Klişe bir konu bu ilerici ve gerici meselesi. Her çağda sorulan bir soru. Statüko konusu bunun içinde. Bugün temel kavramlar üzerinden, daha açık söyleyecek olursak, ulus-devlet ve uluslararası sistem üzerinde bir tartışma yapılıyor. O halde bugünün sorusu şu: Bu uluslararası sistem terimine bakışla ne söylenebilir, kimler ilerici, kimler gerici? Daha özel ifade edeyim, ABD Başkanı Trump’ın politikaları ilerici mi, gerici mi?
Giriş: Yeni Düzenin Kökenleri Trump Öncesinde Yatıyor
Yeni dünya düzeni, Donald Trump’ın siyasi arenaya çıkışından çok daha önce filizlenmeye başlamıştı.
Aşağıdaki kritik süreçler, bugünkü jeopolitik kırılmanın temel taşlarını oluşturdu:
• İklim değişikliği ve çevresel krizler
• Dördüncü Sanayi Devrimi (yapay zekâ, otomasyon, dijital dönüşüm)
• COVID-19 pandemisi sonrası küresel yeniden yapılanma
• 2008 küresel finans krizi ve sonrasında oluşan ekonomik-politik sonuçlar
• Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı
• Çin’in sessiz ve sistematik küresel yayılma stratejisi
Bu dinamikler göz ardı edildiğinde, yaşanan dönüşümün sorumluluğu, şaşkınlar ve karşıtlar tarafından tek bir lidere veya döneme yüklenmeye çalışılıyor.
Trump’ın Rolü: Hegemonik Gücün Tahmin Edilebilir Temsilcisi
Hegemonik güç konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’nin ihtiyaçlarına son derece uygun bir profil olarak Trump sahneye çıktı. 2025 Ocak ayından itibaren geçen bir yılda, dünyanın pek az kişinin öngörebileceği radikal politik açılımlar ve hamleler gerçekleştirdi.
Trump’a kadar olan gelişmeleri yok sayan yaklaşımlar, her olumsuzluğun faturasını yalnızca ona kesmeye çalışıyor. Oysa Trump, ABD’nin güncellenmiş “yeni emperyalist” anlayış ve formatına son derece uyumlu, neredeyse öngörülebilir bir yol izliyor, her ne kadar çoğu uzman öngörülemez dese de. Bakın ben ne dedim? Tahmin edilebilir temsilci.
Üç Eksen: Statükocular, Değişimciler ve Konumlanamayanlar
Günümüzde dünya, üç temel eksen arasında net bir bölünme yaşıyor:
1. Statükocular
• Çin
• Rusya
• Büyük ölçüde Avrupa
Bu grup, mevcut uluslararası sistem, kurumlar, kurallar ve statükoyu ayakta tutmak için çaba sarf ediyor. Elde ettikleri avantajları, gelişme potansiyelini ve istedikleri anda istediklerini yapabilme kabiliyetini bu düzen içinde korumak istiyorlar.
2. Değişimciler
• Değişimi dayatan hegemonik güç: ABD
• Yeni elitler
Son 15–20 yılın önemli değişim dinamiklerini (teknoloji, jeopolitik kaymalar, güç dengeleri) gerçekçi biçimde okuyup buna göre pozisyon alan Amerika Birleşik Devletleri, muhafazakâr ve ulusalcı dünyaya net bir mesaj veriyor: “Artık değişmelisiniz.”
Yeni elitler de soruyor: Ey insanlık değişmekten başka çareniz var mı?
Zamanın icaplarını inkar edenlere soralım: Coin, elektrikli araç, şu telefon, bu bilgisayar dediler, aldınız mı almadınız mı? Dijital mal kavramının tüketicisi oldunuz. Devam edebilirim. Ama teknoloji ve üretim için her şey hazırken, tek bir şey hazır değil. Bu ne biliyor musunuz? İnsanlık! Yeni elitler için bütün dert sistem, politikacı, BM, vb. değil, yenilikleri piyasaya sürmek için insanlığın hazır olup olmadığı.
Trump ve arkasındakiler bugün bu yeni geçişi kendi kontrollerinde yapmak istiyor. Konu bu!
Ben bu vaziyette şunu ifade ettim: Yapay zeka tekilliğini ilk ele geçiren (2-3 yıl içinde) hangisi, ABD mi, Çin mi olsun? Diğer şekilde sorayım, dünya çapında güç gaspını yapmakla meşgul otoriter rejimler (Çin ve Rusya gibi), bugün Batı medeniyetinin karşısındayken uluslararası sistem polemiği nereden çıkıyor ve Avrupa, Kanada gibi Batılılar ile Çin neden el sıkışmaya çalışıyor? Güncel paradoks anlaşılsın diye bunları ileri sürdüm.
Diğer paradoks konularını ise son yazımda dile getirdim: Epistemik vertigo. Dijital Çağ’dan beri şu yeni-demokrasi ne durumda? Klasik ulus-devlet demokrasisi mi uygulanıyor, yoksa içi boş demokrasi mi? Diğer konu: Son Sanayi Devrimi ile gelişen bolluk paradoksundan haberi olanlar var mı? Çalışma saatleri azaltılıyor, çalışmayanlara karşılıksız maaşlar ödeniyor…
3. Konumlanamayanlar
• Fay hattındaki ülkeler ve kültürler
• Transactional (işlemsel) aktörler
• Bilgisizler
Bu grup her iki devasa gücün veya ana belirleyicilerin ikisi arasında ne yapacağını tam belirleyemeyenlerdir. Burada süreci okuyamamak, durumu bilememek veya çaresiz durumda kalmak ayrı, ama transactional veya kullanılıyor olmak daha başka bir konudur.
Paradoksal Tersine Dönüş: İlerici ve Gerici Rollerin Değişimi
Bu çerçevede tarihsel bir tersine dönüş yaşanıyor:
• Yeni ilericiler - Trump’ın arkasındaki güçler ve yeni elitler: Yeni emperyalist vizyonu içselleştirmiş, değişimi dayatan ve “değişimci” rol üstlenen taraf konumuna geliyor.
• Yeni gericiler - Çin-Rusya-Avrupa ekseni ve konumlanamayanlar: Statükoyu koruma ve mevcut düzen içinde var olma refleksiyle daha “gerici” bir konumda görünüyor. Kendine yer bulamayanlar veya bir biçimde arada gezeninler de bu sınıftandır.
Bugünkü asıl kırılma, tam da bu iki yapı arasında gerçekleşiyor.
Dolayısıyla günümüzün en kritik sorusu şu hale geliyor: İlerici misiniz, yoksa gerici mi?
Ancak burada yine büyük bir paradoks ortaya çıkıyor: “İlerici” olarak konumlanan taraf (ABD merkezli blok), teknolojide, demokrasi anlayışında ve jeopolitik düzlemde çok güçlü rüzgârlar estiriyor. Kaldı ki bu rüzgârların yönü, şiddeti ve nihai sonuçları herkes için aynı derecede öngörülebilir değil. Hatta herkes için acil bir eylem planı gerekli: Doğru konumlanmak, değişiklikleri gecikmeksizin hayata geçirmek.
Bunun için, havanda su dövercesine yapılan şu sistem tartışması kimin işine yarıyor, dikkatlice bakmak gerekiyor. Kimsenin ortamı sislemesine (grileştirmesine) izin vermeyin, aksine tamı tamına net olun! Çünkü zaman çok hızla akıyor. Geç kalanlar için iyi şeyler hiç olmayacak.
Uluslararası Sistemin Çelişkisi: Değişmezmiş Gibi Davranmak Mümkün mü?
Uluslararası sistem gerçekten insanlık için değişmez, kusursuz ve kalıcı bir düzen olsaydı; 2008 küresel finans krizi patlak verir miydi, iklim krizi bu denli derinleşir miydi, ardı arkası kesilmeyen savaşlar ve jeopolitik çatışmalar yaşanır mıydı? Elbette hayır. Uluslararası sistem neden dünyaya barış ve huzur getiremedi? Neden BM gibi kurumlar sorgulanıyor? Neden dünya tek bir sistem bulamadı? Elimizde bu var, ne yapalım, diyenler işleri biraz basit gördüler…
Eğer bu bir sistem ise baştan beri kırılgan, çıkar çatışmalarına dayalı ve güç dengelerinin sürekli yeniden şekillendiği bir yapıdır.
Şimdi Trump, Arktik bölge, Batı Yarımküre ve “Donroe Doktrini” (Monroe Doktrini’nin Trump tamamlayıcısı) gibi hamlelerle ABD’nin hegemonyasını kendi coğrafyasında pekiştirmeye çalıştığında, neden birden bu bir “sorun” kabul ediliyor? Doğru işleyen neydi ki bu şaşkınlık yarattı?
Ama öyle değil, uluslararası sistem başka bir illüzyondu, yumuşatıp söyleyeyim, kabullere dayalı, kırılgan eklemli tarafı fazla, devasa ve hatta hantal bir yapıydı, kendi kurumlarıyla, sermaye hareketleriyle, ideolojisiyle, klasik elitleriyle, medyasıyla, ikna edici kesimleriyle… Çünkü mevcut düzenin savunucuları, kendi avantajlarını korurken hegemonik gücün değişim talebini “tehlike” olarak etiketliyor; oysa bu, sistemin içsel çelişkilerinin ve güç mücadelesinin doğal bir uzantısıdır.
Şu bir gerçek, adı uluslararası sistem de olsa, güçlünün hukuku esas kabul edildi. Öyle değil mi?
Üstelik insanlık tarihi içinde sürekli değişim oluyor, bunu kim durdurabildi? Bugün karşınızda duranlar statükocular mı? İnanmayın. Çin, bir yandan ulus ve uluslararası sistem derken, diğer yandan süper yapay zekayı (ASI’yi, AI tekilliğini, yani Tanrı AI’yı) ele geçirmek istiyor.
Yeni Strateji: Kontrolü Elden Bırakmamak
Bu süreç bir savrulma mı, yoksa kontrollü bir gelişme mi? İkisi birden: Görünürde kaotik ve öngörülemez hamleler (Venezuela operasyonu, Grönland baskısı, Arktik erişim talepleri) aslında hegemonik gücün stratejik yeniden konumlanmasını temsil ediyor. Riskler çoğaldı: Küresel ekonomik belirsizlikler, yaygın silahlanma yarışı, nükleer tehditlerin artışı ve hatta III. Dünya Savaşı olasılığı üzerine ciddi tartışmalar yapılıyor.
Herkes istim üstünde; statükocular (veya bu metinde “gericiler” olarak ifade edilen taraf), korku ve belirsizlik içinde. Bu korkuya kapılanlar, gelişmeleri hazırlıksız uyanış ve bilinmezliğe doğru gidiş olarak yorumluyor. Büyük ölçüde I. Dünya Savaşı öncesinde de benzer endişeler, ittifak kaymaları ve silahlanma yarışı vardı.
Şimdi tekrar bir gelecek okuması yapma zamanı. Bu nedir? İlerici olarak gösterilen durum (dinamizmle değiştirmek, değişimi dayatmak), Trump-Amerika ve yeni elitler (Elon Musk, Sam Altman gibi teknoloji şirket sahipleri) ile bunların peşinden gelecekler için her detayın ayrıca incelenmesi gereken bir süreçtir. Çünkü kaçınılmaz bir değişim oluyor, istesek de istemesek de, en azından kontrolü elden bırakmamak doğru bir strateji halinde karşımızda duruyor.
Değişim içindeyken vertigo olmamak adına her adımı doğru atmak, ancak zamanı da kollamak gerekiyor. Süper yapay zekaya tanınan sınırlar cidden kontrol edilmeli. İnsan merkezli direnç ağları kurmaktan başka çare yok. Bütün bunları hukuku zayıf Çin mi yapacak? Politik olarak Çin’e Britanya veya Avrupa Birliği mi destek olacak?
Trump farkında ve o da saldırıyor, baskılıyor, (en azından Çin’den) önce ABD, diyor. Zaman dar… Zaman ve mekan sıkıştı!
Risk çok yüksek; aynı zamanda benim “kontrollü kaos” dediğim gerçeklik ortada. Bu, tesadüfi değil; büyük güçlerin (özellikle ABD’nin) hibrit müdahaleler, hedefli operasyonlar ve baskı araçlarıyla kaosu yöneterek avantaj sağladığı bir dönem.
Trump yönetimi altında bu “kontrollü kaos”, realizmin zaferi olarak işliyor: Kısa vadeli krizler yaratıp uzun vadeli hegemonya pekiştirme.
Ancak bu Trump stratejisi, nükleer eşiklerin düşmesi, vekalet savaşlarının yayılması ve küresel istikrarsızlığın artması gibi yan etkiler taşıyor. Kontrollü kaos, III. Dünya Savaşı riskini sıfırlamıyor; aksine, yanlış hesaplamalarda patlama noktasına dönüştürebilir.
O halde insanlık kontrolü ele almak adına yukarıda tarif ettiğim yeni stratejiye sarılmalı.
Sonuç: Kendini Korumak ve Pozisyon Almak
Bireylere ve toplumlara düşen en gerçekçi görev şudur: Kendilerini korumak, esen bu güçlü ve yönü değişken rüzgârlara karşı pozisyonlarını mümkün olduğunca sağlam ve avantajlı tutmaktır.
Zaman dar: 2030’lar… Bu tarihlerden sonra bir şeyler yapmaya kalkarsanız, geride kalanlardan olursunuz.
Kaynakça
- Tokmakoğlu, G. (2026). Trump’ın stratejisi, doktrini, savaşı ve Venezuela. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/770748
- Tokmakoğlu, G. (2026). Büyük güçlerin arka bahçelerine müdahale stratejileri. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/770933
- Tokmakoğlu, G. (2026). Trump yönetiminin dış politikası: Realizmin zaferi mi, kontrollü kaos mu? Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/770998
- Tokmakoğlu, G. (2025). 2025 yılında küresel jeopolitik dönüşümler: Realizmin zaferi, kontrollü kaos dinamikleri. Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/770547
- Tokmakoğlu, G. (2025). 2025'in sonunda dünya: Barış mı, yeni bir Soğuk Savaş mı, yoksa kontrollü kaos mu? Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/768845
- Tokmakoğlu, G. (2025). Epistemik vertigo çağında yeni dünya düzeni, Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/772024/türki̇yeden-sesler/epistemik-vertigo-çağında-yeni-dünya-düzeni
- Tokmakoğlu, G. (2025). Teknolojinin ergenliği ve tekilliğin hegemonyası: Felsefi ve jeopolitik değerlendirme, Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/771975/türki̇yeden-sesler/teknolojinin-ergenliği-ve-tekilliğin-hegemonyası-felsefi-ve
- Tokmakoğlu, G. (2025). Yapay zeka tekilliği ve jeopolitik dönüşüm: ABD-Çin rekabetinde yeni paradigma, Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/771859/türki̇yeden-sesler/yapay-zeka-tekilliği-ve-jeopolitik-dönüşüm-abd-çin-rekabetinde-yeni
- ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS 2025). White House. https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf
- 2026 Ulusal Savunma Stratejisi. Department of War. https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF
- Genel jeopolitik literatür: “Donroe Doctrine” ve Trump Corollary tartışmaları (örneğin, ODI, National Interest, Bulletin of the Atomic Scientists, Atlantic Council raporları, 2025-2026).
- Küresel risk raporları: Stimson Center Top Ten Global Risks for 2026; Bulletin of the Atomic Scientists Doomsday Clock 2026; Council on Foreign Relations Conflicts to Watch in 2026.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish