Ocak 2026'da Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu, uluslararası diplomasi tarihine sıra dışı bir krizle damgasını vurdu. ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ın satın alınması talebini "ulusal güvenlik mecburiyeti" olarak yeniden gündeme getirmesi, sadece transatlantik ilişkileri değil, küresel güvenlik dengesini de temelinden sarstı. Peki Trump neden Grönland konusunda bu kadar ısrarcı? Bu sorunun yanıtı, basit bir toprak hırsının çok ötesinde, 21. yüzyılın büyük güç rekabetinin can alıcı noktalarında yatıyor.
Arktik'te Savunma Geometrisi
Trump'ın Grönland ısrarının en temel nedeni, adanın askeri ve stratejik konumudur. Grönland, Kuzey Amerika ile Avrasya arasındaki en kısa balistik füze rotaları üzerinde bulunuyor. Rusya veya Çin'den fırlatılacak kıtalararası balistik füzeler, fizik kuralları gereği Kuzey Kutbu üzerinden kavis çizerek ABD anakarasına ulaşıyor. Bu gerçek, Grönland'ı herhangi bir füze savunma sisteminin "erken uyarı" safhası için dünyadaki en kritik coğrafi nokta haline getiriyor.
Trump'ın Davos'ta en çok vurguladığı husus, kamuoyunda "Golden Dome" olarak adlandırdığı, çok katmanlı bir füze savunma vizyonuydu. Bu sistem, hipersonik silahlar, balistik füzeler ve insansız hava araçlarına karşı tüm ABD topraklarını korumayı amaçlıyor. Trump'a göre bu sistemin başarısı, Grönland üzerinde tam egemenlik gerektiriyor. "Bir sistemi kiralık bir toprak üzerine kuramazsınız" diyen Trump, Golden Dome altyapısının gerektirdiği milyarlarca dolarlık yatırımın ancak ABD egemenliğinde mümkün olabileceğini savunuyor.
Pituffik Uzay Üssü'nde (Eski Thule Hava Üssü) bulunan radarlar şu anda ABD'nin füze ikaz ağının omurgasını oluşturuyor. Ancak Golden Dome doktrini, adanın çeşitli noktalarına yayılmış mobil fırlatma rampaları, yeni radar istasyonları ve uzay tabanlı kontrol merkezleri gerektiriyor. Mevcut 1951 anlaşmasıyla sınırlandırılmış askeri varlık, bu vizyonu karşılamaktan uzak.
Kritik Mineraller ve Ekonomik Bağımsızlık
Grönland'ın stratejik değeri sadece askeri konumuyla sınırlı değil. Ada, yeşil enerji dönüşümü ve yüksek teknoloji savunma sanayii için vazgeçilmez olan nadir toprak elementleri açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biri. Çin'in küresel nadir toprak elementi üretimindeki yüzde 80'lik hakimiyeti, Washington'da ciddi bir stratejik zafiyet olarak görülüyor.
Grönland'daki Kvanefjeld ve Tanbreez maden yatakları, neodimyum, praseodim ve uranyum gibi stratejik maddeler barındırıyor. Bu elementler, elektrikli araç bataryalarından hipersonik silahlara kadar geniş bir yelpazede kritik öneme sahip. Marco Rubio gibi üst düzey yetkililerin 700 milyar dolarlık bir satın alma bedelinden bahsetmesi, bu kaynakların ekonomik değerini gözler önüne seriyor.
İklim değişikliğinin etkisiyle buzulların erimesi, yeni ticaret yolları açıyor. Kuzeybatı Geçidi ve Transpolar Deniz Rotası gibi yeni güzergahlar ticaret akışlarını değiştirebilir. Grönland, bu yolların kontrolünde "Kuzey'in Singapur'u" olma potansiyeli taşıyor. Trump yönetimi için ada, sadece savunma değil, ekonomik egemenlik meselesi haline geldi.
1951 Anlaşmasının Yetersizliği
Trump'ın mülkiyet ısrarının bir diğer nedeni, mevcut hukuki çerçevenin operasyonel esneklikten yoksun olması. 1951 yılında ABD ile Danimarka arasında imzalanan Savunma Anlaşması, bugün Trump yönetiminin "maksimalist" güvenlik vizyonu için bir engel olarak görülüyor. Trump yönetimine göre anlaşma, ABD'ye askeri tesisler kurma hakkı tanısa da bu hakları Danimarka'nın egemenliği altında tanımlıyor.
Trump yönetimi için bu durum iki büyük risk barındırıyor. Birincisi, Danimarka veya yerel Grönland hükümeti, ABD'nin nükleer silah barındırması veya yeni füze rampaları inşa etmesi durumunda veto hakkı kullanabilir. İkincisi, Grönland'ın olası bağımsızlığı durumunda anlaşmanın hukuki statüsü belirsizleşebilir. Trump, mülkiyet yoluyla bu belirsizlikleri tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Danimarka'nın askeri gücünün sınırlı olması da Trump'ın eleştirilerinin merkezinde. Danimarka'nın aktif görevdeki askeri gücünün New York Polis Teşkilatı'ndan bile küçük olması, "savunma asalaklığı" örneği olarak nitelendiriliyor. ABD, Arktik'te güvenliği sağlayan ana aktör iken, Danimarka'nın "kâğıt üzerindeki" egemenliğinin operasyonel süreçleri yavaşlattığı savunuluyor.
Rusya ve Çin Faktörü
Hipersonik silahların geliştirilmesi, mevcut savunma mimarisini büyük ölçüde etkisiz hale getirdi. Rusya'nın Avangard ve Tsircon, Çin'in DF-ZF gibi sistemleri, atmosfere girdikten sonra manevra yaparak radarları atlatıyor. Golden Dome, bu füzeleri henüz Arktik semalarındayken yakalamayı hedefliyor. Grönland, bu füzelerin geçmek zorunda olduğu dar geçidi kontrol ediyor.
Trump'ın "Biz almazsak Rusya veya Çin alacak" argümanı, bölgedeki artan askeri hareketlilikle destekleniyor. Arktik'te Rus muhripleri ve denizaltılarının varlığı, ABD tarafından bir "kuşatma" olarak yorumlanıyor. GIUK Gap (Grönland–İzlanda–İngiltere) koridoru, Rusya'nın Kuzey Filosu'nun Atlantik Okyanusu'na çıkışını denetleyen kritik deniz hattıdır. Grönland’daki ABD varlığı bu hattın kuzey ayağını dolaylı olarak kontrol etme imkânı sağlar. Trump, bu darboğazın sadece izlenmesini değil, doğrudan ABD egemenliği altında denetlenmesini istiyor.
Sonuç
Trump'ın Grönland ısrarı, 21. yüzyılın büyük güç rekabeti içinde ABD'nin Arktik egemenliğini perçinleme çabası. Golden Dome vizyonu, hipersonik silahlar çağında stratejik dokunulmazlık kazanmayı hedefliyor. Kritik mineraller, Çin bağımlılığından kurtulmayı vaat ediyor. Ancak bu ısrar, transatlantik ittifakta derin bir güven bunalımı yarattı.
Ocak 2026'daki kriz, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin arabuluculuğuyla geçici olarak donduruldu. Ancak yukarıda anlattığım gerekçeler penceresinden olaya baktığımızda kısa vadede tekrar gündeme geleceği aşikâr. Meselenin özündeki egemenlik çatışması ortadan kalkmadı. Grönland artık buzlarla kaplı sessiz bir ada değil, küresel güç dengesinin kalbinde yer alan stratejik bir nokta. Transatlantik müttefikler, ortak bir egemenlik anlayışı geliştirmedikleri sürece, bu kriz Arktik buzulları kadar soğuk ve kalıcı bir iz bırakacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish