ABD, İran savaşından çekilebilir mi?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

ABD'nin Basra Körfezi'ndeki askerî varlığı, İran'la yaşanan rekabetin yalnızca askerî değil; enerji güvenliği, deniz ticareti ve küresel güç dengesi açısından da stratejik önem taşıdığını gösteriyor / Fotoğraf: U.S. Navy&Reuters

Vietnam, Afganistan ve Irak.

Amerikan dış politikası denildiğinde bu üç savaşın ortak bir anlamı vardır. Her biri sınırlı hedeflerle başladı. Zaman içinde kapsamı genişledi.

Sonunda Vaşhington, askeri üstünlüğünü korumasına rağmen siyasi hedeflerine ulaşamadığını kabul ederek sahadan çekildi.

Peki aynı senaryo İran için de geçerli olabilir mi?

İlk bakışta cevap evet gibi görünüyor. Ancak tarihsel örnekler daha dikkatli okunduğunda farklı bir sonuca ulaşmak mümkün. Çünkü İran, Vietnam ya da Afganistan değil.

Daha önemlisi, ABD ile İran arasındaki mücadele tek bir savaştan ibaret değil. Yaklaşık yarım asırdır süren stratejik rekabetin yeni bir aşamasını oluşturuyor.

Çatışma, klasik devletlerarası savaşın ötesine geçiyor. Hibrit savaşın, vekalet savaşının ve uzun süreli jeopolitik rekabetin özelliklerini aynı anda taşıyor.

Peki geçmiş savaşlar ne anlatıyor?
 

Vietnam, Afganistan ve Irak'ta ABD askerî üstünlük kurmasına rağmen siyasi hedeflerine ulaşamadı. Bu üç savaş, Washington'un stratejik aşırı yayılmasının en önemli örnekleri arasında gösteriliyor / Fotoğraf: Hubert van Es-UPI
Vietnam, Afganistan ve Irak'ta ABD askerî üstünlük kurmasına rağmen siyasi hedeflerine ulaşamadı. Bu üç savaş, Washington'un stratejik aşırı yayılmasının en önemli örnekleri arasında gösteriliyor / Fotoğraf: Hubert van Es-UPI

 

Vietnam Savaşı, görev genişlemesinin en bilinen örneği oldu. Başlangıçta amaç Güney Vietnam'ın çökmesini önlemekti. Daha sonra hedef, Kuzey Vietnam'ı yenmek ve komünizmin Asya'daki yayılmasını durdurmak haline geldi.

Amerikan ordusu sahada birçok muharebeyi kazandı. Fakat savaşın siyasi maliyeti sürekli arttı. 1968 Tet Taarruzu, askerî açıdan Kuzey Vietnam için ağır kayıplarla sonuçlandı. Buna rağmen Amerikan kamuoyunda savaşın kazanılamayacağı düşüncesini güçlendirdi. Vaşhington askeri yenilgi nedeniyle değil, stratejik yorgunluk nedeniyle çekildi.

Afganistan benzer bir tablo ortaya koydu. 11 Eylül saldırılarının ardından amaç El Kaide'yi dağıtmak ve Taliban'ı devirmekti. Bu hedef kısa sürede gerçekleşti.


Peki sonra ne oldu?

Görev değişti. Demokratik devlet inşası, merkezi bir ordu kurulması ve ülkenin yeniden yapılandırılması yeni hedeflere dönüştü.

20 yıl sonra Taliban yeniden iktidardaydı. ABD yine savaş alanında değil, stratejik hedeflerinde başarısız oldu.
Irak ise en öğretici örneklerden biri.

Saddam Hüseyin rejimi birkaç hafta içinde devrildi. Operasyon askerî açıdan başarılıydı. Fakat savaş sonrasına ilişkin planlama yetersiz kaldı.

Ortaya çıkan güç boşluğu, İran'ın Irak üzerindeki etkisini artırdı. Böylece operasyonel başarı, uzun vadede Vaşhington açısından stratejik dezavantaja dönüştü.

Bu müdahale, görev genişlemesi ile stratejik aşırı yayılmanın temel örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.


Bu örneklerin ortak noktası ne?

Üçünde de ABD'nin çekildiği coğrafyalar küresel sistem açısından vazgeçilmez değildi.

Soğuk Savaş döneminde Vietnam'ın, terörle mücadele döneminde Afganistan'ın stratejik işlevleri vardı.

Buna rağmen bu bölgeler dünya enerji ticaretinin merkezi değildi.

ABD'nin küresel ittifak sisteminin ağırlık noktası da burada bulunmuyordu.

İran dosyası bu noktada ayrışıyor.

İran'ın bulunduğu coğrafya, Hürmüz Boğazı'nı, Basra Körfezi'ni ve dünya enerji akışının önemli bölümünü etkiliyor.

Aynı denklem içinde İsrail'in güvenliği, Körfez ülkelerinin savunması, Çin ile Rusya'nın bölgedeki nüfuzu da yer alıyor.
 

Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, küresel enerji akışının en kritik noktaları arasında yer alıyor. Bu nedenle İran, ABD açısından yalnızca bölgesel değil, küresel güç dengelerinin de merkezindeki stratejik dosyalardan biri olarak görülüyor / Fotoğraf: U.S.
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, küresel enerji akışının kritik merkezleri arasında yer alıyor. Bu nedenle İran, ABD için yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de stratejik önem taşıyor / Fotoğraf: U.S. Navy & Reuters

 

Bu ne anlama geliyor?

Vaşhington'un Ortadoğu'dan tamamen çekilmesi, yalnızca İran'la ilişkisini etkilemez.

Küresel güç dengesindeki konumunu da doğrudan etkiler.

Bu nedenle ABD'nin bölgeden Vietnam ya da Afganistan benzeri tam bir çekilme gerçekleştirmesi yapısal nedenlerle zor görünüyor.

Bu değerlendirme, ABD'nin savaşı sınırsız biçimde sürdüreceği anlamına gelmiyor.

Asıl sorun stratejik aşırı yayılma riski.

ABD bugün aynı anda Avrupa'da Rusya'yı dengelemeye çalışıyor. Hint Pasifik'te Çin'i caydırmaya odaklanıyor.

Ortadoğu'da ise İran üzerinde baskı kurmaya devam ediyor.


Sorun nerede?

Tarih, büyük güçlerin çok cepheli rekabetlerde zorlandığını gösteriyor.

Mühimmat tüketimi, uçak gemilerinin yoğun kullanımı ve savunma sanayisinin üretim kapasitesi bu riskin başlıca göstergeleri arasında yer alıyor.

İran'daki çatışma uzadıkça Vaşhington'un Çin'e ayırabileceği kaynaklar azalabilir.
 

Washington aynı anda Rusya, Çin ve İran'a karşı rekabet yürütüyor. Uzmanlara göre asıl risk, bu çok cepheli mücadelenin ABD'nin kaynakları üzerindeki uzun vadeli maliyeti / Fotoğraf: U.S. Navy & Reuters
Washington aynı anda Rusya, Çin ve İran'a karşı rekabet yürütüyor. Uzmanlara göre asıl risk, bu çok cepheli mücadelenin ABD'nin kaynakları üzerindeki uzun vadeli maliyeti / Fotoğraf: U.S. Navy & Reuters​​​​​​​

 

Burada önemli bir ayrım var.

ABD'nin İran'dan çekilmesi ile İran'a yönelik stratejisini değiştirmesi aynı şey değil.

Vaşhington geçmişte Irak'tan asker çekti. Afganistan'dan tamamen ayrıldı.

Buna rağmen İran'a yönelik baskı politikasını sona erdirmedi.

Yaptırımlar, diplomatik izolasyon, istihbarat faaliyetleri ve bölgesel müttefikler üzerinden yürütülen çevreleme stratejisi, farklı yönetimler döneminde biçim değiştirse de sürdü.

Çünkü İran, tek başına askeri bir hedef olarak değil, Amerikan büyük stratejisinin kalıcı unsurlarından biri olarak görülüyor.


Asıl soru ne?

ABD'nin İran savaşından çekilip çekilemeyeceği değil.

Vaşhington'un bu rekabeti hangi maliyet düzeyinde sürdürebileceği.

Vietnam'da siyasi irade çöktü. Afganistan'da devlet inşası başarısız oldu.

Irak'ta operasyonel zafer stratejik kayba dönüştü.

İran dosyasında ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Kesin zafer de kesin yenilgi de yakın görünmüyor.

Taraflar birbirlerini yıpratmayı sürdürüyor.

Hiçbiri diğerini tamamen saf dışı bırakamıyor.


Bu tablo hangi ihtimali öne çıkarıyor?

En olası senaryo yeni bir Vietnam değil. Daha çok Soğuk Savaş'ı hatırlatan, uzun süreli, düşük yoğunluklu ve aralıklı sıcak çatışmaların yaşandığı bir rekabet dönemi.

Bu çerçevede ABD'nin kısa vadede İran'dan tamamen çekilmesi beklenmemeli. Buna karşılık Vaşhington'un doğrudan askeri yükünü azaltması ve bölgesel ortaklarına daha fazla sorumluluk devretmesi daha olası görünüyor.

Böyle bir yaklaşım, Amerikan kaynaklarının korunmasına katkı sağlar. Çin ile süren büyük güç rekabetine daha fazla odaklanma imkânı da sunar.

Tarih, ABD'nin savaşlardan çekilebildiğini gösteriyor. Fakat her savaş aynı değil.

Bu nedenle Vaşhington'un İran'dan tamamen ayrılması değil, mücadele yöntemini sürekli değiştirmesi daha gerçekçi bir beklenti olarak öne çıkıyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU