Köy konusu benim için hiçbir zaman güçlü bir özlem ya da tartışma başlığı olmadı. Çünkü köyüm vardı; yazlarım köyde, çay bahçelerinde ve köyün derelerinde geçti. Yani bu iki dünyadan, köyden ve şehirden, fazlasıyla haberdarım.
Son yıllarda ise sosyal medyada köy yaşamına dair yoğun bir ilgi ve romantik bir bakış açısı dikkat çekiyor.
Büyük şehirlerde yoğunlaşan nüfus, karmaşık ve hızlı bir yaşamın içinde sıkışmışlık hissiyle birlikte "köye dönüş" hayalini daha sık gündeme getiriyor.
Fakat köyler eski köyler gibi mi?
Son dönemde özellikle sosyal medyada yaygınlaşan bir köy hayatı trendi var. Büyük şehirlerin yorucu temposundan uzaklaşmak isteyen birçok insan, köye yerleşme fikrini bir hayat hayaliyle birleştiriyor.
Ancak bu hayalin gerçek yüzü, zaman zaman sosyal medyada paylaşılan deneyimlerle farklı bir şekilde ortaya çıkıyor.
Köye yerleşen bir kadının serzenişleri buna örnek: "tek odada soba yanıyor, diğer odalar buz gibi", "sıcak su Allah’a emanet" ve "bitmeyen işler"…
Bu sözler, köy yaşamının yalnızca doğayı seyretmek, temiz havada huzur bulmak ya da söğüt ağacının altında uyumaktan ibaret olmadığını açıkça gösteriyor.
Ben köy hayatını kötülemiyorum; sadece eksik anlatıldığını düşünüyorum.
Çocukluğumdan itibaren yazlarımız dört beş ay boyunca Doğu Karadeniz’deki köyümüzde geçti.
Günlerce aralıksız yağan yağmurun toprağa bıraktığı o kendine has kokuyu, horoz seslerini, çamurlu yolları, telefonun yeni yeni çektiği zamanları, televizyon antenlerinin sık sık sinyal kaybettiğini, elektrik kesintilerini birebir yaşadım.
Bunların yanında köyde özgürce oynayabilmeyi, akşama kadar sokaklarda dolaşmayı, komşuların bahçesindeki meyvelere "musallat olmayı", tahta bilyeli arabalarla yokuş aşağı hızla inmeyi ve daha birçok şeyi de yaşadım.
Pencereden baktığımda yemyeşil çay tarlaları, sis kaplı köy ve uzaktaki karlı dağlar görünürdü. Hava o kadar temizdi ki derin bir nefes aldığımda sanki ciğerlerim yenilenirdi.
Belki de Anadolu köylerini en güzel Abdurrahim Karakoç’un şiirlerinde okuruz:
Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
Hele boz dumanlar çekilsin de gör
Her haftası bayram, her günü düğün;
Hele yaylalara çıkılsın da gör.Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
Kağnılar yollarda, yoncalar dizde...
Saydıklarım damla değil denizde,
Hele bir ekinler ekilsin de gör.Görmedin sen bizim mavi suları,
Karlar eriyince kırar yuları...
Köpük olur beyaz, sel olur sarı;
Hele taştan taşa dökülsün de gör.Sen bizim köyler görmedin ki hiç...
Yolları toz, çamur, evleri kerpiç
O kirli kabukta, o en temiz iç;
Hele bir yakından bakılsın da gör.Anlamaz bilmezsin sen bizim halkı;
Sevgiyi bulasın yakına gel ki...
Kalıplar gerçeği göstermez belki,
Gönül perdeleri sökülsün de gör.
Köy hayatı şehir insanının aklında temiz hava, sessizlik, doğal beslenme, sakinlik olarak yansır ki bu doğrudur.
Şu gerçekleri de görmezden gelmemek lazım: kışın zorlu şartlar, altyapı eksiklikleri, sağlık ve ulaşım zorlukları, sürekli fiziksel emek gerektiren bir hayat, kış aylarında göçlerden boşalan köyler, yalnızlıklar...
Yani köy yalnızca "manzara" değildir; aynı zamanda "emek" ve güç ister. Köyler ne kadar köy o da tartışma konusu.
Artık neredeyse birçok köyde her şey şehir gibi üç harfli marketlerden alınıyor. Üretim yok. Hayvan bakmak, tavuk beslemek yok.
Yollar düzgün, su, elektrik var. Hatta köylerde hiç olmayan çöp sorunu bir anda köylerin en büyük sorunu oluverdi.
Benim çocukluğumda köyde çıkan çöp namına her şey dönüşürdü. Bir zeytinyağı tenekeleri olurdu, onlara da çiçek dikilirdi.
Karpuz kabuğundan patates kabuğuna kadar her şey yalak dediğimiz kazana doldurulur, ılık suyla ahırdaki ineğimize verilirdi. Bu inek hem köydeki aileyi hem de İstanbul’da olan ailenin diğer yarısını beslerdi.
Hepimizin bir tavuğu ve o tavukların isimleri vardı. Bir Kurban Bayramı arifesinde kümese giren çakal bayramı erkenden yapmıştı.
Şehir köy gibi değildir, sorunları farklıdır.
Şehir hayatının da birçok dezavantajı olsa da, özellikle gençler için eğitim, teknoloji, pazarlama, finans, medya, kültür, sanat ve sosyal hayat gibi alanlarda imkân ve olanak sunar.
Köy-şehir hayatını aslında son yıllarda en çok tetikleyen pandemi dönemi oldu.
Pek çok insan şehir yaşamının sunduğu imkânlar nedeniyle şehirlerde yaşamayı tercih ediyor.
Şehirlerde daha iyi okullara, yüksek bir yaşam standardı sunan kaynaklara ulaşmak tabii ki daha kolay ve rahattır.
Şehirler ticaret, eğitim ve kültür; müzeler, sergiler, tiyatro ve konser salonları gibi çeşitli kültürel kurumların yanı sıra parklar, spor salonları ve eğlence merkezleri gibi dinlenme tesislerini de içerir.
Dolayısıyla şehirde kültürel aktivitelerin yanı sıra farklı geçmişlere sahip çok sayıda insan bulunur.
Şehir sakinlerine kişisel ve profesyonel gelişim için de fırsatlar sağlar. Bunun karşılığında artık e-ticaretle beraber köylerde de imkân ve fırsatlar oluşmuş durumda.
Şehirlerdeki büyük ve yoğun nüfus, rahat ve verimli ulaşımda sıkıntılar çıkartır.
Dolayısıyla otobüsler, metrolar ve trenler gibi toplu taşıma araçlarının yanı sıra taksiler, araç paylaşım hizmetleri ve bisiklet paylaşım programları dahil olmak üzere şehirlerde birden fazla ulaşım aracı vardır. Köylerde aracınız yoksa ulaşım mağduriyettir.
Şehir yaşamının da zorlukları bir o kadardır: yüksek yaşam masrafları, kira, trafik sıkışıklığı, yiyecek, eğlence, alışveriş ve kişisel hizmetler, satış, varlık ve gelir, iş, eğitim ve diğer fırsatlar için şehirlere yığılma ve şehir içinde nüfus yoğunluğunun oluşması.
İnsan ve araçların yoğunluğu yüksek trafik hacmine yol açar. Bu da hava ve ses kirliliğini artırır. Yeşil alanların azlığı, şehirlerde arazi politikalarının yeşil alanların korunması için gerekli olan teşviki sağlamada yetersiz kalmasına neden olur.
Şehirlerde ekonomik eşitsizlik daha yüksektir. Bu da özellikle mülk suçları ve hırsızlık gibi suçların artmasına yol açar. Bu suç oranlarına karşılık şehirlerde güvenlik genellikle yetersiz kalır ve suça hızlı bir şekilde yanıt veremeyebilirler. Köylerde suç oranı daha düşüktür.
Şehir tarafını anlatırken aslında bir başka dize de ister istemez Yahya Kemal Beyatlı’nın şiiri geliyor akla:
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
Aslında köy ile şehir mukayesesi sağlıklı bir mukayese değildir. Toptan orası veya burası diyemeyiz. Anlamsız ve manasız olur. Köyde yaşamanın en büyük sorunu beklenti ve hayaller; sosyal medyanın sunduğu hayallerin gerçek dışı olmasıdır.
Şehir hayatından kırsal ya da köy hayatına geçerken şunlardan vazgeçme ya da değiştirme iradesi gösterebilecek miyiz?
Alışkanlıklarımızı, rahatlık alanımızı, hedeflerimizi değiştirmeye hazır mıyız?
Bir yaşam tarzını değiştirmek sadece mekân değiştirmek değildir. Bunlara hazır mıyız?
Eğer kişi şehirdeki kariyer hedeflerinden tamamen uzaklaşıyorsa bu bir tercih değişimidir. Ancak uzaktan çalışma veya farklı gelir modelleriyle köye taşınmak bir "vazgeçiş" değil, yaşam tarzı değişimidir.
Dolayısıyla mesele "köy mü şehir mi daha iyi?" sorusu değil; "kim, hangi hayatı kaldırabilir?" sorusu.
Köy hayatı da şehir hayatı da ne tamamen huzur ne de tamamen sorundur. Biri huzur ve sadelik sunarken diğeri imkân ve hız sunar.
Ancak her ikisinin de bedeli vardır. En sağlıklısı belki de bir yaşam tarzını yüceltmek ya da küçümsemek değil; onu gerçekleriyle kabul etmektir.
Kısacası köy hayali kurmak yanlış değildir. Yanlış olan o hayalin eksik kurulmasıdır.
Köy ve şehir hayatını birbirine üstünlük kurarak değerlendirmek çoğu zaman yanıltıcıdır. Çünkü her iki yaşam biçimi de kendi içinde hem imkânlar hem de zorluklar barındırır.
Sonuç olarak, mesele bir tarafı seçmek değil; seçilen hayatın gerçeklerini kabul edebilme olgunluğudur. Köy de şehir de kendi içinde değerlidir; önemli olan hangi hayatın bize gerçekten uygun olduğunu görebilmektir.
Köy her zaman bir özlemdir; bunu yaşadığımız şu günlerde çok daha iyi anlıyoruz. Uzun bayram tatilinde köyü olanlar köyüne gitmek için yollarda. Köyü olup da tatil beldesine gidenler ise hayretlik!
Köy özlemi modern hayat yaşayan insanda hep olacaktır. İnsanın fıtratından kaynaklanan bir durumdur ki bu bayram günlerinde net görüyoruz.
Kurban bayramınızı tebrik eder, sağlık ve sıhhat dilerim.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish