İranlı protestoculara "yabancı destekli" demeyi bırakın: Onlar kukla değil

İranlılar, özellikle de kadınlar, özgürlük uğruna her şeyi riske atarken Batı'da pek çok kişi dayanışma yerine komplo teorileri ve şüpheciliği tercih ediyor ve karşı çıktıklarını iddia ettikleri rejimin dilini tekrarlıyor

(AP)

İran'da halk protesto için ayaklandığında Batılı liberaller ve kendini ilerici diye tanımlayanların ilk yaptığı şey, onların ne istediğini sormak değil. "Arkalarında" kim olduğunu sormak. Ölenlerin isimleri bile bilinmeden, gözaltına alınanların sayısı bile çıkmadan komplo teorileri başlıyor: "Siyonist destekli". "ABD destekli". "CIA operasyonu".

Kimse daha hareketin sesine bile kulak vermeden onu gayrimeşru kılmanın en kolay yolu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bıktım bundan; bölge halkının kendi haysiyeti için verdiği mücadeleyi izlerken, hayatlarımızı ideolojik senaryolarının dipnotları gibi gören Batılı ilericilerin bu mücadeleye el koymasından kaynaklanan bir bıkkınlık bu.

Rejimin Erfan Soltani'yi öldürmesi Batı'daki ilericileri #freeiran'ı (Özgür İran) desteklemeye ikna edecek mi? 2 bin 400 İranlının öldürülmesi insanları nihayet tarihin doğru tarafına çekecek mi?

İzlemesi daha da zor olan şeyse, bu cesaretin merkezinde bir kez daha kadınların yer alması. İranlı kadınlar ve kız çocukları, kendi bedenleri, sesleri ve seçimleri etrafında bir kontrol mekanizması kuran rejime karşı ayağa kalkıyor. Devletin cezası soyut değil de kişisel, derhal ve ölümcül olduğunda protesto etmek özel bir cesaret gerektirir.
 

İran'da genç bir kadın saçları açık dans ediyor. Rejim için burada iki "suç" var: başörtüsü takmamak ve dans etmek. Dünya için ise o, cesaretin sembolü.


Batı'da rahat koltuğunuzda oturup bir hapishanede "kaybolmadan" protesto etme, yayın yapma, toplanma ve hükümetinizi eleştirme özgürlüğüne sahipseniz, İranlılara kendi hareketlerinin "aslında" ne olduğu söyleme kibrine karşı dikkatli olmalısınız. Bu kibir tarafsız değil. Sonuçları var.

Bu, zalim bir devletle karşı karşıya gelen insanları yok sayıyor ve rejimin baskıları meşrulaştırmak için kullandığı dilin aynısını ona teslim ediyor: yabancı ajanlar, yabancı komplolar, yabancı eller.

Bu tavrı tanıyorum çünkü Afganistanlı bir kadın olarak Taliban hakkında konuşurken bunu yaşadım. Bugün İranlıları piyon diyerek görmezden gelenler, o zaman da Afganları piyon diyerek görmezden gelmişti. Bugün "rejim değişikliği için psikolojik operasyon" diye mırıldananlar, çok değil kısa süre önce NATO, Afganistan'dan çekildi diye kendilerini "tarihin doğru tarafında" durduklarını için tebrik ediyordu; sanki Batı'nın varlığının sona ermesi otomatik olarak adaletin başlangıcı anlamına geliyormuş gibi.
 

Shabnam Nasimi
Shabnam Nasimi, Afganistan'da (Shabnam Nasimi)


Haziran 2022'de Batı'nın Afganistan'ı terk etmesi gerekip gerekmediğine dair bir panelde konuşmak üzere Hay Festivali'ne davet edilmiştim. Taliban'ın geri dönüşünün insani açıdan ne anlama geldiğini açıklamaya çalışırken, Savaşı Durdurun Koalisyonu'yla (Stop the War Coalition) bağlantılı diğer panelistlerden biri defalarca sözümü kesti: Kadınların kamusal yaşamdan silinmesi, kız çocuklarının sınıflardan uzaklaştırılması, gazetecilerin hedef alınması, sivil toplumun parçalanması ve insanların, tek bir yanlış bir kelimenin hayatlarını mahvedebileceğini bilerek yaşamasını anlatıyordum.

O ise, NATO ayrıldığı için Taliban'ın geri dönüşünün aslında iyi bir şey olduğunu ısrarla tekrarlıyordu. Batılı bir erkek, kız kardeşinin eğitimi hiçbir zaman tehlikeye girmeyen birinin güveniyle, Afgan bir kadının sözünü keserek onun ülkesinin neye "ihtiyaç" duyduğunu anlatıyordu.

Bir noktada tepem attı ve susmasını söyledim. Afganlara, Afganistan'ın neye ihtiyacı olduğunu anlatmayı bırakmasını söyledim. Ve hâlâ önemli olan kısmı söyledim: Tam da bu tür yorumlar, zalimlerin meşruiyet kazanmasına yardımcı oluyor çünkü bizim felaketimizi, sizin ideolojik zaferiniz olarak yeniden tanımlıyor.

İran'da da yine aynı şeyi görüyorum.

Batı kampçılığı (dünyayı, tek "gerçek" zalimin Batı olduğu net çizgilerle ayrılmış kamplarla tasnif etme alışkanlığı) İslamcı bir rejimin de zalim olabileceği gerçeğiyle başa çıkamıyor. İslam Cumhuriyeti'nin kendi halkına uyguladığı şiddetin adını koymak yerine Washington'ı suçlamak duygusal ve siyasi açıdan daha kolay hale geliyor.

Bu yüzden tüm işi yapan damgaya başvuruyorlar: "yabancı destekli". Bu analiz değil, sorumluluktan feragat etmek. Sorumluluk hissetmeden zeki hissetmenin yolu.

En aşağılayıcı kısmı da herhangi bir özgürlük talebinin ardından gelen suçlama: ABD müdahalesini destekliyor olmamız gerektiği. İranlılar haklarını istiyorsa, Afganlar Taliban'ın gitmesini istiyorsa onlara bombaları, işgali ve emperyalizmi destekledikleri söyleniyor; sanki bizim için sadece iki seçenek varmış gibi: iç baskılara sessizce boyun eğmek ya da Batı ordularını davet etmek.
 


Bu, insanlığımıza sınır çizen sahte bir ikilik. Derin bir sömürgeci varsayıma dayanıyor: Bölge halkı kendi şartlarına göre özgürlük isteyemez. Siyasi hayal gücümüz ödünç alınmıştır. Devrimlerimiz asla bizim değildir.

Açıkça söyleyeyim. Sizi dövmeyen, gözetlemeyen, bedeninizi kontrol etmeyen, konuşmanızı sansürlemeyen ve geleceğinizi mahvetmeyen bir devletin yönetiminde yaşamayı istemek "Amerika yanlılığı" değil. İnsan yanlısı olmaktır.

Batı militarizmine karşı çıkarken aynı anda ülkedeki otoriterliğe de karşı çıkabilirsiniz. Hatta ikisini birden yapamıyorsanız sahip olduğunuz şey ilke değil, takım sporudur.

Ve evet burada adını koymamız gereken bir riyakarlık var. Birçok Batılı aktivist, Gazze hakkında ahlaki bir netlikte konuşmayı kolay buluyor çünkü baskıcı taraf, onların zaten anlatmayı bildikleri hikayeye uyuyor: sömürgecilik, işgal ve kuşatma. Gazze bombalanırken ben masum hayatların yanında durdum. Sesimi yükselttim. Paylaştım. Elimden gelen küçük yollarla destek oldum çünkü dayanışma seçici olmamalı.

Ama şimdi İranlılar zalim bir devlete karşı her şeyi riske atarak sokaklara dökülürken, sessizlik görüyorum. Daha da kötüsü, insanların onlara sırt çevirdiğini, ABD veya İsrail tarafından para aldıklarını iddia ettiklerini görüyorum; sanki cesaretin gerçek olması için finanse edilmesi gerekiyormuş gibi.

Baskıcı taraf, kendi halkına zarar veren bir İslam rejimi olduğunda (İran'da veya Taliban yönetimindeki Afganistan'da) netlik uçup gidiyor. Öfke koşula bağlanıyor. Dayanışma seçici hale geliyor. Söylem, "özgürlük"ten "durum karmaşık"a geçiyor.

Bazıları, sanki anti-emperyalizm hapishaneleri, infazları, ahlak polisini ve kadınların sistematik aşağılanmasını mazur gösterebilecek sihirli bir kalkanmış gibi, rejimi "anti-emperyalist" diye savunmaya kadar varıyor.

Eğer buna ses çıkarmazsak, verilen zarar çevrimiçi dünyayla sınırlı kalmayacak. Batılı sesler İranlı protestocuları yabancıların vekilleri olarak nitelendirdikçe, onların izolasyonuna katkıda bulunuyor. Rejimin en sevdiği hikayeyi, baskının meşru müdafaa olduğu hikayesini normalleştirmeye yardım ediyorlar. Zalimlerin, haysiyet talep eden herkesin düşman ajanı olduğunu soğukkanlılıkla söyleyebileceği bir ortam yaratıyorlar.

Devrimlerimiz sizin vekilleriniz değil. Amerika'nın hareketleri değil. Batı'nın projeleri değil. Onlar bizim; kederimize, cesaretimize, yorgunluğumuza ve yaşamaya değer bir hayat ısrarımıza dayanıyor.

Buna el koyup yanına bir teori ekleyerek bize geri iade edemezsiniz.

Ve bize neye ihtiyacımız olduğunu söyleyemezsiniz.

Shabnam Nasimi, Afgan kadınların liderliğindeki 70'den fazla sivil toplum kuruluşu ağını içeren Afgan Kadınların Dostları Ağı'nın (Friends of Afghan Women Network / FAWN) kurucu ortağı ve CEO'su. Nasıl yardım edebileceğinizi buradan öğrenebilirsiniz ve bugün Afgan kadınların yanında durun



independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU