Kitapçık: NATO Ankara Zirvesi

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Ankara önemli bir ev sahipliği yapacak. Bu önemli bir Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) zirvesi olacak. Şimdiden konuşmalar ve iddialar yoğunlaştı, ama en çok da sorular geliyor. Öyleyse çerçeveyi çizeyim. Beklentileri bir nebze olsun karşılama imkânı yaratayım. 

Başlıklar şunlar:

I.    NATO Birikimi
II.   Yakın Dönem Tehdit ve Stratejileri
III.   Zirveler ve Değişen Stratejiler
IV.   NATO Karar Alma Mekanizmalarını Hızlandırma Önerileri
V.    Ankara NATO Zirvesi (7-8 Temmuz 2026) Değerlendirmesi ve Olası Senaryolar
VI.   Sonuç

Bu makaleye “kitapçık” başlığı kullandım. Bir el kitabı olarak kullanılabilir, çünkü akla gelebilecek bütün sorulara cevap bulunabilir türden bir kılavuz. Hatta Türkiye, ABD, İran, Libya, vb. tarihi örneklerin analizleri de yapıldı. NATO’nun yeni muhtemel vizyonu ele alındı. Ankara Zirvesi neden tarihi olabilir, bu konu somutlaştırıldı.


I - NATO birikimi

NATO için kuruluş orijini itibariyle Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü adıyla ele aldığımızda, bugün buna bakanlar bu örgütün coğrafi bir kısıtlamaya tabi olduğunu düşünebilirler. NATO adını üye ülkelerin her açıdan politik tariflerinden, amaç birliğinden, ekonomik yapılarından, kültüründen ve kısaca Batı değerlerinden alır. Bu isimlendirmenin, dünyaya bakış şekli itibariyle düşünülmesi gerekir. Gezegenin uzun soluklu, halen yaşayan, somut ve tek savunma örgütü olan NATO, kurumsal yapısıyla oturmuş bir sisteme ve deneyime sahiptir. Temel tarifi, politik-askeridir. NATO politik ve idari yöneticisi ise Genel Sekreter unvanını taşır. Genel sekreter üye ülke dışişleri bakanları seviyesinde görev yapar.

NATO'da tek bir komutanlık makamı bulunmaz; en üst düzeydeki askeri yetkililer yürüttükleri göreve göre farklı unvanlara sahiptir. Askeri komuta makamları şunlardır: Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı (SACEUR), NATO Askerî Komite Başkanı (CMC), Müttefik Dönüşüm Komutanı (SACT).

Genel olarak NATO’ya savunma örgütü diyenler var. Ancak burada, dünya için bir genel politik bakışa sahip, dolayısıyla jeopolitik, stratejik, vizyon sahibi, kendi kurumsallığıyla oturmuş bir yapıdan söz ediyoruz. Politik; çünkü demokratik ülkelerden kurulu. NATO’da sivillerin yönettiği bir sistem geçerlidir. Seçiciliği bu, savunduğu ve yaymaya çalıştığı değerleri belli. Bir diktatörlük sistemi veya otokrat ülkelerin üstündeki demir yumruk gibi değil. Eğer onları demokrasiye ve serbest piyasa ekonomisine dönüştürürse bünyesine alabilir. Bir yanda politika diğer yanda savunma; tıpkı refah ve güvenlik ikilisi gibi.

Üye ülkeler, eşit ve her tür tartışmanın yapılabildiği bir kurumsal yapıya sahip. Üyeler arasında ve kendi içinde güç dinamikleri işlemekte, usulünce herkes politikasını yürütmekte. Ortak kararlar ise dikkatlice takip edilmekte. Müttefikler ikna oldukları ve imza attıkları faaliyetlere titizlikle uymakta. NATO’da sivil ve demokratik irade esaslı tartışmalar olur, militarist yönetimlerden kurulu bir örgüt değildir. Tartışma vardır, bu politikanın temel tartışma anlayışından kaynaklanır. Ama çözüm olacaksa da planlı ve sistemli olmak zorundadır.

Bir örnek: NATO, 5. Maddeyi tarihinde bir kez ABD’nin 11 Eylül olayıyla işletti. Türkiye çok kere aldığı tehditlerden dolayı aynı usulleri hak ettiğini ileri sürdü. NATO bu süreçlerde sadece savunma desteği vermeyi tercih etti. Bugün ABD benzer durumda. İran Savaşı, Nükleer Silahsızlanma ve Hürmüz Boğazı konusunda Trump müttefiklerin desteğini vermelerini talep etti. NATO sadece lojistik destek vermekle yetindi. Dolayısıyla bu yönde NATO sistemini Türkiye de eleştirdi, bugün Trump da. Şimdi Trump ne diyor? NATO hızlı karara alabilmeli, eğer değiştirmek gerekiyor ise bu iç çalışma sistemini ele alın, şeklinde.

NATO sistemi, barışı, işbirliğini ve kalkınmayı sürdürme amaçlı, saldırganları ve olası tehditleri caydırıcı, savunmaya odaklı, önceden tedbir almaya göre çalışan, demokrasi ve özgürlük değerlerini savunan bir örgüt. Tehditler sadece silahlı olanlar değil, beraberinde çevre tehditleri gibi insanlığın genel konuları da NATO amaçları içinde. Kurumsal yapılanması, alacağı kararlar, yürüteceği fiiller buna dayalı. Bu açıdan NATO tehditleri büyük bir titizlikle takip ediyor, öyle yapmak zorunda. Tehdit değerlendirmelerini yapıyor ve gerekli dokümanlarını hazırlıyor. Plansız icrası olmuyor; bir bütçe sistemi ve projeleri var. Ani gelişmelere göre ise gerekli önlem mekanizmaları var; bu mekanizma şartlara göre geliştiriliyor. Kararlar eşit şekilde müzakere mekanizmalarıyla alınıyor. 

NATO zirveleri önemli hem stratejileri ele alıyor hem önlemleri. Zirve öncesi çalışmalar çok öncesinden itibaren başlatılıyor, NATO karargâhı ve Genel Sekreter çalışıyor, sürekli istişareler oluyor. En sonunda üye ülke dışişleri bakanları toplanarak, yapılacak zirvenin hazırlıklarını tamamlıyor. Liderler zirveye geliyor, belli ritüeller ve temaslar oluyor, kararlar (büyük olasılıkla) kabul edilerek gerekli duyurular yapılıyor. Burada önemli olan liderlerin konuşmaları. Hem kendi sunumları hem de ikili temaslarla liderler NATO’nun anlayışını eleştirirler, kendi görüşlerine göre yapılması gerekenleri ifade ederler, öncelikler hakkında tarifler geliştirirler.

NATO’da Kararlar Kuzey Atlantik Konseyi (NAC) üzerinden alınır. Zirve öncesi dışişleri bakanları toplantıları (örneğin Mayıs 2026 Helsinki) metinleri hazırlar. Sessizlik prosedürü kullanılır. Teklif dolaşıma sokulur, itiraz gelmezse kabul edilir. Aslında şöyle de denebilir: Zirvenin üzerinde çalışılan ve sessizlik usulüne dayalı onaylanan metni, eğer önemli bir dönüşümü işaret eden strateji belgesi hüviyetinde ise dikkat çekicidir, rehberlik edicidir. Bununla beraber, eğer belge çok büyük değişim yaratmıyor, sessizlik usulüyle kabul ediliyor, ancak bu durumda zirve içindeki istişareler öne çıkıyor ve bu demek oluyor ki; NATO bir sonraki dönemde kendine ödevler çıkarıyor, bu nedenle istişareler daha öne çıkabilir.


II. Yakın dönem tehdit ve stratejileri

Soğuk Savaş’ın 1947’de başladı ve NATO 1949’da kuruldu. Soğuk Savaş bittiyse neden NATO halen var? Konu demokrasi ve özgür dünyanın savunulması ve sürdürülmesi; bunun içinde kurulu düzendeki refah-güvenlik denkleminin işletilmesi ve bu manadaki çıkarların korunması ile geliştirilmesi en önemli konu. Bu her daim mümkün mü? Zor! Zor olduğu için bugün tartışmalar arttı. Çünkü bugün dünya sistemi değişiyor ve bu kurumsal yapının sorgulanması, bilinen değerlerin üzerine yenilerinin eklendiği bir ekosistemde tabiidir ki tartışmalara yol açacaktır. Belki işlevsizleşecek belki de evrimleşecektir. Ama 2019’dan (70. yıldan) itibaren belirginleştiği düşünülürse, mevcut evrimleşme bağlamındaki adımları görmezden gelerek bu konuyu tartışmaya kapatmak demek eksik düşünceleri de beraberinde getirir. En azından Uluslararası İlişkiler buna izin vermez.

Soğuk Savaş’ın bitişiyle birlikte NATO, kuruluş felsefesi olan Sovyet tehdidinden uzaklaşarak daha geniş güvenlik ve kriz yönetimi odaklı bir yapıya evrilmişti. Soğuk Savaş sonrasında yeni kurulan Rusya Federasyonu devleti, NATO’da (Brüksel’de) ofis bile açtı. Amaçları Batı’ya entegrasyondu. Esasında bir Batılı kültürün temsilcisi olan Ruslar, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sına karşı ABD, İngiltere ve diğer Avrupalılarla el ele savaşmıştı. Sonra diktatör Stalin işgallere başladı, Avrupa’yı böldü. Kendi halkından da 20 milyona yakın ölüme sebep oldu. Ne için? Komünizm. Ne oldu Komünizme? İflas etti. Ne zaman? Soğuk Savaş’ın neticesinde. Soğuk Savaş’ın galibi kim? NATO. SSCB dağıldığı noktada Rus liderler ve politikacılar neyi düşündüler? Olması gereken Batı sistemiyle entegrasyonu. Düşünce buydu. NATO’da ofis açmaları, hatta banka, sigorta, borsa vb. işlerde ülkenin ortaklıklarını genişletme konuları hep bundan dolayıydı.

Ancak Vladimir Putin dönemi düşünceleri değiştirdi. Rusya 2000’lerin başından itibaren silahlanmaya ağırlık verildi. SSCB’den dağılanlar için nükleer silahlar bağlamında 1994 yılında yapılan Budapeşte Anlaşması’nı yok saydı. Nükleer silahlar ve atma vasıtalarını yenilenmeye başladı. Putin, NATO’yu bir tuzak olarak gördü ve oligarşinin temellerini sarsacağını savundu. Bu düşüncelerle yaptıkları “yeni-Çarlık dönemi” çağrışımına sahne oldu. Rusya bir yandan Oligarşik Kapitalizm yoluyla dünyada çeşitli ülkelerle ekonomik ve politik ilişkiler kurmaya, diğer yandan yayılmacı politikalarını geliştirmeye başladı. Vekalet savaşlarına katıldı ve paralı askerlerini devreye soktu. Tekrar Afrika ve Orta Doğu başta çeşitli coğrafyalarda nüfuz alanları açtı, gri bölge operasyonlarını başlattı. Propaganda ve bilişsel savaşta çabalarını yoğunlaştırdı. Yaptıkları sadece üçüncü dünya ülkelerine yönelik değildi, ABD ve Avrupa ülkeleri dahil elinin değdiği her yere ilişkindi. Demokrasilerde seçmenlere yönelmeye başladı. 

Eski gizli servis (KGB) çalışanı Putin tam bir manipülatör ve strateji uzmanı olarak çalışmalarını geliştirdi. Gürcistan (2003) ve Ukrayna’da (2004) iktidar değişikliklerinde fiilen devredeydiler. Bunlar “renkli devrimler” şeklinde anıldı. Esasen bir yanda ABD diğer yanda Rusya olmak üzere bu ülkelerde nüfuz mücadelesi yapıyorlardı. Olan bu ülke insanlarınaydı. Rusya’nın 2014 Kırım ilhakı ve 2022’deki Ukrayna’ya tam ölçekli saldırısı, ittifakı yeniden savunma ve caydırıcılık temelli bir çizgiye çekti. 2014’taki Kırım konusu Çar Deli Petro’nun sıcak denizlere (Karadeniz ve Akdeniz’e) inme politikasının devamıydı. O dönemlerde Kafkasya’da Çeçenlerle ve Ermenilerle ilişkisi güçlüydü. Dağlık Karabağ Savaşı zamanında Azerbaycan karşısında Ermenistan’ı destekledi. Ermenistan’da Türk sınırındaki (Gümrü) askeri garnizonlarını güçlendirdi. Hepsinin öncesinde 7 Ekim 2002 tarihinde Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan devlet başkanları Taşkent'te Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'nü (KGAÖ) kurdular.

Bunları hatırlatmamın sebebi şu: Eğer Rusya, kendisi bir değişim içindeyken birden güç kaybedeceğini anlayınca (varoluşsal) gelgitler yaşadı ise hemen sonrasında Putin ile birlikte aslına dönmeyi (!) tercih etti. Realist politikayı savunduğum için bu refleksi doğal buluyorum. Rusya gibi bir jeopolitik ve stratejik gücün öyle kolayca Avrupa ve Amerika ile entegre olmasını beklemek hayalcilikten başka bir şey değildi. Yine de işaret etmiş olayım, dönemin Batı liderleri kendilerinde bir iyi niyet sürecinde bulmuş veya zafer sarhoşluğuyla hareket etmiş olabilirler.

ABD (ve NATO) bilindiği gibi Soğuk Savaş’ta kazanan olmakla beraber, savunulan demokrasi ve liberalizme bağlı konuları hızlandırmaya çalışarak bu coğrafyalara müdahale etmişti. Bu elbette tepki çeken konulardan oldu. NATO, 1994’ten itibaren Barış İçin Ortaklık (PfP) programlarıyla bütün SSCB’den dağılan bölgelerde var olmaya yöneldi. NATO’nun bu programına bir daha bakın: Barış İçin Ortaklık. Demek ki, barış ortamı geliştirilmeye ve Batı değerleri buralara tekrar inşa edilmeye başlanıyorken, Putin daha sonra bu konuları reddetmiş oldu. İşte bunlar tam bir politika konusudur.

Bu süreçte Rusya’nın Baltık Denizi’nden Kuzey Buz Denizi’ne uzanan eksende nükleer kapasite modernizasyonu, hibrit operasyonlar ve yayılmacı politikaları, NATO’nun stratejik hamlelerini doğrudan şekillendirdi. Putin’in liderliğinde devam eden bu tutum, ittifakın kararlarını “tehdit odaklı” kıldı. NATO ülkeleri de Kuzey Ülkeleri’nden Karadeniz’e kadar olan hattın batısında gelişmeye dayalı stratejileri karar bağladı.

Bundan sonraki stratejik değişim süreci Hint-Pasifik’te somutlaşmaya başlamıştı. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nin sinsice gelişmesi ve ekonomi başta olmak üzere üçüncü dünya ülkelerini ele geçirmeye başlaması dikkat çeken gelişmeler olarak görüldü. Ancak Çin’in liberal ülkelerin dikkatsiz hareketlerinden istifade ederek kendi planlı gelişmesini hızlandırdı. Bu arada liberal ülkeler arasında bir bölünme oldu: Çin gerçekten bir tehdit mi fırsat mı? Bu tartışmanın en geniş kapsamda yapıldığı yer ise ABD’nin içindeki güç odakları ve Avrupa’nın başat ülkeleri ve güçleri arasında oldu. Bu durum liberalizmin gerilediği yorumlarının yapılmasına sebepti. 
Benim de içinde olduğun realist akım içindekiler şunu söyledi: Liberalizm çöküşe girdi. Yine bu çerçevede ilerlenirse soruların gelmesi normaldi: Peki şimdi ne olacak? Bunlar değişimin tartışılması bağlamında büyük meseleler olarak karşımızda ve henüz durum tam netleşmedi. Tam da bu süreçte NATO merkezli tartışmalara bakılırsa, elbette şu söylenecekti: Göreceğiz.

Bu şartlarda NATO’nun kuruluş felsefesinde demokrasi ve özgürlük değerlerine karşı tehditlerin de dikkate alındığı gözden kaçmadı. Otoriter ülkeler kendi aralarında anlaştıkça bu gelecekte üye ülkelerin değerlerine de zarar verebilecek dengesizlikleri sahneleyecekti. Karmaşıklaşan dış politik sahne ve ekonomik-teknolojik dönüşüm savaşların ruhuna da Hibrit Savaşlar olarak, AI, kuantum ve otonom sistemlerin kullanıldığı yeni tür bir tehdit ortamının varlığını işaret etmeye başlamaktaydı. Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran belirgin biçimde küresel sisteme karşı tehdit oluşturmaya başlamaktaydı, işbirlikleri çok sahaya doğru yönelmekteydi: Savunma, silahlanma (nükleer silahlar dahil), ekonomi, ticaret, finans, enerji ve maden kaynaklarının kullanılması gibi. BRICS, SCO vb. örgütler kurulmuş ve genişliyordu. Bunlarla birlikte, Küresel Güney diye isimlendirilen ülkelerce yeni bir dünya düzeni söyleminin geliştirilmesinden yana olmak husus işaret edildikçe, elbette ABD, NATO, liberalizm temaları tartışmalı hale geldi. 

Dünyada güçler arası çok merkezli çabalar gelişmesine rağmen henüz iki kutuplu bir düzen değil, ancak hibrit bir kutuplaşma söz konusuydu. Bu konuyu geniş olarak "Küresel Sistem Etkileşimi ve Çin’in Hiyerarşik Vizyonu" başlıklı makalemde yazdım. Aşağıda bu küresel yapı gösterilmektedir.
 

Hibrit küresel yapı / Görsel: Gürsel Tokmakoğlu
Hibrit küresel yapı / Görsel: Gürsel Tokmakoğlu

 

Bu hibrit ve henüz netleşmemiş kutuplaşmada NATO nerede duracak? Belki Ankara Zirvesi sonrasında en çok tartışmaların başında bu NATO’nun yeni pozisyonu olacak.
Sorulduğunda ilk hatırlattığım konu bu değişim ve belirsizlik oluyor. Dünya belirsiz bir dönemde ve çok uzman bu konularda düşünce geliştirmekte. Ben de bunla ilgili çalışanlardanım. Diğer yandan sorun da burada. “Ankara Zirvesi tarihi olacak, çok önemli” gibi tezler haklı olarak ortaya atılıyor. Ancak, Ankara’da imzalanacak belge acaba büyük stratejik dönüşümü işaret edecek bir belge mi olacak, yoksa dönüşümün konuşulduğu ve bir sonraki zirvenin çözümlerinin tartışıldığı bir zirve mi olacak, bize bu soruyu sorduruyor. Benim görüşüm ikincisi, Ankara’da tartışılacak, daha sonraki stratejik vizyon çalışmalarının ruhu Ankara’da belirlenecek şeklinde.


III. Zirveler ve değişen stratejiler

NATO’da dünyadaki politikalar ve tehditler sürekli incelenir ve değişime ayak uydurulur. Hatta ön alınabilecek konular varsa savunma alanında buna dönük çalışmalar başlatılır. Ne için? Geç kalmamak! Bu çerçevede NATO reform süreçlerine (evrimleşme) göz atalım. Şimdi yukarıda ifade ettiğim durumun NATO’da somut kararlara bağlanmasını inceleyelim.

NATO, kuruluşundan beri değişen güvenlik ortamına uyum sağlamak için sürekli reform ve adaptasyon süreçlerinden geçmiştir. Bu reformlar, yapısal, askeri, stratejik ve kurumsal alanlarda gerçekleşmiştir. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde reformlar hız kazanmıştır. 1990-2010 arasında, komuta yapısı reformu yapıldı ve küçülmeye gidildi. 

Soğuk Savaş sonrası iyimser bir ortamda hazırlandı. Euro-Atlantik bölgenin “barış içinde” olduğu ve konvansiyonel bir saldırının düşük ihtimal taşıdığı varsayımına dayanıyordu. NATO’yu daha esnek, daha yetenekli ve maliyet-etkin bir yapıya dönüştürmeyi hedefliyordu. Washington zirvesinden (1999) sonra ilk büyük stratejik adım Lizbon’da atıldı. Lizbon Zirvesi’nde (2010) yeni stratejik konsept (Aktif Katılım - Modern Savunma) kabul edildi.

Üç Temel Görev: Kolektif savunma, kriz yönetimi (siyasi ve askeri araçlarla çatışmaları önleme, krizleri durdurma ve istikrarı sağlama) ve işbirlikçi güvenlik (ortaklıklar, açık kapı politikası, diyalog ve BM ve AB gibi uluslararası örgütlerle işbirliği). Tehditler bağlamında olanlar neler: Kitle imha silahlarının (özellikle balistik füzeler ve nükleer) yayılması konusunda tedbirler, terörizme ve siber saldırılara (ilk kez) karşı önlemler, çevresel sorunlar, enerji güvenliği, istikrarsızlık kaynaklı tehditler (silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı) konuları. Rusya’ya bakış nasıl? “Stratejik ortak” olarak tanımlandı, çünkü 2010’da iyimser bir yaklaşım vardı. Savunma ve caydırıcılık olarak nükleer ve konvansiyonel yeteneklerin kombinasyonu vurgulanırken, füze savunma sistemi geliştirilmesi kararlaştırıldı.

Daha çevik kuvvetler, ortak yetenek geliştirme, savunma harcamalarında verimlilik ve akıllı savunma yaklaşımı kabul edildi. Genişletilmiş ortaklık politikası (örneğin Akdeniz Diyaloğu, İstanbul İşbirliği Girişimi) ve açık kapı politikası (yeni üyeliklere açık olma) burada imzalandı. NATO’nun küresel güvenlik katkılarını artırması, ancak temel odağın Euro-Atlantik bölge olduğu vurgusu önemliydi. Sürekli reform taahhüdü verildi: Yapıları sadeleştirme, çalışma yöntemlerini iyileştirme ve verimliliği artırma. Mali ve yetenek reformları için, Akıllı Savunma (2011-2012’de başlatıldı) ve Bağlantılı Kuvvetler Girişimi ile faaliyetler entegre edildi.

Bu dönemde %2’lik Savunma Harcaması Taahhüdü kabul edildi (2014 Galler Zirvesi). Özetle 2010 stratejik konsepti, NATO’nun “küresel aktör” olma yönünde evrildiği ancak hâlâ iyimser bir güvenlik ortamı varsayan bir belgeydi. Rusya’nın 2014 Kırım ve 2022 Ukrayna hamleleriyle bu konsept hızla eskidi ve 2022 Madrid Konsepti’yle köklü bir değişim yaşandı.

Londra’da Kraliçe’nin ev sahipliği yaptığı zirve 70. yıl (2019) idi. Bu zirve, NATO’nun Çin’i stratejik bir meydan okuma olarak ilk kez yüksek profilli şekilde ele aldığı, siber ve uzay tehditlerinin daha entegre tartışıldığı önemli bir dönüm noktası oldu.

Örneğin 50. yıl (1999 Washington) ve 60. yıl (2009 Strasbourg/Kehl) zirvelerinde bu konular henüz ön planda değildi; NATO, o dönemde daha çok Balkanlar, Afganistan ve Rusya ile meşguldü, şimdiki odaklanma küresel, siber ve uzay oldu. NATO, Çin’i ilk kez resmi zirve bildirisinde sistemik meydan okuma olarak aldı. İfade şöyle:

Çin’in artan etkisi ve uluslararası politikalarının hem fırsatlar hem de meydan okumalar yarattığını kabul ediyoruz ve bunları İttifak olarak birlikte ele almalıyız.


Çin’in askeri modernizasyonu, hibrit tehditleri ve uluslararası kurallara meydan okuması vurgulandı. NATO, geleneksel olarak Rusya ve bölgesel tehditlere odaklandığı halde görüldü ki ezberlerden durum başkaydı; 2019’da Çin’in küresel askeri modernizasyonu, hibrit faaliyetleri, 5G teknolojisi, Arktik ve Afrika’daki varlığı gibi konular ittifak gündemine girmeye başladı.

Siber savunma konusu 2002 Prag Zirvesi’nden itibaren gündemdeydi, ancak 2016 Varşova Zirvesi’nde “siber uzay operasyon alanı” olarak resmen tanındı. 2019’da ise Çin bağlantılı siber tehditler daha belirgin şekilde ele alındı. Uzay konusu da 2019’da ivme kazandı; uydu sistemleri, uzay tabanlı tehditler ve savunma kapasitesi tartışıldı. Daha sonra 2021 Brüksel Zirvesi’nde bu alanlar güçlendirildi. 2019’dan itibaren NATO’nun “360 derece tehdit” yaklaşımı (Rusya, Çin ve yeni teknolojiler) çok daha olgunlaşmış durumda oldu.

NATO-2030 vizyon çalışması önemliydi. NATO bu süreçte inovasyon, teknoloji (yapay zekâ, kuantum), siber ve uzay yetenekleri üzerine odaklandı. NATO-2030, dönemin Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 2020’de başlattığı bir yansıma (reflection) sürecidir. Amaç, ittifakı 2030’a kadar daha güçlü, uyumlu ve rekabetçi bir güvenlik ortamına hazırlamaktı. Süreç, bağımsız bir grup tarafından yürütüldü ve Kasım 2020’de nihai rapor yayınlandı. Bu rapor, 138 tavsiyeyi içermektedir.

Stoltenberg’in üç önceliği vardı: Askeri olarak daha güçlü hale gelmek (güçlü caydırıcılık ve savunma), siyasi olarak daha güçlü hale gelmek (daha derin siyasi danışma ve birlik) ve daha küresel bir yaklaşıma sahip olmak (Çin, Hint-Pasifik, küresel tehditler). NATO-2030 vizyonunda, canlı, faydalı, ilgili ve kalıcı bir ittifak olarak tanımlandı.

Çekirdek görevlerini (kolektif savunma, kriz yönetimi, işbirlikçi güvenlik) korurken yeni tehditlere (Rusya, Çin, hibrit, siber, uzay, iklim) adapte olunması gerekmekteydi. Transatlantik bağını güçlendirirken Avrupa’nın savunma yükünü artırması isteniyordu. 2010 konseptinin yetersiz kaldığını belirtmekteydi, yeni bir konsept hazırlanmasını önerdi. Bu, 2022 Madrid Zirvesi’nde gerçekleşti (Rusya tehdit, Çin sistemik meydan okuma olarak tanımlandı).

Yeni ve Çığır Açan Teknolojiler (EDT) olarak, yapay zekâ, otonom sistemler, kuantum, biyoteknoloji gibi alanlarda NATO’nun koordinasyon rolünü artırmaya yönelik adımlardan söz edildi. Bu bakışla EDT Stratejisi’nin uygulanması, savunma planlama sürecine (NDPP) entegre edilmesi sağlandı. Hibrit tehditlere, dezenformasyona ve iklim değişikliğine karşı ulusal ve kolektif dayanıklılığın güçlendirilmesi istendi. Çin’in yükselişine karşı daha proaktif tutum (siber, teknoloji, kurallar temelli düzen) sergilenmesi gündemdeydi, Rusya’ya karşı ise caydırıcılık ve diyalog dengesi meseleleri ele alındı.

Savunma harcamalarının artırılması ve adil dağılım her zamanki gibi devredeydi. NATO’nun iklim güvenliği rolünün artırılması (iklim değişikliğinin güvenlik etkileri) hususundaki çabaları metne girmişti. Hint-Pasifik ülkeleri (IP4: Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) ve diğer partnerlerle ilişkilerin derinleştirilmesi istenmekteydi. NATO-2030, ittifakın 2010’lu yıllardaki iyimser yaklaşımından stratejik büyük güç rekabetine geçişini hazırlayan bir vizyon çalışmasıdır.

Önerilerin çoğu 2022 Madrid Konsepti ve sonraki zirvelerde (Vilnius, Washington, Lahey) hayata geçirildi. Özellikle teknoloji, Çin ve dayanıklılık alanlarında önemli ilerleme kaydedildi. Bu rapor, Ankara 2026 Zirvesi’nin de temel referanslarından biridir; savunma harcamaları (%5 hedefi), teknoloji adaptasyonu ve yük paylaşımı gibi konularda devam eden reformları şekillendirmiştir.

2022 Madrid stratejik konsepti, NATO’yu Soğuk Savaş sonrası “kriz odaklı” yapıdan yeniden “kolektif savunma ve caydırıcılık” temelli bir ittifaka döndürdü. Bu belge, sonraki zirvelerin (Vilnius, Washington, Lahey) temelini oluşturdu ve aslında Ankara 2026 Zirvesi’nin de stratejik çerçevesini belirliyor. Ana noktaları gözden geçirelim. Rusya yeniden tehdit.

Burada Rusya, “Euro-Atlantik alanına en önemli ve doğrudan tehdit” olarak nitelendirildi. 2010 konseptinde “stratejik ortak” olarak görülen Rusya, 2022’de “agresif, yayılmacı ve revizyonist” bir aktör olarak tanımlandı. Bu, Ukrayna’daki tam ölçekli işgalin hemen ardından geldi. Stratejik konseptte, caydırıcılık ve savunma, kriz önleme ve yönetimi, işbirlikçi güvenlik hususları var. Ayrıca Çin’e ilk resmi atıf da bu belgede.

Çin, “ittifakın çıkarları, güvenliği ve değerleri için sistemik meydan okuma” olarak ilk kez zirve seviyesinde ele alındı. Çin’in askeri modernizasyonu, hibrit faaliyetleri, zorlayıcı diplomasisi ve Hint-Pasifik’teki etkisi vurgulandı. 360 derece savunma yaklaşım, dayanıklılık (ulusal ve kolektif dayanıklılık, hibrit tehditlere karşı ilk savunma hattı olarak vurgulandı), teknoloji ve yenilik (yapay zekâ, otonom sistemler, siber ve uzay gibi yeni savaş alanlarında üstünlük) açıklandı, Ukrayna desteği karar bağlandı, egemenliği ve toprak bütünlüğünün önemi vurgulandı, uzun vadeli destek taahhüdünde bulunuldu.

Diğer önemli husus, Finlandiya ve İsveç için üyelik süreçleri hızlandırıldı (dönemin en somut sonuçlarından biri). Yük paylaşımı noktasında aavunma harcamalarının artırılması teşviki yapıldı.

Vilnius Zirvesi’nde (2023) Ukrayna’ya “geri dönüşü olmayan” destek vurgusu yapıldı, NATO-Ukrayna Konseyi kuruldu ve bölgesel savunma planları onaylandı. Washington 2024 Zirvesi (NATO’nun 75. yılı) ise kolektif savunma ve caydırıcılığı pekiştirdi. IP4 ile Hint-Pasifik ekseninde iş birliği derinleştirildi; Çin tehdidine karşı farkındalık artırıldı. Bu zirveler, Rusya’nın yayılmacılığının yarattığı güç dengesi değişimini (Karadeniz, Doğu Avrupa, Baltık) NATO’nun kıymetlendirdiğini gösterdi.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ilk büyük zirve olan Lahey 2025, “yük paylaşımı” tartışmalarının zirvesiydi. Müttefikler, savunma harcamalarını 2035’e kadar GSYİH’nin %5’ine çıkarma taahhüdünde bulundu (3.5% çekirdek savunma ve 1.5% ilgili güvenlik alanları). Bu, Trump yönetiminin baskısıyla geldi ve Avrupa’nın askeri kapasitesini artırma yönünde önemli bir adım oldu. Savunma sanayi üretimi, teknoloji adaptasyonu (yapay zekâ, otonom sistemler, siber-uzay) ve Ukrayna desteği de gündemdeydi.

Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, Rusya tehdidini Çin ve Pasifik eksenine göre ikincil görerek Ukrayna’da barış arayışını ön plana çıkardı. Ancak İran krizi ve müttefiklerin yetersiz desteği, NATO içinde gerilim yarattı. Trump, Rusya ile ilişkileri yumuşatırken (Alaska görüşmesi, telefon diplomasisi) müttefiklere savunma harcaması baskısını artırdı. Bu dönemde NATO, Avrupa merkezli güçlenmeye tanık oluyor; Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini artırması teşvik ediliyor.

Şimdi soralım, güncel ve gelecek odaklı reformlar neler olabilir? Savunma sanayi üretimi ve ortak üretim kapasitesinin artırılması. Siber, uzay, hibrit tehditler ve yapay zekâ alanında yeni yetenekler. Avrupa’nın savunma yükünü artırması (European Pillar). Komuta yapısı ve karar alma süreçlerinde esneklik artışı (konsensüs usulü korunarak).

NATO’da reformlar genellikle tehdit odaklıdır ve aşamalı ilerler. Soğuk Savaş sonrası “kriz yönetimi”ne odaklanırken, 2014’ten itibaren kolektif savunma ve caydırıcılığa geri döndü. Ankara 2026 Zirvesi, bu reformların uygulanması ve %5 hedefinin pekiştirilmesi açısından kritik olacak görünüyor.

Ankara 2026 zirvesine ait neler söylenebilir? 22 Mayıs 2026’da Helsinki’deki Dışişleri Bakanları toplantısıyla hazırlıkları tamamlanan Ankara Zirvesi (7-8 Temmuz), bu birikimin üzerine oturacak.

Beklenen gündem maddeleri:

  • %5 savunma harcaması taahhüdünün pekiştirilmesi ve uygulanması.
  • Ortak üretim, çift kullanımlı teknolojiler, siber-uzay ve yapay zekâ yeteneklerinin güçlendirilmesi.
  • Ukrayna’ya Avrupa’nın daha fazla katkı sağladığı bir destek çerçevesi.
  • Rusya’nın yayılmacılığı, dezenformasyon, İran/Hürmüz krizi ve nükleer riskler.
  • Küresel enerji koridorları ve ticaret akışlarının güvence altına alınması.

Trump’ın katılımı hâlâ belirsiz olsa da, zirve “tarihi” bir nitelik kazanabilir. Kararlar büyük ölçüde önceden hazırlanmış olacak; liderler önceliklerini ifade edecek. Biden döneminde daha kolektif bir yaklaşım varken, Trump döneminde baskı ve “daha ölümcül, daha hızlı” bir NATO vizyonu öne çıkıyor.

NATO, Rusya’nın saldırgan tutumu sayesinde kuruluş felsefesine (kolektif savunma) yakın bir dönüş yaptı. Madrid’den Ankara’ya uzanan süreç, ittifakın adaptasyon kabiliyetini gösteriyor. Ancak Trump’ın liderliğinde yük paylaşımı, Avrupa’nın özerk güçlenmesi ve Çin odaklı stratejik kayma gibi unsurlar, gelecekteki yapıyı belirleyecek. Ankara Zirvesi, bu geçişin önemli bir kilometre taşı olabilir. Müttefikler arasındaki uyum ve somut adımlar, ittifakın geleceğini şekillendirecek.


IV. NATO karar alma mekanizmalarını hızlandırma önerileri

NATO’nun temel karar alma mekanizması konsensüs (oybirliği) ilkesine dayanır. Her üye ülkenin veto hakkı vardır ve bu, ittifakın meşruiyetini korurken kriz anlarında yavaşlamaya yol açar. Özellikle Trump’ın ikinci döneminde “çok yavaş” eleştirileriyle birlikte hızlandırma tartışmaları artmıştır.

Aşağıda mevcut mekanizma, NATO-2030 önerileri ve güncel reform fikirleri özetlenmiştir:

  • Mevcut Durum ve Sorun: Daha önce belirttiğim gibi, kararlar sessizlik prosedürü uygulanarak hazırlanmış karar metnine bağlıdır. Sorun ne? Tek bir ülkenin blokajı tüm süreci tıkayabilir; acil operasyonel kararlar gecikebilir. Trump’ın bugünkü şikayetinin sistemsel bir yönü bu. Halbuki 2020’de bu olasılığın önüne geçmek adına NATO çalışmıştı, NATO-2030 Vizyonu bunu ele almıştı.
  • NATO-2030 Reflection Group’un Önerileri (2020 Raporu): NATO-2030 süreci, karar alma reformunu öncelikli alanlardan biri olarak ele aldı. Siyasi danışma mekanizmalarının güçlendirilmesi (dışişleri bakanları daha sık toplanmalı, geniş formatlı toplantılar yapılmalı). Kriz durumlarında zaman sınırlaması (acil durumlarda karar alma için belirli süreler getirilmesi (örneğin blokaj durumunda otomatik yükseltme). Geçici (ad hoc) koalisyonlara (isteklilerin koalisyonuna) daha fazla destek (tüm ittifakı bağlamadan istekli ülkelerin hızlı hareket edebilmesi (benzer şekilde EU PESCO gibi). Tek ülke blokajlarının zorlaştırılması (özellikle bakanlık seviyesinde dışsal ikili anlaşmazlıklardan kaynaklanan blokajlar için eşik yükseltilmesi). Teknoloji ve yetenek geliştirme süreçlerinde hız (savunma planlama sürecine esneklik getirilmesi).

Bu aşamada değişik öneriler geliştirildi ve tartışıldı. Özellikle Trump döneminde (2025-2026) ileri sürülen öneriler:

  1. Önceliklendirme ve Zaman Çizelgeleri: Yetenek geliştirme ve operasyonel kararlar için net, uygulanabilir zaman limitleri konması. Prosedür yerine sonuç odaklı yönetim.
  2. Minilateralizm ve Koalisyon Modeli: NAC onayı alındıktan sonra “NATO Katkılar Komitesi” gibi alt grupların operasyonları yürütmesi. İstekli ülkelerin NATO altyapısını kullanması ama tam konsensüs zorunluluğunu azaltması.
  3. Avrupa Pillar’ının Güçlendirilmesi: Avrupa ülkelerinin kendi aralarında daha hızlı karar alabilmesi (European Security Council benzeri yapı). NATO bloke olursa Avrupa’nın bağımsız hareket kabiliyeti.
  4. Savunma Sanayi ve Yetenek Süreçlerinde Reform: Ortak üretim, çift kullanımlı teknolojiler ve acil alım prosedürlerinde bürokrasinin azaltılması. Yerel komutanlara sınırlı yetki verilmesi gibi modeller.
  5. Finans ve Savunma Bakanlarının Dahil Edilmesi: Zirvelere maliye bakanlarının katılımı ile yük paylaşımı ve harcamalar daha hızlı koordine edilebilir.

Örnek inceleme

11 Eylül’den sonra NATO’nun 5. Maddeyi işletmesi her bir üyenin katılımı ile alınan bir karardı. Bunun dışındaki taleplerde veya durumlarda 4. Madde gereği işlemler söz konusudur, ki karar alma noktasına gelindiğinde veto hakkı kullanan ülkelerin pozisyonu sonucu etkiler.

Libya’ya müdahalede nasıl oldu? 17 Mart 2011 tarihinde BMGK, 1973 sayılı kararı kabul etti. Karar, Libya'da sivilleri ve sivil yerleşimleri korumak için "tüm gerekli tedbirleri" alma yetkisi verdi, uçuşa yasak bölge ilan etti ve ateşkes çağrısı yaptı. Kararda "yabancı işgal gücü" dışlandı. 19 Mart 2011’de Paris Zirvesi yapıldı. Zirveye Fransa, İngiltere, ABD, Almanya, Arap Ligi ve BM temsilcileri katıldı. Zirve devam ediyorken Fransız keşif uçakları Libya hava sahasında keşif yaptılar. Bu esnada birçok ülke (İtalya, Kanada, Hollanda, Danimarka, Belçika vb.) bu girişime destek vereceklerini açıkladı. Aynı gün öğleden sonra (yaklaşık 16:00-17:00 civarı) Fransız jetleri, Bingazi güneyindeki Kaddafi güçlerine karşı ilk hava saldırısını gerçekleştirdi.

ABD ve İngiltere Tomahawk füzeleriyle hava savunma sistemlerini vurdu. Koalisyon (Fransa, İngiltere, ABD öncülüğünde) harekete geçti. İlk taarruzlar NATO komutasında değildi. Bunlar, BM-1973'e dayanan uluslararası koalisyon (Fransa, İngiltere, ABD öncülüğü) tarafından yapıldı. NATO sonra duruma dahil oldu. 23 Mart 2011’de NATO, silah ambargosu operasyonunu üstlendi. 24-25 Mart’ta uçuşa yasak bölge uygulanmasını kabul etti. 31 Mart’ta NATO, tüm askeri operasyonların komutasını devraldı ve Birleşik Koruyucu Harekât (OUP) resmen başladı. Bu tarihten itibaren görevler NATO koordinasyonunda sürdü (31 Ekim 2011'e kadar). Bu uygulamada 5. Madde (Kolektif Savunma) kullanıldı mı? Hayır, kullanılmadı. Libya, bir üye devlete yönelik saldırı olmadığı için 5. Madde devreye girmedi. NATO, Libya'da ilk kez bir Arap ülkesine karşı savaşmış oldu, ancak bu savunma ittifakı değil, BM yetkisiyle "kriz yönetimi" operasyonu olarak kayda girdi.

Bu örnek bize birçok açıdan analiz yapma imkânı vermekteydi. Demek ki NATO birlikleri Libya gibi değişik coğrafyalarda görev alabilmekte, 5. Madde değilse 4. Madde gereği operasyonlar yapabilmekte. Peki buradaki formül neydi? Kriz yönetimi.
Şimdi soralım: Türkiye, PKK veya IŞİD terör örgütüne karşı, önce koalisyon sonra NATO operasyonu olsun istemedi mi? Trump, Hürmüz Boğazı için müttefiklerinden ne istedi? NATO politik amaçla yanında olmalı! Bu sağlanabildi mi? NATO kriz yönetimi ne anlama gelmekteydi. Şimdi eğer karar alma mekanizmasının hızlandırılması isteniyorsa Trump neyi istiyor? Farklı olan ne?


Ankara Zirvesi bağlamında beklentiler

Trump’ın olası eleştirileri doğrultusunda Ankara’da (7-8 Temmuz 2026) şu konular gündeme gelebilir: Karar alma mekanizmalarının “dünya değişti, siz hâlâ eski usullerle çalışıyorsunuz” eleştirisiyle hızlandırılması. İran/Hürmüz gibi acil krizlerde NATO’nun daha hızlı tepki verebilmesi. %5 savunma harcaması taahhüdünün uygulanmasında esneklik ve takip mekanizmaları.

Tam konsensüs kuralının kaldırılması gerçekçi değildir (ittifakın temel prensibi). Bunun yerine hibrit modeller (tam konsensüs, hızlı koalisyon ve zaman limitleri) en olası yol olarak görülüyor. Bu reformlar başarırsa NATO daha “ölümcül ve hızlı” hale gelebilir; aksi takdirde Avrupa özerk savunma yapılarını hızlandıracaktır.


V. Ankara NATO Zirvesi (7-8 Temmuz 2026) değerlendirmesi ve olası senaryolar

A. Zirveye ilişkin ana hususlar

  1. Trump’ın Katılımı Henüz Kesin Değil, Son Dakika Kararı Mümkün: Trump’ın katılımı “uçağa binince netleşir” tarzı bir belirsizlik taşıyor. Türkiye tarafı (Dışişleri Bakanı Hakan Fidan) Trump’ın geleceğini varsayarak hazırlık yapıyor ve Erdoğan ile telefon görüşmelerinde olumlu sinyaller alındığını belirtiyor. Ancak Trump’ın tarzı nedeniyle son ana kadar sürpriz ihtimali var.
  2. Rubio’nun Açıklaması Dikkat Çekici: ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump’ın katılacağını teyit ederek zirveyi “muhtemelen ittifak tarihinin en önemli toplantılarından biri” olarak nitelendirdi. Bu, önemli tartışmaların yaşanacağına işaret ediyor.
  3. Hazırlıklar Dışişleri Bakanları Tarafından Tamamlandı: 22 Mayıs 2026 Helsinki toplantısında karar metinleri büyük ölçüde hazırlandı. Liderler Ankara’da kendi önceliklerini dile getirecek, ancak temel metin değişmeyecek. (Bu husus önceki maddede açıklandı.)
  4. İkili Görüşmeler ve Gelecek Gündem: Zirvede ikili görüşmeler kritik önemde olacak. Bu görüşmeler, NATO Genel Sekreteri’nin sonraki adımlarına ve bir sonraki zirvenin gündemine yön verecek. Tartışmalı konular burada netleşecek.
  5. Rutin Konular: Ukrayna desteği, Rusya tehdidi, Avrupa yük paylaşımı ve genel silahlanma.
  6. Tartışmalı Konular: İran Savaşı / Hürmüz Boğazı / nükleer riskler ve Ukrayna’da barış süreci. Ayrıca Grönland, Kanada ve Kuzey Buz Denizi eksenindeki gerilimler (Danimarka, İngiltere vb. ülkelerle).
  7. Çin, Siber ve Uzay: Bu konular 2019 Londra’dan beri gündemde; 2022 Madrid Konsepti’nde “sistemik meydan okuma” olarak yer aldı. Ankara’da detaylı yeni karar beklenmiyor ancak vurgu yapılacak (NATO-2030 tavsiyeleri doğrultusunda).
  8. Yük Paylaşımı ve Silahlanma: %5 GSYİH savunma harcaması taahhüdü (Lahey 2025’ten) pekiştirilecek. Çift kullanımlı üretim, drone/füze sistemleri, savunma sanayi yatırımları öne çıkacak. Türkiye’nin bu alandaki kapasitesi (yerli üretim avantajı) vurgulanabilir.
  9. Trump’ın İran ve Küresel Bakış Açısı: Trump, müttefiklerin İran operasyonunda yetersiz desteğini sıkça eleştiriyor. “Neden Hürmüz’de NATO’yu kullanmadık?” sorusu gündeme gelebilir. NATO-2030 ve yeni stratejik konsept varken ittifakın karar alma mekanizmalarının hızlandırılması ve küresel fırsatların (Çin, enerji koridorları, Arktik) değerlendirilmesi talep edilecek. (Karar alma mekanizmalarının hızlandırılması konusunu incelemiştik.)
  10. Dönüm Noktası Potansiyeli: Zirve, rutin bir toplantı mı yoksa Trump’ın “dünya değişti, siz hâlâ eski usullere göre hareket ediyorsunuz” eleştirisiyle reform tartışmalarına mı evrilecek? Bu, Trump’ın katılım kararını da etkileyecek.

B. Olası senaryolar ve analizleri 

Senaryo-1: Trump Katılır ve Yapıcı / Kontrollü Bir Zirve Gerçekleşir: Trump, %5 savunma harcaması taahhüdünün uygulanmasını över, Avrupa’nın Ukrayna’ya daha fazla yük almasını kabul eder ve sınırlı İran desteği sözü alır.  Sonuçlar: Transatlantik gerilim azalır, NATO birliği pekişir. Avrupa savunma sanayi hamleleri hızlanır. Türkiye prestij kazanır. Ancak Trump’ın “America First” öncelikleri (Çin’e odak) nedeniyle derin reform sınırlı kalır. Zirve “başarılı ama olağan” olarak değerlendirilir.

Senaryo-2: Trump Katılır, Sert Tartışmalar ve Gerilim Yaşanır (En Muhtemel): Trump, İran’da destek vermeyen müttefikleri (bazı Avrupa ülkeleri) açıkça eleştirir, Grönland/Kanada konularını masaya getirir ve karar alma mekanizmalarının “çok yavaş” olduğunu söyler. Sonuçlar: Kısa vadede kriz çıkar, bazı müttefikler (özellikle Kuzey Avrupa) Avrupa özerk savunma planlarını (European pillar) hızlandırır. Uzun vadede %5 hedefinde ilerleme ve savunma üretimi konusunda somut taahhütler alınabilir. Ankara, “gerilimli ama dönüştürücü” bir zirve olarak tarihe geçer. Trump’ın “tarihi” vurgusu gerçekleşir.

Senaryo-3: Trump Katılmaz (Düşük İhtimal, Rubio ve Fidan teyitlerine rağmen): Trump, “iç gündem” veya “daha önemli” bir sebeple gelmez, Yardımcısı veya Dışişleri Bakanı ile temsil edilir. Sonuçlar: Zirve olağan geçer, Avrupa liderleri kendi aralarında daha fazla anlaşır ve “Avrupa planları” güçlenir. Trump-NATO gerilimi artar, bir sonraki zirve daha kritik hale gelir. NATO’nun “Amerikasız” senaryolara hazırlığı hızlanır.

Senaryo-4: Beklenmedik Somut Adımlar ve Dönüm Noktası (İyimser): İran konusunda sınırlı bir NATO destek mekanizması (lojistik veya deniz güvenliği), Ukrayna’da barış çerçevesi ve karar alma reformu (hızlandırma) konusunda ilerleme kaydedilir. Sonuçlar: Ankara gerçekten “tarihi” olur. NATO-2030 vizyonu somutlaşır, Çin ve yeni tehditlere karşı daha küresel bir ittifak profili çıkar. Trump “zafer” ilan eder, transatlantik ilişki yeniden dengelenir. Ancak bu, müttefiklerin Trump’a önemli tavizler vermesine bağlıdır.

Genel Değerlendirme: Ankara Zirvesi, Biden döneminin kolektif yaklaşımından Trump’ın baskıcı ve sonuç odaklı tarzına geçişin en önemli testi olacak. En kritik faktör, Trump’ın İran ve yük paylaşımı konusundaki memnuniyet düzeyi. Zirve, NATO’nun karar alma mekanizmalarını hızlandırma tartışmalarını kalıcı olarak gündeme taşıyabilir.


VII.  Sonuç

NATO evrimleşiyor. NATO Avrupalılaşıyor. Burada Türkiye’nin önemi jeopolitik gerekçeler ve savunma sanayiindeki hamleleri sebebiyle kendini göstermekte. Avrupa bakışı bir yana NATO geneli itibariyle bu örgüt bugüne kadar zamana ayak uydurarak adaptasyon süreçlerini yaşadı, bundan sonra da benzer adımları atar, kurumsal yapısı bu süreçleri göğüslemeye elverişli yeteneklere sahip.

Ancak ve ancak çok büyük bir küresel kırılma gibi durumlar çerçevesinde büyük bozukluklar baş gösterebilir ki; ABD demek Trump demek olmadığına göre, bizim odaklanmamız gereken husus, dünyanın veya küresel dengelerin genel durumu üzerine olacaktır.

NATO Ankara Zirvesi önemlidir, başarıyla gerçekleştirilecektir, hatta düşünceme göre de tarihi olma ihtimali vardır. Çünkü olağan hususların karara yansıması ötesinde zirve süresince liderler önemli değişikliklerin yapılmasına ilişkin “küresel yeni okumalar” yapacaklar ve birbirleri için “yeni ikna” yöntemlerini devreye koyacaklardır. 

Sistemsel bir konu olan NATO’nun hızlı karar alma hususu Ankara’da karara bağlanırsa bu zaten tarihi bir değişim demektir. Ancak burada üyeler bir orta yolda anlaşmalılar, zamana ayak uyduracağım derken demokrasinin ve barışçı olmanın temeline zarar vermemeliler. Bu nedenle belki bu tartışma biraz daha sürecek belki de hibrit bir usul modeller (tam konsensüs, hızlı koalisyon ve zaman limitleri) devreye konacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU