Vicdanın tecessüm etmiş hâli: Dostoyevski!

Vahap Uluç Independent Türkçe için yazdı

Görsel: wikimedia

Çekingen, utangaç, kaygılı ve melankolik bir kişilik.

Tutuk tutuk konuşması bu kişilik özelliklerini kolaylıkla ele verir.

Bazılarına göre dünyanın en büyük romancısı; bunu ölçecek bir alet yoksa da ilk üçte olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bir ahlakçı.

Ona göre Tanrı yoksa her şey meşru demektir.

Maneviyattan uzaklaştığını düşündüğü Batı’yı sevmeyen, gerçek bir Rus milliyetçisi.

Burnundan kıl aldırmayan Nietzsche, “Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek kişidir” tespitinde bulunur Fyodor Mihayloviç Dostoyevski için.

Tam bir kumar tiryakisi!

Bir daha kumar oynamayacağına onlarca defa söz verir ve her defasında sözünden cayar.

Kendi paltosundan tutun eşinin kolundaki saate kadar ne varsa hepsini, kaybettiği paraya karşılık, kumar masalarında rehin bırakır.

Bir gün yine sevgili eşi Anna Grigoriyevna’ya bir daha kumar oynamayacağına dair söz verir ve bir daha da oynamaz.

Rus Çar’ı I. Nikolay’a karşı gizli faaliyetlerde bulunduğu gerekçesi ile kurşuna dizilme cezasına çarptırılır.

Ölüm meydanında, darağacının dibinde hala kurtulurum umudunu taşıyan her mahkûm gibi ya da adeta içine doğan içgüdüsel bir duygu ile “Ya ölmezsem, ya canımı bağışlarlarsa?” diye geçirir içinden. Bundan sonra zamanın her bir dakikasını yüzyıl yapacağım, sözünü verir kendi kendisine.

Kurşuna dizmek için kafasına tam çuval geçirirlerken bir subay, Çar’ın emrini getirir; Çar onu ve arkadaşlarını affetmiştir!

Cezaları sürgüne çevrilir.

İflah olmaz bir sara hastası olan Dostoyevski’nin hastalığının bu dehşetli olaydan sonra başladığı kabul edilir.

Ve kürek cezasını çekmesi için Sibirya’ya sürgüne gönderilir.

Yeraltından Notlar'da isimsiz karakterine “Biraz önce yoksulluğumdan utanmadığımı söyledim. Yalan! Dünyada bundan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum” dedirten Dostoyevski'nin hayatının çoğu alçaltıcı bir yoksulluk içinde geçer ve bundan büyük bir acı duyar.

Yoksulluktan dolayı, zengin ve yaşlı kadını öldürmeyi arzulayacak kadar ahlaktan uzaklaşır ama kendisine aşık olan arkadaşının eşinin “Gel seninle Moskova’ya kaçalım” teklifine de “Arkadaşlığın bir hakkı var, bunu çiğneyemem” diyecek kadar da dürüst davranmasını bilir.

Sanat, para için yapılmaz denilir. Dostoyevski, bunun istisnasıdır adeta.

Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala, Ölüler Evinden Anılar... ve en son şaheser romanı olan Karamazov Kardeşler’i kumar borcunu ödemek için yazar.

Biyografi yazarı Henri Troyat, Dostoyevski’nin dergilere bölümler şeklinde haftalık gönderdiği romanlarının gereksiz ayrıntılar taşımasını kumar borçlarını ödemek için yazarın bilerek romanı uzatmasından kaynaklandığını söyler.

Aynı eleştirmen, Dostoyevski’nin yazarlığının hakkını vermekten de geri kalmaz: “... Sizin yanınızda Tolstoy bile tekdüze kalır. ...Sizin değerinizin onda biriyle, becerikli bir Fransız ya da bir Alman evrensel edebiyat tarihine girebilirdi...”

Dostoyevski’nin büyüklüğü daha ilk romanında gösterir kendisini.

“Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” diyen Dostoyevski’nin Gogol’un Palto hikayesinden ilhamla yazdığı “İnsancıklar” romanını okuyan ünlü Rus eleştirmen Belinski, arkadaşı ile bir gece Dostoyevski’nin evine gider ve elinden tutarak ona şunu söyler: “Rusya’yı sen kurtaracaksın!”

İnsancıklar’dan başlamak üzere bütün romanlarında itilmiş kakılmış, sefalet içinde debelenen Rus insanını yazdı.

Dostoyevski için “acı çeken insanların yazarı” demek hiç abartılı olmaz.

Onun için Dostoyevski’nin romanlarındaki karakterler ya bodrum ya da teras katlarda yaşar.

Bu, Rusya’da ilkti.

O zamana kadar Rus edebiyatçıları Rus “mujik"leri (köylü) ezen debdebeli hayata sahip, bir partiden başka bir partiye koşan Rus aristokratlarının hayatını eserlerinde konu edinmişlerdi.

Bundan dolayı da Rus aristokrasisi onun bu “Ezilmiş ve Aşağılanmışlar"a karşı olan ilgisini garipser, küçümser.

Bir partide azılı rakibi Turgenyev’in alaylı eleştirilerine zayıf kişiliği dayanamaz ve partiyi terk etmek zorunda kalır.

Suçluları ve ahlakça yozlaşmış insanların gizli kalmış yönlerini ortaya koyar.

“Merhamet, bizim hazinemizdir” diyen “Bir Yufka Yürekli” Dostoyevski, sıklıkla, romanlarında bir meclise girerken varlıkları dahi hissedilmeyen insanları ve onların çocuklarının çektiği acıları, aşağılanmışlıkları konu edinir.

Küçük İlyuşa ve babasının şahsında gözlerinin önünde babasının dövülmesinin bir çocuk için ne dehşet verici bir duygu olduğunu; çocuğunun gözü önünde yerlerde süründürülmenin bir baba için ne aşağılayıcı bir durum olduğunu anlatarak insanlığı vicdanlı olmaya çağırır.

İnsanın ruhsal derinliklerine inebilen Dostoyevski, en azılı katilin dahi kendisine insanca yaklaşıldığı takdirde ondaki “sert kabuğun altındaki cevher”in kendisini göstereceğini bize anlatmaya çalışır.

Bir romanında bu düşüncesine tercüman olacak şu cümleyi kurdurur karakterlerinden birine: “Allahım! İnsanca davranış, Allah’ın kulu olmaktan çoktan çıkmış birini bile insanlaştırabilir.”

İnsanın ruhsal çelişkilerini, aynı anda birbirine zıt iki duyguyu nasıl yaşayabildiğini romanlarının ana temalarından biri yapan yazar, bunu her defasında konuşturduğu karakterlerinin şahsında aktarır.

Ve sıklıkla üzerinde durduğu konulardan biri olan, insanın kendisine değer vermeyeni yüceltme eğiliminde olduğu gerçeğini romanlarının birinde “Sizi küçük düşürdüğü için onu seviyorsunuz” sözleri ile dile getirir.

Birçok Rus aristokratı gibi babası da Rus köylüsü “mujik”lere karşı son derece gaddardır.

Babasını hiç sevmedi ve onun ölmesini arzuladı hep.

Bu isteğinden midir bilinmez ama Karamazov Kardeşler’de “İçimizden hangimiz, babamızın ölümünü dilememiştir.” sözlerini roman karakteri İvan’ın ağzından aktarır.

Freud, “baba katili” dediği Dostoyevski’nin bu düşüncesini “Oidipus Kompleksi” teorisi için bir argüman olarak kullanır.

Babası, dövmeye çalıştığı üç “mujik” tarafından yere yatırılıp dövüle dövüle öldürüldükten sonra kendisini babasının “duygusal katil”i olarak görür ve ömrü boyunca bundan vicdan azabı duyar!

Ömür boyu vicdan azabı duyacağı başka bir olay da mustarip olduğu hastalığın genetik yoldan ona geçtiğini düşündüğü küçük oğlunun sara hastalığından ölmesidir!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU