Siyasi partiler hukuku çerçevesinde mutlak butlan tartışmaları

Avukat Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

27 Mayıs'ın yıl dönümü yaklaşırken siyasi hayatı 15 yıl 4 ay 15 gün 1 saat 35 dakika süren Demokrat Parti, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla 29 Eylül 1960 tarihinde kapatılmıştır.

Ancak Demokrat Parti ilk değildi. Nitekim kurucuları Demokrat Parti'nin içerisinden çıkan Millet Partisi de aynı sonu yaşamış ve kurucuları arasında Fevzi Çakmak'ın, Osman Bölükbaşı'nın bulunduğu parti, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 27 Ocak 1954 tarihinde kapatılmıştır.

Tıpkı 30 Aralık 1957'de komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle kapanan Vatan Partisi gibi.

Bu partilerin kapanmasına karar veren mahkemeler hukuk mahkemeleriydi.

Nitekim bu dönemde Türkiye'de bir Siyasi Partiler Kanunu bulunmamaktaydı.

Siyasi partilere ait düzenlemeler, dernekler hukuku ve medeni hukukun kişiler hukuku başlığı altında değerlendirilmekteydi.

Bu süreç 1961 Anayasası'na kadar devam etmiş, 1961 Anayasası ile siyasi partiler ilk kez anayasal güvence altına alınmış, ardından yürürlüğe giren 1965 tarihli 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile partilerin kuruluş, faaliyet ve denetim esasları sistemli biçimde düzenlenmiştir.

Bu düzenleme, Türkiye'de siyasi partiler hukukunun kurumsallaşmasında önemli bir adım olmuştur.

Ardından 1982 Anayasası ile siyasi partiler rejimi yeniden düzenlenmiş ve partiler demokratik siyasal hayatın temel unsurları olarak anayasal güvence altına alınırken aynı zamanda daha sıkı denetim ve sınırlamalara tabi tutulmuştur.

1982 Anayasası, siyasi partilerin hukuki statüsünün kurumsal olarak güçlendirilmesine katkı sağlarken, 1983 yılında kabul edilen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile siyasi partilerin kuruluşu, teşkilatlanması, üyelik yapısı, aday belirleme usulleri ve mali denetimleri ayrıntılı biçimde düzenlenmiş ve böylece siyasi partiler hukuku daha sistematik ve kurumsal bir yapıya kavuşturulmuştur.

Bu süreçte, siyasi partilere ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için de özel bir denetim mekanizması oluşturulmuştur.

Parti kongreleri, adaylık işlemleri ve teşkilat yapısına ilişkin ihtilaflar seçim kurulları tarafından incelenirken, en üst denetim mercii olarak anayasal güvenceye sahip olan Yüksek Seçim Kurulu görev yapmıştır.

YSK'nın yüksek yargı organlarından seçilen üyelerden oluşması ve kararlarının kesin olması, seçim güvenliği ile siyasal temsilin tarafsız biçimde korunmasını amaçlamıştır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Siyasi partiler hukukunun anayasal olarak korunmasından yıllar sonra, 21 Mayıs 2026 tarihinde muhtemelen üzerinde müzakere ettikleri bir önceki konunun kira uyuşmazlığı olduğu bir mahkeme tarafından Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4–5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultayı ile ilgili mutlak butlan kararı verilerek kurultayın iptal edilmesine karar verildi.

Peki,, nedir bu mutlak butlan ve verilen karar hukuken doğru mu?

Mutlak butlan, kanuna, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan bir hukuki işlemin şartları sağlamış olsa dahi hukuken hiç yapılmamış sayılması hâlidir.

Bu karar alındığında işlem, doğduğu andan itibaren geçersiz olmaktadır. Mahkeme vermiş olduğu bu karar ile 4-5 Kasım 2023 tarihinden sonra yapılmış olan bütün işlemleri hukuken geçersiz saymıştır.

Bu kararın hukuken doğru olup olmadığı tartışmalı olsa da mevcut düzenlemelere göre verilmiş olan bu kararın yetki ve usule aykırı olduğu izahtan varestedir.

Mahkeme vermiş olduğu kararda, Siyasi Partiler Kanunu'nun 121'inci maddesinde yer alan “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanunu'nun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır” hükmü gereğince Medeni Kanun'un hükümlerini uygulanabileceğini ifade etmiş, buradan yapılan atıfla kanunun 83'üncü maddesinde yer alan “Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır” madde uyarınca mutlak butlanla hükümsüz sayılabileceğini ifade etmiştir.

Ancak bu değerlendirmeye katılmak mümkün değildir. Nitekim Siyasi Partiler Kanunu'nun 21'inci maddesinde “Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hâkim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” denilerek kurultay ve kongre seçimlerine yapılacak olan itirazın usul ve yöntemi belirlenmiştir.

Bu sebeple karar mercii ancak il ve ilçe seçim kurulları olacaktır. Anayasa'nın 79'uncu maddesinde “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” denilerek bu kararlar aleyhine hiçbir mercie başvurulmayacağı ifade edilmiştir.

Kararda tartışılması gereken bir başka husus da gerekçeli kararda devam eden hukuk davaları ve ceza davalarına yer verilmesidir.

Söz konusu davalar henüz devam etmekte olup bu hususta kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamaktadır.

Kararda yer alan ceza davalarında iddianameler her ne kadar Siyasi Partiler Kanunu'nun 112'nci maddesinde yer alan “Siyasi Partiler Kanunu Oylamaya Hile Karıştırılması” başlığından yer alan “Önseçimler ile siyasi parti kongrelerinin seçimleri ve kararları için yapılan oylamalarla, her kademedeki her çeşit parti görevlileri ve yedeklerinin seçimi için yapılan oylamalara ve bu oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar” hükmü gereğince düzenlenmişse de delegelere baskı kurulması ve delegelere oy karşılığı maddi menfaat sağlanması bu suç tipinin oluşmasına sebebiyet vermemektedir.

Nitekim düzenleme açık olup buradaki hile unsurunun varlığı oyların sayım ve dökümüne ilişkindir.

Söz konu eylemler ancak 298 sayılı Seçim Kanunu'nda “haksız oy temini” başlığında yer alan “Her kim kendisine veya başkasına oy veya tercih işareti verilmesi veya verilmemesi için bir veya birkaç seçmene menfaat, sair kıymetler teklif ve vadeder veya verir, yahut resmî, umumi vazifeler veya hususi hizmet ve menfaatler vaat veya temin ederse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Verilen, vaat veya temin edilen menfaatler seçmenin seyahat, yemek, içki ve nakil masrafları veya hizmetlerinin mukabili olarak gösterilse dahi hüküm aynıdır. Yukarıda yazılı para, menfaat, vaat veya hizmetleri kabul eden seçmen dahi aynı ceza ile cezalandırılır. Bu fiilleri tehdit veya cebir veya şiddet kullanarak işleyenler hakkında ceza, bir misli artırılarak hükmedilir” hükmünün oluşması olarak düşünülebilecektir.

Ancak bu hüküm ancak genel seçimler ve mahalli seçimler açısından değerlendirilebilecek olup suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği uygulama alanı bulması mümkün değildir.
 


Ayrıca ileri sürülen bütün iddiaların doğru kabul edildiği varsayımında dahi, hukuk tekniği açısından açıklığa kavuşturulması gereken temel meselelerin yanıtsız kaldığı görülmektedir.

Nitekim hangi delegenin iradesinin hangi somut fiil nedeniyle etkilendiği, hangi delegenin hangi adaya oy verdiğinin ne şekilde belirlendiği ve ileri sürülen irade sakatlığının seçim sonucunu hangi hukuki ve matematiksel bağlantı çerçevesinde değiştirdiği ortaya konulamamıştır.

Bunun yanında, delegelerin tercihleri ile ortaya çıkan seçim sonucu arasında somut bir illiyet bağının nasıl kurulduğu da açıklanamamıştır.

Bu sorulara açık, somut ve ikna edici cevaplar verilmeden; yalnızca genel nitelikli iddialar ve soyut değerlendirmeler üzerinden kurultay iradesinin sakatlandığı sonucuna ulaşılması, hukuk güvenliği bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Ez cümle, siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olup bir kurultayın veya genel kurul iradesinin mutlak butlan yaptırımıyla hükümsüz sayılabilmesi için yalnızca soyut iddiaların varlığı yeterli değildir.

Böyle ağır bir hukuki sonucun doğabilmesi; somut, açık, denetlenebilir ve seçim sonucuna doğrudan etki eden hukuka aykırılıkların kesin biçimde ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.

Bununla beraber siyasi partiler hukukunda yargısal müdahalenin sınırları da dikkatle çizilmelidir.

Siyasi partilere ilişkin seçim ve kurultay uyuşmazlıklarında hangi yargı merciinin görevli ve yetkili olduğunun açık biçimde düzenlenmesi, özellikle bu alanda Yüksek Seçim Kurulu'nun görev ve yetkilerinin netleştirilmesi önem taşımaktadır.

Böyle bir düzenleme uyuşmazlıklardaki belirsizlikleri azaltacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU