Büyük güçlerin arka bahçelerine müdahale stratejileri

Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Günümüz uluslararası ilişkilerinde büyük güçler, jeopolitik çıkarlarını korumak ve yakın çevrelerindeki ülkeler üzerinde nüfuzlarını pekiştirmek için, farklı müdahale stratejileri uygulamaktadır. Bu stratejiler, klasik askeri işgallerden hızlı ve sınırlı özel operasyonlara kadar geniş bir yelpazede yer almaktadır. 

Bu makalede, temel olarak iki güncel örneği inceleyerek, işte bu stratejik uygulamalardaki farkları analiz edeceğiz: Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik uzun süreli ve kapsamlı müdahalesi ile ABD’nin 2026 Ocak ayında Venezuela’ya gerçekleştirdiği hızlı lider yakalama operasyonu. Buna diğer bir başat güç olan Çin’in, Tayvan’a olası müdahalesi senaryosunu da ekleyeceğim. Çünkü böylesi bir durumdaki yöntemsel, stratejik ve sanatsal farklar olduğu açık ve bunlar şimdiden görülmelidir. 

Bu karşılaştırma, büyük güçlerin “arka bahçe” veya “nüfuz alanı” olarak gördükleri bölgelerde, nasıl farklı yöntemler tercih ettiğini ve bunların gelecekteki çatışmalara ışık tutabileceğini ortaya koyacaktır.
Bu makalede çatışma sebeplerini ön plana çıkarmadan, sadece jeopolitik bağlam söz konusu olduğundan dolayı çok kısa ifadelerle açıklayacağım. İfade ettiğim gibi, üzerinde durduğumuz Rusya’nın, ABD’nin ve Çin’in müdahale biçimlerindeki farklar olacak, bunları jeopolitik teorilerle ilişkilendireceğim ve seçilen stratejilerin milli güç unsurları yönüyle değerlendirmesini yapacağım. Böylelikle, en çok konuşulan bu uluslararası ilişkiler konularındaki teori ve pratiği önemli ölçüde gözler önüne sermiş olacağım.

Rusya’nın Ukrayna Müdahalesi: Uzun Süreli ve Hibrit İşgal

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik müdahalesi, 2014 yılında Kırım’ın ilhakı ile başlamış ve 2022’de tam ölçekli işgale dönüşmüştür. 2014’te Kırım’ın işgali, hızlı bir askeri operasyonla desteklenen referandum süreciyle gerçekleştirilmiş, ardından Donbas bölgesinde ayrılıkçı unsurlara destek verilerek hibrit savaş unsurları devreye sokulmuştur. Bu dönemde Rusya, propaganda, dezenformasyon ve vekil güçler aracılığıyla etki alanını genişletmiştir.

2022’de ise Rusya, Ukrayna’nın doğu ve güney bölgelerine büyük çaplı askeri yığınak yapmış ve kapsamlı bir işgal başlatmıştır. İşgalin temel amacı, Karadeniz’e erişimi kontrol etmek ve Rusya’nın stratejik “can damarı” olan sahil bölgelerini güvence altına almaktı. Kırım’ın yanı sıra Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgeleri Rusya tarafından ilhak edilmiş, bu bölgeler fiilen kontrol altına alınmıştır. Savaş, klasik askeri stratejilerin (topçu bombardımanı, kara harekâtı) yanı sıra modern hibrit yöntemleri içermiştir: İnsansız hava araçları (SİHA) saldırıları, siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları, ekonomik yaptırımlara karşı propaganda ve hatta nükleer tehditler.

Bu müdahale, uzun süreli bir çatışma yaratmış olup, 2026 itibarıyla hala devam etmektedir. Rusya’nın yaklaşımı, toprak kazanımı ve kalıcı nüfuz odaklıdır; ancak yüksek maliyetler (askeri kayıplar, ekonomik yaptırımlar) getirmiştir. Hibrit unsurlar, doğrudan konvansiyonel savaşı destekleyerek Rusya’ya esneklik sağlamıştır.

ABD’nin Venezuela Operasyonu: Hızlı ve Sınırlı Özel Operasyon

Öte yandan, 3 Ocak 2026’da ABD’nin Venezuela’ya yönelik müdahalesi tamamen farklı bir profil sergilemiştir. Aylar süren donanma yığınağı ve gerilimin ardından, ABD “Mutlak Kararlılık Operasyonu” (Operation Absolute Resolve) kod adlı bir operasyonla Caracas’ı hedef almış, hava saldırılarıyla Venezüella hava savunmalarını devre dışı bırakmış ve özel kuvvetler (Delta Force, DEA ve FBI desteğiyle) aracılığıyla Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i yakalamıştır. Operasyon, yaklaşık iki saat sürmüş ve Maduro çifti ABD’ye (New York’a) götürülerek uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçlamalarıyla yargılanmak üzere teslim edilmiştir.

Bu müdahale, Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olması ve ABD’nin Meksika Körfezi’ni stratejik bir alan olarak görmesi bağlamında gerçekleşmiştir. Başkan Trump, operasyon sonrası yaptığı açıklamalarda, ABD’nin Venezuela’yı “geçiş dönemi” boyunca yöneteceğini ve Amerikan petrol şirketlerinin milyarlarca dolar yatırım yaparak ülkenin petrol altyapısını yeniden inşa edeceğini belirtmiştir. Operasyon, uyuşturucuyla mücadele ve Maduro’nun “terörist” olarak nitelendirilmesi gerekçesiyle savunulmuş, ancak eleştirmenler tarafından petrol kaynaklarını ele geçirme girişimi olarak yorumlanmıştır.

Bu yaklaşım, geniş çaplı işgal veya uzun süreli askeri varlık içermemiş; aksine hızlı, düşük riskli (ABD tarafında minimal kayıp) ve hedef odaklı bir eylem olmuştur. Dünya genelinde tepki çekmiş (Rusya, Çin, Küba gibi ülkeler kınamış; bazı Latin Amerika liderleri desteklemiştir), ancak ABD’nin bölgesel hakimiyetini hızlıca pekiştirmiştir.

Aradaki Farklar ve Gelecek İçin Çıkarımlar

Rusya ve ABD’nin müdahale tarzları arasındaki temel farklar şunlardır:
    •    Süre ve Kapsam: Rusya’nın Ukrayna operasyonu uzun süreli, toprak odaklı ve yüksek maliyetli bir işgaldir; hibrit yöntemlerle desteklenir. ABD’nin Venezuela operasyonu ise kısa süreli, lider odaklı ve sınırlı bir baskındır.
    •    Yöntemler: Rusya klasik askeri güçle birleştirilmiş hibrit savaş (SİHA, siber, propaganda) kullanırken, ABD özel kuvvetler, hassas hava saldırıları ve hukuk dışı yakalama (capture) gibi asimetrik yöntemlere başvurmuştur.
    •    Amaçlar: Her ikisi de stratejik kaynakları (Karadeniz erişimi, petrole erişim, vb.) hedeflese de, Rusya kalıcı ilhak peşindeyken ABD hızlı rejim değişikliği ve ekonomik nüfuz sağlamayı önceliklendirmiştir.
    •    Risk ve Maliyet: Rusya yüksek kayıplar ve uluslararası izolasyonla karşı karşıya kalırken, ABD düşük riskle hızlı kazanç elde etmiştir.

Bu farklar, büyük güçlerin güç asimetrisine ve coğrafi yakınlığa göre stratejilerini uyarladığını göstermektedir. Rusya, komşu bir ülkede kalıcı etki için konvansiyonel gücü tercih ederken, ABD uzak ama “arka bahçe” gördüğü bir bölgede minimal müdahaleyle maksimum etki yaratmayı başarmıştır. 

Jeopolitik Teoriler Açısından Değerlendirme

Bu iki müdahale arasındaki farklar, klasik jeopolitik teorilerle açıklanabilir ve büyük güçlerin stratejik tercihlerini aydınlatır.

    •    Heartland ve Rimland Teorileri (Halford Mackinder ve Nicholas Spykman): Mackinder’ın “Heartland” (kalpgâh) teorisine göre, Avrasya’nın iç kesimlerini (kalp bölgesini) kontrol eden güç dünyaya hâkim olur. Rusya’nın

Ukrayna müdahalesi tam da bu mantıkla uyumludur: Ukrayna, Rusya’nın Heartland’a (Avrasya içleri) erişimini sağlayan kritik bir tampon bölge ve Karadeniz üzerinden Rimland’e (kıyı şeridi) çıkış noktasıdır. Rusya, toprak ilhakı ve uzun süreli işgalle bu stratejik derinliği kalıcı hale getirmeyi amaçlamıştır. Öte yandan, Spykman’ın Rimland teorisi, kıyı bölgelerinin (Avrupa, Orta Doğu, Doğu Asya) kontrolünün daha önemli olduğunu savunur. ABD’nin Venezuela operasyonu, Monroe Doktrini’nin modern versiyonu olarak Batı Yarımküre’nin (Amerika’nın “Rimland”ı) hakimiyetini vurgular. ABD, uzak deniz gücü olarak (Mahancı gelenek), uzun işgal yerine hızlı ve sınırlı operasyonlarla nüfuzunu korumuştur; petrol rezervleri gibi Rimland kaynaklarını ekonomik olarak güvence altına almıştır.

    •    Deniz Gücü Teorisi (Alfred Mahan): Mahan’ın deniz gücü teorisi, ABD’nin küresel hakimiyetini deniz yollarını ve üsleri kontrol etmeye dayandırır. Venezuela operasyonu, Karayip Denizi’ndeki donanma yığınağı ve hızlı hava-deniz destekli baskınla bu teorinin somut örneğidir: Düşük maliyetli, yüksek teknolojiyle (stealth uçaklar, özel kuvvetler) hızlı etki. Rusya ise kara gücü odaklı bir devlet olarak, komşu Ukrayna’da geniş cepheli kara harekâtı ve hibrit yöntemlerle kalıcı kontrol peşindedir.

    •    Monroe Doktrini ve Küresel Hegemonya: ABD’nin yaklaşımı, 1823 Monroe Doktrini’nin güncellenmiş hali olarak Latin Amerika’yı “arka bahçe” görme geleneğini yansıtır; ancak klasik işgal yerine “narko-terörizm” gerekçesiyle hukuki-askeri hibrit bir yöntem kullanılmıştır. Rusya’nın eylemleri ise “yakın çevre” (near abroad) doktrinine dayanır: Eski Sovyet alanını nüfuz alanı olarak koruma.

Sonuç olarak, bu farklar büyük güçlerin coğrafi konumuna, askeri kapasitesine ve risk iştahına göre şekillenmektedir. Rusya gibi kara gücü devletleri revizyonist ve kalıcı toprak kazanımıyla hareket ederken, ABD gibi deniz gücü hegemonlar asimetrik, düşük maliyetli müdahalelerle statükoyu korur. Bu trend, gelecek çatışmalarda hibrit savaşın ve hızlı operasyonların artacağını, geleneksel işgallerin ise yüksek maliyet nedeniyle azalacağını işaret etmektedir.

Çin’in Tayvan’a Olası Müdahalesi: Savaş Sanatının Zarif Ustası

Çin, Tayvan gibi “arka bahçe” olarak gördüğü bir hedefe müdahale ettiğinde, ne Rusya’nın brutalis dolu epik trajedisini ne de ABD’nin ani yıldırım performansını sergileyecektir. Pekin’in yaklaşımı, kendi milli güç unsurları (muazzam ekonomik kaldıraç, sabırlı merkezi planlama, tarihsel stratejik kültür ve “kapsamlı milli güç” doktrini) ile tam uyum içinde, Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nda vurguladığı “en iyi savaş, savaşmadan kazanılandır” ilkesine dayanır.
Jeopolitik olarak, Çin “Birinci Ada Zinciri”ni kırarak Pasifik’te stratejik derinlik kazanmayı hedefler; Tayvan, bu zincirin kilit halkasıdır. 

Stratejik hamleleri şu şekilde olurdu:

    •    Gri Bölge Operasyonları: Öncesinde yıllarca süren yoğun gri bölge taktikleri (balıkçı milisleri, kıyı muhafız gemileri, sık hava sorti ve siber saldırılarla) Tayvan’ı sürekli baskı altında tutar, toplumda yorgunluk yaratır.
    •    Ekonomik ve Diplomatik Abluka: Tayvan’ın enerji ithalatı, yarı iletken ihracatı ve diplomatik ilişkileri hedef alınır; küresel tedarik zincirleri üzerinden dolaylı baskı kurulur.
    •    Amfibi ve Hava Üstünlüğü: Gerçek müdahale başladığında, ani bir füze salvosuyla Tayvan’ın komuta-kontrol ve hava savunma sistemleri felç edilir; ardından büyük ölçekli amfibi çıkarma yerine ada çevresinde tam abluka ilan edilir.
    •    Bilgi ve Psikolojik Harp: Yoğun dezenformasyon, Tayvan içindeki birlik yanlısı unsurların aktive edilmesi ve “kurtarma operasyonu” anlatımıyla uluslararası meşruiyet aranır.
    •    Kısıtlı ve Asimetrik Kuvvet Kullanımı: Doğrudan kara işgali yerine, stratejik noktaların (limanlar, havaalanları) hassas füzeler ve özel kuvvetlerle ele geçirilmesi tercih edilir; amaç, Tayvan direnişini kırmadan teslim almaktır.

Çin’in “sanatsal yönü”, bu operasyonun akıcı, ritmik ve görünmez iplerle kontrol edilen bir kaligrafi usturluğu gibi olmasıdır: Ani bir darbe değil, kaçınılmaz bir akış; gürültülü bir işgal değil, sessiz bir boğma. Sabır, bütüncül entegrasyon ve rakibi kendi ağırlığıyla çökertme sanatı konuşturulur.

Milli Güç Unsurları ve Stratejik Tercihler

Büyük güçlerin uyguladığı stratejiler, yalnızca jeopolitik konumla sınırlı kalmayıp, kendi kapsayıcı milli güç unsurları ile doğrudan örtüşmektedir. Bu unsurlar; liderlik yapısından toplumsal kültür ve askeri doktrine, ekonomik kapasiteden ulusal iradeye kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. 

Klasik realist Hans Morgenthau’nun Politics Among Nations eserinde vurguladığı gibi, milli güç; coğrafya, doğal kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri hazırlık, nüfus, ulusal karakter, ulusal moral ve diplomasi kalitesi gibi unsurlardan oluşur. 

Benzer şekilde, Ray Cline’ın formülü [Pp = (C + E + M) × (S + W)] kritik kütle (nüfus + toprak), ekonomik güç, askeri güç ile stratejik amaç ve ulusal iradeyi çarpan olarak ele alır.

ABD’nin Venezuela operasyonunda görülen hızlı, düşük riskli yaklaşım; yüksek teknolojik üstünlük (askeri güç), güçlü ekonomik kapasite (petrol yatırımları için kaynak) ve kültürel/liderlik faktörleriyle (özel kuvvetler kültürü, kararlı liderlik) uyumludur. ABD’nin deniz gücü geleneği ve küresel projeksiyon kabiliyeti, uzun süreli işgallere kıyasla asimetrik operasyonları tercih etmesini sağlar. 

Joseph Nye’ın “yumuşak güç” (soft power) kavramı da burada devreye girer: ABD, operasyonu “uyuşturucuyla mücadele” ve “demokrasi” gerekçesiyle meşrulaştırarak kültürel çekiciliğini (değerler, insan hakları) kullanmıştır.

Rusya’nın Ukrayna’daki uzun süreli hibrit savaşı ise; kara gücü odaklı askeri yapı, tarihsel “tampon bölge” kültürü (near abroad doktrini) ve otoriter liderlik (Putin’in revizyonist vizyonu) ile örtüşür. Rusya’nın ekonomik kısıtları ve yaptırımlara karşı direnci, ulusal moral ve propaganda (ve dezenformasyon) gibi unsurları ön plana çıkarır. Çin’in “kapsayıcı milli güç” yaklaşımında olduğu gibi, Rusya da siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri unsurları entegre ederek hibrit yöntemleri tercih etmektedir.

Bu unsurlar, stratejilerin neden farklılaştığını açıklar: Güç parametreleri (teknoloji, ekonomi) yüksek olan ABD minimal risk alır; toplumsal kültür ve liderlik (dayanıklılık, revizyonizm) baskın olan Rusya ise kalıcı kontrol için yüksek maliyet göze alır. 

Çin, geleneksel Go oyununu oynamaya devam ediyor. Dünya oyun tahtasında gibi ve Çin sinsice yaptığı çok taraflı hamleleriyle rakibin evini sınırlamaya devam ediyor, ta ki bütün oyun bitene dek. Çin, kapsamlı milli gücünü ileri sürmeye, özellikle insan gücü, üretim potansiyeli ve teknoloji sahasındaki yayılımına devam etmekte.

Öne Çıkan Stratejik Kaynaklar ve Güç Mücadelesi Alanları

Sadece bir hatırlatma yapmak adına, günümüz politikalarına yansıyan önemli bazı noktalara değinelim.

Özellikle üç stratejik konuyu ileri süreceğim: 1) Enerji (özellikle petrol), 2) stratejik madenler ve teknoloji konusu ile 3) kritik denizler ve güzergahlar. 

Henüz dünyada fosil yakıtlar en önemli ve efektif enerji kaynağıdır. Günümüzde nadir toprak elementleri ve bunu işleme teknolojisi önemli bir güç mücadelesi alanı oluşturdu. Ayrıca, mikro işlemciler, yapay zeka ve kuantum teknolojilerine kadar sınırları zorlayan seviye düşünülürse, dünyayı kontrol etmek isteyen güçlerin veya bu manada birbiriyle rekabet eden başat güçlerin, diğerlerine göre çok hızlı ve stratejik hamleler yapmayı içeren politikalarının yoğunlaştığı bir dönemde olduğumuzu söylemeliyiz. Bir de dünya ticaretinin akışı için stratejik güzergahlar ve kritik noktalar var.

Başat güçlerin (ABD, Çin ve Rusya olarak) bunlarla ilgi ve ilişkisine çok özet halinde bakalım:

    •    Çin: Demir, çelik, helyum, doğalgaz, arsenik, bizmut, kobalt, kadmiyum, ferrosilikon, galyum, haniyum, indiyum, lityum, merküri, tantalum, telliryum, titanyum, tunsten, antimony, manganez, magnezyum, molibdenyum, selenyum, stronyum, vanadyum, magnetit, alüminyum, çinko, uranyum, vb. zenginlikler var. Nadir toprak elementlerine ve işleme kapasitesine sahip. Bu konuda halen dünyayı domine ediyor. Çin, üretici ülke ve enerji ihtiyacı fazla. Özellikle petrol bağımlısı bir güç olarak Çin, bulabildiği her yerden enerji ürünü satın alıyor, almak istiyor, her ne kadar yeşil kaynaklara yönelse de. Çin dünyanın her yerinde işletmelere sahip; Orta ve Güney Amerika kıtaları, Afrika, Kuzey Kutbu Bölgesi (Grönland dahil), Orta Doğu, Asya, Hint-Pasifik, vs. Çinli nüfusa sahip en yakınındaki ada olan Tayvan’ı kendine bağlamak birinci hedefi. Orta Asya ülkelerinden, İran ve Rusya’dan boru hatlarıyla petrol ve gaz alıyor. Dünyanın her yerinde deniz vasıtaları ile taşımacılık yapıyor ve ülkesine petrol taşıyor. Gemicilikte önde. Bu manada petrol üretenler (Venezuela, İran, dahil) ve dünyadaki deniz trafik alanlarından (Panama, Basra, Süveyş, Aden, Malakka, Arktik Bölge, vb.) serbestçe geçiş kolaylığı imkânı bulmak istiyor.

    •    Rusya: Rusya her tür doğal kaynaklara, geniş topraklara ve denizlere sahip. Kaynaklar yönüyle yok yok! En başta petrol, gaz, kömür, boksit, stratejik mineraller, nadir toprak elemetleri… Uranyum üretimi üst seviyede. Rusya, hidrokarbona yönelik petrol ve doğalgaz zengini bir ülke. Ukrayna Savaşı nedeniyle ABD yaptırımlar uyguluyor ve ABD petrol fiyatlarını aşağıya çekerek Rus ekonomisini zora sokmak istiyor. Rusya petrolünü ve gazını ABD’ye rağmen satmak istiyor, belli ölçüde satıyor da. En büyük alıcılarından birisi Çin. Rusya, Karadeniz’den ticaretini sürdürmek istiyor. Bu nedenle kendini Ukrayna üzerinde nüfuz elde etmek zorunda görüyor.

    •    ABD: Petrol üreticisi (dünya lideri), doğalgaz, LNG, kaya gazı, kömür, demir, çelik, stratejik bütün mineraller var. Nadir toprak elementleri konusunda Çin’in gerisinde kaldı, bu konuyu dengelemek için hızlıca çaba içerisinde. Yüksek teknoloji ve ürünler yönüyle Tayvan, Japonya, Güney Kore, gibi ülkelerle ortaklık içinde, son resmi ziyaretlerle Trump ülkesine çeşitli yerlerden (başta Körfez’den) yatırım çekti. ABD, dünya enerji kaynaklarını, piyasalarını ve güzergahlarını (bütün boğazları ve yolları) kontrol ediyor. Venezuela hamlesiyle ABD, rezervi en fazla bir petrol ve doğalgaz sahasına “kondu” denebilir. İran’ı sıkıştırıyor. Grönland’ı istiyor. Panama’da hâkim olmak istiyor. Genel olarak petrol konusunda Orta Doğu (özellikle Körfez Ülkeleri) ülkeleriyle ortak hareket ediyor, etmek istiyor.

Küresel rekabet kızıştı ve gerilim arttı! Bu durumda başat güç dışındakilerden; 

    •    Hidrokarbon rezervine sahip ve üretici pozisyonundaki Venezuela, Nijerya, İran, gibi ülkeleri yönetenler; 
    •    Stratejik minerallere, nadir toprak elementlerine sahip ve bunları işleyecek teknolojileri, ilgili ülkelerle yakınlıkları olan Tayvan, Grönland, gibi ülke ve bölgeleri yönetenler;
    •    Kritik denizleri, ticaret-geçiş yollarındaki ülkeleri yönetenler (Ukrayna, Grönland, İran, Malezya, Endonezya, Tayland, Somali, Yemen, Mısır, gibi), politikalarını gözden geçirmek ve bundan böyle çok dikkatli hareket etmek zorundalar. 

Bunlar, aşırılaşan veya radikalleşen, arada büyük bir güç asimetrisinin olduğu açık ortam içinde, küresel rekabete ve güç mücadelesine ne derecede hazırlar, bu yükü neyle kaldırabilirler? Eğer kendi içlerinde, yönetimlerinde bir sorun var ise bu onların başına çorap örmeye yeterli olabilir. 

Başat güçlerin “arka bahçesi” veya “nüfuz alanı” konusunu vurgulamak için bu gözle de bakılabilir. 

Sonuç: Büyük Güçlerin Farklı Savaş Sanatları

Uygulanan stratejileri bu çerçeve içinde inceledik, üstelik bunlar somut konular halinde gündemimizi işgal etmektedir.

Eğer şartlar uygunsa, başat güçler kendi müdahale (yani “savaş”) biçimlerini tereddütsüz uygularlar. Bu onlar için çok önemlidir, vazgeçilmez değerdedir. Realist yaklaşım bu gerçeği işaret eder.

Savaşlar, bilimsel ve topolojik boyutlarının ötesinde derin bir sanatsal karaktere sahiptir; her büyük güç, kendi milli kimliği, jeopolitik konumu ve güç unsurlarıyla şekillenmiş benzersiz bir üslup sergiler. 

Örnekler:

    •    Rusya’nın yaklaşımı ağır, brutalis ve trajik bir senfoni gibidir; uzun süren notalarla kalıcı hakimiyet peşindedir. 
    •    ABD’ninki ise bir caz solosu kadar ani, keskin ve şaşırtıcıdır, tek bir vuruşla sahneyi ele geçirir. 
    •    Çin ise geleneksel bir mürekkep resmi gibi sabırlı, zarif ve akıcıdır; fırça darbeleri görünmezdir, ama sonuç kaçınılmazdır.

Bu üç üslup farkı bize neyi söylüyor? 

    •    Gelecekteki çatışmaların hibrit, asimetrik ve kişiselleşmiş olacağını gösterir. 
    •    Klasik büyük savaşlar yerini, ekonomik, siber, psikolojik ve sınırlı kinetik unsurların ustalıkla harmanlandığı “sanatsal” mücadelelere bırakacaktır. 
    •    Küresel sistemde güç politikası hâkim oldukça, küçük ve orta ölçekli devletler bu sanatları okuyabilmeli, kendi karşı-üsluplarını geliştirmelidir; aksi takdirde sahnede yalnızca büyük ustaların performansları kalacaktır.
    •    Gelecekte, büyük güçler, bu milli güç unsurlarını daha entegre ederek (örneğin siber ve bilgi operasyonları) hareket edecektir.
    •    Gelecekteki çatışmalarda (örneğin Tayvan, Orta Doğu veya Latin Amerika’da), büyük güçler benzer şekilde hibrit ve asimetrik yöntemleri artırabilir: Hızlı lider yakalamalar, siber operasyonlar veya ekonomik baskılar, geleneksel işgallere alternatif olabilir.


*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU