Stratejik darbe kuvveti nasıl kullanılır?

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Savaşlarda riskin sıfırlanması mümkün değildir: Jeopolitik güç projeksiyonu, çok cepheli deniz varlığı ve Amerika-İran çatışmasında polemolojik ve jeostratejik gerçeklik"

ABD uçak gmileri, İran'a karşı yürütülen stratejik baskının merkezinde yer aldı. Taarruz, hava savunması, istihbarat ve güç projeksiyonu görevlerini aynı anda yerine getiren Carrier Strike Group'lar, çatışmanın en önemli askerî unsurlarından biri oldu / Fotoğraf: Navy/Handout - Reuters

Şöyle düşünün: Eğer bir gün Türkiye de uçak gemisi inşa eder ve stratejik görev kuvvetleri ile uzak denizlerde harekât yaparsa bunun usulleri neler olacak? Eğer bir gün Türkiye de yurt dışında askerî üslerini artırır ve gri bölgelerde kendi jeopolitik egemenlik mücadelesini vermeye başlarsa, bugünkü kapasitesiyle mi çözüm üretecek, o zamanın gücüne dönük stratejik birikimine göre mi konuşlanacak?

Eğer soruları böyle sorarsanız, ABD'nin İran Savaşı'nda stratejik darbe güçlerini neden o şekilde kullandığı sorusunu daha akılcı biçimde açıklayabilirsiniz.

Savaş, doğası gereği riskin sıfırlanamayacağı bir insan faaliyetidir. Carl von Clausewitz'in "sürtünme" ve "savaşın sisli ortamı" kavramları, her türlü planlamada belirsizliğin ve öngörülemezliğin kaçınılmaz olduğunu gösterir. "Sıfır kayıplı savaş" tarifi bile riskin sıfırlanmasıyla ilgili değildir; bu, stratejik gerçeklikten kopuk bir illüzyondur.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu temel gerçekleri göz ardı ederek bazı uzmanlar, konuyu indirgemeci ve yüzeysel bir çerçeveye hapsetmektedir. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran ile 2026'da yaşadığı jeopolitik çatışmada neden stratejik ve kara birliklerini çok yakın bölgelere getirmediği sorusuna verilecek cevapların sağlıklı olması gerekir. Bunlar harp prensipleriyle açıklanmalıdır. Kısır açıklamalar yersizdir.

Konu, basit bir "korku" veya "çekingenlik" argümanı değildir. Büyük güçler, jeopolitik savaşta bir bölgede doğrudan savaşmadan kendi güçlerini hissettirebilmek için stratejik ve operatif çözümler üretirler. Bunu ekonomik, politik ve diplomatik alanlarda yaptıkları gibi askerî alanda da yaparlar.

Egemenliğini hissettireceği bölgelerde askerî yapılandırmalarını sürekli jeopolitik rekabet ortamına göre kurar, kuvvetlerini konuşlandırır, bayrak ve güç gösterisi yapar ve "burası benim etki alanım" mesajını verir. Genel prensip olarak güç boşluğu yaratmamak, gücü o coğrafyada tutmak ve gerektiğinde "savaşmadan kazanmak" mantığı esastır. Bu, klasik strateji literatüründen (Sun Tzu'dan Clausewitz'e, Jomini'den modern Warden'ın Beş Halkası hedefleme modeline) 5. nesil harp (5GW) unsurlarına uzanan polemolojik bir gerçekliktir.


Jeopolitik tertiplenme, ileri üsler ve bölgesel varlık

Büyük güçler, jeopolitik çıkarlarını garanti altına almak için askerî üslerini stratejik coğrafyalara yerleştirir. ABD'nin Orta Doğu'daki varlığı bunun klasik örneğidir. Bölgede en az 19 askerî tesis bulunmakta; Kuveyt, Katar, Bahreyn, BAE ve diğer ülkelerde konuşlu 40 bin -50 binden fazla ABD askeri (2026'daki intikallerle birlikte 50 binin üzerine ulaşmıştır) vardır.

Katar'daki Al Udeid Hava Üssü, yaklaşık 10 bin asker barındıran ve CENTCOM'un ileri karargâhı olarak hizmet veren en büyük tesislerden biridir. Bahreyn ise 5. Filo'nun ana üssüdür. Bu üsler, "batmaz uçak gemisi" işlevi görür; ancak İran'ın balistik füze ve drone kapasitesiyle oluşturduğu A2/AD (anti-access/area denial: erişim engelleme/alan reddi) tehdidi altındadır. 2026 çatışmasında İran'ın Al Udeid'e yönelik saldırıları (bölge hava savunma sistemleri sayesinde büyük ölçüde etkisiz hâle getirilmiştir) bu gerçeği teyit etmiştir.


Uçak gemileri, amfibi güç ve sıcak evrede katmanlı operasyonlar

ABD, İran bölgesine uçak gemilerini ve amfibi gemilerini getirdi. 2026 operasyonlarında en az 2 (gerektiğinde 3) uçak gemisi darbe grubu (Carrier Strike Group-CSG) bölgeye sevk edildi. USS Abraham Lincoln ve USS George H.W. Bush öne çıkan örneklerdir. Bir CSG; nükleer güçle çalışan süper uçak gemisi, 60-75 uçaktan oluşan hava filosu, eskort destroyer ve fırkateynler, denizaltılar ile lojistik tankerlerden oluşur. Günlük operasyon maliyeti yaklaşık 6,5-8 milyon dolardır.

Savaşın sıcak (ateşli) evresinde, yaklaşık 1 ay süren yoğun çatışma döneminde, uçak gemilerinden kalkan hava unsurları hem taarruz görevleri (İran'daki füze ve drone üretim tesisleri, komuta noktaları ve nükleer hedeflere yönelik hassas vuruşlar) icra etmiş hem de özel operasyon kuvvetlerine kritik destek sağlamıştır.

Bu destek; hava örtüsü, istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR), yakın hava desteği ve muharebe arama-kurtarma (CSAR) faaliyetlerini kapsamıştır. Amfibi gemiler ise özel harekât veya sınırlı deniz piyadesi angajmanı için hazır tutulmuş, esnek güç projeksiyonu kapasitesi oluşturmuştur.

Gemiler, kendi emniyetlerini sağlarken (uçaksavar ve füzesavar sistemleriyle), bölge genelindeki hava savunma mimarisine entegre bir şekilde konumlandırılmıştır. Bu, sadece gemilerin kendi savunması değildir. Patriot bataryaları, THAAD sistemleri, Aegis donanımlı destroyerler ve uçak gemilerindeki hava savunma uçaklarının oluşturduğu katmanlı ve bütüncül bir "bölge hava savunma şemsiyesi"dir.

Amaç, emniyet ve etkinlik prensiplerini aynı anda karşılayacak şekilde İran'ın asimetrik salvosuna (ucuz drone ve balistik füze dalgaları) karşı bütüncül koruma ve taarruz imkânı sağlamaktır. İran envanterinde binlerce balistik füze ve on binlerce Şahid tipi drone kapasitesi bulunmakta; çatışmanın erken evrelerinde 2 bin 'den fazla drone ve 500'den fazla balistik füze fırlatılmıştır.

Sıcak evrenin ardından aylar süren stratejik baskı dönemi başlamıştır. Diplomatik kanallar, ekonomik yaptırımlar, vekil güçler üzerinden dolaylı angajman ve "anlaşmaya zorlama" (coercive diplomacy) yöntemleri devreye girmiştir. Amaç, İran'ı müzakere masasına oturtmak ve istenen "durum değişikliği"ni kalıcı hâle getirmektir.


Strateji: Durum değişikliğine dayalı kuvvet

Artık tezim bir norm oldu: "Klasik zafer yok, stratejik durum değişikliği var!"

Trump, İran tarafıyla yapılan görüşmeler sonrasında 2 sayfalık bir mutabakat metni çerçevesinde ateşkes yaptı. Buna ben, "Hibrit savaş olur da hibrit anlaşma olmaz mı?" dedim. Yani kırılgan ateşkes, nihai barışa ulaşmanın bir yöntemi değildi; "stratejik kazanım" için gerekli bir adımdı. Öyleyse başat güç olan ABD için İran'da, Körfez ülkelerinde, bölgede ve küresel ölçekte "stratejik baskı" devam etmeliydi. Başka bir ifadeyle stratejik baskının 2 yönü vardı: İlki İran, ikincisi ise küresel hedefler.

Velhasıl, Temmuz ortalarında Trump açıkladı; vurmaya devam edilecekti. Bunu yapabilmek için ABD kuvvetleri ne durumdaydı? Hepsi yerli yerindeydi; hatta ihtiyaçlarını karşılamış ve tecrübeden çıkardıkları derslerle tedbirlerini daha da güçlendirmiş durumdaydı. Stratejik kuvvetler tam da bölgede hazır hâlde bekliyordu.

13 Temmuz 2026 itibarıyla birkaçını ifade edeyim: Arap Denizi mevkiinde USS Abraham Lincoln CSG, USS George H.W. Bush CSG ve Boxer ARG; USS Tripoli LHA-7 ise Hindistan'ın doğusunda bulunuyordu. Yine yakın bölgede, Akdeniz'de (İtalya yakınlarında) USS Mount Whitney LCC-20 mevcut görünüyordu. Askerî üsler zaten takviye edildi ve kullanılmaya devam ediliyor. Uzayda uydular, havada ise stratejik uçaklar ve İHA'lar görev yapmayı sürdürüyor.


Çok cepheli konuşlanma ve stratejik elastikiyet: Kıskaç mantığı

Özel ve kritik bir boyut daha vardır. Uçak gemileri ve amfibi güçler üzerindeki kuvvetler (hava kanadı, deniz piyadeleri, özel kuvvet unsurları) ayrı bir kapasite olsa da, bu platformların mobil ve stratejik niteliği, katmanlı taarruz-savunma mimarisi yaratmanın ötesine geçer.

Hint Okyanusu-Arap Denizi-Umman Denizi-Hürmüz eksenindeki bu varlıklar, İran'ın güney ve doğu cephesini doğrudan baskı altında tutar. Hürmüz Boğazı'nın, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yüzde 20-27'sine (günde yaklaşık 20 milyon varil) ev sahipliği yaptığı düşünüldüğünde, bu eksenin önemi daha iyi anlaşılır.

Dahası, Doğu Akdeniz'e uçak gemisi konuşlandırılması sadece İsrail'i veya Doğu Akdeniz'deki kuvvetleri korumakla sınırlı değildir. Bu, İran-Lübnan-Hizbullah eksenine batıdan baskı uygulamak, stratejik elastikiyet (farklı cephelerde hızlı kayma ve destek sağlama yeteneği) oluşturmak ve angajman usullerini çeşitlendirmek içindir. Böylece doğudan (Arap Denizi/Körfez) ve batıdan (Doğu Akdeniz) kıskaca alınmış bir İran ve vekil ağı ortaya çıkar.

Deniz varlıklarının çok cepheli konuşlandırılması, tam da bu jeopolitik ve stratejik anlamı taşır: İran'ın vekil ağını 2 cepheden baskı altına almak, stratejik elastikiyet sağlamak, rakibin hesaplarını karmaşıklaştırmak ve eskalasyon kontrolünü elinde tutmak. Bu yaklaşım, "savaşmadan" veya sınırlı güçle maksimum etki üretme mantığının somut bir örneğidir.

ABD, Husilerle anlaştı; "Benim askerî gemilerime dokunma, ben de sana taarruz etmeyeyim" dedi. Bu da aslında "öylesine" yapılmış bir anlaşma değildir. Hatta şu duruma açıklık getirir: İsrail, Suudi Arabistan ve BAE'nin, Yemen'de ve Kızıldeniz'in girişinde Husilere karşı bir operasyon yürütmesi istenirse, durum kolaylıkla manipüle edilebilir.


Polemolojik ve jeostratejik bağlam

Polemolojik açıdan bakıldığında, modern savaş klasik zafer arayışından "durum değişikliği" anlayışına evrilmiştir. Warden'ın Beş Halkası modeli, ABD'nin kritik düğüm noktalarına odaklanmasında açıkça görülmektedir. Ancak 5. nesil hibrit harp unsurları (drone sürüleri, bilişsel operasyonlar, ekonomik baskı ve çok cepheli deniz gücü) bu çerçevenin ötesine geçmektedir. İran'ın ucuz asimetrik araçlarla pahalı savunma sistemlerini tüketme stratejisi, hibrit harbin tipik bir yansımasıdır.

Jeostratejik açıdan ABD, enerji koridorlarını ve küresel ticaret yollarını kontrol altında tutarak revizyonist İran'ı frenlemeyi ve onun üzerinden küresel kazanım sağlamaya yönelik stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çok cepheli deniz varlığı (Doğu Akdeniz ve Arap Denizi), aynı zamanda Çin'e karşı Hint-Pasifik'e odaklanırken Orta Doğu'da "minimal ayak iziyle maksimal etki" stratejisinin de bir parçasıdır. Bu yaklaşım, rakibi kıskaca alma ve stratejik elastikiyet oluşturma mantığına dayanmaktadır.

Girişte sözünü ettiğim için şunu da vurgulayayım: Türkiye'nin enerji güvenliği, bölgesel istikrarı ve hibrit tehditlere karşı hazırlığı açısından da bu dinamikler hayati dersler içermektedir.

Basit ve indirgemeci biçimde dile getirilen, "ABD İran'dan korktu, gemilerini bölgeye yaklaştıramadı" veya "Kara birliği sokamadı" şeklindeki yaklaşımlar; ne stratejiyle, ne jeopolitikle, ne de savaşın ve askerî sanatın bilimsel gerçekleriyle bağdaşır. Gerçekte gemiler bölgeye getirildi; hatta savaştan önce de oradaydılar ve bugün de varlıklarını sürdürüyorlar.

Entegre hava savunması kuruldu, taarruz ve özel operasyon desteği sağlandı, çok cepheli bir kıskaç oluşturuldu ve aylar süren stratejik baskı uygulandı. Risk her zaman vardır; önemli olan onu yönetmek ve kuvveti katmanlı, esnek bir anlayışla kullanmaktır.

Operasyonlarda kazanç, kayıp veya kaza her zaman olabilir. Esas olan bunları en aza indirmek ve ortaya çıkan sorunları kısa sürede gidermektir. Dayanıklılık ve sürdürülebilirlik temel prensiplerdir. Riski azaltmak, emniyet prensibinin gereğidir ve askerler bunu bilir. Askerler, stratejik kuvvetin etkinliğini de stratejik düzeyde değerlendirir; bu da askerî literatürde iyi bilinen bir gerçektir.

Bu analiz, yüzeysel yorumların ötesine geçerek polemolojik derinlik ve jeostratejik bağlam sunmayı amaçlamaktadır. Stratejik uyanış, ancak bu karmaşıklıkları kavrayan bir bakış açısıyla mümkündür.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU