Siyasetin sıradan olanın üstünde bir bakış açısı vardır. Aktörler, büyük değişim yaratan adımlar, dünya tarihindeki köklü fikir ve ideolojilerin bugüne uyarlanması, konjonktüre bağlı yöntemler, sağın ve solun dünya ölçeğindeki kendine özgü özellikleri ve bütün bunlarla iç içe geçen stratejik-jeopolitik büyük güç mücadelesi… Bunların hepsi yüksek politikanın çerçevesinde okunacak konulardır.
İç politikayı yöneten hükümetlerin ve politika ile uğraşan bütün kesimlerin, bu dışarıdaki çerçeveye koşut bir hazırlığı olması gerekir. Günümüzde iç politika ile dış politika birbirine geçmiştir. Yerelden küresele kadar iç içe geçen sistemler manzumesini doğru bir rotaya koyabilme gücüne sahip insanlardan bahsediyoruz. Ben buna yüksek siyaset diyorum.
Bu hatırlatmayı yapmamın sebebi, tam da yaşadığımız bugünlerin politik çerçevesini anlatmasıdır. 6 Eylül 2026'da Saksonya-Anhalt'ta görülen tablo, Almanya'nın iç meselesi gibi durur. Oysa sandık, Avrupa'nın savunma yükü, Trump sonrası NATO, Rusya-Çin hattı, enerji piyasasındaki durum değişikliği ve geçmişten gelen ideolojik bagajla aynı resmin içindedir.
Biden çerçevesi: Ukrayna'dan küresel cepheye
Daha düne kadar, özellikle Joe Biden döneminde, NATO'nun genişleme stratejisi içinde Putin'in Kırım'dan sonra ordusunu Ukrayna cephesine çevirmesi ve Washington'un savaşı bütünüyle destekleme çabası görüldü. NATO ve Amerika, Ukrayna'nın arkasında Rusya'yı yıpratmaya dönük yeni bir stratejik okuma ve küresel bir çaba üretmişti.
Amerika yalnızca Ukrayna cephesiyle ilgilenmedi. Başta G7 olmak üzere Batı sistemindeki demokratik savunma hattındaki ülkeleri ve güç odaklarını bir araya getirerek yaptırımları, enerji politikalarını ve jeopolitik hamleleri aynı resme koydu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Resmi tam karşınıza koyun: Çin Rusya'yı destekler pozisyonda; İran ve Kuzey Kore aynı hatta. Batı ile Doğu sistemi karşı karşıya gibi çok bilinen bir durum söz konusuydu. Bu ortamda Rusya'nın Çin ile birlikte "emperyalizme karşı durdukları" iddiasını taşıyan ideolojik formatlı bir propaganda da başladı. Amaç, Amerika'nın hegemonik gücünü kırmak, tek kutuplu dünyayı yok etmek, çok kutuplu dünyanın varlığından söz etmekti.
Ukrayna'daki savaş bakın nereye kadar yüksek politik anlayışlarla okunacak bir hale gelmişti.
Doğu ile Batı ayrışması derinleşince Çin ve Rusya'nın gayretleriyle Küresel Güney'e ilişkin farklı politikalar, dedolarizasyon gibi konular gündeme geldi. Amerika'nın dolar gücünü zayıflatacak küresel çabalar, jeopolitik ve stratejik denge arayışları içinde bazılarının fark ettiği, bazılarının hiç fark edemediği adımlar yarattı. Hadise aynı zamanda demokrasi ile otokrasi arasında bir savaş olarak da görüldü.
Joe Biden döneminde çerçeve öyle bir hal aldı ki Avrupa bu okumayı doğru yapamadığı için Amerika ve onunla birlikte düşünenler açısından eleştiriye maruz kaldı. NATO ve ABD derken, Birleşik Krallık dahil Avrupa ülkelerinin politik okumalarının yenilenmesi, yani yüksek siyaset dediğim konunun sürece dahil olduğu bir evre başladı.
Trump kırılması ve durum değişikliği
Amerika Avrupa'yı ikna etmeye çalışırken 2025 Ocak'ında Trump yeniden başkan olduğu andan itibaren her şey değişmeye başladı. Küresel okuma, jeopolitik-stratejik Amerikan hegemonyası, MAGA söyleminin arka planındaki formatla yeniden kuruldu. Daha düne kadar Biden'la Avrupa'nın Amerika'ya paralel hareket etmesi için yüksek politika üreteceklere akıl veriliyorken, bu kez Trump'la birlikte Rusya üzerinden dönen güç mücadelesinin farklı bir şekle dönüştürülmesi istenmeye başlandı.
Hatırlayalım. Trump, Ukrayna savaşının bitmesi gerektiğini, Amerika'nın Ukrayna'yı desteklemeye son vereceğini, meselenin aslında Avrupa'nın sorunu olduğunu söyledi. Avrupa ülkelerinin Ukrayna'ya tam destek vermesini, NATO'nun bu çerçeve içinde kalmasını, ittifakın gayrisafi yurt içi hasıladan alacağı payın yükseltilmesini, küresel silahlanmanın Avrupa ayağında daha ciddi biçimde dikkate alınmasını istedi. Savaşın sponsorluğunu yapan Amerika'dan yükün alınarak Avrupa'nın elini taşın altına sokması talep edildi.
Bunlar tartışılabilecek, kimi kesimlerce kısmen mantıklı da görülebilecek hadiselerdi. Fakat başka şeyler de oldu. Trump'ın yaklaşımıyla Grönland, Kuzey Buz Denizi, Kanada, Meksika Körfezi ve Atlantik bağlamındaki gücün Amerika merkezine aktarılması; Avrupa'nın Amerika'ya daha fazla güç aktararak Amerika odaklı hegemonik sistemi, yani "Make America Great Again"i kabul etmesi ön koşul haline geldi. Bu perspektifte Avrupa ülkeleri, Kanada, hatta NATO içindeki bazı güçler Trump'la çekişmeye başladı. Yeni bir gerginlik doğdu.
Bu tartışmalar sürerken Rusya'nın, Çin'in ve Küresel Güney'dekilerin kendilerine göre çıkarımları da oldu. Derken Trump, İsrail'le birlikte İran'a saldırdı ve küresel enerji piyasalarında çok farklı bir safhaya geçildi. Ukrayna savaşıyla başlayan hadise, bu kez küresel çapta İran savaşıyla birlikte yeni bir enerji çözüm arayışına, yer değişikliğine, durum değişikliğine evrildi.
Panama, Venezuela ve Afrika'daki bazı noktalara el atılması; petrol ve doğal gaz politikaları Çin'in genişleme alanını daraltmaya başladı. Orta ve Güney Amerika, Kanada ve Hint-Pasifik'te yeni bir durum ve çatışma işareti belirdi. Nadir toprak elementleri, mikroçipler, yeni teknolojiler ve yeşil enerji rekabetini bir kenara koysak bile ortada enerji, gölge filolar, "çaydanlık" rafineriler ve bütün bir piyasa konuşuluyordu. Ukrayna'nın Rusya'daki rafinerileri vurmasıyla yalnızca Rusya'da benzin sıkıntısı çekilmedi; bütün dünyada petrol ürünleri piyasası değişmeye başladı. İran savaşı bunların üzerine yeni bir perspektif oturttu.
İdeolojik bagaj: Nazi söylemi, sol tehdit, Musk denklemi
Bir hatırlatma daha. Rusya Ukrayna'ya saldırdığında Putin'in ağzından düşmeyen sözler arasında "Nazilere karşı savaş" iddiası vardı. İdeolojik bir okumaydı; unutmayalım. 2025-26 yıllarında Nazilerle ilgili ne olabilir diye sormak boşuna değildir.
Amerika'ya da bakmak gerekir. Trump'ın kendi iç politikasında solculara, Demokratlara yönelik çıkışı vardır. Amerika'da "aşırı sol" denildiğinde bazı fonksiyonların terör odağı şeklinde tehdit oluşturduğu işaret edilerek yeni kararlar alındı. Sağ-sol meselesi yeniden sahneye çıktı. Az da olsa saldırganlıklar, suikast girişimleri oldu. Trump iç politikayı dış politikayla bu sol meselelerinden okumaya başlayınca Avrupa bundan nasıl etkilenir sorusu doğdu. Putin ne diyordu da bu tekrar konu oldu? Aşırı sağ ve aşırı sol başlıkları yeniden hazırlandı.
Bunlar yüksek siyasetin konularıdır. Geçmişten günümüze gelen bagajdır.
Elon Musk geçenlerde Hitler'in ve Nazilerin sosyalist-enternasyonalist, yani aşırı solcu olduğunu söyledi. Denklemi çözün. Amerika'daki sağ muhafazakâr Cumhuriyetçi yapı ile Musk'ın bu söylemi bir araya geliyor ve aynı şeyi tekrarlıyor. Avrupa'daki, Rusya'daki veya Çin'deki algıyı bu perspektiften okursanız, aşırılıkçılık ile faşizmin buluştuğu noktanın nereye kadar gidebildiğini siz söyleyin.
Almanya neden laboratuvardır
Peki Almanya'da partilerin kıyasıya mücadele ettiği nokta yalnızca Almanya'nın iç meselesi midir, iç siyaset midir? Hayır.
Rusya, Avrupa'nın güvenliği, Avrupa'da ordu kurulması, savunmayı Avrupa'nın kendisinin üstlenmesi, Almanya'nın tekrar silahlanması… Birinci Dünya Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı'na, Nazi Almanyası'na kadar giden süreçte Alman silahlanmasının dünyaya neye mal olduğu bilinir. Almanya'nın yeniden dirilmesi Avrupa'da ne mana taşır? İngiltere'nin demokratik ve özgürlük bağlamındaki çıkışı, Amerika-İngiltere hattındaki tartışma, Almanya ile İngiltere'nin Avrupa güvenliği noktasındaki adımları…
Konu yalnızca Ukrayna mıydı, yoksa Avrupa mıydı, yoksa Almanya'nın dünya sahnesinde "ben de varım" dediği bir süreç miydi? İşaretler bunlardı.
Trump'ın politikaları, Avrupa'daki değişim, Putin'in Rusya'sı, Çin'in hamleleri, Küresel Güney-Kuzey münasebetleri, sağ-sol ve aşırılık başlıkları bugün Almanya seçimlerinde partilerin söylediklerinde birebir karşılık buluyor: Avrupa Birliği olsun mu olmasın mı? Avrupa'nın ordusu olsun mu olmasın mı? Almanya tekrar güçlensin mi güçlenmesin mi? Mevcut koalisyonun ayakta kalması ya da koalisyonu yıkmaya çalışan AfD'nin durumu…
6 Eylül'de Saksonya-Anhalt'ta AfD'nin yüzde 44'e yaklaşan sonucu, Şansölye Friedrich Merz'in CDU'sunun yaklaşık yüzde 17'ye düşmesi ve 20 Eylül'de Berlin ile Mecklenburg-Vorpommern'in beklenmesi, bu yazının soyut bir spekülasyon olmadığını gösterir. Almanya'da tartışılan şey yalnızca göç, emekli maaşı veya bürokrasi değildir. Tartışılan, Avrupa'nın kendi savunmasını üstlenip üstlenmeyeceği, Almanya'nın yeniden silahlanmasının tarihsel gölgesi, Trump sonrası NATO yükünün kime bineceği, Rusya ile ilişkinin nasıl kurulacağı ve ideolojik bagajın sandığa nasıl yansıyacağıdır.
Sandık, bilinç ve yüksek siyasetin yokluğu
Yüksek siyasetten bahsediyoruz. Alman seçmenin sandığa gidip neye karar vereceği, neden bilinçli olması gerektiğinin gerekçesi budur. Alman seçmen bunları ne kadar biliyor? Biliyorsa bu ne işe yarıyor? Almanya bunu yapabiliyorsa diğerleri neden yapamıyor?
Yüksek siyaset başka ülkelerde neden basitliğe, yozlaşmışlığa, kokuşmuşluğa, dünyayı okuyamamaya ve takip edememeye dönüşüyor? Bilinçlilik ile bilinçsizlik arasındaki farkın siyasi alana nerelere yansıdığının göstergesidir bu. Demokrasi ile otokrasi arasındaki çizginin bu kadar belirginleştiği bir evrede yüksek siyasetin ne mana taşıdığı da buradan okunur.
Yüksek siyaset deyince insanlar karar verebilmelidir. Oy verecek insanlar, seçecekleri adayların niteliğini buna göre belirlemeli; "bu adaylar var mı, yok mu" diye bakmalıdır. İç politikanın gündelik gürültüsü, dışarıdaki çerçeveyi örterse ortaya çıkan şey politika değil, oyalama olur.
Hükümetlerin ve politika ile uğraşan bütün kesimlerin bu dışarıdaki çerçeveye koşut hazırlığı yoksa, sandık yalnızca yerel bir öfkeyi ölçer. Oysa bugünün sandığı, Avrupa'nın silahlanmasından enerji koridorlarına, ideolojik bagajdan büyük güç mücadelesine kadar uzanan bir sistemler manzumesinin içindedir. Rotayı koyabilecek karakterler de, koyamayacaklar da burada ayrılır.
Sonuç
Yüksek siyaset, sıradan siyasetin üstünde duran, yereli küresele bağlayan, ideolojiyi jeopolitikten, iç politikayı dış politikadan ayırmayan bir okuma biçimidir. Biden döneminde Ukrayna üzerinden kurulan Batı cephesi ile Trump döneminde Avrupa'ya yıkılan yük, İran savaşıyla değişen enerji tablosu ve Almanya'daki seçim tartışması aynı zincirin halkalarıdır.
Siz söyleyin: Hangi ülkede siyaset yüksektir, hangisinde değildir?
Ben mi söyleyeyim? Siyaseti bilip de neden siyasete girmediğimi düşünürseniz hak verirsiniz. Yüksek siyaset demek, sıradanlaşmanın ve yozlaşmanın ötesinde durmak ve geçmiş, cari ve gelecek bağlamındaki gerçekçi okumayı en üst seviyede yapabilmek demektir.
Köklü bir demokrasiye ve kültüre sahip olan Almanya tarihi bir sınav veriyor. Diğerleri için söylenecekler elbette var…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish