Şuşa'dan Zengezur'a: Türk-Azerbaycan ittifakının yeni jeopolitik ufku

Prof. Dr. Aygün Attar Independent Türkçe için yazdı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Şuşa'da imzaladığı Şuşa Beyannamesi, Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının simgelerinden biri olarak görülüyor / Fotoğraf: AA (Arşiv)

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in IV. Şuşa Küresel Medya Forumu'nda ortaya koyduğu değerlendirmeler, Bakü-Ankara hattının güncel mahiyetini anlamak bakımından özel bir önem taşımaktadır. Bu açıklamalar, iki kardeş ülke arasındaki bağların artık Avrasya jeopolitiğinde kurucu nitelikte bir stratejik eksene dönüştüğünü göstermektedir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, çağdaş uluslararası sistemde nadir görülen bir devletler arası uyum örneği sunmaktadır. Siyasi irade, güvenlik yaklaşımı, enerji iş birliği, ulaştırma vizyonu, ekonomik entegrasyon, askerî koordinasyon ve halklar arası yakınlık aynı stratejik çizgide buluşmaktadır. Bu bütünlük, iki ülke arasındaki ilişkileri klasik diplomatik ortaklık düzeyinin ötesine taşıyarak bölgesel mimariyi etkileyen kalıcı bir güç formülüne dönüştürmektedir.

Cumhurbaşkanı Aliyev'in, "Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, komşu ülkeler tarafından incelenmesi ve örnek alınması gereken bir modeldir" sözleri, bu bakımdan sıradan bir diplomatik vurgu olarak okunamaz. Bu ifade, Güney Kafkasya'da yeni bir siyasi davranış biçiminin teklifidir. Uzun yıllar boyunca çatışmalar, sınır gerilimleri, güvensizlik sendromu ve dış müdahalelerle şekillenen bölgede Bakü ile Ankara'nın kurduğu model, komşuluğun rekabet üretmek zorunda kalmadığını; ortak tarih, stratejik akıl ve karşılıklı sorumluluk temelinde güvenlik ve refah üretebileceğini kanıtlamaktadır.
 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, IV. Şuşa Küresel Medya Forumu'nda Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ile Zengezur Koridoru'nun stratejik önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu / Fotoğraf: AA
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, IV. Şuşa Küresel Medya Forumu'nda Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ile Zengezur Koridoru'nun stratejik önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu / Fotoğraf: AA

 

Bu modelin merkezinde Şuşa Beyannamesi yer alıyor

Şuşa'da imzalanan bu belge, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkileri fiilen müttefiklik düzeyine yükseltmiş, kardeşlik hukukunu somut güvenlik mimarisiyle tamamlamıştır. Bu çerçevede iki ülkenin kader ortaklığı, artık sembolik söylemin ötesinde askerî, siyasi, diplomatik ve jeoekonomik yükümlülüklerle desteklenen bir gerçeklik kazanmıştır. Taraflardan birinin güvenliğine yönelen tehdit, diğerinin stratejik gündeminin doğal bir parçası hâline gelmiştir.

Bu nokta, çağdaş bölgesel ilişkiler açısından son derece öğreticidir. Aynı etnik kökene, benzer dile veya ortak inanç alanına sahip olmak, devletler arasında kalıcı barış ve güven için tek başına yeterli bir zemin oluşturmamaktadır. Dünya siyaseti, birbirine yakın toplumların ağır çatışmalara sürüklendiği birçok örnekle doludur. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakınlığı değerli kılan esas unsur, tarihî akrabalığın siyasal olgunluk, kurumsal disiplin ve stratejik sorumlulukla birleşmiş olmasıdır.

Bu nedenle Bakü-Ankara ilişkileri, hesaplanmış bir stratejiye, uzun vadeli bir devlet aklına ve karşılıklı güven üzerine kurulu bir güç mimarisine dayanmaktadır. Türkiye için Azerbaycan, Kafkasya'dan Hazar'a, oradan Orta Asya'ya açılan doğal stratejik kapıdır. Azerbaycan için Türkiye ise Avrupa, Akdeniz, NATO coğrafyası ve geniş Türk dünyasıyla bağlantıyı derinleştiren temel jeopolitik dayanaktır. Bu karşılıklı tamamlayıcılık, iki ülkeyi bölgesel denklemin merkezine yerleştirmektedir.

Azerbaycan'ın 44 günlük Vatan Savaşı sonrasında ortaya koyduğu irade, bu ittifakın stratejik niteliğini daha açık biçimde görünür kılmıştır. Bakü, sahada zafer kazanırken Ankara ile kurduğu yüksek koordinasyon sayesinde diplomatik ve psikolojik üstünlüğünü de pekiştirmiştir. Bu süreç, Türkiye-Azerbaycan ittifakının kriz anlarında işleyen, karar alma kapasitesi yüksek ve caydırıcılık etkisi güçlü bir yapı olduğunu ortaya koymuştur.

Şuşa'nın bu tartışmalara ev sahipliği yapması ayrıca sembolik bir derinlik taşımaktadır. Şuşa, Azerbaycan'ın egemenlik iradesinin, tarihî hafızasının ve kültürel direncinin zirve noktalarından biridir. Burada dile getirilen her stratejik mesaj, bölgenin geleceğine ilişkin siyasi manifesto niteliği kazanmaktadır. Cumhurbaşkanı Aliyev'in Şuşa'dan verdiği mesaj da tam olarak bu bağlamda okunmalıdır: Azerbaycan, kendi zaferini bölgesel iş birliğine, kendi güvenlik anlayışını ortak istikrara, Türkiye ile ittifakını ise yeni jeopolitik düzenin taşıyıcı kolonlarından birine dönüştürmektedir.
 

Şuşa, Karabağ zaferinin sembolü olmasının yanı sıra Azerbaycan'ın egemenlik iradesini ve yeni bölgesel vizyonunu temsil eden stratejik merkezlerden biri hâline geldi / Fotoğraf: AA
Şuşa, Karabağ zaferinin sembolü olmasının yanı sıra Azerbaycan'ın egemenlik iradesini ve yeni bölgesel vizyonunu temsil eden stratejik merkezlerden biri hâline geldi / Fotoğraf: AA

 

Türk-Azerbaycan ittifakı bölgesel bir model sunuyor

Bu çerçevede Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, çevre ülkeler için öğretici bir örnek sunmaktadır. Çünkü bu model, güçlü devletlerin birbirini tehdit olarak görmek zorunda kalmadan ortak çıkarlar etrafında birleşebileceğini göstermektedir. Aynı zamanda komşuluk ilişkilerinin tarihî travmaların rehinesi olmaktan çıkarılıp geleceğe dönük rasyonel bir iş birliği zeminine taşınabileceğini de kanıtlamaktadır.

Türkiye-Azerbaycan ittifakının gerçek gücü ve bu gücün kalıcı etkisi, harita üzerinde somutlaşan ulaştırma hatlarında, enerji güzergâhlarında, limanlarda, demir yollarında ve lojistik merkezlerde görülmektedir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in IV. Şuşa Küresel Medya Forumu'nda Zengezur Koridoru'na ilişkin yaptığı vurgu, Şuşa'da ortaya konulan stratejik çerçevenin doğal devamı niteliğindedir.


Zengezur Koridoru, yeni jeopolitik bağlantısallığın omurgası

Zengezur Koridoru, Azerbaycan'ın ana kara parçasını Nahçıvan ile birleştirecek, oradan Türkiye'ye ve daha geniş ölçekte Avrupa'ya uzanacak stratejik bir ulaştırma hattıdır. Bu proje, Güney Kafkasya'nın jeopolitik haritasını yeniden yorumlayan temel unsurlardan biridir. Çünkü burada söz konusu olan, sıradan bir kara veya demir yolu bağlantısından ibaret değildir; Hazar'dan Anadolu'ya, Orta Asya'dan Avrupa'ya uzanan yeni bir bağlantısallık mimarisi kurulmaktadır.

Bu koridorun önemi, Azerbaycan'ın artan transit kapasitesiyle birlikte daha da belirgin hâle gelmektedir. Orta Doğu'da yaşanan gerilimler, küresel tedarik zincirlerindeki belirsizlikleri artırırken güvenilir, kısa ve istikrarlı güzergâhların değeri de yükselmektedir. Azerbaycan, bu süreçte coğrafi konumunu stratejik vizyona dönüştüren ender ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı'nın kapasitesinin 15 milyon tondan 25 milyon tona çıkarılması, Avrupa'dan gelen ve Avrupa'ya giden yükler için yeni gemilerin inşa edilmesi, ülkenin transit taşımacılık alanındaki iddiasını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Zengezur Koridoru, bu büyük vizyonun en kritik halkalarından biridir. Koridor açıldığında Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki kesintisiz bağlantı sağlanacak, Türkiye ile Türk dünyası arasında daha doğrudan bir hat oluşacak, Orta Koridor'un stratejik değeri artacaktır. Böylece Güney Kafkasya, kapalı sınırlar ve kriz hafızasıyla anılan bir alan olmaktan çıkarak Avrasya ticaretinin, enerji güvenliğinin ve ulaştırma diplomasisinin merkezlerinden birine dönüşecektir.

Bu proje, aynı zamanda barış sürecine de pratik bir içerik kazandırmaktadır. Çünkü kalıcı barış, kâğıt üzerinde atılan imzalarla sınırlı kalamaz; ekonomik çıkarlarla, ulaştırma hatlarıyla, karşılıklı bağımlılık mekanizmalarıyla ve bölgesel kalkınma projeleriyle güç kazanır. Zengezur Koridoru, bu bakımdan savaş sonrası dönemin en önemli stratejik testlerinden biridir. Bu hat, barışın soyut bir temenni olmaktan çıkarak ölçülebilir, kullanılabilir ve herkes için fayda üretebilen bir gerçekliğe dönüşmesini sağlayabilir.

Ermenistan açısından da bu proje tarihî bir fırsat sunmaktadır. Uzun yıllar boyunca bölgesel projelerin dışında kalan Erivan, Zengezur Koridoru üzerinden yeni ekonomik bağlantılara erişme imkânı elde edebilir. Bunun için gereken temel şart, yeni gerçekliği soğukkanlılıkla kavramak ve ulaştırma hatlarını tehdit perspektifiyle okumak yerine kalkınma fırsatı olarak değerlendirmektir. Geçmişin revizyonist kalıplarına sıkışan bir siyaset, Ermenistan'ı daha fazla izole ederken; bölgesel açılımı esas alan rasyonel bir yaklaşım ise ülkeye yeni bir hareket alanı kazandıracaktır.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Washington'daki tarihî görüşmeye ve barış anlaşmasının parafe edilmesine ilişkin vurgusu da bu açıdan dikkat çekicidir. Bu gelişme, Zengezur Koridoru'nun artık bölgesel bir teknik başlık olmanın ötesine geçtiğini göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Avrupa'nın, Türkiye'nin, Orta Asya ülkelerinin ve Azerbaycan'ın bu projeye gösterdiği ilgi, Güney Kafkasya'nın yeni küresel bağlantısallık düzeninde merkezi bir konuma yükseldiğini ortaya koymaktadır. Bakü ise bu süreçte pasif bir geçiş ülkesi gibi davranmamakta; kural koyan, gündem belirleyen ve süreci yönlendiren bir aktör kimliğiyle hareket etmektedir.
 

Zengezur Koridoru, Azerbaycan'ı Nahçıvan üzerinden Türkiye'ye bağlamayı ve Orta Koridor'un Avrupa ile Orta Asya arasındaki bağlantısını güçlendirmeyi hedefleyen stratejik ulaştırma projesi olarak öne çıkıyor / Görsel: AA
Zengezur Koridoru, Azerbaycan'ı Nahçıvan üzerinden Türkiye'ye bağlayarak Orta Koridor'un Avrupa ile Orta Asya arasındaki bağlantısını güçlendirmeyi hedefliyor / Görsel: AA​​​​​​​

 

Türkiye-Azerbaycan ittifakı ile Zengezur Koridoru birbirini tamamlıyor

Burada Türkiye-Azerbaycan ittifakı ile Zengezur Koridoru arasında organik bir bağ bulunmaktadır. İttifak, güvenlik ve siyasi irade üretirken; koridor, bu iradeyi coğrafi ve ekonomik gerçekliğe dönüştürmektedir. Birincisi bölgenin stratejik omurgasını kurarken, ikincisi bu omurgaya hareket kabiliyeti kazandırmaktadır. Bu nedenle Şuşa'da dile getirilen iki ana konu - Türkiye ile Azerbaycan arasındaki örnek müttefiklik modeli ve Zengezur Koridoru'nun stratejik önemi - aynı büyük vizyonun birbirini tamamlayan iki boyutudur.

Azerbaycan bugün, zaferini bölgesel düzen kurma kapasitesine dönüştüren bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Bu, çağdaş devlet aklının en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü gerçek güç; askerî başarıdan sonra barışın şartlarını belirleyebilmek, ulaşım hatlarını açabilmek, komşulara yeni iş birliği kapıları gösterebilmek ve kendi jeopolitik değerini küresel ölçekte kabul ettirebilmektir.

Şuşa'dan verilen mesaj bu nedenle nettir: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki birlik, tarihî hafızadan beslenen fakat geleceğe yönelen stratejik bir ittifaktır. Zengezur Koridoru ise bu ittifakın Avrasya ölçeğinde üreteceği yeni düzenin en somut unsurlarından biridir. Güney Kafkasya'nın geleceği artık eski korkuların, kapalı sınırların ve dışarıdan dayatılan dengelerin gölgesinde şekillenmeyecektir. Yeni dönem; egemen devletlerin iradesiyle, ulaştırma ağlarıyla, ekonomik çıkar ortaklıklarıyla ve güvenlik mimarisinin gerçekçi temelleri üzerine kurulacaktır.

Bu bağlamda Azerbaycan'ın sunduğu stratejik çerçeve, bölge ülkeleri için açık bir ders niteliğindedir: Coğrafya kader olarak kabul edilirse sınır üretir; stratejiyle birleşirse imkân üretir. Türkiye ile Azerbaycan, bu imkânı birlikte inşa etmekte; Şuşa'dan Zengezur'a uzanan hatta yeni bir jeopolitik dil kurmaktadır. Bu dilin özü açıktır: Güç, hafıza ve vizyon aynı eksende birleştiğinde bölgesel tarih yeniden yazılır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU