20 Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Girne kıyılarına çıkarma yaptığında dünya birkaç saat içinde gelişen bir askeri operasyon izliyordu. Oysa o sabah başlayan harekâtın temelleri on yıl önce atılmıştı.
Türkiye, 1964 Kıbrıs bunalımından sonra ordusunu, donanmasını ve savunma sanayisini tek bir hedef doğrultusunda yeniden şekillendirdi. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın başarısını belirleyen esas unsur, 20 Temmuz sabahı verilen emirler değil, 10 yıl boyunca adım adım inşa edilen askeri kapasiteydi.
1963 yılının sonunda başlayan, Kıbrıs Türklerine yönelik saldırılar, ortaklık devletinin fiilen işlemez hâle gelmesi, Rum yönetiminin Enosis doğrultusunda attığı adımlar ve diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması, Türkiye'nin garantör devlet olarak müdahale seçeneğini gündemine almasına yol açmıştı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu gelişmelerin ardından Bakanlar Kurulu, 2 Haziran 1964'te Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunma kararı aldı ve çıkarma hazırlıkları tamamlandı; ancak 3 gün sonra gelen Johnson Mektubu nedeniyle harekât ertelendi.
ABD Başkanı, Türkiye’nin Amerikan yardımı silahlarla Kıbrıs’a müdahale etmesine izin vermeyeceklerini söylüyordu.
Ancak aynı zamanda Türk Donanması'nın büyük ölçekli bir amfibi çıkarma gerçekleştirecek tek bir çıkarma gemisi bile yoktu. Müdahale siyasi iradeden çok askeri yetersizlik nedeniyle yapılamadı.
Bu tecrübe, Türkiye'nin savunma planlamasında köklü bir değişime yol açtı. Devlet, dış yardımla değil kendi imkânlarıyla harekât yapabilecek bir kuvvet oluşturmayı hedefledi.
İlk adım deniz gücünü oluşturmaktı.
1965 yılında kurulan Türk Donanma Cemiyeti, bunun en önemli araçlarından biri oldu. "Kendi Gemini Kendin Yap" kampanyası kısa sürede ülke çapında büyük destek gördü. İlk 6 yıl 8 ay içinde 25 milyon lira bağış toplandı.
Piyango ve diğer gelirlerle birlikte ulaşılan toplam kaynak 165 milyon lirayı buldu. Bu finansmanla 10 avcı bot, 12 LCU tipi bölük çıkarma gemisi, 20 LCM tipi mekanize çıkarma gemisi ve iki muhrip projesi desteklendi. Aynı dönemde Mersin ve Gölcük'te ilk deniz piyade birlikleri oluşturuldu.
Kaynak bulmak kadar teknoloji geliştirmek de önemliydi. Batılı ülkelerden çıkarma gemisi ve kritik ekipman temini kolay değildi. Türk mühendisleri yaratıcı çözümler üretti. Hizmet dışına çıkarılan Amerikan tanklarının dizel motorları sökülerek deniz araçlarında kullanılabilecek şekilde yeniden tasarlandı.
Böylece yerli üretim çıkarma gemileri yabancı motor beklemeden hizmete girdi. Taşkızak Tersanesi’nin 1967’den itibaren ürettiği 43 tank çıkarma gemisi harekatta kullanıldı. On yıl önce çıkarma gemisi bulunmayan Türkiye, harekât sırasında kendi tersanelerinde ürettiği gemilerle asker çıkarıyordu.
Hazırlık denizle sınırlı değildi.
Kıbrıs'a yapılacak bir müdahalenin aynı anda denizden, havadan ve karadan koordine edilmesi gerekiyordu. Bunun için Kara Kuvvetleri tamamen yeni birlikler kurdu. 1965'te Kayseri Hava İndirme Tugayı'nın temelleri atıldı.
Ardından 1971’de Bolu Komando Tugayı oluşturuldu. Bu birlikler sıradan piyade birlikleri değildi. Paraşütle indirme, helikopterle hava hücumu, kritik tepeleri ele geçirme ve köprübaşı oluşturma görevleri için özel eğitim aldılar.
Hazırlığın ölçeğini gösteren en dikkat çekici rakamlardan biri paraşüt envanteridir. 1967 öncesinde Türk ordusunda yaklaşık 150 askeri paraşüt bulunuyordu. Harekât hazırlıkları kapsamında Fransa ve İtalya'dan 15 bin paraşüt satın alındı. Böylece Türkiye ilk kez geniş çaplı hava indirme harekâtı yapabilecek kapasiteye ulaştı.
Bu birlikleri taşıyacak hava filosu da yeniden kuruldu.
Eski C47 nakliye uçaklarının yetersiz kalacağı görülünce ABD'den 13 adet C130 Hercules satın alındı. Bunlara daha sonra 20 adet C160 Transall eklendi. Kayseri Erkilet Üssü paraşüt birliklerinin ana merkezi haline gelirken Etimesgut daha çok personel ve hafif lojistik taşımacılığında kullanıldı.
Aynı dönemde Kara Havacılık bünyesinde farklı birliklerden toplanan 72 helikopterlik karma bir hava alayı oluşturuldu. Bu güç, harekât başladığında komando birliklerini birkaç saat içinde Akdeniz'in karşı kıyısına ulaştırabilecek kapasiteye sahipti.
Deniz kuvvetleri de yalnızca çıkarma kapasitesini artırmadı. Çıkarma filosunu koruyacak savaş unsurları da güçlendirildi. Berk ve Peyk muhripleri hizmete girerken donanmanın denizaltı sayısı 14'e ulaştı. Böylece çıkarma sırasında deniz kontrolünü sağlayacak koruma şemsiyesi oluşturuldu.
Peki bütün bunlar yeterli miydi?
Hayır. Modern savaşın belirleyici unsurlarından biri lojistiktir. Harekât öncesindeki hesaplamalar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı mühimmat türlerinde yalnızca bir buçuk günlük yoğun çatışmayı karşılayabilecek stoklara sahip olduğunu gösteriyordu.
İran üzerinden gerçekleştirilen gizli sevkiyatlarla binlerce roket ve top mühimmatı Türkiye'ye ulaştırıldı. Böylece operasyonel stok seviyesi yaklaşık on kat artarak 15 güne çıktı. Bu değişiklik, harekâtın yalnızca çıkarma yapmakla sınırlı kalmayıp sürdürülebilir hale gelmesini sağladı.
Son hazırlık ise zamana karşı yürütülen lojistik yarıştı.
15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta darbe gerçekleştiğinde, 1959-60 Anayasasıyla kurulmuş devlet yıkılmış oldu. Türkiye’nin garantörlük hakkı gereği müdahale hakkı devam ediyordu. Derhal harekât emri verildi. Birliklere tabur seviyesinde harekât emri saat 14:00 civarında ulaşmıştı.
Harekatta Bolu Komando Tugayının Tabur Komutanı olarak görev yapmış olan Emekli Tuğg. Cemal Eruç, kendisiyle yaptığım mülakatta birliğiyle 16 Temmuz günü karadan intikale başladığını söylemişti. Genelkurmay, birliklerin gemilere bindirilmesi işleminin en az 48 saat süreceğini hesapladı.
Başbakan Bülent Ecevit diplomatik temaslar için Londra'dayken bindirme emri gecikmeden verildi. Diplomasi devam ederken limanlarda sessizce yükleme yapıldı. Böylece siyasi karar çıktığında birlikler zaten denize açılmaya hazırdı.
20 Temmuz sabahı başlayan harekât, aslında bu hazırlıkların sahaya yansımasından ibaretti. Yerli tersanelerde inşa edilen çıkarma gemileri Girne kıyılarına ulaştı. Kayseri'den havalanan nakliye uçakları paraşüt birliklerini indirdi. Helikopterler komandoları Beşparmak Dağları'nın eteklerine taşıdı. Bir gün sonra denizden çıkan birliklerle havadan inen birlikler birleşmişti.
Bana göre Kıbrıs Barış Harekâtı'nın en önemli dersi, askeri başarının kriz anında değil, krizden önce kazanıldığıdır. 1964'te çıkarma gemisi bulunmayan bir ülke, on yıl içinde kendi gemilerini inşa eden, hava indirme birlikleri kuran, nakliye filosunu büyüten ve mühimmat stoklarını artıran bir askeri kapasite oluşturdu.
Girne kıyılarına çıkan askerlerin arkasında yalnızca siyasi irade değil, rakamlarla ölçülebilen on yıllık sistemli bir hazırlık vardı.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish