Savaş devam ediyor. Buna fiilen söyleyeceğimiz yok, kendimize göre eleştirilerimiz var.
Mesela, saldırgan saldırgandır. Savaş kötüdür; keşke savaşmadan anlaşmalar yapılsaydı.
Geldik savaşın sıcaklığını söndürme evresine ki hemen barış olsa diye umut etmeliyiz.
Çünkü biz vicdan sahibi insanlarız. Savaşı en iyi bilenlerden biriyim.
Hatta bu savaşı takip edenlerin içinde her alanda ürün vererek karşınızda oldum ki kamuoyu objektif bilgilensin.
Neredeyiz? Bakıyorum herkes Hürmüz demeye başladı. Bu iyi. Hürmüz önemli. Neden mi?
Giriş
Şuradan başlayayım. Aslında savunduğum tezleri mart ayı ortasından itibaren ileri sürüyorum, takip ediyorsunuz.
Neler yazdım, neler okudunuz?
Okuyamayanlar için bakınız:
- İran jeopolitiği ve bu bakışla savaşın nedenselliği
- Hürmüz Boğazı meselesi ve tartışılması
- İran savaşında yeni safha
- ABD-İsrail ve İran: Anlaşma mı, savaşa devam mı?
- İran savaşında yeni safha: Ada senaryoları, amfibi riskleri ve Körfez’in ikilemi
Bunun dışında TV kanallarında açıkladıklarıma da bakılabilir.
Bu konu mart ayı sonu itibariyle WSJ ve FT'te de yeni konuşulmaya başlandı. Birleşik Arap Emirlikleri konusu ve yazarlar öne çıktı.
Girişte sorunu açalım: Temel konu ne?
- ABD'nin, BAE'nin üzerinden yapılabilecek bir amfibi operasyona köprü başı inşa etmesi. ABD amfibi gücünün Basra Körfezi içine girmesi konusu ilk planda olmasa bile, ikinci planda olabilir. İlk yapılacak ise BAE'nin operasyona fiilen sokulmasıdır. Bu Körfez'in savaşa fiilen girmesi olarak da okunabilir. Bu savaşla ilgili ve ne yapılacaksa ABD bilir. Ancak bir kurmay aklıyla “ben olsam böyle yaparım” şeklinde tezimi ifade etmekteyim.
- Hürmüz Boğazı’nın hukukileştirilmesi. Benim dikkatinize sunduğum temel konu bu. Önemsememin nedeni ne? Uluslararası sahnede sizin dikkatinize sunduğum bu konunun dünya gündemine bu denli getirilmeden önce sizin bilgi sahibi olmanız.
Bugünlerde pek çok soru da soruldu. Cevap verdiklerim tatmin oldular. Ama temelde aklı karışık olanların meseleye bakışını da vereyim:
Bu ABD, İsrail, İran savaşı, İran’ı savunmak varken neden İran aleyhinesin veya ABD Basra’da bir adaya operasyon yapsa başarısızlık şansı o denli netken, neden bu konuyu ifade etmeyi sürdürüyorsun?
Ben de diyorum ki; bir anlığına kendinizi savaş meselesinden geriye çekin, Arap-İran meselesine tarih açıdan bakın, (siz kimden yana olmak istersiniz, diye de sormayacağım,) benim gibi konuya objektif bakın, acaba ilgileneceklerinizin içinde neler olacak, tartışılacak noktalar neler?
Şuradan başlayalım: Neden BAE?
Cevap açık: Tarif ve coğrafya.
Politik-askeri değerlendirme
Önce coğrafyaya ve askeri yöne bakmanızı istiyorum.
İnceleyelim:
- Arap Denizi'ndeki ABD amfibi birlikleri karayolu ile Hürmüz önündeki 3 adanın (Abu Musa, Greater Tunb andLesser Tunb) tam karşısında bir köprü yeri inşa edebilirler. Buradan ikmali sağlayabilirler. Hem BAE'yi de savunurlar. BAE’ye atılan İran füzesi sayısı hepsinden fazla. Neden diye düşünmediniz mi? Savunulması mı gerekiyordu?
- Umman'ın tam İran karşısındaki burunda yer alan kayalık,askersiz ve bu ülkenin Hürmüz'ü kontrol edecek bir imkânıda yok.
- Ancak “egemenlik” bahsinde BAE ile Umman birlikte hareket ederek, İran'ın tek taraflı “Hürmüz benimdir”açıklamalarına hem tarihsel gerekçelerle hem de 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bağlamında, fiilen karşı koyma imkânı bulabilirler. Bunun yapılabilmesi için ABD'nin operasyonel desteği şart görünüyor. (Kendinizi BAE’li ve Ummanlı yerine koyun, hatta Suudileri de işin içine katarak, İranlılara karşı “Araplar” diye bakın.)
- Bırakın bu savaşı, 50 yıl önceden ama özellikle 1971 ve 1979'dan beri olanları düşünün. Dünya petrolünün 1/5’inin çıktığı bu boğaza dikkatlice bakın. Hukuk var mı? Ancak Basra’da İran dışında 7 ülke daha var ve petrol-gaz sahibi. Öyleyse, Basra dünyaya açık olmalıdır. Bugün iddiasına bakarak düşünün, İran'ın tahakkümü hukuksuzdur ve korsanlıktan farksızdır.
- Hatta İran’ın 1979’dan beri silahlanmasına bakın, özellikle Hürmüz için. Asimetrik imkanları geliştirmişler ve benzeri Somali’de gemilerden haraç alanlardan ne farkı var?
- Üç küçük ada (Abu Musa, Greater Tunb and Lesser Tunb), Hürmüz Boğazı'nın girişinde yer almaktadır. Son Şah, 1971'de donanmaya bu adaları işgal etme emri verdi. Birleşik Arap Emirlikleri, özellikle Arap kabilelerinin hukuken hakkı yok muydu?
- Eğer BAE ve diğer Körfez Ülkeleri savaşa girsin, İngiltere de girecektir, bunu da işaret edeyim.
- ABD buradan çıkar mı? Bir defa ABD bölge petrolünün piyasasına dair kontrolü elden bırakmayacak önlemleri kendine göre alır ve (çok ülkenin işine gelir tarzdaki) düzenlenmesinde en önde olan güçlü kalma konumunu elden bırakmaz. Hürmüz'de yeni ve sağlam bir geçiş hukuku inşa edilmeden gitmez, ABD, Körfez'de bir şekilde askeri güç bulundurur. 28 Şubat'ta başlayan savaşın devam edip etmemesi ayrı konu. Bu mesele İsrail'in de konusu değil. Meseleye çok geniş bakın.
- ABD İran toprağına girer mi ve girerse çıkabilir mi? İkisi de “zor” demekle cevaplanabilir, ancak ifade etmek istediğim konu bu mu? Hayır.
Tarih
Bu konu öncelikle tarihsel boyutuyla irdelenmeli.
Malum Amerikalılar ve İngilizler bu işleri iyi bilirler.
Başkaları veya biz neden bilmeyelim?
Petrol ve gaz bizim paramızla ilgili değil mi?
- Hürmüz, Halid bin Velid ile Pers zamanında savaş konusu.
- Arap ve Türklerin zamanında Hürmüz neydi, iyi bilmek gerekir.
- Şah, 1971’de Hürmüz’e yakın 3 adayı BAE’den ilhak etti.
- İran, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf değil ve Hürmüz Boğazı’nın kendi egemenliği iddiası çok yanlış.
- Umman ve BAE itiraz etmedi, ancak hakları saklı.
Hürmüz Boğazı’nın adı nereden geldi? Bu bilgileri Turan Kışlakçı’dan aldım. Bakınız: Müslüman Araplar 11-15. yüzyılda bölgeye hâkim oldular ve Hürmüz Krallığı kurdular.
Bu krallık, Türkmen bir karakter taşımakta olup, Türkmen emir KutbeddinYımtehen’in, Hûle Arapları ve Maskat kıyılarındaki Araplarla kurduğu ittifakla şekillenmiştir.
Krallığın temelleri, Emir Yımtehen’den önce, 1041 yılında atılmıştır. Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın kardeşi İmadüddinKara Arslan Kavurd Bey, kendisini Kirman, Mekran, Umman, Ahsa, Katif ve tüm Bahreyn bölgesinin hükümdarı ilan ederek Kirman Selçukluları kolunu kurmuştur. Daha sonra Emir Kutbeddin Yımtehen, 1355 yılında Hürmüz’ü Moğollardan kurtarmış; Hürmüz, Kiş, Katif, Bahreyn kıyıları, Kalhat, Kuriyat, Sohar, Horfakkan, Maskat, Ras el-Hadd, Ahsa ve Katifüzerinde hâkimiyet kurarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Krallığa, başkenti olan adaya nispetle “Hürmüz Şahîliği” adı verilmiştir.
Hürmüz Adası’nın ismi yaklaşık 25 asırdır değişmeden varlığını sürdürmektedir. İsmin kökenine dair en güçlü görüşlerden biri, Dr. Kurbanali İbrahimi’ye aittir. Ona göre bu ad, eski Arap-Irakîdillerine dayanır ve “hurma yetiştirilen yer” anlamına gelir. Buna göre “hur / hür” kelimesi “yer, şehir”; “muz / moz” ise “hurma” anlamını taşır. Adanın Arap sakinleri, hurma ağacına “hormug” (örmuk) adını vermekteydi. Bu isim, bölgede hurma ağaçlarının bolluğuna işaret eder. Dolayısıyla Hürmüz, yerel lehçede “hurma adası” ve boğaz da “hurma geçidi” anlamlarını taşır. Sayın Kışlakçı şöyle tamamlıyor: Bu isimlendirme yerel ve Arap kökenlidir…
Körfez’de 15. yüzyılda Bahreyn ve Umman İmamlıkları vardı. Hürmüz’de ise Hürmüz Arap Sultanlığı (Saltanatlık) boğazın her iki kıyısındaydı. Bugünkü Katar ve BAE o vakit şimdiki isimleriyle anılmamaktaydı. Bugünkü İran’da Karakoyunlu Devleti, Belucilerin yaşadığı coğrafyada ve Pakistan’da ise Timurlular Devleti vardı, ki bunlar Türk Hakanlığıdır.
Yakın (modern) zamana gelelim. Şah zamanı, 29 Kasım 1971'de, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı'nın ağzındaki üç küçük toprak parçasını, Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb'u ele geçirmesi dünya tarafından neredeyse hiç fark edilmedi. Halbuki Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez'deki birçok ülke için bu, teknik bir sınır anlaşmazlığı değildi. Bu bir “işgal” eylemi ve kalıcı bir yara iziydi.
Şah'ın bu adaları ele geçirmesinden yarım yüzyıl sonra, bu adalarla ilgili soru artık sadece "kimin mülkiyetinde" değil, "küresel petrol ticaretindeki en kritik geçiş noktasını kim güvence altına alıyor" sorusudur.
Trump'ın Körfez'den geçen gemiler için Amerikan destekli sigorta sağlamaya yönelik adımlarıyla Washington, denizcilik sigortası ve riskinde İngiliz egemenliğinin kalıntılarını ortadan kaldırmak istiyor. Trump müttefiklerine, bize yardım edin derken para veya silah istemiyor, politik bakımdan durumu değerlendirin ve İran’ın tek taraflı olarak Basra Körfez’ini hukuksuzca baskılamasından kurtaralım diyor.
Deniz trafik sigortasını yapan kişi veya şirket sadece prim toplamakla kalmaz; fiilen trafik üzerinde veto yetkisine sahiptir ve her önemli kargoyu, neyin taşındığını, ne kadar hacimde olduğunu, nereden nereye taşındığını görebilir. Bu yeni mimari, Amerika Birleşik Devletleri'ne bir zamanlar Londra'nın sahip olduğu bir şeyi kazandırıyor: Küresel sigorta ve reasürans hizmetlerine kesintisiz erişime bağlı olan her Körfez limanında dolaylı bir varlık.
Mantıksal olarak bir sonraki adım hem coğrafi hem de mali niteliktedir. Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarının BAE'ye iade edilmesi, bu adalara olan bağları Şah'ın savaş gemisi diplomasisinden çok daha öncesine dayanan Arap sakinlerine karşı yapılan tarihi bir haksızlığı düzeltmekle kalmayacak, aynı zamanda adaların kendisinde resmi bir “Körfez Güvenlik Komisyonu” düzenlemesi için yasal ve siyasi zemini de sağlayacaktır.
Sorun ne? Hürmüz Boğazı'nın zorlama, sabotaj ve abluka karşısında savunmasız kalması.
Düşünün, BAE'nin daveti üzerine süresi belirlenebilir bir ABD varlığı, serbest seyrüsefer, güvenilir enerji akışı ve denizcilik şantajına karşı net kırmızı çizgiler üzerine kurulu bir güvenlik düzeninin temelini oluşturabilir.
Buradan ekmek yiyen çok kişiye göre bu, “ABD işgalci, ada işgal etmek istiyor” veya “Venezuela gibi burada da petrole konmak istiyor” meselesi değildir. Bu, toprakların İran tarafından hukuksuz bir şekilde ele geçirilemeyeceği ve süresiz olarak elde tutulamayacağı ilkesini yeniden tesis etmek için bir çıkış bulma meselesidir. Hürmüz'e hukuk gelir ise halen İran’ın vekili Husilerin baskısı altındaki Bab el-Mandeb'e de hukukun getirilmesi, tedarik zincirlerinin güvenceye ve tutarlı bir denizcilik stratejisinin garanti altına alınması meselesidir.
Artık bu savaş başladı mı?
Bu savaş bir sonuç verecek mi?
Biz dünyalılar ne düşünmeliyiz?
Adalet! Eğer o çok tartışmalı bir lider olan ABD Başkanı diye bakmaya devam edebilirsiniz; ama bu meseleyi çözmek adına düşünün:
- Trump, bu savaş ile önümüzdeki on yıllar boyunca küresel enerji ve ticaretin can damarları noktaları öyle veya böyle güvence altına almak konusunda ciddiyse ve bu noktada Japonya, Çin, Güney Kore, Avrupalılar, herkesi bu işi çözmeye davet ettiyse;
- Bırakın klasik dönemdeki Arap-Pers anlaşmazlığını, 1971'deki ilhakı düzeltmek ve bu adaları, dikkatlice yapılandırılmış bir üs anlaşmasıyla, BAE bayrağına verecekse;
- Hürmüz Boğazı’nı hukuka kavuşturup, önce bir komisyon kurulacak ve daha sonra BM Deniz Hukuku Sözleşmesi esaslı bir anlaşma yapılacaksa, bunun başka yolu var mıydı?
Nasıl görüyorum?
Benim argümanım açık: Önce herkes gibi, “Hürmüz tartışmalı” diyorum. İran sözcüsü dün açıkladı, “Hürmüz İran’ındır” dedi ve bu söylenenler kayıtlı. Neden böyle söylediniz, gerçekten sorun bu mu? Hürmüz İran’ı değil! Olsa olsa; İran ve Umman’ın veya İran ve Umman ile BAE’nin.
Düşünün, olaya bu zaviyeden bakan ABD (veya Trump) ne yapar diyorum ve kendimce açıklıyorum:
- BAE’yi (ama aslında Arapları) savaşa fiilen sokar veya eğer bir anlaşma olacak ise onları tam taraf yapar diyorum.
- Basra Körfezi’nden petrol ve gaz satın alan ülkelerin, gemicilerin ve sigorta şirketlerinin de istediği budur,sonuçta hukuk belirlensin.
- Tarihsel açıdan olacakların tam eşiğinde olan ABD isebölgede uygun bir adada bayrağı BAE’ye diktirebilir, bu kimseye ters gelmesin; ABD donanmasını Körfez Ülkeleri’ni (BAE gibi) fiilen bu savaşa sokarsa, bir sonraki adımda eli daha geniş biçimde hareket eder (ki o noktada İngiltere bile bu işe heveslenir); o zaman taktiksel manada olay şu; ABD deniz piyade birlikleri BAE üzerinden (karadan) gelir, BAE kıyısında köprü başı tutar, böyle de düşünün diyorum.
Türkiye (ve başkaları) bu argümanımı tartışsın istedim.
Elbette kim ne yapar bilmiyorum, ABD şu adayı alır türü bir iddiam yok.
Sonuç
Bu Hürmüz konusu sadece ABD’nin değil, önce bunu bilmeliyiz. Nasıl tarihte İngilizler böylesi yerlere girip hukuku ben belirlerim diyorsa, bugün de ABD benzerini yapıyor. Bunlar bilmediğimiz şeyler değil. Özellikle de Birinci Dünya Savaşı zamanında bizlere yansıyan acı konular var, unutamayız.
Şimdi konu ne? Bir savaş oluyor ve savaşın kendisi bizim fiilen dahil olacağımız bir şey olamaz; şüphesiz en kısa sürede de bölgeye istikrar ve barış gelsin isteriz. Peki geleceğe bakın: İstikrar nasıl gelecek, ne yapılırsa istikrar olur? İşte bunu çok tartışmalıyız. Sıradan düşünürsek olmaz! Önce Hürmüz Boğazı ve Basra, sonra Aden Körfezi ve Doğu Akdeniz’e uzanan Kızıldeniz. Bunlar bizim cebimiz için de önemli!
Tarihi gerçek şu: İran, Hürmüz’de dün işgalciydi, bugün korsanise böyle devam etmesin! Bu bir istikrar ve çözüm konusu değil.
İleriye bakalım: Önce bir uluslararası komisyon kurulacak, daha sonra Hürmüz’ün egemenliği üzerine Boğaz Anlaşması!
Bu mümkün değil mi? Dünyada işler böyle dönmüyor mu? Tarihe bakın. Bence bunu şimdiden öngörmelisiniz.
Başka şeyler de ileri sürülebilir. Örneğin, İran’ınki hak da Arap’ın hakkı ne olacak? Geçtim onu, senin-benim hakkım ne olacak, petrol ve gaz da değil, gübre vb. çok önemli meselelervar, öyle değil mi?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish