Diplomasi bugün hâlâ yoğun biçimde kullanılıyor. Devletler büyükelçiler gönderiyor, zirveler düzenliyor, anlaşmalar imzalıyor ve kriz zamanlarında birbirleriyle görüşüyor.
Buna rağmen diplomasinin devlet yönetimindeki ağırlığının geçmişe göre azaldığını söylemek mümkün. Buradaki mesele diplomasinin ortadan kalkması değil. Diplomasinin büyük stratejinin temel araçlarından biri olarak görülme niteliğini kaybetmesi.
Diplomasinin değerini anlamak için savaşın olmadığı dönemlere bakmak yeterli değil. Asıl sınav, savaş ihtimalinin yükseldiği anlardır. Bir devlet kendisinden daha güçlü bir rakiple karşı karşıya kaldığında önünde birkaç seçenek vardır.
Ordusunu güçlendirebilir, ekonomik kaynaklarını seferber edebilir veya rakibine karşı yeni ortaklıklar kurabilir. Fakat askerî ve ekonomik kaynakların bir sınırı vardır. Birden fazla tehdidin aynı anda ortaya çıktığı bir ortamda bu sınır daha belirgin hale gelir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Diplomasinin stratejik işlevi tam burada ortaya çıkar. Diplomasi bir devletin sahip olduğu gücü sihirli biçimde artırmaz. Fakat mevcut gücün daha etkili kullanılmasını sağlayabilir. Müttefikler kazanabilir, rakibin ittifaklarını zayıflatabilir, savaşın zamanlamasını değiştirebilir ve bir devletin aynı anda birden fazla cephede mücadele etmesini engelleyebilir.
Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki Osmanlı diplomasisi bunun güçlü bir örneğidir. Osmanlı, Avrupa'daki en önemli rakibi Habsburglarla mücadele ederken Fransa ile yakın ilişkiler kurdu. Buradaki amaç sadece yeni bir dost kazanmak değildi.
Habsburgların Avrupa'daki gücünü dengelemek ve Osmanlı'nın karşı karşıya kaldığı stratejik yükü azaltmaktı. Fransa'nın Habsburglarla mücadelesi, Osmanlı'nın kendi askerî kaynaklarını daha elverişli koşullarda kullanmasına imkân verdi.
Bu örneğin önemli tarafı, Osmanlı'nın askerî açıdan güçlü olduğu bir dönemde yaşanmasıdır. Diplomasi burada zayıflığın telafisi olarak kullanılmadı. Gücün daha etkili hale getirilmesi için kullanıldı.
Stratejik hesap basitti: Her rakiple aynı anda mücadele etmek yerine rakiplerin karşısına farklı güçleri çıkarmak ve kendi kaynaklarını öncelikli tehditlere yöneltmek.
Bugün de stratejik sorun aynı sorular etrafında dönüyor. Bir devlet sadece ne kadar askerî güce sahip olduğunu değil, kiminle birlikte hareket edebileceğini, rakibinin hangi ilişkilerini zayıflatabileceğini ve zamanı nasıl kendi lehine kullanabileceğini hesaplamak zorunda.
Peki diplomasi neden geri plana düştü?
Bunun önemli bir nedeni Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan Amerikan üstünlüğüydü. 1990'larda ve 2000'lerin ilk yıllarında ABD'nin askerî, ekonomik ve teknolojik üstünlüğü o kadar belirgindi ki Washington açısından klasik güç dengesi diplomasisine duyulan ihtiyaç azaldı.
Rakipleri dengelemek için karmaşık ittifaklar kurmak yerine sahip olunan üstün kapasiteyi kullanmak daha kolay görünüyordu.
Bu durum diplomasinin niteliğini de değiştirdi. Kriz yönetimi, uluslararası kurumların işletilmesi, demokrasi ve insan haklarının desteklenmesi gibi başlıklar daha fazla öne çıktı. Askerî güç, ekonomik yaptırımlar ve hukukî araçlar ise dış politikanın daha görünür unsurları haline geldi.
Fakat burada bir paradoks var. Askerî güç ne kadar görünürse, diplomatik başarının ölçülmesi de o kadar zorlaşıyor. Bir ordunun kapasitesini saymak mümkündür.
Kaç savaş gemisi, kaç uçak veya kaç füze olduğu hesaplanabilir. Diplomasinin başarısı ise çoğu zaman gerçekleşmeyen olaylarda saklıdır.
Çıkmayan bir savaşın değerini ölçmek kolay değildir. Kurulmayan bir ittifakın ne kadar önemli olduğunu bilemeyiz. Rakibin harekete geçmesini engelleyen bir anlaşmanın etkisi, çoğu zaman ancak anlaşma bozulduğunda anlaşılır.
Bir devletin kazandığı birkaç yıllık zaman da savaş meydanındaki bir zafer kadar görünür değildir.
Bu nedenle diplomasinin stratejik değeri bir ölçüde görünmez hale geldi. Başarılı diplomasi çoğu zaman haber üretmez. Çünkü diplomasi başarıya ulaştığında bazı krizler hiç yaşanmaz.
Bugün uluslararası sistem yeniden değişiyor. Büyük güç rekabeti geri dönüyor. ABD, Çin ve Rusya arasındaki ilişkiler küresel dengeleri etkiliyor. Avrupa'nın güvenlik mimarisi yeniden şekilleniyor.
Ortadoğu'da birden fazla aktör aynı anda birbirleriyle rekabet ediyor. Devletlerin karşı karşıya kaldığı sorunların sayısı artarken hiçbir ülkenin kaynakları sınırsız değil.
Bu durum diplomasiyi yeniden stratejik bir araç haline getiriyor.
Ancak diplomasiyi romantikleştirmemek gerekiyor. Diplomasi her zaman barış getirmez. Her anlaşma iyi değildir. Bir rakiple yapılan uzlaşma başka bir tehdidin büyümesine yol açabilir.
Bir müttefik kazanmanın bedeli uzun vadede ağır olabilir. Dolayısıyla başarılı diplomasi, her koşulda anlaşmaya varmak anlamına gelmez.
Asıl mesele devletin ne istediğini bilmesidir. Hangi konuda taviz verilebileceği, hangi konuda verilemeyeceği ve hangi riskin göze alınabileceği doğru hesaplanmalıdır.
Diplomasi bu hesaplamanın yerine geçmez. Onu mümkün kılar.
Buradan bakıldığında diplomasinin askerî gücün alternatifi olmadığı daha açık hale geliyor. İkisi birbirinin rakibi değil. Askerî güç caydırıcılık sağlar.
Diplomasi ise bu gücün hangi koşullarda kullanılacağını ve karşı tarafın davranışlarının nasıl şekillendirileceğini belirleyen araçlardan biridir.
Belki de bugün ihtiyaç duyulan şey diplomasiyi eski anlamıyla yeniden kutsamak değil, onun stratejik işlevini yeniden hatırlamaktır.
Çünkü büyük güç rekabetinin geri döndüğü bir dünyada kaynaklar sınırlı, tehditler çok sayıda ve savaşın maliyeti yüksek. Böyle bir ortamda rakibi yenmek kadar onu istediğiniz koşullarda hareket etmeye zorlamak da önemlidir.
Müttefik kazanmak, rakipleri birbirinden ayırmak, zaman kazanmak ve birden fazla cephede savaşmaktan kaçınmak askerî stratejinin dışında kalan meseleler değildir.
Bunların önemli bir bölümü diplomasiyle çözülür.
Bu nedenle diplomasinin önemi gerçekten azalmış olabilir. Fakat bunun bir kısmı uluslararası sistemin değişmesinden, bir kısmı da diplomatik başarının doğası gereği görünmez kalmasından kaynaklanıyor.
Soğuk Savaş sonrasındaki tek kutuplu dönem diplomasinin bazı stratejik işlevlerini gölgede bıraktı. Bugünün daha parçalı ve rekabetçi dünyası ise o işlevleri yeniden görünür hale getiriyor.
Diplomasi bir devletin sahip olmadığı gücü yaratmaz. Fakat sahip olduğu gücün ne zaman, nerede ve nasıl kullanılacağını değiştirebilir. Büyük strateji açısından değeri de tam olarak burada yatıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish