Yıllar önce öğrencilerime jeopolitik konulu dersiveriyorum. Sınıfta üstünde yazı olmayan bir haritayı işaret ederek öğrencilere, ki lisans seviyesi eğitimlerini tamamlamışlar, Arap Denizi neresi diye sordum. Bir süre harita üzerinde göz gezdirdiler… Daha sonra kapitalizmin köklerinibiliyor musunuz diye sordum. Cevaplar kırık kırık… Sonra, tarihimizde Diu Savaşı yazılı mı diye sorduğumda arkalarına yaslandıklarını gördüm.
Size biraz tarih, coğrafya, din-kültür, sınırlı da olsa ekonomi konusunu anlatacağım. Arap Denizi, kapitalizm, jeopolitik konular… Buradan hareketle neden İran, Pakistan, ABD, Avrupa, Çin, Papalık gibi soruların cevabına daha gerçekçi noktadan bakabileceksiniz.
Keşifler, denizcilik: Kapitalizme giriş
1492-1522 arasında Avrupalılar keşifleriyle dünyayı değiştirmeye hazır olduklarını göstermişlerdi. Amaçlar farklı olsa da tümüyle beraber ortaya çıkan husus sermayenin artırılmasına dayalı faaliyetlerle açıklanabilirdi. Neticede denize açılanların cesareti olabilirdi, ama bu seyahatlerde kaybedilecek büyük paralar da vardı.
O dönem kimler üstlenebilirdi bu tür riskleri? 1492’de Cenovalı Christopher Columbus, Kastilya ve Aragon kralları tarafından finanse edildi. Columbus, Hindistan (India) zannettiği yeni bir kıtaya ulaştı. Burası daha sonra Amerika adını alacaktı. Her ne kadar yanlış tarifleri içerse de bu denizcilik alanındaki gelişmeyle bundan sonraki adımların düzenlenmesi gerekmekteydi.
Artık Papa bu sürecin içine dahil edilmeliydi, çünkü pratikte dünya coğrafyası pay edilecekti. 1494 yılında ilgili tarafların onayladığı Tordesillas Anlaşması ile Papa dünyayı Atlantik Okyanusu’ndaki Capo Verde adalarını esas alarak ikiye böldü;
- Doğusunu Portekizlilere,
- Batısını ise İspanyollara verdi.
1498’de Mesih Tarikatı’ndan Vasco da Gama, Afrika kıyılarından güneye inmeyi hedefledi. Amaç Hint bölgesine ulaşmaktı. Ümit Burnu keşfedildi. Buradan Afrika dolaşılarak Hint Okyanusu’na ulaşıldı. Artık Avrupa, Çin denizine ulaşabilmekteydi. 1519’da Portekizli Fernand de Macellan dünyayı denizlerden dolaşmaya çabaladı. Macellan ulaştığı denize “Pasifik” adını verdi. Macellan, Filipinler’de öldü ama bir gemisi turu tamamladı, 1522’de amaç yerine gelmiş oldu. Daha sonra denizcilik küreselleşmiş olduğundan rekabet bu alanda arttı.
İspanyolların ve Portekizlilerin özellikle TordesillasAnlaşması ile kazandığı avantajı ortadan kaldırmak amacıyla Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar tarafından büyük mücadele dönemi başladı.
Avrupa merkezli gelişmeler çerçevesinde olup bitenler net sonuçlar üretmekteydi. Şöyle:
- 16’ncı yüzyılda Amerika’dan İspanya’ya taşınan altın ve gümüş 3,8 milyon ton kadardı. İspanya bu hazır para ile kendisi bir sanayi devrimi yapamadı.
- Sanayi Devrimi pamuk, kömür, baharat, çay, vs. ile ilgilenmek durumunda kalan İngiltere yaptı.
- Hatta İspanyolların parasını kullananlar Lombardiyalıve Cenevizli tüccarlar oldu.
- Aydınlanma, Katolik dünyasında başlatılamadı, “dinde reform” hareketlerine yönelenler tarafından yapıldı.
Bütün bunları anlatmamın nedenleri şudur:
- Birincisi: Deniz gücü nedir, neleri içerir, Avrupa bunu bütünüyle anlamıştı. Sadece askeri gemileri geliştirmedi, ticareti, limanları, tersaneleri, gemileri, gemicileri, kentleri, bankaları, borsaları, sigortacıları ve dolayısıyla sermaye gücünü geliştirdi. Buna “kapitalizmin gelişimi” diyebiliriz.
- İkincisi: Keşifler iki nedenle başlatıldı. İlki dini yaymak, diğer ise ticareti geliştirmek içindi.
- Üçüncüsü: Bütün bu potansiyel Avrupa’da önce “endüstrileşme”nin ve “uluslaşma”nın, daha sonra birlik halinde hareket etmenin önünü açtı.
- Dördüncüsü: Batı dünyasıyla beraber “küreselleşme”nin gelişmesi mümkün oldu. Öncelikle ticaret ve bankacılığın denizcilikteki bu adımlarla birlikte ulaşılan küreselleşmesi sayesinde, artık ileri adımlar daha hızlı atılabilecekti.
Bütün bu kavramlar, kapitalizm, ekonomi, küreselleşmegibi, bugüne nasıl geldi, iyi düşünmek gerekir. Emperyalizm ve sömürgecilik gibi kavramlar da buna benzerdir. Hepsi birden güçler arası rekabetin kullandığı politik konuları işaret etmektedir. Kim kime veya neye karşı, bunu tayin etmek ve gerekçeleri ifade etmek bakılan noktadan ne görüldüğüyle ilgilidir. Ama esasen ortada bir gelişme var ve bu gelişme kendi mecrasında oluyor, bunu insanlık tarihi ile özdeşleştirerek açıklamak gerekir.
Diu Savaşı (3 Şubat 1509)
İfade ettiğim gibi, 15'inci yüzyılın sonunda imzalanan Tordesillas Anlaşması dünyayı ikiye bölmekteydi.
Portekizliler Hint deniz yolunu kontrol ediyorlardı. Bu durum Akdeniz’de güçlü olan tüccar denizcileri ilgilendiriyordu. Bir yerlerde zenginlik var ve bu zenginlik denizleri kontrol ile ilgili ise bu denizcilerin iş koluna girmekteydi. En başta Venedikliler bu duruma karşı stratejik bir adım atmak istemişlerdi. 16. YY’ın hemen başında dev projelere kalkışan Venediklilerin çabası dikkat çekiciydi. Lübnan’dan sedir ormanlarını kestirmişlerdi. Amaçları yeni büyük gemiler yapmaktı. Bir kısım güçleriyle Mısır’daki Memluklara politik ve ekonomik destek vererek, bölgede kendilerine müttefik yaratmışlardı. Sökülmüş haldeki gemi parçalarını develerle taşımışlar, sonra Süveyş limanında birleştirmişlerdi. Burada yaptıkları 40 kadar gemiyi Gujarat Sultanlığı’na vermişler ve bir müttefik daha kazanmışlardı. Bu gemilerle Müslüman deniz güçleri (ki içinde Osmanlılar da var,) Hint Okyanusu’ndaki Portekizlilerin müstahkem mevkii Chaul’a 1508’de saldırmışlardı. Planı görüyor musunuz? Sonra Portekizlilerin karşı savaşını görmekteyiz, 1509 tarihli Diu savaşını.
Bu deniz savaşı:
- Portekizliler ile Müslüman İttifakı (Gujarat Sultanı, Mısır Memluk Burji Sultanlığı ve Zamorin'in ortak filosu) arasında gerçekleşmişti.
- Zafer Portekiz'in Hint Okyanusu'nu kontrol ederek ticareti Ümit Burnu'na yönlendirme stratejisini kolaylaştırmıştı.
- Kızıldeniz ve Basra üzerinden Osmanlı, Araplar ve Venedikliler tarafından kontrol edilen tarihi baharat ticareti sonlandı.
- Portekiz Krallığı, Goa, Seylan, Malacca, Bom Baim ve Hürmüz dahil olmak üzere Hint Okyanusu'ndaki birçok önemli limanı hızla ele geçirdi.
- Memluk ve Gujarat Sultanlığı felce uğradı.
- Portekiz'in büyümesi hızlandı ve bir asır sürecek olan siyasi hakimiyet dönemi başladı.
- Bu süreç Portekiz Restorasyon Savaşı ve Hollanda'nın Seylan'ı kolonileştirmesi ile azalmaya başlayacaktı.
Diu Muharebesi;
- İnebahtı Muharebesi ve Trafalgar Muharebesi'ne benzer bir imha muharebesiydi ve
- Dünya denizcilik tarihinin en önemli muharebelerinden birisiydi.
- Avrupa'nın Asya denizleri üzerindeki II. Dünya Savaşı'na kadar sürecek hakimiyetinin başlangıcıydı.
Tarih ve güç dengeleri açısından sorgularsak bazı net sonuçlar çıkarmak mümkündü. Örneğin Osmanlı’ya bakılabilirdi. Osmanlı’da II. Bayezid dönemiydi, yani henüz Osmanlı’nın büyüme veya gelişme dönemiydi. Ama Diunedeniyle Osmanlı; Doğu-Batı istikametindeki ticarette inisiyatifini kaybetmek üzereydi, ekonomik gelirleri azalmaktaydı, bunun üzerine 1510’larda Osmanlı durumu lehine geliştirmek adına bazı adımlar attıysa da atı alan Üsküdar’ı geçmişti; Akdeniz’in Osmanlı gölü olması kadar Hint denizi istikametinde de varlık göstermek gerekiyordu; Kanuni Sultan Süleyman dönemi bu manada gerekli gelişmeleri sağladı; sonra duraklama dönemi konuları öne çıkmaya başladı, 1768-74 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Küçük Kaynarca’da Barış ve Ticaret Anlaşması imzalandı, karadaki güç de Avrupalılara geçiyordu, hatta bizler bunun bir ticaret anlaşması hüviyetindeki değeri üzerine pek konuşmayız bile...
Buna karşılık Avrupa;
- Stratejik ve jeopolitik yönlerden denizleri kontrol etmeyi öğrendi;
- Keşifler yoluyla küreselleşme ve zenginleşme dönemini yakaladı, ticaretten endüstrileşmeye adımları attı;
- Reformların önünü açtı;
- Devlet idaresinde sistemleşmeye doğru gitti.
Avrupa’daki değişimi bizler bu şekilde de anlatmayız. Halbuki bütün konu ticaretle ve güç dengelerinin konumlanması da ticaret fikri üzerinden gelişmekteydi.
- Bu deniz stratejisi ve küresel ticaret fikrini 1508-1509 tarihlerinde benimseyenler ve benimsemeyenler şeklinde ayırdığımızda önemli bir farklılık olduğunu tespit etmemiz gerekmektedir.
- Bu stratejik bakış farkı daha sonra karşımıza fakirleşme ve zenginleşme olarak ortaya çıkacaktı. Fakirlik ve zenginliği bırakın, her yönden değerlendirebilirsiniz, hatta geri kalmak ve ilerlemek açısından da.
Avrupa’nın Atlantik kıyısındaki ülkeden Portekizlileri 1509 yılında okyanus ötesindeki Diu’ya getiren bir arzuydu ve akıldı. Portekizlilerin bu süreçteki kararları her ne kadar amaç dinlerini yaymak gibi ifade edilse de sonrasında tamamen değişti, ticaret ve zenginlik kaynağı aramaya döndü. Bu noktadan sonra her şey aslında bir ticari rekabete dayanıyordu. Portekizliler sonuçta Venediklilerle, Hintlilerle ve Araplarla denizde rekabet etmek durumundaydılar. Bu ise bölgeye daha fazla yelken açmak manasına gelmekteydi. Koloniler kurarak buralarda kendi sistemlerini geliştirmek isteyeceklerdi.
Cesaret, rekabet, kural, küresel ticaret, fiyat devrimi
Hal böyle olunca Portekizlilerin, öncelikle Hollanda ve İngiltere ile rekabetleri söz konusuydu. Nitekim giderek Hollandalılar ve İngilizler öne çıkmaya başlamışlardı. Portekizlilerin denizlerdeki tekeli bozuldu. Avrupa’da fiyatlar 2/3 oranında düştü. 17'nci yüzyılda Doğu Hint Adaları Şirketi küresel ticarete başladı.
Diu Savaşları (1509 ve 1538) ile Portekizliler Hint Okyanusu’nun kontrolünü ellerinde tutuyorlardı. Diğer taraftan 15'nci ve 17'nci yüzyıl arasında başka gelişmeler meydana gelmekteydi. Bunlar bütünüyle bakıldığında keşiflerle ve sömürgecilikle ilgiliydi. Ana hatlarıyla şöyle bir gelişme vardı, İspanyollar tarafından (1521’dan başlayarak) Aztek ve İnka Krallıkları’nın fethedilmesi söz konusu oldu. Bu dönemde İspanyollar, Avrupa’da Protestanlara açılan savaş ile Avrupalılara Asya ticaretinde sağlanan kredi sonucunda Fiyat Devrimi denen krizi yaşadı. Sonuçta enflasyon sorun oldu ve rekabet dışı kaldı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Hemen diğer güçler hareketlenmişlerdi: İngilizler (1497) genel olarak batıya, Fransızlar (1530) ise Kanada’ya yöneldi.
Önemli bir gelişme ise anonim şirketler yoluyla okyanus ötesinde gerçekleştirildi. İşte bunlar her ne kadar gelişmemiş de olsa “küreselleşmek” demekti. Asya ve Amerika ile ticaret yapan yüksek sermayeli Doğu Hint A. Ş. kuruldu. Bu neye yaradı? Kara ve deniz askeri gücü geliştirildi; küresel Müstahkem Ticaret Karakolları açıldı.
İmtiyazlı İngiliz Doğu Hint A. Ş. (1600), Swally Deniz Savaşı’nda (1612) Portekizlileri yenmişler, 1612-1690 tarihleri arasında Hint-Asya’da bahsedilen karakolları kurmuşlardı. Sonuçta İngilizlerin bölgedeki yerleşke sayısı 23 kadar olmuştu. Burada kalmadı, Amerika’da kolonileşme başladı. 1607’de Jamestown, 1620’de Plymouth, 1630’de Massachusetts kolonileri açıldı. Bahama ve Karayipler’de çeşitli noktalar alındı, 1655’te Jamaika bunlara katıldı.
İmtiyazlı Hollanda Doğu Hint A. Ş. 1602 tarihinde kurulmuştu. Hollanda Doğu Hint A. Ş. Hint-Asya bölgesinde Portekizlilerin egemenliğini ellerinden almaya başladı (1605). 1630-1640 arasında Brezilya ele geçirildi, Karayipler’de şeker kolonisi, 1624’te New York alındı, 1652 tarihinde Güney Afrika Cape Kolonisi açıldı.
Osmanlı
Bu arada Osmanlı ne yaptı, kısaca ona bakalım. Osmanlı, Suriye ve Mısır’ı topraklarına kattıktan sonra Akdeniz’e hâkim olmak gerektiğini anlamıştı. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman zamanında güçlü bir donanmaya kavuşuldu ve bu donanmanın başında Barbaros Hayrettin Paşa vardı. 1538’de Venedik, Ceneviz, İspanya ve Papa güçleri bir güç oluşturmuş Barbaros’un karşısına sürmüşlerdi. Karşılaşma Preveze’degerçekleşmişti. Bu durumda Venedikliler Hint bölgesinde Portekizlilerden bir darbe yemişlerdi, ikinci darbeyi de Akdeniz’de Türklerden almışlardı. Bu avantajla 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs’ı fethetmişti. Bu yenilgiler Venediklilerin olduğu kadar Papa’nın da gücünü sarsmaktaydı. Papa tekrar bir Kutsal İttifak toplamıştı. Bu kez 1571’de İnebahtı önlerinde Osmanlı donanmasını yenmişler ve Kıbrıs’ı geri almışlardı.
Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın o meşhur sözü buna dair söylenmişti:
Bizler Kıbrıs’ı alarak sizin kolunuzu kestik. Siz de İnebahtı’da bizim sakalımızı kestiniz. Kesilen kol yeniden uzamaz, ama kesilen sakal daha da gür bir şekilde çıkar.
Osmanlı tarafından 1572’de Kıbrıs tekrar, aynı hızla 1574’te Tunus alındı ve Akdeniz’de Venediklilerin gücü ortadan kaldırıldı. Sonra Osmanlılar Hint Okyanusu’na açılan Basra’nın kontrolünü sağlamak için Safevilere yönelmişti.
Neticede 1639 tarihinde Kasr-ı Şirin Anlaşması imzalandı ve İran ile Kafkasya’ya kadar olan kara sınırları çizilmişti. (Halen iki ülke arasında bu sınırlar geçerlidir.)
Tarihsel okumalarda haliyle “neden öyle olmadı” diye sorulamıyor. Ama eksiklerin nerelerde olduğunu tespit etmek mümkün olabiliyor. Osmanlı’nın özellikle 16. YY’da jeopolitik, stratejik, savaş, gibi konulardaki hamleleri tereddütsüz çok yerinde gerçekleşmişti. İmparatorluğun yapısı gereği, banka, borsa, ticaret gibi faaliyetleri ise ya kendi içindeki tebaa ya da devletten imtiyaz almış yabancılar tarafından deruhte edilmekteydi. Bu giderek güçlenen Batılılar tarafından kolay istismar edilebilir bir sistemdi.
“Kırılganlık” kavramını bu şekilde tarif etmek mümkündü ve bu kavram bugün bile karşımızdaydı. Osmanlı zenginliğini ve gücünü bizatihi ticari alanlara odaklamakta, Avrupa’daki gelişmeleri bire bir takip edip buna göre kendi ıslahatlarını yapmakta gecikmekteydi veya bütün bunları önceleri hiç önemsememekteydi. Bu durum II. Selim sonrasında giderek Avrupa ile aranın açılması şeklinde tezahür edecekti. Üstelik 1789 Fransız Devrimi ile yayılan “ulusçuluk” fikri Osmanlı’dan parçalar halinde kopuşun başlaması demekti.
Yüzölçümü olarak toprakları oldukça az olan Hollandalılara bakalım:
- Amsterdam limanı ve ticaret merkezini geliştirmesi,
- Denizcilikte ilerlemesi, hatta filinta gemilerini yaratarak kullanımlarını yaygınlaştırması,
- 1602’de Doğu Hint Şirketi’ni ve
- 1609’da Amsterdam Bankası’nı kurması, küresel ticaretyapması, para ve madenlerin takasında bir standardı geliştirmesi ve bunu tüm dünya ticaretinde kabul gören ve kullanılan sisteme dönüştürmesi çok şeyi değiştirmekteydi.
- Amaç, “her alanda en erken ve işleyen sistemi nasıl oluştururum, icatları ve devrimleri nasıl yaparım, bir de yapılanları hukuken nasıl belgelerim,” demeye dayanıyordu.
- Sadece ticaret ve finans alanındaki yenilikler değil, Hollandalıların örneğin “tarımdaki devrimi”ni hiç kimse önemsiz göremezdi.
- Hollandalılar henüz bağımsız bir devletleri yokken bütün bu işlere kalkışırken, “durun ben şimdi Kapitalizm adına çok önemli işler yapacağım” dememişlerdi. Hollanda’nın (İsviçre ile beraber) Otuz Yıl Savaşları sonrasında Vestfalya Anlaşması ile 1648’de bağımsızlığı tanındı.
- Ama neticede hem kendi kapitalleri büyüdü hem de kapitali olanların standarda uymak zorunda kalmalarının önü açıldı. Bu stratejik bir bakış açısıydı. Bakış açısı gereği öne çıkanlar ne ise devletin geleceğindeki sahne de öyle gerçekleşmekteydi.
Portekizlilerin Hint denizlerinde “Bu denizler Portekiz’e ait” demesi üzerine Hollandalı hukukçu Grotius, Mare Liberumbaşlıklı yazısını yayımladı. Bugünkü “uluslararası sular” kavramı onun sayesinde ortaya çıktı. Şöyle:
Karadan 3 deniz mili uzaklıktan sonra özgür sular başlar, denizde egemenlik hakkı bir devletin değildir.
Sonuç: Bugünkü İran savaşı
Neler görmektesiniz? 1508-1509’dan farklı bir anlayış var mı? Neden Basra Körfezi, Arap Denizi ve Hürmüz Boğazı? Neden Pakistan ve Araplar devrede? Neden küresel ticaret ve enerji meselesini çözmek durumundayız? Değişen ne ki? Bir taraf para kazanmak, rekabette öne geçmek diyor, diğer taraf ise sübjektif açıklamalarla kendini aldatıyor.
ABD, tıpkı Portekizliler gibi geldiler, on bin km öteden, dünyayı aşarak… Neden? O kadar belli ki… Tarih bize neyin neden yapıldığını örnekliyor. Hürmüz, BAE, Pakistan diyorum, diğeri ben de bildim diye zıplıyor. Bir ayda 6 adet Hürmüz ve Basra içerikli yazı yazıyorum, tarihi ve hukuki mesele diyorum, en sonuncusu Enine Boyuna Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı Meselesi oldu, diğeri neden kurcalıyorsun diyor. Anlamak mümkün değil. Şimdi tekrar soruyorum: Bütün bunları biliyordunuz değil mi?
Tarihi okumayı doğru yapamayanlar sanki bu dünyanın değil de başka dünyaların insanları… Ama ortada birçok tarih mezunu var; hatta kürsülerde çıkmış konuşanlar, strateji ve jeopolitik içerikli cümleler kuranlar… Birbirine bağlanamayan dünya gerçekleri, kavramlar, algı meselesi… Küçük çıkarlara terkedilen gelecek tasavvuru… Sonuçta neyi kazandım neyi kaybettim demekten aciz insanlar…
Eğer biri çıkıp, ben zaten Diu Savaşı’nı bilmiyordum dediyse, yarım yamalak kapitalizm anlattıysa, buna karşılık kendine ezberletilenleri tekrarlayıp duruyorsa, o aslında ders almaya da açık değildir. Ders almayanlar başkalarına çalışırlar, güç mücadelesinde yer tayini ve esasen zenginliğin kuralı da böyle.
İşi yapanı bulurlar ve yaptırırlar. Yapana değil yaptırana bakmak gerekir. Yaptıran rekabetten dolayı mecbur; çünkü o değilse diğeri yaptırır. Dünya politikasında ölüm kalım meseleleri böyledir; savaşlar çözer bazı çıkmaz işleri. Konuşmak, anlaşmak, zamanın ve şartların idraki içinde olmak bu değil mi? Tarih böyle değil mi?
Mesele birkaç sözcüğü bilmek ve tekrarlamak değil, bütüne şamil esasları eksiksiz ve gerçekçi biçimde birbirine bağlamaktır.
Ders böyle bitti…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish