikle Paris veya Londra'daki editör masalarında, "Afrika uzmanları" tarafından hazırlanıyor. Bu kitaplarda sömürgeciliğe dair "parlatılmış" ifadeler kullanılıyor.  

Sömürgecinin ham madde taşımak için yaptığı liman, altyapı vb. hizmetler ile tamamen beyaz insanı düşünerek inşa ettiği hastane ve okullar için minnettarlık duygusu oluşturuyor.

Batı gelmeden önce Afrika’nın bomboş, gelişmemiş, kabile şefleri tarafından en kötü şekilde yönetilmiş olduğuna inandırılan öğrenciler, nihayetinde "kurtarıldıklarını" düşünmeye başlıyor.  

Batı; Afrika’ya demokrasiyi, adaleti, eşitliği, hukuku, bilimi, kısaca medeni insanın ihtiyaç duyduğu her şeyi getiren bir "iyilik ve üstünlük" timsali olarak resmediliyor. 

400 yıl boyunca süren köle ticaretinin kimler tarafından yürütüldüğü hızlıca ve olabilecek en yüzeysel şekilde geçiştirilirken öğrencilere köleliği Arapların başlattığı söyleniyor.

Peki ya köleliği kim kaldırıyor?

Okul kitaplarına göre köleliği İngiltere kolonilerinde İngiliz Wilberforce, Fransız kolonilerinde ise Schoelcher kaldırıyor.

Yani kıtayı köleleştiren Avrupalılar, okul müfredatında köleliği kaldıran vicdan sahibi insanlar olarak resmediliyor. Kendi zincirini kıran Haitili devrimciler, İtalyan işgalini püskürten Etiyopya ve Liberya’nın destanı ise asla anlatılmıyor. 

İngilizlerin toplama kampları ve işkenceleri ders kitaplarında yer almazken, Kenyalı direnişçilerin onurlu Mau Mau ayaklanması "teröristlerin isyanı" olarak tanımlanıyor.

Tarih kitaplarının çoğunda Afrika’nın Mısır dışındaki büyük krallıklarına (Gana İmparatorluğu, Mali, Songhai, Benin, Kongo, Zimbabve, Aksum) ya çok kısa yer veriliyor ya da hiç yer verilmiyor.


Devasa krediler ve bağımlılık döngüsü

Kendi seslerini, tarihlerini ve kimliklerini aktarmasına teknik olarak müsaade edilmeyen Afrika devletleri, çoğu zaman Dünya Bankası ya da Fransa Kalkınma Ajansı gibi kurumlardan yüksek krediler alarak ders kitapları satın almaya mecbur bırakılıyor.

Yahut zaman zaman eski sömürgeci ülke (sömürmüş olduğu ülkeye) "eğitim yardımı" adı altında fon sunuyor.

Ama hem krediyi veren kurumlar hem de yardım fonları, ders kitaplarının Avrupalı basımevlerinden Avrupa fiyatıyla alınmasını şart koşuyor.

Böylece para Afrika topraklarına hiç uğramadan Londra, Paris ya da Lizbon'da el değiştiriyor. Sömürgecilik ise hayırseverlik kisvesi altında sürdürülmeye devam ediyor. 

Fransa’nın ve İngiltere’nin dev yayınevleri, maliyet ve kalite standartlarını bahane ederek baskıyı Avrupa'da yapıyor ve kitapları gemilerle Afrika limanlarına gönderiyor.

Yerel basımevlerinin Batı'daki devasa yayınevleriyle rekabet etmesi imkânsız hale geliyor. Yerel kâğıt ve matbaacılık endüstrisi gelişemiyor.

Oxford, Cambridge ve birkaç Fransız yayın devi yalnızca ders kitaplarında değil, tüm basılı ürünlerde benzer bir tekelleşmeyle büyüyor. Afrika'nın romancıları bile kitaplarını kendi kıtalarında bastıramıyor.

Yetkililerin bu durumu değiştirmek için pek çabalamamasının nedeni ise kendilerinin de bu yıkıcı eğitim sisteminden geçmiş olması. Değişime en çok direnen bizzat o toplumun eğitimli sınıfı.


Zihinsel kuşatma

Mesele yalnızca ders kitapları ve müfredatla sınırlı değil. Okul sıralarında inşa edilen kasıtlı cehalet, hayatın her alanına sinsice yayılıyor.

Eğitim sistemi mevcut güç yapılarını durmaksızın yeniden üretiyor. Siyah insanın "tembel", "eğitilmeye muhtaç" veya "tarihsiz" olarak tasvir edildiği sayfaların etkisi gündelik hayata da sirayet ediyor.

Afrika'da yapılan, üretilen her şey ilkel, geri ve kalitesiz addediliyor. Batı'dan gelen her ürün ise kalitenin mutlak sembolü.

Aynı "beyaz etiket" insana da uygulandığında Batılı insanın daha iyi eğitimci, daha iyi doktor, mühendis ya da yönetici olduğu kabul görüyor.

Hastane beyazlara aitse yahut doktor beyaz ise hasta kendini güvende hissediyor. Beyaz bir mühendisin inşa ettiği bina daha yüksek bedelleri hak ediyor.

Okul isimlerinin önüne iliştirilen "British", "International" veya "French" ibareleri, eğitim modelinden ziyade bir "statü pazarlamasını" temsil ediyor.

Alanında ne kadar yetkin olursa olsun Afrikalı bir öğretmen, vasat bir beyaz öğretmenden daha zor iş buluyor ve daha düşük maaş alıyor. Beyazın vasatlığı, hemen her alanda siyahın mükemmelliğinden daha kıymetli görülüyor.

Afrika kendi öz çocuklarını, Avrupa'nın vasat ve kibirli evlatlarına hayranlıkla hizmet etsinler diye, faizli kredilerle açtığı "British" ya da "French" tabelalı okullarda eğitmeye devam ettikçe, kıtanın kendi kaderini yazması mümkün değil.


Müfredatı değiştiren ülkeler de var

Afrika ülkelerinin tamamı bu kasıtlı zihinsel sömürgeci sisteme karşı eli kolu bağlı bir biçimde bekliyor diyemeyiz. Ruanda, 2008 yılında İngiliz yayınevleriyle ilişiğini keserek kendi ders kitaplarını yazıp basmaya başladı ve şu anda Doğu Afrika'nın en güçlü eğitim sistemlerinden birine sahip.

Tanzanya ise 2015'ten itibaren tarih kitaplarını yeniden yazıyor; artık Tanzanyalı öğrenciler Alman sömürgeciliği döneminde yaşanan zulümleri ve Maji Maji İsyanı'nın bastırılışını ders kitaplarından öğrenebiliyor.

Güney Afrika'da ise İngiliz yayınevlerinin hegemonyasına direnen yerel yayınevleri güç kazanıyor. 2015-2018 yıllarında yükselen "Decolonising the Curriculum" (Müfredatı Sömürgeden Arındırma) hareketi sayesinde kitaplar yenileniyor ve öğrenciler apartheid rejiminin gerçek yüzünü ders sıralarında keşfediyor.


Avrupalı merkezli anlatılara alternatif şart

Söz konusu durum yalnızca Afrika'ya özgü değil. Batı’nın anlattığı tarihe maruz kaldığı sürece her dünya vatandaşı, bir Afrikalının yüzleştiği sorunlarla yüzleşmeye devam edecek.

Yıllardır Londra’dan, Berlin’den, Paris’ten yazılan tarih İstanbul'dan, Delhi'den, Rio'dan ve Timbuktu’dan da yazılmadıkça, insanlık aynı kısır döngüde zihinsel prangalarla yaşamaya mahkûm.

Avrupa merkezli anlatı hepimizi birbirimizin hikâyelerine, dolayısıyla ortak insanlık mirasına yabancılaştırıyor.

Belki de asıl zihinsel dekolonizasyon, Afrika'nın kendi müfredatını yazması kadar, bizim de kendi sınıflarımızda hangi "beyaz adamın" masalını dinlediğimizi sorgulamamızla başlayacak.

 

 

Kaynaklar:

UNESCO. "The African Book Industry: Trends, Challenges and Opportunities for Growth." Paris: UNESCO, 2025.
UNESCO. "Mainstreaming the General History of Africa into Education Systems." unesco.org, Ekim 2024. https://www.unesco.org/en/articles/mainstreaming-general-history-africa-education-systems
Education International. "ComNet Africa: Unions Leading to Decolonise Education." ei-ie.org, 26 Mart 2026. https://www.ei-ie.org/en/item/32276:comnet-africa-unions-leading-to-decolonise-education
Africa's Book Industry: A $18.5 Billion Opportunity Amid Import Traps, Untapped Talent." Morocco World News, 21 Haziran 2025. https://thenewpublishingstandard.com/2025/06/21/ai-african-publishing-growth/

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU