Almanya'nın BM Güvenlik Konseyi yenilgisi: Avrupa dış politikası için uyarı zilleri

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, New York'taki BM Genel Kurulu salonunda düzenlenen 2027-2028 dönemi BMGK geçici üyeliği seçimleri sırasında / Fotoğraf: AFP

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

Almanya’nın tarihinde ilk kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilememesi, yalnızca Berlin açısından diplomatik bir başarısızlık değildir. Bu sonuç, Avrupa Birliği dış politikasının inandırıcılığı, Küresel Güney ile ilişkileri, transatlantik dayanışmanın geleceği ve Türkiye ile kurulacak yeni işbirliği alanları bakımından da ciddi bir uyarı niteliğindedir.

3 Haziran 2026’da yapılan seçimlerde Almanya, BM Güvenlik Konseyi geçici üyelik koltuğu için yarıştı. Ancak Portekiz ve Avusturya’nın gerisinde kaldı. Portekiz 134, Avusturya 131 oy alırken Almanya 104 oyda kaldı. Almanya’nın Birleşmiş Milletler sistemine mali katkısı, diplomatik ağı, Avrupa’nın ekonomik lokomotifi olma vasfı ve uzun süredir yürüttüğü kampanya dikkate alındığında, bu sonuç Berlin’de ve Avrupa başkentlerinde ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken bir işarettir.

Bu seçim sonucu, Almanya’nın önemini azaltmaz. Almanya hâlâ Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden biridir, Avrupa Birliği’nin merkez ülkelerindendir, NATO’nun önemli müttefiklerinden biridir ve kurumsal diplomasi geleneği güçlü bir devlettir. Ancak tam da bu nedenle, yaşanan başarısızlık daha fazla dikkat çekmektedir. Çünkü mesele yalnızca bir seçim kaybı değil, Almanya’nın ve daha geniş anlamda Avrupa dış politikasının dünyada nasıl algılandığı meselesidir.

Almanya uzun yıllar boyunca “sivil güç”, “ekonomik güç” ve “normatif dış politika” kavramlarıyla anıldı. İnsan hakları, hukuk devleti, çok taraflılık, uluslararası kurumlara bağlılık ve transatlantik dayanışma Almanya’nın dış politikasının temel unsurları arasında yer aldı. Fakat son yıllarda bu söylem ile uygulama arasında giderek büyüyen bir mesafe olduğu görülüyor. Bu mesafe yalnızca Avrupa içinden değil, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu’dan da izleniyor.

Ukrayna savaşı başlamasının ardından Almanya ve Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı çok hızlı ve kapsamlı yaptırım mekanizmaları geliştirdi. Bu, gösterilen güçlü bir tepki olarak sunuldu. Ancak Gazze’de ve Lübnan’da yaşanan insani trajediler karşısında aynı kararlılığın İsrail ve Netanyahu hükümetine yönelik olarak gösterilmemesi, Küresel Güney ülkelerinde ciddi bir çifte standart algısı yarattı. Mesele yalnızca Almanya’nın İsrail ile tarihsel sorumluluk ilişkisi değildir. Mesele, insan hakları ve uluslararası hukuk söyleminin seçici uygulanması halinde inandırıcılığını kaybetmesidir.

Bugün birçok gelişmekte olan ülke, Batı’nın insan hakları söylemini artık sadece değer temelli bir tutum olarak değil, çoğu zaman jeopolitik tercihlere göre değişen bir araç olarak da okumaktadır. Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarına karşı sert tepki gösteren Avrupa’nın, Gazze’de sivillerin yaşadığı yıkım karşısında çok daha temkinli ve gecikmiş bir tavır alması, Avrupa’nın kendi temel değerleriyle çelişen bir görünüm ortaya çıkarmaktadır. Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi seçiminde yaşadığı başarısızlığı bu geniş bağlamdan bağımsız değerlendirmek eksik olur.

Bir diğer unsur da transatlantik ilişkilerdeki değişimdir. Almanya’nın uzun süreli dış politikası, ABD ile güçlü transatlantik dayanışma, Avrupa içinde ekonomik liderlik ve çok taraflı kurumlarda normatif güç olma iddiası üzerine kuruluydu. Ancak ABD ile ilişkilerin eski istikrarından uzaklaşması, Washington’un Avrupa güvenliğine yaklaşımındaki dalgalanmalar ve NATO içinde yük paylaşımı tartışmaları, Almanya’nın diplomatik kapasitesini de daha görünür biçimde sınamaktadır. BM oylaması, bu konuda Almanya’nın beklediği desteği otomatik olarak alamadığını göstermiştir.

Bu noktada Türkiye boyutu da önemlidir. Almanya’nın Türkiye’ye yönelik politikalarında zaman zaman görülen tutarsızlıklar da dikkat çekicidir. Bir dönem savunma sanayiinde kısıtlamalar ve fiili ambargo tartışmaları gündeme gelirken, başka bir dönemde Avrupa güvenliği bakımından Türkiye’nin savunma kapasitesi ve Türk savunma sanayiinin önemi daha fazla kabul edilmeye başlanmıştır. Eurofighter meselesinde yaşanan iniş çıkışlar, bu çelişkili yaklaşımın somut örneklerinden biridir.

Türkiye’nin AB üyeliği konusunda da benzer bir tablo vardır. Angela Merkel döneminden itibaren Almanya’nın Türkiye’nin tam üyeliğine mesafeli yaklaşımı, Ankara’da uzun süredir bilinmektedir. Buna karşılık Karadağ gibi ülkelerin AB üyeliği sürecinde çok daha hızlı ve olumlu bir atmosferin oluşması, Türkiye’de “çifte standart” algısını güçlendirmektedir.

Elbette her aday ülkenin kendi reform gündemi, nüfus büyüklüğü, siyasi koşulları ve jeopolitik bağlamı farklıdır. Ancak Türkiye gibi NATO üyesi, G20 ekonomisi, Avrupa güvenliği açısından merkezi konumda olan ve Orta Koridor’dan enerji güvenliğine kadar birçok başlıkta kritik rol oynayan bir ülkenin sürekli dışarıda tutulması, Avrupa açısından da stratejik bir kayıptır.

Bu nedenle Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi seçiminde yaşadığı yenilgi, Türkiye açısından da dikkatle okunmalıdır. Bu sonuç “Almanya zayıfladı, Avrupa önemsizleşti” gibi basit bir yorumla geçiştirilemez. Aksine, Almanya’nın ve Avrupa Birliği’nin yeniden fabrika ayarlarına dönmesi gerektiğini gösteren bir uyarı olarak görülmelidir. Bu fabrika ayarları; tutarlı insan hakları politikası, seçici olmayan uluslararası hukuk vurgusu, kurumsal çok taraflılığa samimi bağlılık ve müttefiklerle karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler anlamına gelmelidir.

Önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi bu bakımdan ayrıca önemlidir. Türkiye, NATO üyesidir ve güney kanadı, Karadeniz güvenliği, Orta Doğu krizleri, göç yönetimi, enerji yolları ve savunma sanayii bakımından vazgeçilmez bir ülkedir. Avrupa güvenliği yalnızca Almanya ve Fransa ekseninden ibaret değildir. Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Orta Asya bağlantıları ve Orta Doğu krizleri de Avrupa güvenliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Türkiye bu alanların tamamında doğrudan ya da dolaylı rol oynayan bir aktördür.

Dolayısıyla Almanya ve Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilişkilerini daha gerçekçi, daha saygılı ve daha stratejik bir zemine oturtması gerekmektedir. Türkiye’nin de Almanya ve AB ile iyi ilişkiler içinde olmaktan elde edeceği çok önemli kazanımlar vardır: ticaret, yatırım, teknoloji, eğitim, savunma sanayii, enerji dönüşümü, yeşil ekonomi ve kurumsal işbirliği bunların başında gelir. Fakat aynı şekilde Almanya’nın ve AB’nin de Türkiye’nin dostluğundan ve işbirliğinden kazanacağı çok şey vardır.

Özellikle Orta Koridor’un güçlendirilmesi, Orta Asya ile ilişkiler, enerji ve ulaştırma bağlantıları, Avrupa savunma mimarisi, düzensiz göç yönetimi ve NATO içinde yük paylaşımı gibi başlıklarda Türkiye’yi bypass etmeye çalışan yaklaşımlar yerine, Türkiye ile birlikte çalışmayı önceleyen bir strateji geliştirilmelidir. Türkiye’nin jeopolitik konumu, sadece harita üzerinde görülen bir avantaj değildir; aynı zamanda Avrupa’nın krizlere dayanıklılığı bakımından stratejik bir sigorta niteliğindedir.

Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilememesi, Berlin için diplomatik bir hezimet olarak görülebilir. Ancak daha önemlisi, bu sonuç Avrupa dış politikası için bir ayna işlevi görmektedir. Bu aynada görülen şey, sadece Almanya’nın kampanya eksikliği değil; Avrupa’nın değerler söylemi ile jeopolitik tercihleri arasındaki uyumsuzluktur.

Almanya ve Avrupa Birliği hâlâ çok önemlidir. Fakat önemlerini korumak için sadece ekonomik güçlerine, geçmiş itibarlarına ve kurumsal alışkanlıklarına güvenmeleri yeterli değildir. Daha tutarlı, daha kapsayıcı, ve müttefiklerini daha fazla dikkate alan bir dış politika çizgisine ihtiyaç vardır. Türkiye ile ilişkiler de bu yeni gerçekçilik anlayışının merkezinde yer almalıdır.

Sonuç olarak, Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi seçimindeki başarısızlığı yalnızca Berlin’in değil, Avrupa’nın da düşünmesi gereken bir gelişmedir. Küresel Güney’in güvenini kaybeden, transatlantik ilişkilerde eski konforunu bulamayan ve Türkiye gibi kritik ortaklarla ilişkilerinde tutarsız davranan bir Avrupa’nın küresel etkisini sürdürmesi zorlaşacaktır. Ankara NATO Zirvesi bu açıdan önemli bir fırsat olabilir. Eğer doğru değerlendirilirse, Almanya, Avrupa Birliği ve Türkiye arasında daha dengeli, karşılıklı kazanca dayalı ve stratejik bir işbirliği zemini yeniden güçlendirilebilir.

 

 

Kaynaklar ve bağlantılar:

DW Türkçe, “Almanya BM Güvenlik Konseyi’ne seçilemedi”, 3 Haziran 2026.
https://www.dw.com/tr/almanya-bm-g%C3%BCvenlik-konseyine-se%C3%A7ilemedi/a-77403281
DW Türkçe, “BM Güvenlik Konseyi hezimeti Almanya için ne anlama geliyor?”, 2026.
https://www.dw.com/tr/bm-g%C3%BCvenlik-konseyi-hezimeti-almanya-i%C3%A7in-ne-anlama-geliyor/a-77419804
Reuters, “Five countries elected to UN Security Council; Germany misses out”, 3 Haziran 2026.
https://www.reuters.com/world/americas/austria-portugal-trinidad-tobago-zimbabwe-elected-un-security-council-2026-06-03/
Reuters, “Germany says Russia stirred up opposition to UN Security Council bid”, 3 Haziran 2026.
https://www.reuters.com/world/germany-puts-brave-face-un-security-council-defeat-2026-06-03/
Associated Press, “Portugal and Austria defeat Germany for seats on the UN Security Council”, 3 Haziran 2026.
https://apnews.com/article/afd582a50901182d7f955062456222ad
Euronews Türkçe, “Almanya tarihte ilk kez BM Güvenlik Konseyi’ne seçilemedi”, 3 Haziran 2026.
https://tr.euronews.com/my-europe/2026/06/03/almanya-tarihte-ilk-kez-bm-guvenlik-konseyine-secilemedi
NATO, “NATO Summit media advisory”, Ankara Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026.
https://www.nato.int/en/news-and-events/events/media-advisories/2026/04/22/nato-summit-media-advisory
Reuters, “Turkey, Britain sign accord allowing Ankara to be user of Eurofighter jets”, 23 Temmuz 2025.
https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/turkey-britain-sign-accord-allowing-ankara-be-user-eurofighter-jets-2025-07-23/
Independent Türkçe, “Karadağ’ın AB yolculuğu” bağlantılı değerlendirme.
https://www.indyturk.com/node/7767

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU