Trump'ın NATO eleştirisi ve küresel güvenliğin gerçek maliyeti

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Trump'ın Davos'ta yaptığı konuşma, muhtemelen birçok yazının konusu olacak. Çünkü Trump'ın söylemleri bazı hallerde gerçekleri ifade ederken bazı hallerde de "gerçeğin eğilip bükülmesi" boyutunda kalıyor. Davos konuşmasının tamamını bir defada analiz etmek mümkün ama okuyucunun sabrının taşacağı bir hacme ulaşacağı kesin. O yüzden biz adım adım gidelim.

Davos'ta Trump'ın gündeme getirdiği konulardan biri, ABD'nin NATO'ya yaptığı katkılardı. "ABD her zaman çok şey verdi, karşılığında çok az şey aldık" dedi. Hatta bir adım daha ileri gitti ve NATO'nun kolektif savunma taahhüdünün Washington için yeterince güvence olmadığını ima etti: "Biz her şeyimizi veririz ama onlar bizim için aynısını yapar mı emin değilim" şeklinde konuştu.

Bu konuları Trump'ın söylemleri bazına indirip ayrıntıda boğulmak yerine küresel güvenlik boyutuna çıkıp irdelemek daha doğru olacak. Çünkü Trump, yukarıda da söylediğim gibi gerçeği eğip büküyor.

ABD, küresel güvenliğe büyük katkı yapıyor, bu doğru. Soğuk Savaş sonrasının tek kutuplu dünyasında bu zorunluluk halini almıştı. Bugün dünya ticareti büyük ölçüde sağlıklı işliyorsa, mal ve hizmetler küresel düzeyde arz ve talep dengesine göre yer değiştirebiliyorsa, belirli mal ve hizmetlerde büyük ölçüde bir fiyat istikrarı var ise, bu büyük ölçüde ABD'nin küresel güvenliğe yaptığı harcamaların sayesindedir. Buradan mevcut düzeni savunduğum anlamı çıkmasın. Küresel güvenliği sağlayan, bunu sağlarken mevcut düzeni kuran ve işleten ABD'dir ve bunun meyvelerini de yemektedir.

ABD'nin Küresel Askeri Varlığı

Küresel güvenlik dediğimiz zaman aklımıza ilk olarak ABD'nin sınır dışındaki askeri varlığı gelir. Bugün ABD Silahlı Kuvvetleri, dünya üzerine bölgesel komutanlıklar şeklinde dağılmıştır: Avrupa Komutanlığı, Afrika Komutanlığı, Hint-Pasifik Komutanlığı, Güney Amerika Komutanlığı, Merkez Komutanlığı ve Kuzey Amerika Komutanlığı. Görüldüğü gibi sadece ABD'ye odaklanmış bir bölgesel komutanlığı bile yoktur ama dünya adasını kıtalara göre bölmüştür.

Bazı komutanlıkların karargâhları bile ABD dışındadır. Mesela, Avrupa'nın tamamı ve Rusya'dan sorumlu Avrupa Komutanlığının karargâhı Almanya'dadır. Merkez Komutanlığının ileri karargâhı Katar'dadır. Yani ABD, kendi sınırları dışında büyük bir askeri güç bulundurur. Bugün ABD'nin 80'den fazla ülkede yaklaşık 750 askeri üssü var. Bu üslerde 170 binden fazla asker görev yapıyor.

Faturanın Anatomisi

Şimdi öncelikle maliyetlere bakalım. ABD'nin sınır dışındaki askeri varlığının yıllık toplam maliyeti 80 ile 100 milyar dolar arasında değişiyor. Bu rakam, ABD'nin toplam savunma bütçesinin yaklaşık yüzde 10-12'sine, GSYİH'nin ise yüzde 0,3'üne tekabül ediyor. Dikkat ederseniz, bu rakamlar Trump'ın "her şeyimizi veriyoruz" söylemine pek uymuyormuş gibi görünebilir. Ama şeytan ayrıntıda gizli.

Maliyetler üç ana kalemden oluşuyor. İlki, 750 üssün bakımı ve işletilmesi için yıllık 55 milyar dolarlık harcama. Bu üsler sadece askeri tesisler değil; içlerinde okullar, hastaneler, alışveriş merkezleriyle küçük birer Amerikan şehri niteliğinde. Almanya/Ramstein Hava Üssü'nü düşünün - neredeyse 50 bin kişinin yaşadığı, kendi elektrik santrali, su arıtma tesisleri olan bir yerleşim.

İkinci büyük kalem, personel konuşlandırma primi. Ocak 2026'da yürürlüğe giren yeni maaş düzenlemeleriyle konut yardımı yüzde 4,2, baz maaşlar yüzde 3,8 arttı. Ancak asıl maliyet farkı görev bölgesine göre ortaya çıkıyor.

Ve burada işin ilginç tarafı başlıyor: Bir askerin maliyeti konuşlandırıldığı yere göre üç kat değişebiliyor. ABD anakarasında bir askerin yıllık maliyeti 85 bin ile 115 bin dolar arasındayken, Suriye'de aynı asker için 450 bin ila 550 bin dolar harcanıyor. Japonya veya Güney Kore'de görev yapan bir asker ise 100 bin ile 140 bin dolara mal oluyor.

"Bir Bardak Suyun" Gerçek Fiyatı

Peki bu kadar büyük fark nereden kaynaklanıyor? Cevap basit ama çarpıcı: Lojistik güvenlik bariyeri. Suriye gibi savaş bölgelerinde bir askerin içtiği suyun maliyeti, zırhlı konvoylarla taşınma ve koruma masraflarıyla birlikte Amerika içindekinden 20 kat daha fazla. Pentagon verilerine göre, riskli bölgelerde lojistik maliyeti ürünün ham fiyatının 10 ile 20 katı arasında seyrediyor.

Somut bir örnek verelim: ABD içindeki bir üsse gönderilen gıda malzemelerinin maliyeti asker başına yıllık 5.500 dolar civarındayken, Suriye'de bu rakam 45 bin ila 60 bin dolara çıkıyor. Su ve temel ihtiyaçlar için ABD içinde kişi başı 1.200 dolar harcanırken, çatışma bölgesinde bu rakam 25 bin ila 35 bin dolara yükseliyor. Bu rakamlar ABD'nin son yıllarda neden vekil güçlere/örgütlere yöneldiğinin de bir açıklaması. ABD askeri yerine vekil güç kullanmak bedava gibi.

Üçüncü büyük maliyet kalemi ise altyapı yatırımları. 2000-2021 yılları arasında denizaşırı askeri inşaat için 70 milyar doların üzerinde bütçe ayrıldı. Ancak gizli projeler dahil edildiğinde bu rakamın 200 milyar doları bulabileceği tahmin ediliyor.

Müttefikler Gerçekten Parazit mi?

Trump'ın eleştirilerinin merkezinde müttefiklerin "yeterince ödememesi" var. Peki gerçekler ne diyor? Rakamlar aslında Trump'ın anlatımından oldukça farklı bir tablo çiziyor.

Japonya, dünyanın en cömert müttefiki konumunda. Yıllık yaklaşık 2 milyar dolar nakit katkının yanı sıra, ABD üslerindeki 25 bin Japon işçinin maaşlarını, tesislerin elektrik ve su giderlerini, hatta yeni tesis inşaatlarını bile kendi bütçesinden karşılıyor.

Güney Kore de benzer bir yaklaşım sergiliyor. 2026-2030 dönemini kapsayan 12. Özel Önlemler Anlaşması'yla yıllık katkısı artarak devam edecek. İlginç olan şu ki, Güney Kore bu anlaşmayı bir sonraki ABD yönetiminin olası baskılarını önceden göğüslemek amacıyla normalden çok daha erken imzaladı.

Sonuç olarak Japonya ve Güney Kore, ABD'nin Uzak Doğu'daki maliyetinin yüzde 50 ila 75'ini üstleniyor. Bu rakamlar Trump'ın "çok az şey aldık" söylemiyle pek uyuşmuyor.

Almanya ise farklı bir model izliyor. Doğrudan nakit yerine kira muafiyeti, vergi indirimleri ve altyapı yatırımları şeklinde yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık dolaylı destek sunuyor. 

Asıl Soru: Ekonomik Getiri mi, Stratejik Yük mü?

Buraya kadar maliyetlere baktık. Peki ABD bu harcamanın karşılığını alıyor mu? İşte Trump'ın "eğip büktüğü" asıl gerçek burası.

RAND Corporation'ın 2016’da yaptığı kapsamlı bir araştırmaya göre, güvenlik anlaşması olan ülkelerle yapılan ticaret yüzde 34 daha fazla. ABD'nin güvenlik taahhütlerini ikiye katlaması ikili ticareti yüzde 34, asker sayılarını ikiye katlaması ise ticareti yüzde 15 artırıyor.

Daha çarpıcı olan şu: Denizaşırı taahhütlerin yüzde 50 oranında azaltılması durumunda ABD'nin mal ve hizmet ticaretinde yıllık 577 milyar dolarlık bir kayıp yaşanabilir. Bu kaybın GSYİH üzerindeki doğrudan negatif etkisi ise yıllık 490 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Şimdi hesabı yapalım: "Geri çekilme" politikasını destekleyenlerin tezine göre ABD'nin yüzde 80 oranında askeri varlık azaltımı yıllık 126 milyar dolarlık bütçe tasarrufu sağlayabilir. Bu tasarrufun ekonomiye olumlu çarpan etkisiyle GSYİH'ye katkısı 139 milyar dolar olabilir. Ancak yüzde 50'lik bir geri çekilme bile 490 milyar dolarlık GSYİH kaybı anlamına geliyor. Yani kaybedilen, kazanılandan üç buçuk kat daha fazla.

Gelecek: Daha Ağır Bir Fatura

Önümüzdeki yıllarda bu maliyetlerin artması bekleniyor. Kongre Bütçe Ofisi, işletme ve destek maliyetlerinin reel olarak her yıl ortalama yüzde 1,1 oranında artacağını öngörüyor. 2039 yılına gelindiğinde sadece mevcut askeri yapının sürdürülmesi için gerekli bütçenin 600 milyar doları aşması bekleniyor.

Özellikle Çin'e karşı Hint-Pasifik bölgesindeki caydırıcılık için yapılan yatırımlar maliyetleri yukarı çekiyor. 2025 yılı için Pasifik Caydırıcılık Girişimi'ne 9,9 milyar dolar ayrıldı; ancak bu rakamın 15,5 milyar dolara kadar çıkabileceği öngörülüyor. Guam'daki füze savunma sistemleri ve bölgedeki lojistik ağların güçlendirilmesi için milyarlarca dolar daha harcanacak.

Sonuç: Trump'ın Stratejik Pazarlığı

Trump'ın Davos'taki söylemi yarı doğru, yarı yanıltıcı. Evet, ABD küresel güvenliğe büyük katkı yapıyor ve bu yıllık 80-100 milyar dolarlık bir maliyet getiriyor. Ama hayır, müttefikler "parazit" değil - özellikle Japonya ve Güney Kore ABD'nin Uzak Doğu'daki maliyetinin yüzde 50 ila 75'ini üstleniyor.

Daha önemlisi, Trump'ın atlattığı nokta şu: Bu harcama aslında bir yatırım. RAND'ın hesaplamalarına göre, geri çekilmeden sağlanacak tasarruf, kaybedilecek ticaret hacminden üç buçuk kat daha az. Küresel ticaret yollarının güvenliği sayesinde ABD ekonomisi bu harcamadan kat be kat fazlasını geri kazanıyor.

Ancak Trump'ın asıl stratejisini anlamak gerekiyor. Çin'i çevreleme ve Hint-Pasifik'te askeri gücü konsolide etme planları göz önüne alındığında, söylemleri kesin bir geri çekilme kararlılığından ziyade "tok satıcının pazarlık usulü" gibi görünüyor. Hedef basit: Müttefiklerden daha fazla katkı koparıp, o tasarrufları Çin karşısında kullanmak. 2039'a kadar yıllık 600 milyar dolara ulaşacak işletme maliyetleri göz önüne alındığında, bu pazarlık sadece söylem değil, zorunluluk.

Sonuçta ortada "imparatorluk yayılmasının bedeli" var. Küresel güvenlik pahalı bir iş. Ama ABD açısından küresel güvenliksizlik - yani ticaret yollarının kapanması, istikrarsızlık ve kaybedilen pazar payları - çok daha pahalı.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU