Çanlar Küba için çalıyor (2): Post-Fidelizm ya da Raúlizm

Özgür Uyanık Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Küba'da bugün yaşanan çok yönlü krizi 1990'larda, Sovyetler Birliği'nin çöküşünü izleyen dönemde yaşanan krizden ayırarak anlayabiliriz.

O dönemde, akla gelebilecek her şeyin kıtlığı gibi son derece dramatik bir durumun siyasi bir programı vardı: kıtlıklar yatay olarak yaşanıyordu.

Yani neredeyse tüm nüfusu eşit şekilde etkiliyordu ve böylece Küba toplumunun homojen yapısı korunuyordu.

Oysa bugünkü durum dikey bir eğilim gösteriyor: Birçoğu sefalet içinde yaşarken, gözle görülür bir kesim, devletin gideremediği kıtlıklardan yararlanarak zenginleşiyor.

Küba bu sınıfsal ayrım noktasına 2008 Şubat'ından itibaren Raúl Castro'nun geliştirdiği reform programı sayesinde geldi.
 

Raúl Castro tarafından 2008 Şubat’ından itibaren başlatılan ekonomik reform sürecini başlattı / Fotoğraf: Reuters
Raúl Castro tarafından 2008 Şubat’ından itibaren başlatılan ekonomik reform sürecini başlattı / Fotoğraf: Reuters

 

Raúl açıkça, ülkede daima teşvik edilen eşitlikçi sistemin büyük bir kısmının ortadan kaldırılmasını hedefledi. Zira eşitlikçiliği bir yük olarak görüyordu.

Zaten reformları harekete geçirirken de halka yönelik sübvansiyonları "haksız bedava yardımlar" olarak tanımlamıştı.

2008'de emeklilik yaşını 65'e çıkardı ve iş güvencesiz istihdamı yasallaştırdı. Eşit işe eşit ücret kuralını kaldırıp performansa dayalı ücreti yürürlüğe koydu.

İşçilere aş sağlayan kantinler kapatıldı. Kamudan 1 milyon çalışanın tasfiye sürecini başlattı.

Sübvansiyonların ortadan kaldırılması, emek pazarı düzenlemeleri bugün açıkça görülen ekonomik ve sosyal farklılıkların ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

Raúl Castro'nun ekonomik girişimleri 90'lardaki kriz döneminde başladı.

1995'te, turizmden gelen sıcak paranın farklı sektörlerde değerlendirilebileceği düşüncesiyle, kısaca GAESA olarak adlandırılan bir devlet holdingi kurdu ve bunun yönetimini silahlı kuvvetlere (MINFAR) bağladı. (Raúl, 1959 devriminden 2008'e kadar ordunun başındaydı.)

GAESA'nın başına da damadı Albay Luis Alberto Rodríguez López-Calleja'yı yerleştirdi.

Bazı tanıklıklardan edindiğim bilgiye göre Raúl, Nikaragua tecrübesinden esinlenerek böyle bir karar almıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Tam o dönemde Nikaragua'da iktidar burjuvaziye teslim ediliyordu (Sandinist Ordu'nun Devrimi 1979-1990).

Sandinist Ordu'nun generalleri kapitalist işletmelerin yönetimine getirilerek süreç barışçıl biçimde tamamlanıyordu.

Ordunun başındaki Humberto Ortega, bir konuşmasında generallere "artık para kazanarak ülkeye hizmet edeceklerini" söylemişti.

Somoza diktatörlüğünü yıkan Nikaragua Devrimi'nin, askeri ve ekonomik en büyük destekçisi olan Küba lideri Fidel Castro, bunu utanç verici "bir yolsuzluk çağrısı" olarak nitelendirmişti.

Ama Raúl benzer bir şey yaptı ve ordusunu holdingleştirdi.

Bu noktada Küba'daki iktidar yapısından kabaca bahsedeyim:

Askeri aygıt olan Devrimci Silahlı Kuvvetler Bakanlığı "MINFAR" aracılığıyla ekonomi, Küba Komünist Partisi "PCC" aracılığıyla ideoloji, İçişleri Bakanlığı "MININT" aracılığıyla güvenlik kontrol edilir.

Aslında Sovyetlerin yıkıldığı ve Küba'nın her türden ekonomik destekten yoksun kaldığı 1990'a giderken esas güç odağı MININT'teydi.

Bu turizm mevzusunu keşfeden de MININT'i yöneten ekipti. Hatta GAESA'ya temel teşkil eden otel şirketi "Gaviota"yı 1988'de MININT'in dış operasyonlarından elde edilen parayla kurdular.

Fakat bu ekip, siyasal geçiş sürecinde, rejimin dönüşümünü gerçekleştirecek denli "tehlikeli" görüldüğü için, kanlı biçimde tasfiye edildi. (Causa 1: General Ochoa, de la Guardia; Causa 2: Abrantes davaları)

Dolayısıyla MININT'e tekrar etkili bir ekibin gelmesini engellemek için ekonomiyi yönetme imtiyazı orduya verildi.

Buradan Küba'da Komünist Parti ya da hükümetin ekonomi ya da dış politikada gerçek karar alıcı ve egemen olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir.

Şirketleri yöneten generaller asla ekonomi bakanından ya da hükümetten onay alma ihtiyacı hissetmez.

Bunun daha da karikatürleşmiş bir versiyonu; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Küba'nın resmi hükümetini değil doğrudan "El Cangrejo"yu muhatap almasıdır.

"El Cangrejo" yani yengeç lakaplı Raúl Castro'nun torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro'dur.

Tek resmi görevi dedesinin yakın korumalığı olan torun Castro, şu ana kadar Rubio'nun Küba'da doğrudan görüştüğü tek kişidir.

Bu gayrı resmi durum açık bir hal aldı: Mart ayında Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel'in ABD ile pazarlıkları doğruladığı basın toplantısında "El Cangrejo" en önde oturdu.

Aslında bu durum Küba Devrim'in başından itibaren süregelmiştir.

Devrimin ilk yıllarında Fidel hükümetlerde görev almamıştı.

Kurulan hükümetlere paralel bir güç olarak hareket etmeyi tercih etmişti.

Komünist Parti altında tek parti yönetimi kurulduktan sonra da bu alışkanlık sürmüş, birçok karar, atama ve görevden alma hükümet ve bakanlıklardan habersiz biçimde gerçekleştirilmiştir.
 

Havana’da sokak yaşamı: Ekonomik kriz ve altyapı yıpranmasının kentsel dokuya yansıması / Fotoğraf: Reuters
Havana’da sokak yaşamı: Ekonomik kriz ve altyapı yıpranmasının kentsel dokuya yansıması / Fotoğraf: Reuters

 

GAESA, Batı basınında Kübalı elitlerin yolsuzluk yuvası olarak resmediliyor.

Hem buna, hem de GAESA'nın ekonomik potansiyeliyle ilgili haberlere şüpheyle yaklaşmak gerekir.

GAESA otelcilikten turizm ve inşaata, liman lojistiğine (Mariel Serbest Bölgesi), balıkçılıktan ithalata, finansal hizmetlerden perakende mağazalarına kadar her alanda faaliyet gösteren dev bir yapı.

Fakat, Küba ekonomisinin küçüklüğü ve ambargo sebebiyle dış ticaret olanaklarının kısıtlılığı göz önüne alınırsa rakamların iddia edildiği kadar büyük olmadığı anlaşılabilir.

Ayrıca, Küba'daki bürokrasiye egemen olan ayrıcalıklı/elit bir kesimin varlığı tartışma götürmez bir gerçek olsa da, bu ülke kaynaklarını yağmalayarak –örneğin Angola'da olduğu türden- aşırı zenginleşmiş bir oligarşiden bahsedilemez.

Ancak şunu da söylemeliyim; post-Fidelist dönemde Raúl Castro'nun başında olduğu ekip o kadar büyük hatalar yaptı ki eğer 1959 Devrimi halen canlı olsaydı bu sorumluların hepsi kurşuna dizilirdi.

2000'den sonra GAESA'nın yatırımları turizm ve otel işletmeciliğinde yoğunlaştı.
 

Devlet öncülüğünde yapılan otel yatırımlarına rağmen düşük doluluk oranları dikkat çekiyor / Fotoğraf: Diariode Cuba
Devlet öncülüğünde yapılan otel yatırımlarına rağmen düşük doluluk oranları dikkat çekiyor / Fotoğraf: Diariode Cuba

 

Küba hükümeti eldeki kaynakların büyük kısmını otel inşaatlarına harcadı.

2000'lerin ilk çeyreği hem para hem de kültürel açıdan küresel dolaşımın en üst düzeyde olduğu dönemdi.

Üstelik Washington'la ilişkiler hiç olmadığı kadar iyiydi. Obama'nın 2016 Havana ziyaretiyle iki ülke arasındaki ilişki zirve yaptı.

Obama, ABD vatandaşlarına Küba'yı ziyaret yasağını kaldırınca turizm beklentisi daha da büyüdü.

Kübalılar adeta okyanus ortasında serap görüyorlardı ve çöle dönmeleri uzun sürmedi.

Trump, 2017'de gelir gelmez tüm yasakları geri getirdi.

Zaten sonrasında da dünya bir pandemi dönemine girerek kapandı.
 

Ekonomik kriz ve altyapı yıpranması şehir dokusunda belirginleşiyor / Fotoğraf: Ramon Espinosa-AP
Ekonomik kriz ve altyapı yıpranması şehir dokusunda belirginleşiyor / Fotoğraf: Ramon Espinosa-AP

 

Raúl'un stratejik hatası; Fidelizm'in temelinde olan, Küba'nın bağımsızlığının yalnızca ABD'ye rağmen gerçekleşebileceği fikrinden uzaklaşmasıydı.

Yani hem Küba'da mevcut rejimi koruyup, ABD'nin müdahalelerini reddedip hem de turizm gibi her türden dış krizden etkilenecek bir sektörü geliştirmek mümkün değildi.

Bu, bize Küba'nın neden Çin ve Vietnam gibi tek parti rejimi altında, küresel kapitalizme entegre bir ülke olamadığının da cevabını verir.

Kapitalizmin başarısından bahsederken, hep Sovyet bloğundan kopmuş Orta Avrupa ülkeleri örnek gösterilir.

Ne onlar ne de Asya'dakiler, Küba gibi ABD ablukasına maruz kalmadılar; aksine üretime teşvik edildiler: Batı ile ortaklıklar kurdular ve küresel piyasada desteklendiler.

Uluslararası bankacılık sistemine entegre olamayan, bir dış hesap bile açamayan bir ülke, nasıl küresel dolaşımdan faydalanabilir?

ABD tarafından kuşatılmış bir ülke olduğu gerçeği görmezden gelinerek, Küba'da hiçbir şey yapılamaz ve açıklanamaz.

Dahası ABD ile işlerin iyi gittiği dönemde bile Küba, turizm endüstrisinde getiri açısından en düşük sıralarda yer alıyordu.

Sorun şu ki, iş otel yapmayla bitmiyor: En çok turistin geldiği dönemde yeterli elektrik olmadığı için birçok otel servis dışıydı.

Kalifiye iş gücü yok, kalitesiz gıda sorunu var, içme suyuna ulaşmak bile bir sorun…

O yıllarda şöyle düşünmüştüm: Otel inşaatı yerine altyapıya yatırım yapılsaydı ve oda turizminin yaygınlaşması için halka kredi sağlansaydı daha iyi olmaz mıydı?

Böylece hem büyük oranda bugün yaşanan enerji krizine alternatif üretilebilirdi, hem de verilen krediler geri dönerdi…

Daha absürt olan şey, uluslararası ziyaretçi sayısındaki uzun süreli düşüşüne rağmen, son 7 yıllık Díaz-Canel hükümetleri de otel yatırımlarını sürdürdü.

Küba'da turizm yatırımlarına verilen yüksek resmi öncelik, ekonomik açıdan mantıksız; piyasa gelişmelerini, düşük yatırım getirisini ve aşırı maliyetleri göz ardı ediyor.

Çok daha kötüsü otel fazlalığı ile yerli üretim gıda kıtlığının bir arada yaşanmasıdır.
 

Santiago de Cuba’da yaşayan bir kadın, devlet sübvansiyonları sayesinde düşük fiyatlarla gıda temin etmesini sağlayan rasyon kartı “libreta”yı gösteriyor / Fotoğraf: AFP
Santiago de Cuba’da yaşayan bir kadın, devlet sübvansiyonları sayesinde düşük fiyatlarla gıda temin etmesini sağlayan rasyon kartı “libreta”yı gösteriyor / Fotoğraf: AFP

 

Tarımsal yatırımların ihmal edilmesi son dönem ekonomi politikasındaki en yanlış karardır.

Döviz istemek mantıksız değil; mantıksız olan, bunu bu kadar verimsiz bir şekilde ve gıda güvenliğini tehlikeye atarak yapmaktır.

Bu hatayı açıklayabilecek 3 neden olabilir:

  • Öncelikle Küba'da, tek parti yönetimine rağmen, hiçbir zaman monolitik bir iktidar yapısı yoktu. Yapıyı bütünleyen Fidel'in liderliğiydi. Post-Fidelist dönemde iktidar bileşenleri arasındaki entegrasyon zayıfladı. "Herkes kendi işine baksın" mantığı "turizmle zenginleşme" stratejisinin sorgulanmasına engel oldu.
     
  • İkincisi, Küba neredeyse dış dünyaya kapalı bir ada ve üretici güçler hızlı teknik gelişmeden uzak. Teknik yetersizlik bürokrasinin beceriksizliğiyle birleşince yanlış iktisadi kararların olabildiğince kötü biçimde uygulanması sonucunu doğurdu.
     
  • Üçüncüsü, GAESA meselesinde olduğu gibi bazı aktörlerin maddi ve politik rant arayışı…

Bu durumu sosyalizmin başarısızlığı olarak adlandırmak zor.

(Kübalıların deyişiyle "madem sosyalizm başarısız, ambargoya ne gerek var, ABD bizi bıraksın kendi kendimize batalım.")

2010 yılına kadar Küba'da enflasyon diye bir şey yoktu.

Çünkü tüm fiyatlar, hizmetler ve mallar sosyalist plan içinde gerçekleşiyordu.

2011'de Raúl Castro ekonomiyi liberalleştirme adımları attı.

Gıdadan tekstile, alkolden ulaşıma tüketim sepetinde yer alan birçok şey piyasa ekonomisine göre belirlenmeye başlandı.

Bu Küba vatandaşlarının hayatına doğrudan etki etti.

2018'de yerine gelen Díaz-Canel döneminde, tam pandemi ortasında, ekonomiyi daha da liberal etkilere açan bir ekonomi programı yürürlüğe girdi.
 

11 Temmuz 2021 protestoları: Ekonomik kriz ve toplumsal gerilim kitlesel gösterilere yol açtı / Fotoğraf: Adalberto Roque-AFP
11 Temmuz 2021 protestoları: Ekonomik kriz ve toplumsal gerilim kitlesel gösterilere yol açtı / Fotoğraf: Adalberto Roque-AFP

 

2021 Ocak ayında başlayan "Tarea Ordenamiento" adı verilen program; ikili para sistemini ortadan kaldıran, devalüe edilmiş Küba pesosundan resmi döviz kuru belirleyen, ücretleri ve fiyatları yeniden düzenleyen ve çoğu sübvansiyonu ortadan kaldıran kapsamlı bir ekonomik reformdu.

Faiz kurları birleştirildi ve Küba pesosu (CUP) yüzde 2400 oranında devalüasyona uğradı.

8 bin otel inşaatı devam ederken, yapılan tarım kesintileri gıda üretiminde keskin düşüşe yol açtı ve halkı aç bıraktı.
 

Ülkede kıtlık ve rasyonlama sistemi günlük yaşamı belirliyor. Fotoğrafta, Küba’da “libreta de abastecimiento” olarak bilinen resmi gıda karne defterinden bir örnek yer alıyor
Ülkede kıtlık ve rasyonlama sistemi günlük yaşamı belirliyor. Fotoğrafta, Küba’da “libreta de abastecimiento” olarak bilinen resmi gıda karne defterinden bir örnek yer alıyor / Ekran alıntısı: YouTube

 

2018-2022 arasında Küba'da et, süt, baklagil, pirinç, mısır üretimi en az yüzde 50 azaldı.

Bir koli yumurta 3000 pesos alan emekli maaşına denk hale geldi.

Küba'nın övünç kaynağı olan sağlık sektörü çöktü. Basit ağrı kesiciler dahil temel ilaçların hemen hiçbiri Küba'da bulunmuyor.
 

Küba’da ilaç krizi: Eczanelerde temel ilaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle birçok rafta ürün bulunmuyor / Fotoğraf: AFP
Küba’da ilaç krizi: Eczanelerde temel ilaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle birçok rafta ürün bulunmuyor / Fotoğraf: AFP

 

Pandemi döneminde Küba'da günlük 6 bin Covid vakası ortaya çıkarken halk evlerinde ölüme terk edildi.

Doğum sırasında bebek ölüm oranı yüzde 1'e yükseldi.

Bu ortamda 11 Temmuz 2021'de, Küba tarihinin ilk kitlesel protestoları patlak verdi.

İlk kez polisin halkı sert biçimde bastırdığı sokak görüntüleri ortaya çıktı.

Yönetimin bu tavrı, halkın kesin biçimde Havana yönetiminden umudunu kesmesine yol açtı.

Protestoların 2024'ten bugüne dalgalar halinde tekrar edilmesi, Küba'nın siyasi elitlerinin halk üzerindeki kontrolü tamamen yitirdiklerini gösteriyor.

Küba sadece ekonomik değil demografik bir çöküş yaşıyor.

2021'den bu yana, ülke nüfusunun yüzde 10'una yakın, 1 milyondan fazla Kübalı ülkesini terk etti.

Díaz-Canel halkın gözünde bu gidişatı düzeltecek bir lider değil, sadece beceriksiz bürokrasiyi temsil ediyor.

Ve şimdi, ABD askeri-ekonomik kuşatmasının hiç olmadığı kadar sıkılaştığı koşullarda, değişiklikler ilan ediliyor ve gelecekte de başka değişikliklerin olacağı duyuruluyor.

Fakat, Küba'da hiç kimse bu değişikliklerin daha iyi bir yaşam sağlayacağını ummuyor.

Kübalı yazar Leonardo Padura'nın çarpıcı betimlemesinde dediği gibi:

Artık tünelin duvarlarını bile göremiyoruz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU