28-29 Mart 2026 tarihinde Diyarbakır’da düzenlenen ve farklı toplumsal, siyasal ve entelektüel çevrelerden yaklaşık 150 kişinin katılımıyla gerçekleşen konferans, yalnızca bir toplantı olmanın ötesinde, Kürtlerin temsiliyet meselesine dair tarihsel bir arayışın somut bir adımı olarak kayda geçti. Bu konferansın en önemli çıktısı ise “PLATFORMA NETEWÊ KURD” – yani Kürt Milli Platformu’nun kurulması oldu.
Kürt meselesinin bugünkü seyrini anlamak için 20'nci yüzyılın başına, Lozan Antlaşması sonrasına dönmek gerekir. Osmanlı sonrası Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği bu süreçte, Kürtlerin yaşadığı coğrafya başta Türkiye, Suriye, İran ve Irak olmak üzere farklı devletler arasında bölüştürüldü. Ancak mesele yalnızca coğrafi bir paylaşım değildi. Kürtlerin siyasal, kültürel ve sosyal varlığı büyük ölçüde inkâr edildi; hak talepleri ise çoğu zaman ağır bedellerle karşılandı.
Aradan geçen yüzyıla ve özellikle son 25-30 yılda Ortadoğu’da yaşanan köklü dönüşümlere rağmen, Kürtlerin statüsünde kayda değer bir ilerleme sağlanamadı. 21'Naci yüzyılda Kürtler yalnızca siyasi ve kültürel haklarından mahrum bırakılmadı; aynı zamanda yaşadıkları coğrafyalar ekonomik kalkınma ve refah imkanlarından da sistematik biçimde uzak tutuldu. Daha da önemlisi, bu çok katmanlı sorunları ulusal ve uluslararası düzeyde dile getirecek, kapsayıcı ve meşru bir temsiliyet mekanizması oluşturulamadı.
Bugüne kadar Kürtler adına konuştuğunu iddia eden siyasi, sosyal ve kültürel yapılar çoğu zaman belirli ideolojilere, dar örgütsel çerçevelere veya sınırlı toplumsal tabanlara dayanarak hareket etti. Bu durum, özellikle Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından ciddi bir temsiliyet boşluğu doğurdu. Farklı aktörler arasında süregelen parçalı yapı, ortak bir iradenin oluşmasını engelledi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Son dönemde devlet ile PKK arasında yürütülen diyalog sürecinin silahın devre dışı bırakılması yönünde oluşturduğu zemin, kuşkusuz önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak bu sürecin, Kürtlerin millet olmaktan doğan temel haklarını anayasal güvence altına almaktan uzak kalması; anadilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Kürtçenin resmi statü kazanması ve yerel yöneticilerin demokratik biçimde belirlenmesi gibi taleplerin karşılık bulmaması, Kürt toplumunda ciddi bir mesafe oluşmasına neden olmuştur.
İşte tam da bu tarihsel ve siyasal eşikte Diyarbakır’da gerçekleştirilen konferans, farklı inanç, ideoloji ve meslek gruplarından aktörleri bir araya getirerek, parçalı yapıyı aşma ve ortak bir temsiliyet zemini oluşturma iddiasını ortaya koydu. İki gün süren toplantılar, adeta Kürtlerin kendi iradesiyle kapsamlı bir temsil mekanizması kurma girişimi olarak şekillendi.
Konferansın ilk gününde katılımcılar, Kürtlerin tarihsel serencamını, mevcut durumunu ve özellikle statüsüzlük sorununu tartışarak geleceğe dair perspektiflerini ortaya koydu. İkinci gün ise daha kurumsal bir çerçeve çizildi; platformun adı, işleyişi, örgütlenme modeli ve hedefleri detaylı biçimde ele alındı. Yapılan oylama sonucunda platformun isminin şimdilik “PLATFORMA NETEWÊ KURD” olarak kalmasına, nihai kararın ise kurulacak meclis tarafından verilmesine karar verildi.
Devamında oluşturulan 5 kişilik komite, platformun deklarasyonunu gözden geçirmek ve meclis yapısını şekillendirmekle görevlendirildi. Bu sürecin ardından 51 asil ve 10 yedek üyeden oluşan bir kurucu meclis belirlendi. Ayrıca bu meclise, tüm Kürt taraflarıyla temas kurarak mümkün olan en geniş birlik zeminini oluşturma yetkisi verildi.
Platformun aldığı temel kararlar, onun yalnızca bir organizasyon değil, aynı zamanda bir iddia taşıdığını da ortaya koymaktadır. Buna göre platform; herhangi bir siyasi parti ya da dar bir kültürel oluşum değildir. Aksine, Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin, millet olmaktan doğan siyasi, sosyal ve kültürel haklarını savunmayı ve temsil etmeyi amaçlayan kapsayıcı bir yapıdır.
Bu çerçevede, Kürtlerin anayasal olarak tanınması, Kürtçenin resmi dil statüsü kazanması, eğitim dili olarak kabul edilmesi ve yerel isimlerin iadesi gibi talepler temel öncelikler olarak belirlenmiştir. Bu hakları kabul eden tüm kesimlerle iş birliği yapılabileceği ifade edilirken, bu hakları reddeden hiçbir yapı ya da sürecin meşru kabul edilmeyeceği açıkça vurgulanmıştır.
Ayrıca platform, Türkiye’de devam eden diyalog sürecine temkinli bir destek vermekle birlikte, Kürtlerin temel haklarını içermeyen hiçbir çözüm girişimine taraf olmayacağını ilan etmiştir. Bunun yanında Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı net bir tutum alınmış; bu coğrafyalardaki Kürtlerin hak mücadelesine ulusal ve uluslararası düzeyde destek verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bütün bu yönleriyle Kürt Milli Platformu, yalnızca mevcut bir boşluğu doldurma iddiası taşımamaktadır. Aynı zamanda Kürtlerin ulusal ve uluslararası düzeyde temsiliyetini üstlenme sorumluluğunu da açık biçimde sahiplenmektedir. Bu yönüyle platform, parçalı siyasetten ortak iradeye geçişin bir denemesi, belki de uzun zamandır eksikliği hissedilen kurumsal bir eşik olarak okunabilir.
Ancak her yeni oluşum gibi bu platformun da gerçek anlamda etkili olup olmayacağını belirleyecek olan şey, ilan ettiği ilkelerden ziyade bu ilkeleri ne ölçüde hayata geçirebildiği olacaktır. Kürt siyasetinin tarihsel olarak en büyük sınavı olan birlik meselesi, bu platform için de belirleyici olmaya devam edecektir.
Son tahlilde Diyarbakır’da atılan bu adım, Kürtler açısından yalnızca yeni bir organizasyonun doğuşu değil; aynı zamanda ortak bir söz söyleme iradesinin yeniden inşa edilmesi girişimidir. Bu iradenin kalıcı bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceğini ise zaman, siyasal koşullar ve en önemlisi Kürt toplumunun bu girişime vereceği destek belirleyecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish