Suriye’de sahanın bu kadar hızlı değişmesi, SDG’nin 10 yılda elde ettiği kazanımlarını 15 günde kaybetmesiyle ortaya çıkan sonuçlar çok tartışılıyor. Suriye Hükümeti ve SDG arasında devam eden görüşmeler, ateşkes, ihlal ve verilen süreler neticesinde ne olacağı merak konusu.
Erbil ve Suriye sahasında yaptığım temaslar ve Ankara güvenlik bürokrasisinin ortaya koyduğu perspektifler ışığında ortaya çıkan sonuçları madde madde ifade etmeye çalışayım
“Tarihi dönüşümün tam ortasındayız. Suriye’de SDG parantezi kapandı. SDG tarihi misyonunu yerine getirdi. Amerika’nın tavrı çok net. Suriye Hükümeti çok kararlı. Umarız çatılmalar yaşanmaz. 18 Ocak mutabakatına uyum sağlanır. Son yaşananlardan ders alınır. İsrail’in nötralize edilmesi en büyük meseleydi. Suriye Kürtlerinin hamisi Ankara’dır, başkası değil.SDG son fırsatı kurban etmemesi entegrasyonu tamamlamasını bekliyoruz”
Bu sözler aslında meselenin özeti gibi
Olup biteni, bu duruma nasıl gelindiğini ve kulis bilgileri sizlerle paylaşayım:
1-Amerika Birleşik Devletleri Trump’ın ilk döneminde Suriye’den çekilmek istedi ama özellikle CENTCOM bunu engelledi ve bu gerçekleşmedi. Trump ikinci döneminde eksik kalan projeyi tamamlamaya karar verdi ve bu süreç şimdi tamamlanıyor.
2-Amerika’nın çekilme kararını daha önce de ifade etmesi ve son görüşmelerde bunu açık biçimde Mazlum Abdi’ye iletmesi öncesinde Türkiye, SDG içerisindeki gruplarla görüşmesinde “İsrail’e bel bağlamayın. Amerikalıların ilişkisi al-ver ilişkisidir. Bunun gerçekliliğiyle hareket edin” mesajını çok net biçimde verdi ama SDG bunu okuyamadı” algısı çok yüksek. Bu okuyamamanın temel sebebi olarak SDG’nin ABD’nin kendisini terk edileceğine inanmaması, İran’daki gelişmeler, İsrail ve Fransa’nın kurduğu temaslar ve Türkiye’deki sürecin beklenmesi olarak ifade ediliyor.
3-Amerika Birleşik Devletleri’nin politika değiştirmesinin ana gerekçesi İsrail’in nasıl nötralize edebiliriz yaklaşımı, Türkiye ile olan ilişkiler ve konjektör durum olarak açıklanıyor. ABD’nin Suriye’de İsrail ve Türkiye’nin karşı karşıya geldiği bir denklemi istemediği ve buna uygun davrandığı belirtiliyor. Trump’ın Washington’da Şara ile görüşmesi, Paris görüşmeleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump görüşmeleri en önemli kırılmalar olarak belirtiliyor. Bu konuda özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın saha temasları, ikili diyalogları ve Amerikalılarla yürüttüğü “gerçekçi temele dayalı, dokuya uygun ve Suriye’de devlet ve millet inşasının olmazsa olmazları” bağlamımda muhataplarını saha da ikna kapasitesinin de süreci kolaylaştırdığının altı çiziliyor
4-İsrail’in zayıf parçalanmış bir Suriye perspektifinden vazgeçmediği, Türkiye’nin İsrail’le bu noktada bazı temaslar yürüttüğü ve sonuç aldığı söyleniyor. Amerika’nın hamlesi ve Türkiye’nin ısrarlı ve net politikasıyla İsrail’in Suriye’nin kuzeyine gelmesinin önüne geçildiği bunun da Suriye’de SDG açısından değişen paradigmanın en önemli unsuru olduğu ifade ediliyor.
5-Amerika Birleşik Devletleri görüşmelerde Suriye Devleti’ne, SDG’ye çok net biçimde Suriye’den çekileceğini ifade etti. Amerika Suriye’de bulunan 7-8 koordinasyon merkezini teke indirecek ve operasyon merkezini Ürdün’e taşıyacak. Operasyonlarını artık Ürdün’den yürütecek. Bu atılacak adım Amerika’nın sadece Suriye’den çekilmesi değil aynı zamanda SDG ortaklığını da tamamen bitirdiğini, ortaklığında SDG’nin entegrasyon sürecine katılımına bağlı olduğu Amerikalılar tarafından muhataplarına ve SDG’ye ifade edilmiş
6-Amerika Birleşik Devletleri artık SDG üzerinden yürüttüğü ilişkiyi Suriye Devleti üzerinden yürütme kararı aldı. Suriye Hükümeti’nin IŞİD’e karşı operasyona resmi olarak katılması bunun nihai kararıydı. IŞİD mücadelesi artık Suriye Devleti’nin ortaklığıyla gerçekleşiyordu. ABD, SDG’ye verdiği IŞİD kozunu SDG’nin elinden alıyordu. Bu yeni durum karşısında ABD kongresinde çıkan farklı sesler veya yürütülen temaslarında Trump’ı etkilemediği ABD’nin gerek Trump ve gerek CENTCOM’la beraber bütüncül bir karar verdiği ve bunun geri dönüşünün olmadığı anlatılıyor
7-Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Hükümeti’nin elini rahatlatmak, mevcut Suriye hükümetinin gücündeki eksikliklerden kaynaklı olarak IŞİD’lileri Irak’a taşımaya karar verdi. Yaklaşık 9 bin IŞİD tutuklusunun 1700’ü Suriye’de kalacak gerisi Irak’a nakledilecek. Bağdat’ın kuzeyi ve Diyala’da IŞİD için yapılmış olan cezaevlerinde IŞİD mensupları tutulacak.
Burada bir hususun altını özellikle çizmek gerekiyor. Avrupa başta olmak üzere farklı ülkeler vatandaşları olan IŞİD mensupları Suriye’de kamplarda ve cezaevlerinde bulunuyor. Söz konusu ülkeler IŞİD mensubu vatandaşlarını almamakta ve bunları alma iradeside göstermemektedir Bu konuda ABD söz konusu ülkeler üzerinde herhangi de bir baskısı göstermemektedir. Bu kişilerin sayısının 4-5 bin civarında olduğu tahmin ediliyor
8-IŞİD mensuplarının ailelerinin bulunduğu Hol Kampı Suriye’de şimdilik duracak ve boşaltılmayacak. Buranın güvenliğinden Suriye Hükümeti sorumlu olacak. Birleşmiş Milletler ’in bu kampı devir alması ve yönetmesi beklentisi Suriye yönetiminde oldukça yaygın
9- Şam Yönetimi ve SDG arasında yapılan görüşmelerde sürekli güncellemeler yaşanıyor. Amerikalıların özellikle 200 IŞİD mahkumunun kaçmasından dolayı SDG’ye çok kızgın ve bunların bilinçli bir şekilde serbest bırakıldığını düşünüyor. Trump açısından Suriye’de birinci önceliğin IŞİD olduğu ifade ediliyor. Trump’ın gerek Şara ile olan telefon görüşmeleri, gerek Tom Barrack’ınmuhataplarıyla yaptığı görüşmede bunu net olarak ifade ettiği belirtiliyor
10-Erbil’de yapılan görüşmelerde SDG’ye Savunma Bakanlığı Yardımcılığı, Haseke Valiliği, merkezi idari yapıda görev alacak isimlerle birlikte Kurucu Meclis için temsilci verebilecekleri ifade edilmiş. Kurucu Meclis için Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın kendi yetkisini kullanarak nüfusun nispeti oranında SDG’nin önereceği isimleri Kurucu Meclis kadrosuna katacağı belirtiliyor. Mazlum Abdi’nin söz konusu makamlar için Suriye yönetimine isim listesini sunduğu, bunlar dışında Eğitim ve Sağlık Bakanlığı yardımcılığını da istediği bununda karşılanabileceği Suriyeli yetkililer tarafından belirtiliyor. Mazlum Abdi’nin verdiği isim listesinin incelenmekte olduğu Suriyeli kaynaklar tarafından ifade ediliyor.
11-Bugün itibariyle ateşkesin uzatılacağı, bu uzatmanın ana sebebinin IŞİD mahkumlarının Irak’a transferinin tamamlanması olduğu söyleniyor. 7 günlük ateşkesin uzatılmasında mutabakata varıldığı belirtiliyor. Bu mutabakatın bozulmaması için yoğun diplomasi yürütüldüğü saha kaynakları tarafından belirtiliyor
12-Gerek Suriye Hükümeti ve gerekse ABD’liler SDG’nin 10 Mart mutabakatı gibi süre kazanma stratejisinin burada mümkün olmadığını, sürenin sonunda Suriye Hükümeti’nin operasyona kararlı olduğu bu konuda ABD’nin de onayı olduğu belirtiliyor. Bütün yoğun temasın çatışma yaşanmadan sürecin tamamlanması olduğu ama askeri seçeneğinde masadan kalkmadığı belirtiliyor. PKK’nın Mazlum Abdi’ye neyi dayatacağıyla ilgili iç tartışmalar yaşandığı çatışma ve entegrasyon seçeneğinin hala masada olduğu belirtiliyor. Çatışmanın gerçekçi olmadığı ve bunun Türkiye’de yürütülen süreci olumsuz etkileme kapasitesinin bulunduğu, bu nedenle aracıların yoğun biçimde entegrasyonun sağlanması noktasında SDG’nin karar vermesi için çalıştıkları belirtiliyor
13-Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de yaşananların daha önce Lazkiye ve Süveyda’da yaşananlara benzemediği,bir katliam görüntüsünün oluşmaması noktasında Milli İstihbarat Teşkilatının yoğun gayret gösterdiği bu konuda da başarılı olduğu belirtiliyor. Suriye Ordusu içerisinde bazı görüntüler ve hak ihlalleriyle ilgili soruşturmalar açıldığı ve bunun da resmi olarak açıklandığı belirtiliyor. Çok istenen Arap-Kürt çatışması algısının oluşturulamadığı özellikle belirtiliyor. Bu konuda Ahmet Şara ve Mesut Barzani arasında yapılan temasların öneminin altı çiziliyor
Suriye’de bulunan vilayetler üzerinden sürecin işletildiği bunun ne federatif yapı, ne özerklik ne de kota sistemine dayalı bir yönetim olmadığı özellikle vurgulanıyor. Güçlendirilmiş vilayet yapılarının merkezi hükümete bağlı olarak varlıklarını sürdürdükleri bunun da tarihsel olarak devem eden sürecin tekrarı olduğu belirtiliyor. Yeni Suriye’nin inşa sürecinde bir çok meselenin kendi içerisinde tartışılacağı ama Suriye’de Kürtler, Türkmenler, Nusayri ve Dürziler başta olmak üzere herkesin devlete ortak olması gerektiğinin kararlaştırdığı bununla ilgili çalışmalar yapıldığı belirtiliyor. Ahmed Şara’nın Kürtler için çıkardığı Başkanlık Kararnamesi’nin başka kimse için çıkarılmadığını özellikle vurguluyor.
14-Suriye’de Kürtler olmadan demokratikleşmenin olamayacağı, Kürtlerinde entegrasyon süreci tamamlanmadan kendilerini güvence altına almayacaklarının altı çizilerek çok büyük bir fırsatın heba edilmemesi gerektiği belirtiliyor. Suriye’de tarafların “güven” konusunda birbirlerine güvenmedikleri bunun da ancak güven artırıcı önlemler sayesinde aşılabileceği ifade ediliyor. Türkiye’nin SDG’nin tehdit algısı olmaktan çıktıktan sonra ilişkilerin daha da normalleştireceği, kapalı olan iki sınır kapısının açılabileceğinin altı çizilirken, Suriye’de Kürtlerin hamisinin Türkiye olduğu ve bunun daha da yüksek sesle dillendirilmeye devam edeceği anlatılıyor
15-Özellikle Fransa’nın bu süreçte süreci sabote eden yaklaşımlar sergilediği ve oyun bozucu bir rol oynadığının altı çiziliyor. Fransa’nın Suriye’de Amerika’nın bıraktığı boşluktan kendisine bir nüfuz alanı oluşturmaya çalıştığı belirtilerek, Fransa’nın yaptığı hamlelerin dikkatlice takip edildiği ve SDG’nin buna kanmaması gerektiği Ankara tarafından dillendiriliyor.
16-Ankara ve Suriye’deki güvenlik kaynaklarına göre Bahoz Erdal Suriye’de ana karar verici olarak öne çıktığını belirtiyor. Amerikalıların Mazlum Abdi’nin sürekli karar verme sürecinde Kandil’le olan istişarelerini bir yere kadar sindirdiği belli bir yerden sonra bunun ters teptiği ve Amerikalılarda güvensizlik oluşturduğu ve Amerikalıların özellikle de TomBarrack’ın daha da agresifleştinin altı çiziliyor. Bunun da Amerika ve SDG arasındaki güvensizliği daha da artırdığı belirtiliyor
17-SDG içerisinde aşiretlerin ayrılmasıyla birlikte SDG silahlı gücünün 8-10 bin civarında olduğu bunun 10-12 bine kadar SDG tarafından çıkarılabileceği dillendiriliyor. BU gücün büyük kısmının Suriye Kürtleri olduğu, PKK’dan gelenlerinde bu gücün içerisinde olduğu ve entegrasyon süreci sağlanırsa PKK’lıların Suriye’yi terk edecekleri belirtiliyor. Güvenlik kaynakları SDG’nin kendi içindeki yapıların kendisini terk etmesiyle birlikte PYD olarak kaldığına özellikle vurgu yapıyor.
18-Herkesin merak ettiği anlaşmaya SDG’nin evet deyip demeyeceği meselesi. SDG’nin bazı adımları attığı ama nihai kararın Kandil tarafından verilmediği belirtiliyor. Kandil’in süreci doğru okuyamadığı, Amerika ve İsrail’in tavrının net olduğu, entegrasyon sürecini tamamlamanın herkesin hayrına olduğu belirtiliyor. PKK’nın refleksinin büyük bir mevzi kaybettik bu nedenle “elde kalan yerleri tutmamız lazım” anlayışıyla hareket ettiği, kalan yerleri tutarak örgütün kontrol ve nüfuz alanı haline getirmeye çalıştığı ama bunun mümkün olmadığının altı çiziliyor. PKK’nın Ortadoğu’da değişen paradigmayı doğru okuması, Şeyh Mahsud ve Eşrefiye’deki süreci doğru yönetmediği belirtiliyor. Suriye sahasında olup biteni okuyamayan PKK’nın entegrasyon sürecini de yanlış okumaması beklentisi hem Amerikalılar hem Suriye hem Ankara hem Erbil’de dillendiriliyor.
19-Mesud Barzani’nin son süreçte aktifliğinin sebebinin fırsat ve tarihi liderlik çekişmesinden kaynaklandığı belirtildi. Kürtlerde Barzani Modeli ve Apo Modeli çekişmesinin her zaman rekabet halinde olduğu bu süreçte de Barzani’nin hem meseleye duygusal yaklaşımı hem de fırsat ve liderlik perspektifinden meseleye baktığı bunun da doğal olduğu belirtiliyor. Belli konularda hem Amerikalıların hem de Türkiye’nin Barzani yönetimini uyardığı belirtilirken, iletişimin sürekli açık olduğu ve diyaloğun devam ettiği aktarılıyor.
20-Suriye’nin Irak’a açılan iki kapısının hayati önemde olduğu buradaki hareketlerin Türkiye tarafından sürekli takip edildiği ve bu kapılarında merkezi hükümete devredilmesinin beklendiği bunun IŞİD operasyonları sonrası ya entegrasyon anlaşmasıyla birlikte ya da operasyonla yapılacağı söyleniyor.SmelkaSınır Kapısı’ndaki hareketliliğin dikkatlice takip edildiği özellikle vurgulanıyor.
21-Suriye’de yaşananlar Türkiye’de yürütülmekte olan sürece nasıl etki eder sorusu en çok merak edilen bir başka mesele. Eğer entegrasyon süreci Suriye’de çatışmasız tamamlanırsa bu Türkiye’deki süreci nesnel olarak rahatlatır ama psikolojik olarak sürecin doğru yönetilmesi gerektiği herkes tarafından ifade ediliyor. Suriye Kürtleri ve Suriye dışında yaşayan Kürtlerde Amerika’nın politika değiştirmesinden kaynaklı olarak ciddi bir kızgınlık ve duygusallık yaşandığının altı çiziliyor. Bu bakımdan başta medya organları olmak üzere ayrıştırıcı, tahrik edici ve küçümseyici bir dilin kullanılmaması gerektiği sürekli vurgulanıyor. Manipülatif haber ve paylaşımlarla ilgili olarak bakanlıklar düzeyinde önlem alındığı, örgüte yakın medyanın takip edildiği gibi Türkiye’de manipülatif paylaşım yapan, Kürtleri aşağılayan, tahrik eden kişilerin de takip edildiği ve gerekli işlemlerin yapıldığı belirtiliyor.
22-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son gurup konuşmasında dile getirdiği hassasiyetlere ve kucaklayıcı dile vurgu yapılıyor ve sürecin devam ettiği bunun da güçlü biçimde vurgulandığı belirtiliyor. Türkiye’nin Suriye Kürtlerinin haklarının korunmasında hassasiyetinin çok yüksek olduğu ve bunu da taraflara ilettiği belirtiliyor. Ortamın uygun olması durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürecin devam ettiği ve kararlığın devam ettiğini göstermek adına DEM Heyetini de kabul edeceği belirtiliyor. Bu anlamda artık DEM’in de nerede durması gerektiği konusunda kendisini netleştirmesi, özellikle merkez siyasetten kopmaması ve uçlara savrulmaması gerektiği vurgulanıyor
23-Meclis’ye ay sonunda ortaya çıkacak olan raporda örtüşen ve ayrışan maddelerin toplanacağını ve sonra yasama aşamasına geçileceği belirtiliyor. Bu noktada özellikle iki temel görüş içerisinde yasanın önce çıkması ve silahların sonra tamamıyla bırakılmasının beklendiği ifade edilirken, bu yaklaşımın daha gerçekçi gözüktüğü ve eğilimin bu yönde olduğunun altı çiziliyor.
Öcalan’ın “Umut Hakkı” meselesinde bunun Öcalan tarafından da şuan dile getirilmediği ama şartlarının iyileştirildiği belirtiliyor. Şubat - Mart ayında yapılacak olan yasal düzenlemelerle birlikte sürecin devam edeceği belirtiliyor. Bütün bunların yapılabilmesi için Suriye’deki entegrasyon sürecinin sağlıklı işletilmesinin toplumsal rızayı da daha da artıracağı vurgulanıyor
24-SDG elindeki ağır silahlarla ilgili olarak Amerikalıların bu silahları kullandırmadığı, bu silahların Suriye Hükümeti’ne mi devredileceği yoksa CENTCOM tarafından alınıp ABD’ye götürüleceğiyle ilgili ABD tarafından rapor hazırlanacağı ve bu konuyla ilgili nihai kararın verilmediği belirtiliyor
25-Geldiğimiz süreçte bölgede paradigmanın değiştiği, İsrail’in Suriye sahasını rahat bırakacağı, Suriye’de herkesin katılacağı bir devlet inşasının yapılacağı vurgulanırken, Suriye Kürtlerinin kendi haklarını alma noktasında yasal garantileri alabilecekleri bu aşamaya gelindiğinin altı çiziliyor ve bunun heba edilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Türkiye’de yürütülen süreçle ilgili olarak iradenin devam ettiği ve projenin sonlandırılması noktasında yasal adımların da artık somutlaşacağı budan geri dönüşün olmadığının altı çiziliyor.
Suriye Hükümeti ve SDG arasındaki ilişkinin “Güven” noktasında sorunlu olduğu, güven artırıcı önlemlerle bunun da zaman içesinde aşılacağı bunun da karşılıklı adımlarla beslenebileceği belirtiliyor. İran’a bir saldırının beklendiği bu ortamda Suriye’de kararların verildiği ve entegrasyonun herkes için sağlanacağı özellikle belirtilirken, çatışmanın yaşanmaması için Türkiye’nin özellikle de Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın yoğun mesai harcadığı belirtiliyor. Sahada yaşanan değişimin masadaki algıları da değiştirdiği belirtilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla gerek Dışişleri gerekse de Milli Savunma Bakanlıklarının da yoğun şekilde çalıştığı belirtiliyor.Ankara, bir taraftan Suriye Ordusu içerisindeki farklı yapılar disiplin altına alınmaya çalışılması için sürekli olarak Suriye Hükümeti ile sürekli temasta olduğunu, diğer taraftan ABD tarafından terk edilmiş Kürtlerin kızgınlıklarını anlayabildiklerini, bu kızgınlığın öfkeye dönüşmeden gerçekçi şekilde rasyonel olarak sahaya yansıtılmasının önemine vurgu yapıyor ve bunun da Suriye ile olan entegrasyon sürecine katılım olduğunu belirtiyor. PKK’nın süreci heba etmemesi gerektiği belirtiliyor. Öcalan’ın da gelinen sürece dair bir kızgınlığının olma ihtimalinin yüksek olduğu ve bunun da sürecin okunmasıyla alakalı olabileceği belirtiliyor
Suriye Kürtlerinin hamisi ve koruyucusunun Ankara olduğunun bir defa daha altı çiziliyor ve çatışma olmadan sürecin tamamlanmasının herkesi rahatlatacağına özel vurgu yapılıyor
© The Independentturkish